Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Mostar Şehri,Köprüsü ve Osmanlı Köyü Poçitel

polis_dergi_ekim_2013_baski_033 polis_dergi_ekim_2013_baski_034         Bazen bir yerlere gitmek, gezip,  dolaşmak isteriz… Acaba nereye gitsem  diye düşünürken farkında olmadan ayaklarımız bizi bir yerlere çeker ve götürür…Bir şeylerin bizi oraya çektiğini ancak oraya gittiğimizde anlarız…Bu yerlerden biriside Mostar dır…

         Evet, Mostar denince aklımıza, şairlere, ressamlara, müzisyenlere ilham kaynağı olan Mostar Köprüsü gelir. Köprü, Neretva nehri üzerinde,  Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından 1557–1566 tarihinde 456 kalıp taş kullanılarak inşa edilmiştir. Şehre de adını veren köprü yüzyıllar boyunca Bosna da hoşgörü ve kültürel zenginliğin sembolü olmuştur. Sırplar, Boşnaklara saldırı başlatınca, burada da Hırvatlar onlardan geri kalmayıp 1993 yılında Mostar Köprüsünü yerle bir etmişlerdi… Daha sonra bir Türk Firması tarafından 2004 yılında tekrar inşa edilmiştir… Köprünün hemen yakınında Koski Mehmet Paşa Camii, öbür tarafında ise Karagöz camii vardır.  Yine Hırvatlar tarafından yakılıp yıkılan bu iki camii de,  Diyanet Vakfı tarafından tekrar restore edilerek eski görünümüne kavuşturulmuştur… Şu anda dünyanın en ünlü köprüsü olma özelliğini elinde bulundurmakta olan Mostar Köprüsünün bir tarafında Hırvatlar diğer tarafında da Boşnaklar yaşamaktadır… Farklı dinlere mahsus insanların bir arada yaşadığı bu yerde bir tarafı camiler, diğer tarafı da kiliseler süslemektedir… Türk konaklarına ise her tarafta rastlamak mümkündü…

         Mostar şehrinin hemen yanı başında ise, Blagay ve Poliçeti yerleşim yerleri bulunmaktadır…

          Blagay, Mostar’ın içerisinden geçen ve Bosna-Hersek’in en büyük nehirlerinden olan Neretva’nın kollarından biri olan Buna Nehrinin doğduğu yerdir. Buna nehrinin kaynağından saniyede yaklaşık 43 ton civarlarında su kaynamaktadır.  Burayı önemli kılan su kaynağının bulunduğu mağaranın yanı başındaki Blagaytekkesidir.  Muhteşem bir manzaraya sahip olan bu bölge 1465 te Osmanlıların eline geçtikten sonra kurulan bu tekke Boşnakların hızla Müslümanlığa geçmesinde önemli bir rol oynamıştır. Dervişlerin hoşgörülü ve hakkaniyetli tavırları tarih boyunca hep karmaşa ve savaş içinde yaşamış olan bölge halkının Müslümanlığa büyük sempati duymasını sağlamıştır. Osmanlı da yeni Müslüman olan bu halka hemen kucak açmış ve kendi öz halkı olarak kabul etmiştir.  Boşnakların Türklere karşı bu kadar içten sevgilerinin olması kendilerini Türk gibi görmelerinin nedeni Blagay tekkesidir. Bu tekke şu anda bile her dinden yüz binlerce kişi tarafından da ziyaret edilmektedir…

          Taştan bir kent olan Poçitel; Hersek bölgesinin hayat kaynağı olan Neretva nehrinin hemen yanı başında kurulmuş olan eski bir Osmanlı köyüdür. UNESCO Kültür Mirası listesinde yer alan Osmanlı Köyü Poçitel Boşnakça başlangıç noktası anlamındadır. Tamamen bölgede bol bulunan dayanıklı sert taşlarla inşa edilmiş olan bu kente taş şehirde denilmektedir.  Osmanlının askeri mimarı dehasının en iyi örneğidir. Nehir kenarından başlayarak dik bir yamaçla yükselen kent, tepedeki kalesiyle, dar taş sokakları, hamamı, medresesi, kervansarayı, evleri, camii, saat kulesi ile Mostar gibi, Avrupa Ülkelerine gücünü göstermek için oldukça görkemli bir şekilde inşaa edilmiştir… Bosna savaşı sırasında Poçitel’de tüm Osmanlı izlerini silmek için Hırvatlar tarafından bombardımana tutulmuştur. Savaş sonrası özellikle Dünya Bankası ve Türkiye’nin desteğiyle eski görkemli görünümüne tekrar kavuşturulmuştur.

         Blagay tekkesi ile Poçitel köyü, Rumelinin nasıl kısa sürede Osmanlılaştığını en iyi anlatan iki örneğidir. ..Biri Osmanlının hoşgörülü din anlayışının örneği, diğeri ise askeri gücünün göstergesidir… 1562 yılında yapılmış köy camii, gürül gürül akan Neretva nehrinin sesi, cıvıl cıvıl kuş sesleri,  meyve ağaçları ve muhteşem doğasıyla huzur kenti görünümündedir… Ortaçağdan kalma görkemli bir kalede vardır. Boşnaklar da,  Osmanlılardan kalma kahve kültürü de hala devam etmektedir…

         500 yıl Osmanlı hâkimiyetinde bulunmuş olan bu yerlerde bulunan Osmanlı mezarları ve şehitlikler insanın içini en çok acıtan yerlerdi… Duygulanıp gözyaşı dökmemek mümkün değildi… Kendi vatanımızdan farklı görmediğim bu yerlerde yaşayan Hırvat ve Boşnakların ecdadımıza karşı övgü sözlerini her kes gibi bende işittiğimde neden ayaklarımın buralara doğru yöneldiğini daha iyi anlamış oldum…

         Yıllarca hüküm sürdüğümüz bu yerlerde içten ve samimi karşılanmak gerçekten onur vericiydi… O zaman ki huzur ve sükûnu arar oldukları her sözlerinden anlaşılıyordu… Osmanlı,  Hristiyan ve Müslüman nüfusun yıllarca birbirlerini rahatsız etmeden yaşamasını sağlamış bir imparatorluktu. ..Bunu İslama ve Türk Milletini hoş görüsüne bağlayabiliriz… Gittiğimde, Osmanlı köyü olan Poçitel de bir Türk ailesinin yaşadığını görmeyi ne çok isterdim… Fakat bu köyün Unesco tarafından koruma altına alınması son derece memnuniyet vericidir. Yazımı veciz bir söz ile bitirmek istiyorum.

          Kökü Olmayan Ağacın Dallarında Çiçekler Açmaz.