Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Kadına Yönelik Şiddet ve Kolluk Gücünün Görevleri

image002

Kadına yönelik aile içi şiddet tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çözüm bekleyen önemli toplumsal sorunlardan biri olmaya devam etmektedir. Günümüz dünyasında en önemli sorunlardan biri, kadına yönelik olarak yapılan her türlü – fiziksel, psikolojik, cinsel – şiddettir. Bu açıdan bakıldığında şiddetin birden çok boyutunun olduğunu görüyoruz.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) şiddeti, “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığı bulunması” durumu olarak tanımlamaktadır.

Şiddet; insan yaşamının her alanında görülebilen ve dünyada giderek artan önemli bir toplum sağlığı sorunudur. İşlenen bütün suçlarda (terör, organize suçlar, asayiş v.b.) kullanılan mekanik bir eylemdir. Şiddet; suçları besler ve toplumun etkilenmesi için kalıcı olmasını sağlar.

Kadına yönelik her türlü şiddetin ortadan kaldırılması için çalışmalar yapan, plan ve projeler yapıp, yürüten tüm kurum ve kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları, üniversitelerde kadınla ilgili araştırma ve çalışma yapan tüm merkezler arasında bilgi akışı sağlamalı ve bir iletişim ağı oluşturmalıdır.

Şiddet ile mücadele kapsamında; özellikle kadına ve aile bireylerine yönelik eylemlerin önlenmesi, toplumu meydana getiren bütün unsurların ve kurumların ortak işbirliği ve sorumluluklarını belirli bir sistem içerisinde uygulamaları, sorunun topyekün ortadan kaldırılmasına yönelik değerlendirilmelidir.

Emniyet kayıtlarına göre 2011’in ilk 6 ayında 26 bin kadının cinayet, şiddet ve tehdit mağduru olduğu, 105 kadın, 8 çocuk ve 2 bebeğin, çoğu birinci derecede yakınları tarafından öldürüldüğü görülmektedir.

Kadına Yönelik Şiddet Araştırması

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 2008-2014 yılları karşılaştırma verilerine göre kadına yönelik şiddet olaylarında nisbi bir düşüş olduğu görülmektedir. Bakanlığın yapmış olduğu açıklamanın detayları incelendiğinde;

  • Fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı %39 dan %36’ya,
  • Cinsel şiddete maruz kaldığını söyleyenlerin oranı %15 den %12 ye düşmüştür.
  • Fiziksel cinsel şiddetin her iki türüne de birlikte maruz kaldığını söyleyen kadınların oranı da %42 den %38’e düşmüş görünmektedir.

Ancak bu konuda yıllara göre suç istatistiklerinin açıklanmamış olması ve bilinmemesi verilerin sağlıklı bir şekilde analiz edilmesini zorlaştırmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre ise, geçen yıl şiddet gördüğü gerekçesiyle polise başvuran kadın sayısının 2013’e göre 35 bin 809 artarak 118 bin 14’e çıktığı belirtilmektedir.

Bu kayıtlar incelediğinde, her eğitim düzeyi, yaş ve statüden kadın ve çocuğun şiddete uğradığını görmektedir. Bu açıdan değerlendirdiğimizde kentte yaşayan ya da yükseköğrenim gören kadın şiddete uğramaz gibi bir olgu yoktur. Şiddet bütün kadınlar için ortak bir sorundur. Aile kavramı toplumumuz için çok önemli bir kavramdır. Bu özelliğinden dolayı aile içi şiddet başlığı altında değerlendirilmektedir.

Polis ve Jandarma kuvvetleri bu mücadelenin hem önleyici hem de adli boyutunda yer almaktadır. Önleyici görevi koruma, kollama ve gizleme faaliyetleri olmakla birlikte; cezaların ve bunun infazının kanunlara uygun olarak en kısa sürede sağlanmasıdır. Kolluk güçleri bu görevlerini ifa ederken psikolojik, sosyolojik ve bilimsel anlamda destek almak, diğer sorumlu kurumlarla işbirliği yapmak zorundadır.

Bu amaçla; 2011 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı bünyesinde Aile İçi Şiddetle Mücadele Şube Müdürlüğü kurulmuş, İl Emniyet Müdürlükleri içerisinde; Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliklerinde aile içi şiddet birimleri oluşturulmuştur.

İlçe Emniyet Müdürlüklerinde ise asayiş büroları (araştırma sivil ekipleri) tarafından aile içi şiddetle mücadele edilmektedir.

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun 08.03.2012 yılında yürürlüğe girmiştir.

Kolluk yetkisini 6284 Sayılı Kanun’un 3.maddesi (a) ve (ç) bendlerine 5.maddesi (a,b,c,d) bendlerine göre kullanmaktadır.

2006 yılının sonunda İçişleri Bakanlığı ile Devlet Bakanlığı arasında imzalanan “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Polisin Rolü ve Uygulanacak Prosedürler Eğitimi Projesi Protokolü” ile Emniyet Teşkilatı personeline yönelik kadına karşı aile içi şiddet konusunda farkındalık ve duyarlılığı artırmak için hizmet içi eğitim projesi başlatılmıştır. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü ve UNFPA işbirliğinde hazırlanan ve yürütülen çalışmalarda görevli polis tarafından doldurulmak üzere “Aile İçi Şiddet Olayları Kayıt Formu” geliştirilmiştir.

Aile İçi Şiddet müracaatı alındıktan sonra mağdurla ve şüpheli ile ayrı ayrı ‘Aile İçi Şiddet Kayıt Formu’ doldurulur. Müracaat aşaması bittikten sonra mağdura Çağrı Üzerine koruma veya Risk altında arayacağı numaraları gösteren ilgili tebliğler yapılır. Olayın önemi, mağdurun maruz kaldığı durum ve içinde bulunduğu travma durumu dahil olaya ilişkin işlemlerin aciliyeti dikkate alınarak, eğer gerekiyorsa koruma ve sığınma tedbirleri belirlenip Cumhuriyet Savcısı derhal bilgilendirilir.

Koruma Kararı Talep Formu doldurularak, 24 saat içerisinde Nöbetçi Aile Mahkemesinin onayına sunulur. Mağdur için Tedbir Kararı çıkartılır. Mahkemenin vermiş olduğu Tedbir Kararı mağdura ve şüpheliye tebliğ edilir.

Eğer mağdurda darp varsa, en yakın sağlık kuruluşundan alınan geçici doktor raporu ile beraber Adliyelerde bulunan Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumundan Kati rapor alınarak dosyaya eklenir.

Eğer mağdur Cumhuriyet Savcılığına müracaat etmişse Savcılık tahkikatın tamamlanması için Emniyet Birimlerine talimatları içeren yazı gönderilir ve talimatlar eksiksiz bir şekilde tamamlanarak hazırlanan tahkikat evrakları savcılığa bir fezleke gönderilir.

Bilindiği üzere, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun 20 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girişi ile birlikte kadına yönelik şiddet ile ilgili önemli bir adım atılmış ve geçen yaklaşık 3 yıllık süre zarfında bu kanun geniş bir uygulama alanı bulmuştur.

Özellikle bu kanunun 3. Maddesi ile mülki amire verilen koruyucu tedbir kararları içinde yer alan geçici koruma altına alma tedbirinin uygulama alanı polisin ve jandarmanın mevcut kadro yetersizlikleri kapsamı ile sınırlı kalmış ve bu 3 yıllık süre zarfında maalesef kadınların yaşam hakkına yönelik birçok müessif olayın yaşanmasına neden olmuştur.

İşte bu fiziki kadro yetersizliklerini aşabilmek ve 6284 sayılı kanunun daha etkin bir şekilde uygulanmasını sağlayarak bu müessif olayların önüne geçebilmek için 3. Maddede yer alan koruma altına alma tedbirinin 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun kapsamında faaliyet gösteren şirketlere de verilmesi gerekmektedir.

Bu yönde 6284 ve 5188 sayılı kanunlarda yapılacak küçük değişikliklerle yakın koruma tedbirinin uygulanmasında özel güvenlik personelinin kullanılması ve bu konuda doğacak masrafların ilgili bakanlık bütçesinden karşılanması sağlanabilecektir.