Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Ermeni Tehciri Üzerine Düşünceler

124. (nisan)_036 124. (nisan)_037 124. (nisan)_038            Ermeni meselesi veya Batıdaki hakim terminolojiye göre “Ermeni Soykırımı” her yıl daha da artan bir şekilde dünya ve Türkiye’nin gündeminde yer almaya devam ediyor. Meselenin tarihi, hukuki ve siyasi yönleri bulunuyor. Hadisenin bütün yönleri birbirinin içine girmiş durumda olsa da, meselenin tarihi boyutu ortaya çıkışı anasına geldiği için daha ayrı bir ehemmiyet kazanıyor. Tarihin öğrenilmesi ve yeni nesillere aktarılması, durmayan bir süreçtir, koşu bandında koşmaya benzer. Durduğunu anda, aslında durmuyorsunuz, geriye gidiyorsunuz. Bunun için Türkiye’de bu konunun bütün yönleri ile ele alınması ve araştırılması sürecine, bir an bile olsa, boş vermemek gerekmektedir. Bu konudaki heyecanımızı ve irademizi kaybettiğimiz anda, geriye gideceğimiz aşikârdır.

          Tehcir ne demektir? Tehcir, Batılıların iddia ettiği gibi sürgün, soykırım veya dışarıya atma manasına gelmemektedir. Tehcir, yer değiştirme manasına gelmektedir. 1915 yılında Osmanlı Devleti, l. Dünya Savaşı esnasında bazı Ermeni komitalarının organizasyonuyla bir kısım Ermeni ahalinin Ruslarla ve Batılı devletlerle anlaşarak, Osmanlı devleti içinde bağımsız bir devlet kurmak maksadıyla sivil ve asker Osmanlı ahalisine ve devletine karşı giriştikleri harekatı bertaraf etmek maksadıyla alınmış bir karardır. Mayıs 1915 tarihinde alınan tehcir kararı 9 Haziran 1915 tarihinde uygulanmaya başlanmış ve 8 Şubat 1916 tarihine kadar uygulanmıştır. Tehcirde amaç hem Osmanlı savaş cephesinin arkasını korumak hem de Ermeni çetelerinin Osmanlı ahalisine zarar vermeseni ve karşılıklı katliamları engellemektir.

          Olayların üzerinden yıllar geçmesinden sonra, bunu politik bir silah ve Türkiye üzerinde baskı unsuru olarak kullanma yoluna giden Batılı devletler, 20. asrın  aşında

olan bu olayları soykırım olarak gösterecek herhangi bir delil ve belge bulamayınca, tehcirin kendisini soykırım delili olarak takdim etme yoluna gitmişlerdir. Tehcirin neticesinde insanların ölmesi, kasıtlı olarak Ermenilerin imhası için tasarlanmış bir plan şeklinde takdim edilmiştir. Böylece soykırımın belge, bilgi, olay ve mantıki tutarlılıkla ispatı gereği ortadan kalkmış, tehcirinbizzatihi kendisinin varlığı soykırımın

ispatı için yeterli gösterilmeye çalışılmıştır. Elbette dünyanın büyük devletleri ile savaşan ve son nefesini vermekte olan bir cihan devletinde tehcir gibi büyük bir organizasyonu gerçekleştirirken aksaklıklar ve yanlış uygulamalar olmuştur. Fakat bunların kasıtlı davranışlar olmadığı, devlet erkinin bu tip uygulamaları yapanlara karşı göstermiş olduğu tutumdan anlaşılmaktadır.

          İstanbul, Bursa, Kütahya sancağı ve Aydın sancağındaki Ermeni nüfusunun büyük kısmı tehcire tabi tutulmamıştır. Bunun dışında Ermeni ahalinin değişik kesimlerinden tehcire tabi tutulmayan kesimler de vardır. Ayrıca başlangıçta Katolik ve Protestan Ermeniler tehcire tabi tutulmamış, sonradan onların katılması kararı alınmıştır. Bu bize Osmanlı devleti aleyhine faaliyetlere katılanların ve savaş cephesinde, yani kritik bölgelerde bulunanların tehcire tabi tutulduğunu, olaylara karışmayanların ve güvenlik açısından risk oluşturma ihtimali olmayan bölgedekilerin ise tehcir kapsamı dışında tutulduğunu göstermektedir. Netice olarak tehcir bir etnik grubu hedef almıyor, devletin güvenlik ve hayatta kalma endişesi ile mecbur kaldığı bir savaş dönemi icraatı olarak karşımıza çıkıyor.

          27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilen tehcir kanununun başlığı “Savaş zamanıda hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarfından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun” şeklindedir ve kanun metnini hiçbir yerinde Ermeni sözü geçmemektedir. Burada devlete karşı isyan içinde bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan gruplar ibaresi zikredilmiştir. Bu çerçevede Ermeni, Rum ve Müslüman ahaliden kitleler göçe tabi tutulmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nda ABD içinde yaşayan Japon kökenli ABD vatandaşlarının, hiçbir eylem ve olumsuz davranış içinde olmamalarına rağmen, Japonya’nın ABD ile savaşa girmesinden sonra, sadece muhtemel güvenlik riski endişesiyle bulundukları yerlerden göç ettirilerek kamplara alınmaları göz önünde alındığında Osmanlı devletinin tehcir uygulamak için yeterince meşru gerekçesi olduğu ortaya çıkacaktır. Yine benzer şekilde İkinci Dünya Savaşı esnasında Fransa, Alsacebölgesinde yaşayan Almanca konuşan ahaliyi güvenlik gerçekçeleri ile Güney Fransa’ya nakletmiştir. Osmanlı devletinde ise 19. Asrın sonundan itibaren bağımsızlık amacıyla bazı Ermeni gruplarının faaliyet gösterip, neredeyse bütün Ermeni halkının üstünde baskı kurup, Osmanlı devletine ve Türk ahaliye karşı katliamlara giriştikleri ve savaş esnasında Osmanlı devletinin düşmanları ile anlaşarak yıkıcı faaliyetlerini artırdıkları göz önüne alınırsa, o dönemin şartları daha iyi anlaşılmış olacaktır.

          Tehcirden önce Ermeni çeteler tarafından öldürülen Türk ahali sayısının 122.000 civarında olduğu düşünülürse ve Ermeni çetelerinin Doğu Anadolu bölgesinde bir Ermeni devleti kurabilmek için etnik temizliğe başladıkları ve Türk ordusu için büyük bir risk oluşturdukları rededilemeyecek şekilde ortadır. Ayrıca Osmanlı devletinin tehcir esnasında Ermeni ahalinin zarar görmemesi ve mağdur olmaması için o dönemki devletin kıt imkânlarına rağmen alınan kararların tehcirin arkasında bir kötü niyet olmadığını göstermektedir. Bunun yanında tehcire tabi tutulan kitleler devlet sınırları dışına sürülmemiş, yine Osmanlı Devleti sınırları içinde bulunan ağırlıklı olarak Suriye topraklarına yerleştirilmişlerdir. Bunun yanı sıra, bazı gruplar Anadolu’da olmak üzere, yaşadıkları bölgelerin dışında iskân edilmişlerdir.

          Bazı Ermeni ve Batılı tarihçiler ve araştırmacılar 20. Asrın başında gerçekleşen mukatele (karşılıklı boğazlaşma) sonucunda her iki taraftan verilen kayıplardan Türklerin kayıpları ile ilgilenmeyip, sadece Ermenilerin kayıplarını ön plana çıkarmakta, hukuki yollarla soykırımın dünya kamuoyuna kabul ettirilmesi mümkün olmadığı için kamuoyunu güdüleyerek, bu amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar. Bu amaçla Ermeni kayıpları olduğundan daha büyük gösterilmeye çalışılmakta, böylece bu kayıpların bilinçli ve sistemli bir politikanın neticesinde verildiği izlenimi yaratılmaya çalışılmaktadır. Halbuki Soykırım sözleşmesine göre, verilen kayıp miktarının bir önemi yoktur. Az sayıda kişinin öldüğü olaylarda da eğer kasıtlı olarak bir etnik gruba ait oldukları için imha edilmişlerse, soykırım suçu işlenmiş kabul edilmektedir. Ama savaş vb. gibi durumlarda siyasi vb. çatışmalarda bir etnik grubu yok etme kastı olmadan verilen kayıplar bu tanımın içine girmemektedir. Ermeniler tarafından öldürülen Türklerin sayısı tespit edilebildiği kadarı ile 519.000 civarındadır. Osmanlı devleti içindeki Ermenilerin sayısının tam tespitinde güçlükler olduğu için ölen Ermeni sayısının tespiti suiistimallere açıktır. Yine de, 1.5 milyon Ermeni’nin öldüğü tezi oldukça mübalağalı bir rakam olarak gözükmektedir. Zira Osmanlı devletinde 1914 yılındaki Ermeni nüfus yaklaşık olarak 1.5 milyon civarında tahmin edilmektedir. Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu’na göre, çoğunluğu hastalıktan olmak üzere ölen Ermeni sayısı 300.000 civarındadır. Hastalıktan ölümler, o devrin en büyük sıkıntısını oluşturmaktadır. Osmanlı ordusunun emri altında hastalıktan ölen Türk asker sayısı bundan daha fazladır.

          Osmanlı topraklarında cereyan eden bu trajik olaylar esnasında kasıt olmadığına dair yüzlerce delil olmasına rağmen, kasıt olduğuna dair bir tek delil bile bulunmamaktadır. Tehcir esnasında görevini layıkıyla yerine getirmeyen, kafileleri korumayan, Ermeni ahaliden kalan malları korumayan ve istismar eden devlet yetkilileri hakkında davalar açılmış ve bunlar cezalandırılmıştır. Bütün bunlar tehcirin gizli bir amaçla değil, yukarıda belirtilen amaçlarla mecburiyetten alınmış bir karar olduğunu göstermektedir. Tarihin iki millet arasında düşmanlık yerine, dostluk köprüsü olması için, ilk olarak gerçekte ne olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Kalıcı ilişkiler sadece gerçeklerin üzerine inşa edilebilir. Türkiye kurtlar sofrası misali dünyamızda var olmaya devam etmek istiyorsa her alanda bilgi ile müçehhez olmak zorundadır.

          Kaynaklar:

            l. Dünya Savaşı Sırasında Ermenilerin Türklere Yaptığı Katliam Fotoğraflar, Genelkurmay Atase Başkanlığ Yayınları, Ankara 2000.

            Yusuf Halaçoğlu, Tarih Gelecektir, Babıali Kültür Yayıncılığı, İstanbul 2007.

            Dr. Hamza Bektaş, Ermeni Soykırım İddiaları ve Gerçekler, Bursa 2001.

            Şenol Kantarcı, Kamer Kasım, İbrahim Kaya, Sedat Laçiner, Ermeni Sorunu El Kitabı, Ankara 2002.

            www.ermenisorunu.gen.tr