Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Bir Kitaptan Esintiler

polis_dergi_eylul_2013_014 polis_dergi_eylul_2013_015 polis_dergi_eylul_2013_016          Bu kitap, araştırmacı yazar Mustafa İslamoğlu’nun, 2013 yılında Düşün Yayıncılık tarafından İstanbul’da 11. baskı olarak yayınlanan PASİF İYİDEN AKTİF İYİYE adlı eseridir. Kanaatimizce bu kitabın gözden uzak tutulması ciddi bir kayıp olur.

Tespitlerimizi, sayfa numarası ile yorumsuz olarak sunmak istiyoruz:

1)    “Adanmışlar unutulmaz

          Sokrat bir adanmıştı.

          Verdiği ders için ücret kabul etmezdi. Öğrencisi Eflatun da hocası gibi davrandı. Aristo ders ücreti aldığı için hocası Eflatun ona küsmüş ve konuşmamıştı. Sokrat, öldükten sonra dirilişe inanıyordu. ’Ölüm daha iyi bir âleme yolculuktur’ diyordu. İki şeyle suçlanmıştı: Atina tanrılarını inkâr ve gençliği yoldan çıkarmak. Tek Tanrı’ya inanıyordu. ’Ben uyuyan Atina atını uyandırmak için sırtına konmuş bir at sineğiyim’ diyordu. Yargılama sonunda baldıran zehiri içerek ölüme mahkûm edildi. İdamından önce sevenleri ve talebeleri ona zindandan kaçmayı teklif ettiler, reddetti. Zehir içmeden hemen önce öğrencisi Krito’ya son vasiyeti şuydu: ‘Asklepios’a bir horoz borcum var, sakın ödemeyi unutma!’

          Son sözleri şuydu: ‘Tanrı’nın gözünde yaptıklarım kabul görecek mi, bilmiyorum. Ama emin olduğum bir şey var: O’nu mutlu etmek için gönülden gayret gösterdim. Gayretlerimi kabul edeceğine dair ümidim var’. Zehiri içti ve yere yığılıncaya kadar gezindi. Sonra ruhunu teslim etti. O, canını samimiyetine şahit kılmış bir adanmıştı.” (s.81).

2) “İskender bir adanmıştı. Hocası Aristo’nun İskender’e ders verdiği amfinin tabanına yaptırdığı mozaikten dünya haritasına gönlünü kaptırmıştı. Daha çocukken, cihangir olmaya adamıştı kendini. Çanakkale yakınlarında karaya yanaşan donanmada en önde giden geminin en önünde o vardı. Yanında taşıdığı hazine, ordunun ancak bir aylık iaşesini karşılayacak kadardı.

          20 yaşında yönetime geçti. Yaklaşık 13 yıl hükümdarlık yaptı. Bunun yarısı Hint seferiyle geçti. Geçtiği güzergâhta 70 tane İskenderiye şehri kurduğu söylenir. Mısır’ı, Babil’i, Pers’i ve daha birçok devleti topraklarına kattı. Yendiği Pers İmparatoru Dârâ’nın ordusu İskender’in ordusunun 13 katıydı. Hindistan seferinden sonra, ordusundaki tüm Yunan askerlerini terhis etti. O, Yunan veya Makedon olarak değil, bir cihangir olarak tarihe geçmek istiyordu. Kendini buna adadı ve adadığı şeyi de aldı. İskender 32 yaşında öldü. Kendi ifadesiyle ‘ ölümü fethetmek’ istiyordu. Koca cihangirin ölümüne, sıtma mikrobu taşıyan bir sivrisinek sebep oldu.

          Adanmışlık olmadan, 32 yıllık bir ömre bunca şeyin nasıl sığdığı asla anlaşılamaz.” (s.81-82).

3)    “ Fatihler adanmışlardan çıkar

          Endülüs fatihi Tarık b.Ziyad adanmış bir adamdı. Onun yetim olduğu söylenir. Sadece 300’ü Arap olan 7000 askerle yola çıktı. Binlerce kilometre yolu aştı. Yaklaşık bir yıl içinde İberik yarımadasının hemen tamamını alarak Endülüs İslam Devleti’ni kurdu. Bu hayrete düşüren başarının rasyonel bir izahı yapılamazdı. İşin içyüzünü araştıranın karşısına, yine aynı sır çıkacaktır: Adanmışlık.

          Bu hakikati, Tarık b. Ziyad’ın karaya ayak basar basmaz yaptığı şu konuşmayı okuyunca siz de doğrulayacaksınız: ‘ Ey İslam’ın aziz askerleri, arkanız deniz, önünüz düşman. Sizin Allah’tan ve kılıcınızdan başka dostunuz yok. Ben size ölümü emrediyorum. Size emrettiğim ölümü önce kendi nefsime emrediyorum. Ben sizi sürdüğüm şeyden kendimi istisna tutmuyorum. En önde ben olacağım. Eğer size emrettiğim şeyi ben yapmazsam, siz de geri durun’.

          İşte buna adanmışlık dereler.” (s.82).

4) “Selahaddin Eyyubi adanmış bir adamdı. Kendini Kudüs’ün fethine adamıştı. Bir kişi kendini bir sevdaya adarsa, mutlaka istediğini alır. Bu hakikatin dünya tarihindeki sayısız tecellilerinden biri de Selahaddin Eyyubi’dir.

          Anlatılır ki, Halepli mahir bir marangoz, Haçlıların elindeki esir Kudüs’teki el-Aksa Camii için harika bir minber yapmıştı. Bu minber dillere destan olmuştu. Marangoza; ‘ İyi de, bunu yerine kim koyacak; Kudüs işgal altında’ diyene, ‘Benim elimden bu geliyordu, ben bunu yaptım. Bir yiğit de çıkar, bu minberi Kudüs’teki yerine yerleştirir’ demişti. Bu hikâyeyi duyduğunda Selahaddin, Tikrit sokaklarında oynayan 5 veya 6 yaşlarında küçük bir çocuktur.

          Selahaddin, amcası Şirkuh ile birlikte Mısır Fatımi vezirinin daveti üzerine Mısır’a girdi. Amcasının ölümü üzerine Mısır’ı yöneten vezir oldu. Daha sonra da Eyyubiler adıyla anılacak devletin kurucusu sayıldı.

          Paramparça olmuş ümmeti birleştirmek için öyle bir politika takip etti ki, Müslüman önderlere suikast düzenleyen Hasan Sabbah yolunun yolcusu Nizari İsmailileri bile ikna ederek davasına hizmet ettirdi. Alamut İsmailileri, bu tarihten sonra, zehirli hançerlerini Kudüs işgalcisi haçlı krallarını ve komutanlarını ortadan kaldırmak için kullandılar. 16 büyük suikastlarından son dördü, Kudüs’ün fethine hizmet etti. Nizariler bu hizmetleriyle Kudüs fethinin önünü açtılar. Selahaddin çok zor bir zamanda ve çok zor bir mekânda Kudüs’ü fethederek, daha beş-altı yaşındayken verdiği sözü yerine getirdi ve minberi el-Aksa camiine yerleştirdi.

          Bu büyük fetih, ancak adanmışlıkla izah edilebilirdi.” (s.82-83).

5) “Kosova fatihi Gazi Murat Han bir adanmıştı. 8 Ağustos 1389’da Kosova ovasında 60.000 kişilik Osmanlı ordusuyla, Sırpların Liderliğindeki 150.000 kişilik Haçlı ordusunun karşısında yer almıştı. O gün bir fırtına çıktı. Göz gözü görmez oldu. Gazi Murat han Rabbine yöneldi ve gözyaşları içinde şu duayı yaptı:

          ‘Ya Rabbi! Murat kulunun günahları yüzünden, şu masum İslam askerlerini cezalandırma!’

          ‘İlahi! Onlar buraya sadece senin adını yüceltmek için geldiler. İlahi! Bu mü’min ordunun helakine beni sebep kılma!’ “. (s.83-84).

6) “İslam fetihlerini adanmışlığı hesaba katmadan izah edemeyiz. İslam fetihlerinin sebebi silah gücü değildir. Zira yüzyıl içinde Batı’da Pirenelerden doğuda Çin’e, Kuzeyde Kafkaslardan, güneyde Seylan adalarına varana dek bilinen dünyanın dörtte üçüne yayılan bir din var. Bunun askeri güç ve silah zoru ile izah edenleri, İngiliz tarih felsefecisi Carlyle şöyle cevaplar: ‘Eğer bu işler silahla oluyorsa, sizin silahlarınız en güçlü silahlar, haydi başarsanıza!’ “ (s.78).

7) “Bilgin” ancak adanınca “âlim” olur

          İbn Taymiyye adanmıştı. Çağdaşı birçok âlim ya saray sofralarının müdavimi, ya da etliye sütlüye karışmayan nemelazımcı kişilerdi. O, âlimim deyip köşe minderine kurulmadı. Ümmetin dertleriyle dertlendi. Kâh ümmet topraklarını işgal eden Moğollara karşı elçi oldu. Kâh onlarla doğrudan savaştı. Moğolları Ayn Câlut’ta ilk kez ağır bir yenilgiye uğratan Memlukları Moğollara karşı savaşa ikna edenlerden biri de oydu. Çok iş yaptı, taassubundan dolayı çok hata yaptı. Ne de olsa yatanlar hata yapmazlardı.

          Cerbezeliydi. Duyguları uçtaydı. Hasım olduğuna ölümüne hasım olur, sevdiğini ölümüne severdi. Davasını ölümüne savunurdu. Bu uğurda Kahire’de iki ayrı dönemde toplam 2,5 yıl zindan yattı. Onun içtihatlarına karşı içtihatlarıyla mücadele etmekten aciz olan saray uleması, ondan kurtulmak için iktidarı kışkırttılar. Boşama konusundaki Kur’ân’la uyumlu fakat geleneğe aykırı içtihadından dolayı Şam’da zindana attırdılar. Kabir ziyaretine karşı olmak suçundan (!) zindandaki tek yoldaşı kâğıt ve kalemini elinden aldılar. ‘Yazmazsam ölürüm’  dediklerini, bir yerlerini kanatarak elde ettiği kanıyla yazdı. Bu rezil muameleye üzüntüsünden dolayı zindanda iken vefat etti.

Böyle bir hayat, adanmışlıkla değilse neyle izah edilir?”

Adanmışlara ve davasına adanacaklara selam olsun.