Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Feridun Hoca ile Ceza Muhakemesi Hukuku – 22

polis_dergi_ekim_2013_baski_008 polis_dergi_ekim_2013_baski_009 polis_dergi_ekim_2013_baski_010 polis_dergi_ekim_2013_baski_011 polis_dergi_ekim_2013_baski_012 polis_dergi_ekim_2013_baski_013 polis_dergi_ekim_2013_baski_0141. Hâkim veya savcı kararı

İletişimin denetlenmesine hâkim karar verir (CMK 135/1). Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da iletişimin denetlenmesi emri (CMK 135 “kararı” diyor) verebilir. C. savcısı kendi verdiği “kararını”, derhal hâkimin onayına sunar ve hâkim kararını en geç 24 saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde, tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır.

Hâkimin verdiği karar, ileriye dönük bir karar olup, karar tarihinden sonra yapılacak olan iletişimin denetlenmesi işlemlerine, ileriye yönelik olarak yetki verir.

C. savcısının hâkim onayına sunulan iletişimi denetleme kararı, hâkim tarafından onaylanmadığı takdirde, uygulamaya, Cumhuriyet savcısı tarafından derhal son verilir ve denetlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir (CMK 137/3).

Burada “delil yasağı” yaratılmıştır: C. savcısının kararı ile yapılan denetlemeler bu süre içerisinde hukuka uygundur ve bu işlemden elde edilen bilgilerin, hüküm verilirken kullanılabilmesi düşünülebilir. Ancak, Kanun kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasına verdiği büyük önem dolayısıyla, C. savcısının kararının hâkim tarafından onaylanmadığı takdirde, yapılan denetlemeye ilişkin kayıtların C. savcısının denetimi altında en geç 10 gün içinde yok edilerek, durumun bir tutanakla tespit edilmesinin emrettiği için (CMK 137/3), “hukuka uygun„ olarak yapılan bu kayıtların dahi delil olma kabiliyeti yoktur.

Kanaatimizce, C. savcısının sonradan onaylanmayan kararı üzerine canlı denetleme yapıldı ise, dinleyen kolluk memurunun tanıklığı ile ispat yolu açık olmalıdır.

Onaylamayı red eden hâkim kararından önce ilk yirmidört saat içinde yapılan denetleme sırasında elde edilen ipucu üzerine “yakalama” veya “arama” yapılmışsa ne olacaktır? Yapılan düzenlemenin mükemmel olmadığı açıktır.

İletişimin denetlenmesine, hâkim karar verirse de, hak sahibinin rızası varsa, hâkimden karar almaya gerek yoktur. Yargıtay da, CMK 332 hükmüne dayanarak, suçtan zarar görenin rızası varsa, C. savcısının TİB den bilgi istemesini kabul etmektedir. Ceza hukukunda önceden verilen rıza, belli haklar açısından, hukuka uygunluk sebebi sayılmıştır. Arama açısından Danıştay aksi görüştedir.

Hâkim, karar verirken, dört ayrı noktayı irdelemek durumundadır; karar ya da iletişimin tespiti, iletişimin dinlenmesi, kayda alınması veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi konusunda olacaktır. Dinleme demek, aletin başına oturup, konuşulanları canlı olarak izlemek demektir. Tespit ise, canlı dinlemeyi gerektirmez. Otomatik bir alet, şehirdeki bütün santrallerde geçen konuşmaları, teorik olarak aynı anda tespit edebilir. Daha sonra geriye dönerek ilgili konuşmaların dinlenmesi imkânı açılır.

Bu nedenle, hâkim, kararını verirken, hangi hususu kararlaştırdığını açıklamalıdır. Prensip olarak, dinlerken, kayıt da yapılabilir. Fakat bazı istisnaî hallerde, hâkim, “kayıt yapmadan dinleyin” diye bir karar verebilir.

Faks ile yapılan haberleşmelerde veya bilgisayarların telefon ağı ile birbirine bağlandığı internet üzerinden yapılan yazışmalarda, “dinleme” değil, “okuma” söz konusu olacaktır. Hâkim, kararını verirken, bunu ayrıca belirtmek mecburiyetinde değildir. Zira iletişimin denetlenmesi, bunu da kapsamına almaktadır.

Dinlenen ve tespit edilen konuşma, elektromanyetik alanlara kaydedilmektedir. Dinlemenin içeriğinin delillendirilmesi (delil olarak kullanılabilmesi) için, asıl kayıttan kopyalanan suretlerinin çıkartılması zorunludur. Hâkimin ilk denetleme kararı, orijinal kayıttan kopya çıkarılabilmesini de kapsar. Bu nedenle kopya yapmak için ayrıca hâkim kararı almaya gerek yoktur.

2. Tedbirin süresi.

Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir. Bu süre, genel suçlarda bir defa daha uzatılabilir ve neticede toplam altı ay sürebilir (CMK 135/3). Bu kısa denetleme süresinin, örgüt suçları için yeterli olmadığı açıktı. Bu durum örgütlü suçların realitesine aykırıdır. Nitekim CMK 135/3, 2005–5353 numaralı Kanun ile değiştirilmiş ve “örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda”, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere, süreyi müteaddit defalar uzatabilmek imkânına kavuşturulmuştur. Sürenin Alman Kanununda olduğu gibi, gerektikçe uzatılabilmesi yerindedir.

İletişimin önleme amacı ile denetlenmesindeki süre farklı düzenlenmiştir (PVSK Ek 7/4): önleme denetlemesi kararı en fazla üç ay için verilebilir; bu sure üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa uzatılabilir; ancak, terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim her seferinde üç aydan fazla olmamak üzere, sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.

Sürenin işlemeğe başladığı tarih, hâkimin verdiği kararın tarihtir. İletişimin denetlenmesi, amaç elde edildiği vakit sona erer. Denetlemenin amacı, suç fiili ile ilgili araştırma yapmak, bilgi toplamak ise, diğer klasik araştırma tedbirleri (arama, elkoyma, yakalama, ifade alma gibi) uygulanabilir hale geldiği takdirde, denetleme işlemine son verilir. Denetlemenin amacı, failin kim olduğunun veya failin yerinin belirlenmesi ise, fail ele geçirilince, denetleme işlemine son verilir.

Uzatmaya hâkim karar verir, savcı uzatma emri veremez. Savcı sadece “gecikmede tehlike olan hallerde” yetkili olduğu için, uzatma emri veremez. 3 ay veya daha fazla devam eden bir denetlemenin uzatılması açısından, gecikmede tehlike söz konusu olmaz. Sürenin bitmesine doğru, savcılık ve kolluk harekete geçmeli ve vaktinde uzatma kararını hâkimden talep etmelidir.

 Hâkimin uzatma kararı verebilmesi için, ilk denetleme kararı verilirken güdülen amaca, henüz ulaşılamamış, fakat ulaşmanın henüz mümkün olması şarttır. Bundan çıkan sonuç şudur; failin bulunduğu yerin tespit edilemeyeceği ortaya çıkmışsa veya denetleme ile dahi delil elde edilemeyeceği anlaşılmışsa, tedbir artık uzatılamaz.

3. Yetkili Hâkim

Ceza Muhakemesi Kanunu iletişimin denetlenmesi kararı bakımından özel bir düzenleme yapmamış, sadece “hâkim kararı ile iletişim tespit edilebilir, dinlenebilir ve kayda alınır” demekle yetinmiştir (CMK 135/1).

Son duruma göre, denetleme kapsamındaki suç hangi mahkemenin görevine giriyorsa, kararı o makam vermektedir. CMK 135/6 da sayılan suçların bir kısmı TMK 10 ile düzenlenen ağır ceza mahkemesinin görevine girdiği için, bu suçlar açısından TMK 10/3-c uyarınca görevlendirilen hakimler yetkilidir.

 

4. Gizlilik

Ceza Muhakemesi Kanunu soruşturmanın gizliliğini temel ilke olarak benimsedi (CMK 157) ve bunun ihlalini suç olarak düzenlendi. Ayrıca CMK 135 hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemlerin de, tedbir süresince gizli tutulması (CMK 135/5) kuralı kondu.

İletişimin denetlenmesinin gizliliğin ihlali, bir yandan soruşturmanın gizliliğinin ihlalini oluşturur (TCK 285), diğer yandan ise, kişi ilgili soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses veya görüntüleri yetkisiz olarak naklederse, TCK 286’daki suçu da işlemiş olur.

İletişimin denetlenmesi sırasında, o şüpheli ile ilgili olarak başlangıçta mevcut olan ‘makul şüphe sebebi’ ortadan kalkar veya yetersiz kalır ve “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir ya da hâkim onayı alınamazsa, Cumhuriyet savcısı denetleme tedbirine son verir. Elde edilmiş olan veriler Cumhuriyet savcılığının denetimi altında yok edilir ve bu durum bir tutanakla belirlenir (CMK 137/3).

 

     (F) VI – KATALOG HALİNDE SAYILAN SUÇLAR

          CMK 135 kapsamında hakkında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirleri uygulanabilen suçlar bir liste halinde sıralanmıştır.

CMK sadece 135/6’da sayılan şu suçlarla ilgili olarak iletişimin (dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi yolu ile) denetlenmesi kararının verilmesini kabul etmiştir: Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (TCK 79, 80); kasten öldürme (TCK 81, 82, 83), işkence (TCK 94, 95), cinsel saldırı (TCK 102, birinci fıkra hariç), çocukların cinsel istismarı (TCK 103), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (TCK 188), parada sahtecilik (TCK 197), suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK 220; 2,7 ve 8 nci fıkralar hariç), fuhuş (TCK 227/3) (2005–5353 ile eklendi), ihaleye fesat karıştırma (TCK 235), rüşvet (TCK 252), suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (TCK 282), silahlı örgüt (TCK 314) bu örgütlere silah sağlama (TCK 315), Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk CK 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337), Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanundaki silah kaçakçılığı suçları (m.12), Bankalar Kanununun 22 inci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu (2005–5353 ile eklendi), Kaçakçılıkla Mücadele Kanunundaki hapis cezasını gerektiren suçlar, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 ncü maddelerinde tanımlanan suçlar.

2012-6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte TMK 10/3-h maddede CMK 135/6-a, 8 numaralı alt bentteki istisnaların uygulanmayacağı kuralı korunmuştur.

Kanunun sadece sınırlı sayıdaki suçlarda iletişimin belli yöntemlerle denetlenmesini kabul eden düzenlemesi, uluslararası standartlara uygundur. Kişi hak ve özgürlükleri, Kanun ile kısıtlanırken, uyulması gereken temel ilkelerden biri, ölçülülük ilkesidir. Basit suçlarda kişi hak ve özgürlüklerine, ağır müdahaleler yapılırsa, toplum bundan rahatsız olur. Fakat Devlet ağır suçlarla ihlal edilen büyük toplumsal menfaatleri korumak amacıyla, hakları sınırlandırırsa, bireyler, bu fedakârlığa katlanmayı kabul ederler.

Kanundaki listede yer alan suçlar, kıyas yoluyla genişletilemez. Her ne kadar, ceza muhakemesi hukukunda kıyas yapılabilirse de, hakları kısıtlayan yönde kıyas kabul edilemez. Bu nedenle, kapsam dışında kalan diğer suçlarda iletişim denetlenirse bu hukuka aykırı olur.

Katalog dışı suçlarda ise sadece “iletişimin tespiti” işlemi yapılabilir (CMK 135/6). Konuşmanın içeriği dinlenmediği için, özel hayata tam bir müdahale sayılmayan, bir numaranın hangi numaralarla konuştuğunu belirlemek niteliğindeki iletişimin tespiti, aslında kişisel veri niteliğinde olduğu ve özel hayatı ilgilendirdiği için, sadece hâkim kararı ile yapılabilir. Tespitin katalog dışı suçlara da teşmili, Yargıtay 5. CD’nin kararında da belirtildiği gibi uygun ve yerindedir.

Teşebbüs halinde kalan suçlar, iletişimin denetlenmesi açısından “tamamlanmış suç” gibi ele alınır.

Ceza Muhakemesi Kanununun 135 nci maddesinde yer alan, “belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse bir başkasının telekomünikasyon yolu ile iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz” şeklinde bir hüküm varsa da, diğer kanunlarda (TMK, FSEK, mülga Bankalar Kanunu, Sporda Şiddet Kanunu) yer alan denetleme hükümleri varlıklarını sürdürmektedir.

(F) VII – İLETİŞİMİN DENETLENMESİ KARARININ MUHTEVASI

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK 135/3), iletişimin denetlenmesi kararında, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresinin belirtilmesini öngörmüştür.

Kanunun düzenlemesine göre, denetleme kararında; suçun, kişinin kimliğinin, telefon numarasının hepsinin birlikte yazılması mecburidir. Kanun “veya” dememiş, kararda bütün unsurların hepsinin gösterilmesini emretmiştir.

Bu düzenleme gerçekçi bir yaklaşım değildir. Bu kadar ince ayrıntı biliniyorsa, iletişimin denetlenmesi tedbirine ihtiyaç da yoktur, artık genel hükümler uygulanabilir.

İletişimin denetlenmesi kararı, yazılı işlemlerdendir. Gecikmede tehlike olduğu için savcı tarafından emredilse dahi, yine yazılılık esastır.

 Hâkimin verdiği denetleme kararı, hâkimlik makamı kararlarındandır.

İletişimi denetlenecek olan şüpheli, başkasının telefon, faks veya bilgisayarını kullanıyorsa, bu takdirde hâkimin kararında bu şahsın da isim ve adresinin bulunması gereklidir.

Yüklenen Suçun Türü:

Kanunumuza göre, iletişimi denetlenecek olan şüphelinin, hangi suç veya suçları işlemekten şüpheli olduğu da belirtilir.

Bu açıklamalar doğrultusunda, Kanunumuzdaki “suçun adının açıklanması” mecburiyetini; “şüphelinin suç işlediğinden kuşkulanmayı gerektiren fiillerin açıklanması” olarak anlamak gerektiği kanaatindeyiz. Karar, neticede işletmeciye değil, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına hitap eden bir yazı ile (2005 Yön. 10/1) işlerlik kazanır. Ancak, hâkim kararında, şüphelinin işlediği iddia edilen suç, bu suçtan kuşkulanması gerektiren fiilî olgular gibi, ayrıntıların yer alması, soruşturmanın gizliliği açısından büyük sakıncalar taşır. Bu nedenle, TİB’e hitap eden hâkim kararının, kısa bir özet biçiminde kaleme alınması yeterlidir.

Hâkimin iletişimin denetlenmesi kararında, yapılacak işlemin ne olduğu açıklanır ve dinleme, tespit veya kayıtların incelenmesinden hangisinin yapılacağı, denetlemenin süresinin ne kadar olduğu açıkça belirtilir. Bazı hallerde hâkim, sadece canlı dinlemeye de karar verebilir veya hem dinleme, hem de kayıt yapmaya yer verebilir.

Denetleme, iki amaca hizmet eder; işlendiği zannedilen suç fiili ile ilgili araştırma yapmak veya istisnai olarak şüphelinin bulunduğu yeri tespit etmek. Hâkim karar verirken, denetlemenin bu ikisinden hangi amaca hizmet ettiğini de belirtir. Kararda, bu bilginin yer alması önemlidir, çünkü “şüphe ortadan kalkınca”, Cumhuriyet savcısı, denetleme tedbirine son verecektir. Bu nedenle, denetlemenin, failin bulunduğu yerin tespiti için mi, yoksa suça ilişkin bilgi toplamak için mi uygulandığının kararda açıklanması gereklidir.

İletişimin denetlenmesi, özel hayat açısından önemli bir kısıtlama oluşturduğu için, hâkim karar verirken, “bilgi elde edilebilecek en uygun zamana mahsus kesintisiz dinleme” yöntemini uygulayabilir; gündüz iş saatlerinde büro telefonlarının, akşamları ise ev telefonlarının dinlenmesini emredebilir. Böylece, dinlemenin kesintisiz olması kuralı, kişi hakları da korunarak, sağlanmış olur.

Hâkimin iletişimin denetlenmesi kararında belirtmesi gereken diğer bir husus, denetlemenin süresidir. Hâkim denetleme süresini tayin ederken, takdir yetkisini kullanır, ama üst süreyi aşamaz.

 

(F) VIII – İLETİŞİMİN DENETLENMESİ İŞLEMLERİ

1. İletişimin denetlenmesinin gerçekleştirilmesi

Hâkim tarafından verilen kararlar, Savcılıkça yerine getirilir. Kanunun genel sistematiği budur. Denetleme konusu suçun niteliğine göre, kararı vermeye hangi mahkeme yetkili ise, o mahkemenin C. savcısı yetkilidir. Hâkimin verdiği denetleme kararı gereğince, C. savcısı veya görevlendireceği adli kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurumdan denetleme işleminin yapılmasını yazı ile ister. İstem derhal yerine getirilmezse, zor kullanma yetkisi doğar (CMK 137/1).

İşlemin başladığı ve bittiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği tutanağa bağlanır. C. Başsavcısı, kendi verdiği denetleme emrini veya hâkimin verdiği denetleme kararını özetleyerek, imzalayıp mühürler ve telekomünikasyon hizmeti veren kurumun Adliye ile bağlantıyı kuran görevlisine gönderir. Bu yazıda, denetleme, iletişimin tespiti dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin yapılması için gerekli cihazların kurulması istenir (CMK 137/1). 2009 da değişen 2005 tarihli iletişimin Denetlenmesi Yönetmeliğinin 14 üncü maddesi ise daha detaylı ve farklı bir system oluşturmuştur: “İletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ile salt mobil telefonun yerinin tespitine ilişkin kararlar ve kararların içeriği, C. savcısınca işlemleri yerine getirmek üzere görevlendirilin kolluk görevlilerinin aidiyet numarası ile birlikte, Başkanlığın belirleyeceği şekilde elektronik ortamda ilgili kurumlar tarafından Başkanlığa gönderilir. İletişimin tespiti kararları ise, fiziki ortamda veya Başkanlığın belirleyeceği şekilde elektronik ortamda gönderilebilir. Kararlar ilgili kurum görevlileri ve Başkanlık tarafından yerine getirilir.”

Görüldüğü gibi, Yönetmelikte yapılan bu değişiklik neticesinde C. savcısının acele hallerde, önce sözle veya telefonla da emir vererek, yazılı karar veya emiri sonradan gönderilebilmesinin yolu kapatılmıştır.

2. Denetlemenin yapılacağı yer

Filli denetleme işlemi Başbakanlığa bağlı Telekomünikasyon Kurumu bünyesinde Kurum başkanına doğrudan doğruya bağlı “Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı“ adıyla kurulan tek bir merkezden yürütülür (PVSK Ek m.7/10). Diğer bir ifade ile, kolluk mensubu, telefon idaresine girip, oradan denetleme yapamaz.

Ülkedeki bütün iletişim denetlemelerinin tek merkezden yürütülmesi, denetim açısından kolaylık sağlamakla birlikte, yasa dışı güçlerin toplanan bilgileri kolayca öğrenmeleri tehlikesini içinde barındırdığı için, kötüye kullanmayı da kolaylaştırır niteliktedir.

Dinleme sırasında band kaydı yapılsa bile, dinlemeyi yapan memurlar tarafından ayrıca tutanak düzenlenir (CMK 137/1). Bu tutanakta, dinlenen numarayı arayan numara, arayan kişinin, tespit edilebiliyorsa kimliği, arama saati, konuşma süresi ve özellikle konuşmanın içeriği yer alır. Bu tür tutanak, dinlemede nöbetçi memur değişeceği için, içeriği bakımından tutanakları inceleyenler üzerinde bir güven duygusu doğmasını sağlayacağı gibi, tutanağı düzenleyen yani, dinlemeyi yapan memurun mahkeme önünde tanık olması sağlanır. Duruşmada sanık ve müdafiin, bu tanığa soru sormak hakları vardır. Bu hak İHAS madde 6’nın garantisi altındadır. CMK 135 kapsamında yapılan işlemler “gizli” (CMK 135/5) ise de, bu gizlilik “tedbir süresince” devam eder. Kovuşturmada gizlilik kalkacağı için, tanıklık yapılması zorunludur.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının (TİB) kanunla verilmiş olmayan “itiraz” yetkisi de vardır. 2007 tarihli Yönetmeliğin 10/1 maddesi ile, hâkim kararına itiraz yetkisi verilmesi hukuka aykırıdır. Bizce, Başkanlık sadece şekli noksanlıklarda bu yola gidebilmelidir; öze ilişkin itiraz kabul edilemez.

Telekomünikasyon hizmeti sağlayan kuruluşlar veya Telefon İdaresi ise, hâkimden yazılı karar veya savcıdan yazılı emir geldiği hallerde, “hâkimin verdiği kararın hukuka uygun olup olmadığını” denetlemek yetkisine sahip değildir. Aynı şey savcı emri (kararı) bakımından da geçerli olup, Telefon İdaresi, gecikmenin tehlike yaratıp yaratmayacağını araştıramaz.

 

3. Telekomünikasyon hizmetlerini veren kurumların durumu

Posta idaresi, iletişimin dinlenmesini sağlamak için, memur görevlendirmek mecburiyetinde değildir. Tersine, telefon idaresindeki memurların, iletişimin içeriği ile ilgili bilgi edinmeleri suçtur ve haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden bir davranıştır (TCK 133). Bununla birlikte TİB hâkim tarafından verilen denetleme kararını, yerine getirmek için, derhal harekete geçmek zorundadır ve işlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saati bir tutanakla tespit etmek zorundadır.

(F) IX – İLETİŞİMİN DENETLENMESİ TEDBİRİNE SON VERME

1. İletişimin denetlenmesi tedbirine son verilmesi

İfade alma, arama, elkoyma ve benzeri klâsik metotlarla delil elde etme, imkân dâhiline girince veya failin bulunduğu yer öğrenilince veya suç işleme şüphesi ortadan kalkınca veya iletişimin denetlenmesi ile delil elde edilemeyeceği anlaşılırsa, iletişimin denetlenmesi tedbiri, C. savcısı tarafından kaldırılır (CMK 137/3).

Görüldüğü gibi, denetlenmeye hâkim karar vermekte ise de, son vermek için, hâkimden ayrıca bir karar alınmasına ihtiyaç yoktur. Nihaî kararı vermek yetkisi, savcıya bırakılmıştır. Kolluk ise kendiliğinden denetlemeye son veremez. Denetlemenin sona ermesini düşündüğünde, sorunu savcıya iletmeli ve C. savcısının emrini almalıdır.

Hâkim denetleme kararını sona erdirmek yetkisine sahip değil ise de, savcının dinlemeye son verdiğini, hâkime bildirmesi gerekir. Bu gibi hallerde, hâkim, TİB’e yönelik olarak, dinlemenin sona erdiğini gösteren bir karar alır.

 

2. İletişimi denetlenen kişiye bilgi verilmesi

Denetlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde, soruşturma evresinin bitiminden itibaren en geç onbeş gün içinde, C. Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir (CMK “2005–5353” 137/4). “Yok, edilecek” olan, ilk aşamada hukuka uygun olarak verilmiş olan hâkim kararına dayanarak yapılmış olan iletişimin denetlenmesi işlemleri ile elde edilen verilerdir. Kararın kendisi ile bu kararın alınmasına neden olan, yani soruşturmayı başlatan şüphe sebeplerinin ise, dosyada muhafaza edileceği açıktır.

(F) X – MÜDAFİİN İLETİŞİMİNİN DENETLENMESİ

Türk hukukunda müdafiin şüpheli veya sanığa yüklenen suç dolayısıyla iletişiminin dinlenmesi, kayda alınması, tespiti ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi yasaklanmıştır (CMK 136). Bu yasak müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında kabul edilmiş, ancak her nedense mobil telefon CMK 136. maddede sayılmayarak hariç tutulmuştur. Mobil telefonun kapsam dışı tutulmasına bir anlam veremediğimiz için burada bir kanun yapma hatası olduğunu düşünüyoruz. Şüphelinin tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasında yapılan iletişim kayda alınmayacak, kayıttan sonra anlaşıldığında, bunlar derhal yok edilecektir (CMK 135/2). O halde, bu kayıtlar delil olarak kullanılamayacaktır.

(F) XI – ELDE EDİLEN DELİL

Usulüne uygun olarak, yetkili ve görevli yargılama makamı tarafından verilen telefon denetleme kararı, Devletin özel hayatın gizli alanına girmesine izin verir. Denetlenen kişiyi arayan kişilerin, şüpheli veya sanıkla yaptıkları konuşmalar da, hâkimin kararı içinde kaldığı için, hukuka uygun bir şekilde dinlenebilir ve kayda alınabilir. Dinlenen sesin delil olarak kullanılabilmesi için, dinlemenin kanun tarafından çizilmiş olan sınırlar dâhilinde yapılmış olması şarttır. Bu sınırlar aşılarak elde edilen bilgiler duruşmada delil olarak kullanılamaz: Hâkimin kararı (CMK 135/1) olmadan kayıt edilmiş olan konuşma, delil olarak kullanılamaz. Ceza muhakemesinde delil olarak kullanılamayan bilgiler içeren bandların ve bunların içeriklerine ait tutanakların derhal imha edilmeleri gerekir.