Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

BİZİM EVİMİZ, POLİS EVİMİZ

                                                             Özgüner POLAT

Genel Sekreter

                                                                                                          Emekli Emniyet Müdürü 

Ankara’da veya taşrada oturan meslektaşlarımızdan olsun, Ankara Polis Evi’nden yararlanmayanı yoktur. Hele sürekli Ankara’da oturan için Polis Evi’miz bir velinimettir. Polis evinde yıllardır görüşmediğimiz bir arkadaşımızı görme, onunla kolej, Akademi yıllarını konuşmanın zevkini tatma ayrı bir olaydır. Bu tesisi bizlere armağan edenlere hep teşekkür etmişizdir.

Son aylarda bu evimizde yıllardır   görmediğimiz, yadırgadığımız uygulamaların yapıldığını görmekteyiz ve duymaktayız. Değerli üst yöneticilerimizin eminimki yanlış uygulamalardan haberleri dahi yoktur. Olsa bunlara izin vermezler. Bunları yazmamız için çok sayıda teklif alıyoruz. Derneğimizin ve dergimizin bir görevide budur.

1-Bana anlatılan taşradan bir müdür meslektaşımız telefonla resepsiyonu arar, şu gün eşimle geleceğim bana yer ayırırmısınız der. Görevli ayıramayız yanıtını verir. Niçin ayıramıyorsunuz o gün otel dolumu diye sorduğumda görevli dolu değil ama yine de ayıramayız, ya o gün dolarsa ya o gün bir kurs, toplantı olursa ne olacak. Telefon eden ya bu dediklerin olmazsa ne olacak. Görevli efendim uzatmayalım, bize verilen emir bu gelin o gün boş yer varsa kalırsınız. Ben boş gününüzde gelmek istiyorum bana yer ayırmanız gerekli yıllardır da bu böyle oluyor der. Görevli ayıramam deyip telefonu kapatır.

Bu olay yaşanmıştır ve de düşündürücüdür. Ben 18 Nisan günü resepsiyona yer ayrılıp ayrılmadığını bizzat sordum.Aldığım yanıt ayıramıyoruz oldu. Yukarıda anlattığım yanıtlar banada verildi. “Emniyet Genel Müdürlüğü Sosyal Tesisleri Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği 14. maddesinin (b) fıkrası yer ayrımını emretmektedir.

2- Şahit olduğum olaylar;

a) Bir gün mavi solonda iki çay içtim yüzerbin liradan ikiyüzbin lira verdim, salondan çıkınca uzun süre görmediğim bir devre arkadaşımla pastahane önünde karşılaştık, birer çay içmek üzere pastahaneye oturduk. Çay ücretini ödemek için garsonu çağırdım çay yüzellibin lira dedi. İki çay üçyüzbin lira. Nasıl oulur şimdi mavi solonda çay içtim ücreti yüzbin lira olarak ödedim dedim. O anda polis evi müdürü de oraya geçmişti, kendisine nedenini sordum. Pastahane lüks manzarası güzel, bundan dolayı yüzde elli zamlı yüzellibine satıyoruz dedi. Ciddimisin diye sordum, çok ciddiyim dedi. Misafir ile güldük. Tabi sizde bu olaya gülüyorsunuzdur. Gülmeyin bu yaşanmış bir olay ve ciddi. Zannedderim halen bu kural geçerli. Hep gülmüşüzdür ağlanacak halimize.

b) Gülünecek bir başka olay;

On ay kadar önce saat 12.30 sıralarında polis evimiz müdürler lokaline girdim. Arkadaşlar bir evrakı elden ele geçiriyor, gülüyorlardı. Merak ettim yazıya baktım. Polis evi müdürlüğünden yazılmış bir yazı. Rütbe sırasına göre polis evine borcu olan Genel Müdür Yardımcısı, Daire Başkanları, Şube Müdürlerinin isim ve soyadları ile borç miktarı yazılı ve en kısa sürede borçların ödenmesi uyarısı vardı. Bu üst müdürler diğer arkadaşlarına kötü bir şekilde reklâm ediliyorlardı. Devre arkadaşım olan bir Genel Müdür Yardımcısı’na telefon açtım. Niçin borcunu ödemiyorsun dedim. Bana arkadaşım ben polisevine geleceek zaman bulamıyorum,nasıl borcum olur bunu araştıracağım diyerek şaşkınlığını belirtti. Lokalde o günün espirisi “Şu borç listesine girecek kadar yükselemedik.” İdi.

c) Başladık devam edelim;          

Gece 21.00 sıralarında mavi salonda eşimle oturuyorduk. Bursa bölgede polis başmüfettişi olarak görev yapan bir arkadaşım yanımıza geldi.

Bu arkadaşım ve eşi rahatsız olduğu için sık sık kontrole gelirler. Halinden bir şeye kızdığı, kırıldığı belli oluyordu. Ne olduğunu sordum. Anlatmaya başladı.

Aradaş rahatsız olduğum için akşam 19.30 da yemeğimi yerim. Hastanede işim uzadı 23.00’de yemeğe girdim. Eşimle 40-45  dakika süren bir yemek yedik. Hesabı istedim. İki milyon müzik ücreti yazıyor. Garsonu çağırdım,hani müzik diye sordum, garson müdürüm saat 20.00’den sonra, kişi başı bir milyon müzik ücreti yazıyoruz öyle emir verdiler dedi.

Oğlum ben müzik dinlemeye eğlenmeye gelmedim, ben canımla uğraşıyorum dedim. Garson yapacağım bir şeş yok dedi. Ben hesabı istemeyerek ödedim. Bu bizleri kazıklamadır buna canım sıkıldı dedi.

Müzik ücreti eskiden Cumartesi gecesi olurdu. Müzik’te dinlemeye değer Türk sanat müziği idi. Ankara Radyo’sunun ses ve saz üstatları gelir müzik ziyafeti sunarlardı. Herkes seve seve bu ücreti öderdi. Salonun tamamı dolardı. Eskiden haftanın (p) harfi ile başlayan günlerinde yani, Pazar, Pazartesi, Perşembe günleri müzik olmaz arkadaşlar aile dostları ile birşeyler yemek, sohbet etmek isteyenler bu günleri seçerdi. Bizlerde “p” harfi günlerinin özlemini çekiyoruz. Sakin gecelerimizi geri istiyoruz. Ücret toplamak için her gece müziğe benzemeyen bir orkun bantından çıkan yaygarayı koymak hiçte doğru bir hareket değil. Bundan dolayı müşteri sayısı her gün düşmektedir. 

d)19 nisan 2002 tarihinde  tüm emeklilerin ağabeyi 1920 doğumlu sayın İhsan PARLAK her ay yaptığı gibi polis evinde emekli’lere gece tertip etmişti, gittik eski ağabeylerimizi, arkadaşlarımızı gördük konuşmak istedik müziğin gürültüsünden konuşmak mümkün değil. Garsona biraz müziği kıstır dedik, gitti orktaki beye söyledi, aksine müzik daha fazlalaştı. Garsona tekar söyledik beni dinlemiyor dedi öyle ise lokanta amirini çağır dedik. 19 nisan gecesi lokanta amiri masaya gelme tenezzülünde dahi bulunmadı. Lokantadan ayrılırken, komiserle karşılaştık, kravatsız, gömleğinin düğmeleri göbeğe kadar açık sanki polis evinde görevli değil niçin masaya gelmedin diye sordum “Olur böyle şeyler müdürüm” diyerek bir komisere yakışmayacak eda ile cevap verdi. Eski polis evi müdürlerini anımsadım. Örneğin, Sayın, Orhan ÖZEN her gece masaları tek tek dolaşır “Hoş geldiniz bir arzunuz, bir eksiklik varmı?” diye sorardı. İşte bu polis evini özlüyoruz. Masamızda Emniyet Müdürü kökenli bir milletvekili arkadaşımız, Dernek başkanı ve yazı kurulu üyesi  sayın Mustafa ÖZGEN, Emekli Emniyet Müdürü Sayın Nuri ESİRGEN vardı. Polis evimizi sevelim, burası bizim evimiz fikri konuşulurken Sayın ÖZGEN bir anısını  anlattı. Sizlerle paylaşmadan geçemiyeceğim. Sayın ÖZGEN’den nakil;

“Yıl 1981. 12 Eylül harekatından bir yıl geçmiş ben bir çok inceleme kurulunda üyeyim. Başımızda Emniyet Genel Müdürümüz Korgenaral Rahmetli Sayın Hayrettin TOLUNAY var, polis radyosu inceleme kurul toplantısında Genel Müdürümüz bana inceleme yapılıp yapılmadığını sordu. Ben Sayın Genel Müdürüm size polis radyosundan kaydettiğimiz bir bandı dinletmek istiyorum, Genel Müdürümüz peki dedi. Bende çalıştırdım. Polis radyosu spikeri anons ediyor. Polis devletin polisi, polis sizin yardımcınız, polisi seviniz ama mutlaka polisi seviniz şimdi size Orhan GENCEBAY’dan bir şarkı sunuyoruz. Şarkı çok ilginç, “Ben sevdimde ne oldu, Ben sevdimde ne oldu.” Sayın Genel Müdürümüz dahil   hepimiz çok güldük.”

Bir başka ilginç olay. Polis evi’nin üstü konumunda, Genel Müdürlük’te görevli beyefendiliği ile tanınmış bir arkadışımız mavi salonda   otururken garsondan  bir çay ister. Garson gelir, geçer dışarı gider aradan yarım saate yakın zaman geçer arkadaşımız garsona sorar çay istemiştim ne oldu? Yanıt: Buraya elaman vermiyorlar ben de  yetiştiremiyorum ne yapalım eleman versinler. Arkadaşımız etrafına bakınır salonda kendisinden başka kimse yok neyi yetiştiremiyorsunuz salonda  kimse yok der. Garson arkasına döner gider. Halen polisevi üstünde etkili bir amire bu yapılırsa gerisini siz düşünün.

e) Her yemekte “KUVER” diye bir ücret alınıyor. Beş kişi yemek yeseniz ellişerbin liradan 250 bin lira ücret ödeniyor. Yine 18 nisan günü “kuver”’in ne olduğunu yetkililere sordum aldığım cevap “Peçete, kürdan, baharat, limon, nane, kekik.” Ücreti dediler. Kuveri Atatürk kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun Türkçe Sözlüğünde, Hayat Ansiklopedisi’nde, Büyük larousse..de ve diğer karıştırdığım kaynaklar da bu kelime yok. Yabancı dil bilgisine güvendiğim değerli arkadaşım  Sayın Mustafa ÖZGEN’e kelimeyi sordum. Araştırmak için benden bir saat süre istedi, bir saat sonra aradı yaz bakalım dedi:

“Pars Tuğlacı’nın İktisadi ve Hukuki Terimler sözlüğü, İngilizce, Fransızca, Üniversiteliler kitabevi İstanbul 1979 2. baskı 132. sayfa Couvrir PROVİSİON. İsim hali: COUVERTURE.

Anlamı: Bir şeyin himayesinde, verilen ayrıca ücret alınmayan anlamına. Yani yemek yanında ücret alınmadan verilenler.

Buna göre yemekte verilen ekmek, nane, baharat ücretsiz. Bizde aksi bunlara ücret alınıyor. Tabii ki kelimeyi anlamadan, araştırmadan sadece müşteriden para sızdırma düşüncesi yalan, yanlış konulmuş bir ücret. Hani şu vergiden vergi alma gibi bir şey.

Daha çok anlatılacaklar var amma, bu sayıda bu kadar yeter kanısındayım. Gerekirse sonra bu konuya tekrar döneriz. Evimizi, Polis Evi’mizi seviyoruz…