Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Göz Yaşartıcı Gaz Kullanımına AİHM’nin Bakışı

polis_dergi_agustos_2013_baski_028 polis_dergi_agustos_2013_baski_029 polis_dergi_agustos_2013_baski_030Son zamanlarda medyada göz yaşartıcı gaz kullanımıyla ilgili AİHM’nin ihlal kararları verdiğine ve hatta bundan böyle polisin göz yaşartıcı gaz kullanamayacağı şeklindeki haberlere sıkça yer verilmektedir. Acaba gerçekten AİHM, polisin göz yaşartıcı gaz kullanmasını kesin bir dille yasaklıyor mu? Yoksa medya AİHM’nin bu kararlarını doğru bir şekilde aktarmakta özen göstermiyor mu?  

Öncelikle AİHM’nin göz yaşartıcı gaz kullanımıyla ilgili Ali Güneş/Türkiye kararına bakmak gerekiyor;  

Kararda AİHM,  biber gazının insan sağlığına yönelik olası etkileri üzerinde durarak,   13 Ocak 1993 tarihli Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ne göre, göz yaşartıcı gazın kimyasal bir silah olarak değerlendirilmediği ve iç isyan kontrolü kapsamlı yasa uygulama amacına yönelik kullanımına izin verildiğinidikkate almıştır. 

AİHM daha önceki benzer kararlarında da, Avrupa Konseyi ülkelerinde, taşkınlık durumunda göstericileri kontrol etmek, hatta dağıtmak için kullanılan bu gazların, Kimyasal Silah Sözleşmesi’nin (CAC) ekinde belirtilen toksik gazlar arasında yer almadığını belirtmiştir.

Ali Güneş/Türkiye kararında AİHM, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) tarafından, bu tür gazların uygulamadaki kullanımıyla ilgili önemli konuların açıklanmış olduğuna dikkat çekmiştir. CPT’nin konuyla ilgili bir raporunda biber gazının potansiyel olarak zararlı olduğu ve kapalı mekânlarda kullanılmaması gerektiği, sıra dışı durumlarda kullanılması gerekirse, alanda kesinlikle güvenlik önlemlerinin alınması gerektiği, örneğin biber gazına maruz kalan kişilerin bir tıp doktoruna hızlı şekilde ulaştırabiliyor ve hemen ilaç sağlanabiliyor durumda olması gerektiği ve biber gazının, kontrol altına alınmış bir tutukluya karşı asla kullanılmaması gerektiğinin belirtildiği AİHM kararında belirtilmiştir.

Yine AİHM’nin Ali GüneşTürkiye kararında CPT’ nin bir başka raporundaki aşağıdaki tavsiyelere de yer vermiştir: “.,..biber gazı kullanımını düzenleyen tam bir yönerge en azından: biber gazının ne zaman kullanılabileceği, kapalı mekanlarda kullanılmaması gerektiği, biber gazına maruz kalanlara acil doktor ve ilaç tedbirlerinin sağlanması, biber gazı kullanacak yetkili personelin nitelikleri, eğitimi ve yeterlikleri, biber gazı kullanımına yönelik yeterli bir kayıt ve denetim mekanizması konularında açık talimatlar içermelidir.”

AİHM, CPT’ nin endişelerini paylaştığını ve yukarıda bahsi geçen tavsiyelere katıldığını belirterek, özellikle bu başvuruda olduğu gibi, kişinin kolluk görevlilerince kontrol altına alınmasından sonra kişiye karşı bu tür gazların kullanılmasının haklı bir sebebi olamayacağını vurgulamış ve AİHS’nin 3. Maddesi bağlamında ihlal kararı vermiştir.

AİHM’nin bu kararı değerlendirildiğinde, öncelikle ortada göz yaşartıcı gazların kullanılmasının yasaklaması gibi bir durum olmadığını belirtmek gerekir. Hatta bazı kararlarında AİHM, kolluk güçlerinin, göz yaşartıcı gaz gibi yaşamı daha az tehdit eden yöntemleri kullanmamasını eleştirmiştir. (Şimşek ve diğerleri-Türkiye, Güleç-Türkiye kararları)

Ali Güneş-Türkiye kararında, AİHM’nin bu gazların kullanılma şekline yönelik bir eleştirisi söz konusu olup, karara konu olayda da, iki kolundan görevlilerce tutulan ve etkisiz hale getirilen davacıya karşı üçüncü bir görevlinin yakın mesafeden sprey gaz kullanması, ihlal kararı çıkmasına neden olmuştur.

AİHM’nin ve CPT’nin göz yaşartıcı gazların kullanımı ile ilgili dikkat çektiği konulara baktığımızda ise;  

1.    Göz yaşartıcı gazlar, sadece gerekli olması durumunda kullanılmalıdır.

2.    Göz yaşartıcı gazlar, kapalı mekânlarda kullanılmamalıdır.

3.    Gaz kullanmadan önce gerekli güvenlik önlemleri alınmalıdır.

4.    Gaza maruz kalan kişiler, hızlı bir şekilde ilaç ve doktora ulaşma imkânına sahip olmalıdır.

5.    Göz yaşartıcı gazlar kontrol altına alınmış (tutuklanmış, yakalanmış veya gözaltına alınmış) bir kişiye karşı kullanılmamalıdır.

6.    Göz yaşartıcı gazın ne zaman, nerede ve nasıl kullanılacağına dair yönerge, talimat vb düzenlemeler olmalıdır.

7.    Göz yaşartıcı gazları kullanacak olan personelin bu konuda eğitim almış, nitelikli ve yeterli olması gerekmektedir.

8.    Göz yaşartıcı gazların kullanımına ilişkin iyi bir kayıt sistemi olmalıdır.

9.    Bu gazların kullanılması konusunda iyi bir denetim mekanizması olmalıdır.

Toplumsal olaylara müdahale nedeniyle meydana gelebilecek bireysel hataların faturasının tüm teşkilata kesilmesi doğru değildir. Bir görevlinin silahını yanlış bir şekilde kullanması sonucunda, nasıl ki silah kullanmak tamamen yasaklanmıyorsa, göz yaşartıcı gazların kullanılmasında olabilecek bireysel kusurlar da, bu gazların tamamen yasaklanmasına yol açmayacaktır.

Ayrıca 2559 sayılı PVSK’nın 16. Maddesinde “Maddi güç: polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını ifade eder” hükmü doğrultusunda göz yaşartıcı gazların kullanılmasının kanuni bir dayanağı bulunmaktadır. Göz yaşartıcı gaz kullanma, zor kullanmanın bir çeşidi olup, diğer zor kullanma yöntemleri gibi ölçülülük ilkesine uyulmak kaydıyla her zaman başvurulabilecek bir yöntemdir.

Dolayısıyla bu konudaki AİHM kararları, göz yaşartıcı gazların kullanılma şekliyle ilgili olup, bu gazların tümden yasaklanması gibi bir durum söz konuş değildir. Nitekim 16 Temmuz 2013 tarihli Abdullah Yaşa ve diğerleri/Türkiye kararında da AİHM,  göstericilerin biber gazı kullanılarak dağıtılmasının Sözleşme’nin 3. Maddesi (işkence ve kötü muamele) bakımından başlı başına bir sorun oluşturmadığını, sorunun salt biber gazı kullanılmasından ziyade, bir gaz kapsülünün göstericilere doğru fırlatılmış olması olduğunu belirtmiştir.

Sonuç olarak,  göz yaşartıcı gazların kullanımında iç hukuktaki düzenlemelere ve AİHM’nin içtihatlarına uygun bir hareket tarzının izlenmesi durumunda, AİHM’nin yeni ihlal kararlarıyla karşılaşılmayacaktır.