Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

ODTÜ Protestocuları Kimdir?

image002 (6)          18 Aralık’ta ODTÜ’de meydana gelen  protesto olayları, Haziran 2011 tarihli 114. sayıda bu köşede, “Gençlik Hareketleri” başlığı altında kaleme aldığım yazımdan bazı alıntılar yapmamı gerektirdi.

          “…. Günümüzdeki gençlik hareketleri ile ilgili olarak, duyarlı davranılması gereken elbette önemli hususlar vardır. Gençlik hareketlerini, önceki dönemlerle bağ kurarak, hedef haline getirmek kadar, gençliği en etkin muhalif güç olarak görme anlayışıyla yasa dışı, şiddete dönük eylemlerini bilinçsizce desteklemek, son derece tehlikeli olacaktır.” dedikten sonra, yarınımızın teminatı olan gençlerimizin ülkemiz gündeminde yer tutan konularda; duyarlı, takipçi ve katılımcı olmalarının demokratik ve hukuki sınırlar içerisinde her zaman kabul göreceğini, ancak şiddete başvurulması halinde ise, gençlik hareketlerinin meşruluğunun tartışılır olacağını belirtmiştim. Sonuç olarak, “Belki de hepimiz için en doğru yol, geçmişe takılıp kalmadan yaşanan acıların kazandırdığı deneyim ve olgunluğun sağladığı bilinçle hareket etmektir”şeklinde bir temennide bulunmuştum.

          Haziran 2011’de ben bu yazıyı herhangi bir olay üzerine yazmamıştım. Bana göre, ülke olarak geçmişte yaşadığımız acıların en büyüğü, özellikle üniversite gençliğinin çeşitli ideolojik fraksiyonlar doğrultusunda kamplaştırılarak, terör olaylarına kanalize edilmeleriyle uğradığımız kayıplardır. Gençliği şiddet olayları için potansiyel bir güç olarak kullanan terör odakları zamanla önemli ölçüde marjinal hale geldiler gelmesine ama ne yazık ki kayıplarımızın telafisi hiç mümkün olamadı. İşte o yazıda vurgulamak istediğim, günümüzde, gençliğin hareketlerini ideolojik yapılanmaların güdümünden uzak bir anlayışla sürdürmesinin önemsenmesi, dolayısıyla da gençliğe ve gençlik hareketlerine karşı yaklaşım tercihlerimizde dikkatli davranmamız gerektiği idi.

          2013 yılına girerken halen de yankıları devam eden ODTÜ’deki olay, çeşitli platformlarda enine boyuna tartışılırken, oldukça farklı yaklaşımların sergilendiği görülüyor. Belli konularda farklı tutum ve düşüncelerin ortaya konulması ve tartışılması elbette doğal ve demokratiktir. Ancak, söz konusu üniversite gençliği olunca, aydınlık fikirleriyle bizleri geleceğe taşıyacak olan bu kitle üzerinde ortak bir sorumluluk ve duyarlılık göstermek durumundayız.

          ODTÜ’nün öğrenci kapasitesi 15 bin civarındadır. 18 Aralıkta meydana gelen protesto eylemine katılanları ne taraftan sayarsanız sayın 300’ü ya da 500’ü geçmez. Buna rağmen olayla ilgili olarak, bazı basın organlarında üniversite öğrencilerinin tamamı katılmış gibi bir üslup kullanıldı. Bu tutum, olumsuz haber verme zevki  uğruna yapılmış önemli bir hata olarak kaydedilmelidir. Belki de daha sıkıntılı olanı, olay karşısında bazı rektörlüklerin ODTÜ yönetimini kınarken, bazı akademisyenlerin destek vermesiyle bilim çevresinde de duyarlılık adına ortak paydanın temin edilememiş olmasıdır.

          Diğer taraftan, tartışmaların ya da tepkilerin odağında her zaman olduğu gibi polis yer alıyor. Normaldir, çünkü demokrasilerde polis daima hedef tahtası durumundadır. Polise yöneltilen orantısız güç kullanma ve şiddet gösterme eleştirileri her zaman olmuştur ve olacaktır. Nedeni ise polis, zoru icra eden ve zor kullanma yetkisini kullanan bir güçtür. Polisi eleştirmek bir yana, ancak karşıtlığı sebebiyle polisi suçlmayı alışkanlık haline getirenler bilmelidir ki özellikle toplumsal olaylarda art niyetli, kaos ortamı yaratmayı iş edinen, ne zaman ne yapacağı belli olmayan unsurların kontrolu sanıldığı kadar kolay değildir. Dünyanın her yerinde polis, bu sebeple eleştirilir, suçlanır, saldırıya uğrar ve hatta gerektiğinde hayatını kaybeder. Ancak, bütün bunlar, polisin hata yapabilme şansı olarak algılanmamalıdır. Dolayısıyla bu tür olaylarda polis dikkatli ve özenli davranmak zorundadır.

          Buna karşılık, iyi niyetle yapılan eleştirilerden polis asla rahatsız olmamalı, hatta görevi hukukun içinde kalarak yapma konusunda bu eleştirileri bir denetim mekanizması olarak algılamalıdır.

          Herkes tartışa dursun ama ben olayın aslında, üniversite gençlik hareketi maskeli maksatlı bir yönlendirme olduğundan hiç şüphe etmiyorum. Protesto, demokratik bir haktır. Ancak taşlı, sopalı, molotoflu donanımlı protestocular kimdir? Asıl önemli olan ve tartışılması gereken de budur.