Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Genel Yayın Yönetmeninden SAĞLIK

 

Özgüner POLAT[*] 

 

Hasta olmadan sağlığımızın kıymetini bilemiyoruz veya sağlığımızı önemsemiyoruz. Boşuna “her şeyin başı sağlık” dememişler. Genel Müdür Yardımcımız Sayın Dr. Necati ALTINTAŞ’ın makamına yirmi beş gün önce uğramıştım. Söz sağlıktan açıldı, benim daha öncede kalp rahatsızlığım olduğunu biliyordu, kalbinin durumu nasıl diye sordu,bende bir yıldır doktora gitmiyorum verilen ilaçları düzenli alıyorum dedim. Bir iki dakika geçti telefonu kaldırdı sekretere “Bana Tümer Hoca’yı bul” dedi. Tümer Hoca bulunup Sayın ALTINTAŞ’a bağlandı. Sayın ALTINTAŞ Tümer Hoca’ya “benim yanımda kalp hastası olan emekli bir ağabeyim var, kendisine gerektiği kadar bakmıyor size göndermek istiyorum” dedi. Tümer Hoca yarın sabah saat 09.00’da eski evrakları ile bana gelsin demiş, teşekkür etti, telefonu kapattı. Bana “yarın saat 09.00’da Tümer Hoca seni bekliyor yanına git” dedi. Doğal olarak Sayın ALTINTAŞ bu Tümer Hoca kim nereye gideceğim diye sordum. “Tanımıyor musun Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Kardiyoloji Profesörü Dr. Tümer ÇORAPÇIOĞLU, sana iyi bakacağına eminim benim yakın arkadaşımdır” dedi. Zorunlu olarak verilen saatte Dekan Sayın ÇORAPÇIOĞLU’nun makamına gittim. Beni dinledi, eski raporlarıma, anjiografilerime baktı. Aynı bölümde görev yapan Sayın Doçent Dr. Eralp TUTAR ’ı çağırdı. “Bu hastamızı alıyorsunuz, yoğun bakıma yatırıyor, her şeye yeniden başlayıp kalbini inceliyorsunuz, her günde bana bilgi veriyorsunuz, bu hasta hiçbir gayret göstermeden, perhiz ve spor yapmadan dokuz ayda yirmi kilo vermiş, bu kilo kaybının da nedenini bulalım” dedi. Kardiyoloji yoğun bakım 1305 nolu odaya yatırıldım. Tetkikler ve anjiografi yapıldı. Kalbi besleyen “LAD” isimli ana damarda %75 darlık tespit edildi. Bu damara iki adet STENT takıldı. Daha sonra yapılan kontrolde kalp kapakçıklarının da bozuk olduğu tespit edildi. Kalp kapakçıklarının değişip değişmeyeceğine karar vermek üzere halen yoğun bakım ünitesinde yatmaktayım. Dosyam Profesörler konseyine girecek , gerek görülürse kalp kapakçıklarını değiştirmek üzere ameliyata alınacağım.

            Diyeceksiniz ki senin kalp rahatsızlığından bize ne, doğru sizleri fazla ilgilendirmiyor olabilir hatta dergiye konuda olması gerekmez.

            Benimde amacım rahatsızlığımı sizlere anlatmak değil. Bu arada sizlere önemli gördüğüm iki noktayı açıklamak istiyorum. Birinci nokta mesleğimizin yüceliği, ben mesleğime, teşkilatımıza aşığım, dünya ya bir daha gelsem yine polis olurdum. Başta  Genel Müdür Yardımcımız Sayın ALTINTAŞ olmak üzere diğer Genel Müdür Yardımcılarımız,çiçek gönderme nezaketinde bulunan değerli arkadaşımız İstihbarat Dairesi Başkanı Sayın Sabri UZUN’a ve diğer Daire Başkanlarımız, Derneğimizin Yönetim Kurulu tüm üyeleri yakın ilgilerini, teşkilatımızdaki dayanışmayı aktarmak istedim. Yattığım yoğun bakım ünitesinde diğer Bakanlıklarda meslek kuruluşlarında halen çalışan veya Emekli olmuş kişiler vardı. Hiç birine çalıştıkları kurum ve kuruluşlardan bir ilgi yoktu. Teşkilatımızın bir mensubuna, emekli olmuş olsa da gösterdiği bu ilgiyi diğer emekli veya faal hastalar kıskanıyor, bunu da açıkça dile getiriyorlardı. “Bu dünya da Polis olmak gerekiyormuş” diyen bir çok hastahane arkadaşım vardı.

Hastaneye yeni yattığım günlerde hoca geliyor diye, hemşirelerde, asistan doktorlarda bir telaş ve hazırlık başladı. Az sonra Kardiyoloji A.B.D. Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. M. Nail ÇAĞLAR odama girdi. Dosyamı inceledi. Benimle çok yakından ilgilendi. Sonuçta bana “sizinle yakından ilgileneceğim, çünkü ben bir Emniyet Müdürü çocuğuyum” dedi. Babasının ismini, sicil numarasını sordum. Baba ismi Hüseyin ÇAĞLAR sicilini bilmediğini söyledi. Genel Müdürlük Personel Dairesi arşivinden arkadaşların yardımı ile Merhum  Ağabeyimiz Hüseyin ÇAĞLAR’ ın dosyasını buldum. 1300’lü sicillilerdendi. Polisliğe ilk girerken verdiği boy fotoğrafı ile çok eskilerde polisin kullandığı 8 köşeli şapkalı bir fotoğrafını buldum, Sayın Profesöre takdim ettim. Bu fotoğrafı kendisinde yokmuş mutlu oldu. Yine mesleğimizin yardımlaşma özelliği ortaya çıktı. Bu ağabeyimiz bir çok İl’de Müdürlük yaptıktan sonra Polis Başmüfettişi iken 1964’de Yüksek İhtisas Hastanesinde ölmüştür. Yetiştirdiği oğlu bir meslek mensubuna yardım ediyor. Böyle bir mesleğe saygı duyulmaz mı?

İkinci nokta, kalbimi besleyen damara stent takılması, benim durumumu izleyen stent’i takacak değerli Doç. Dr. Eralp TUTAR yanıma gelerek iki tür stent var, birisi yerli üretim, değeri üçyüz dolar, ikincisi yabancı üretim ve ilaçlı değeri üçbin dolar. Biz hastamıza yabancı üretim olan stent7i takıyoruz. Yerli üretim stentler kısa sürede bozuluyor ve tıkanıyor hastanın ölümüne neden oluyor. Yabanca üretim değeri üçbin dolar olan stent’in ücretini Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ödemiyor kendiniz ödüyorsunuz dedi doğal olarak yabancı stent’i tercih ettim ve ücretini kendim ödeyeceğim dedim. Öyle de oldu.

Düşünelim kırk yıl bu devlete hizmet vermiş, her ay düzenli olarak Emekli Sandığına aidat ödemişsiniz size bir, stent çok görülüyor, sen yabancı üretim stent’e layık değilsin denebiliyor. Ölümünüz Emekli Sandığının umurunda bile değil, bu kafa ile AB girmek istiyoruz. İnsana, insan değeri verilmiyor. İnsan Hakları bu mu?diye üzülerek kendi kendinize soruyorsunuz.

Ben bu yazımda işte bu iki noktayı açıklamak istedim. Kısacası birinci nokta mesleğimizdeki sevgi, saygı, dayanışma ikincisi devletin memuruna , vatandaşına verdiği  değer. Ya üçyüz bin doları bulamazsam ne olacaktı. Her gün, bu gün ölecek miyim?diye düşünerek yaşayacaktım. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün bu sorunu çözeceğine inanıyorum.

Tüm okurlarıma hastanesiz, stentsiz, sağlıklı mutlu ve başarılı günler diliyorum ve beni rahatsızlığımda yalnız bırakmayan  teşkilat mensuplarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.



[*] Emekli Emniyet Müdürü, Genel Sekreter, TODAİE Kamu Yönetimi Uzmanı