Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Emekliliğin Psikososyal Boyutu(11)

image001

4.3. Emeklilik Yaşamı Aşaması

Çalışma yaşamının kapsamı, bireyin sadece iş başında geçirdiği süre olarak değil, ilk defa iş sahibi olma isteği ile başlayıp aktif çalışma yaşamının sona ermesinden sonra, işe ilişkin maddi kazanç, değer, tutum ve yargıların sürdüğü zamanları da içine alan bir süreç olarak tanımlanmaktadır. (Tınar, 1996:9). Bu bakış açısına göre emeklilik yaşamı da aslında çalışma yaşamının parçası ve uzantısıdır. Çünkü emeklilikten sonra hak kazanılan yaşlılık aylığı, kişinin çalıştığı işe ilişkin bir gelirdir. Ayrıca mesleki sosyalleşme ile işte kazanılan tutum ve alışkanlıkların aktif çalışma yaşamından sonra da büyük ölçüde sürdürüldüğü yönünde teorik ve deneye dayalı araştırmalar mevcuttur (Regoli, 1979; Nicholson, 1984). Emeklilik yaşamı aşamasına ilişkin yaklaşımlar yaşam akışı ve emekli kişi tipleri yaklaşımları başlıkları altında incelenecektir.

4.3.1. Yaşam Akışı Yaklaşımı

Yaşam akışı yaklaşımında (Life-Course Approach) emeklilik bir “kriz” dönemi olarak değerlendirilmektedir (Moen vd., 2000a: 76). Emeklilik, tıpkı yaşamdaki diğer krizler gibi, ihtiyaçlar, beklentiler ve bunların karşılanacağı kaynaklar arasındaki uyumsuzluk ‘yaratan bir dönemin başlangıcı olarak düşünülmektedir. Yaşam akışı yaklaşımı insanın gelişim ve değişim sürecine ve yaşamda üstlendiği rol içeriklerine odaklanarak, emekliliği süreç, yaşam alanlarının karşılıklı bağımlılığı ve çevre açısından değerlendirmektedir.

Gereklilikler, beklenti ve ihtiyaçlar ile emeklilikle oluşan yeni durumsal zorunluluklar arasındaki uyumsuzluk emekliler için duygusal gerginlik ve zorlanmayı artıran stresli bir ortam yaratmaktadır. Söz konusu stres, bilişsel çelişki teorisine uygun olarak ya istekleri ve beklentileri azaltma, ya da ulaşılabilir olanak ve kaynakları değiştirme yoluyla azaltılabilir. Yaklaşıma göre sosyal bütünleşme, bu çelişkili durumun çözülmesinde oldukça önemli bir unsurdur. Buna göre emeklilik bir dizi değişimi ve söz konusu değişimin gerektirdiği stratejileri içermektedir. Bunlar (Moen vd., 2000a: 80-83):

  1. a) Aile ekonomisinde değişim: Aile ekonomisi emeklilikle ilgili kararlarda ve emeklilik sonrası yaşam tercihlerde oldukça önemli bir faktördür. Emeklilik hem bireysel hem de ailevi bir dönüşümdür. Emeklilik kararına ilişkin yaklaşımlarda da ele alındığı gibi emekli olup olmamaya karar vermede hane geliri, aile üyelerinin sağlık durumları, eşin yaşı ve çalışma durumu, çocuk sayısı ve yaşları gibi bir dizi ailevi özellik etkili olmaktadır. Yaş ve cinsiyet aile içindeki rol ve yükümlülükleri belirleyen iki önemli değişkendir. Özellikle cinsiyet değişkeni, toplumsal cinsiyet rolünün şekillenmesiyle kadın üzerinde emeklilikle ilgili olarak da farklı sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin evde yaşlı bakımının gerekli olduğu bir ailede kadının daha genç yaşta emekli olma zorunluluğu doğabilmektedir. Aksi bir durumda örneğin evde hala bakmakla yükümlü olunan çocukların varlığı kişiyi daha geç emekli
    olmaya ya da emeklilik sonrası tekrar çalışmaya sevk etmektedir. Bireyin sağlık durumu, yaşı, cinsiyeti ve bakım verme zorunluluğu emeklilik sonrası yaşamda sosyal bütünleşmeyi olumlu veya olumsuz etkileyen değişkenlerdir.

Emeklilikten sonra birey harcama alışkanlıklarını değiştirmekte, başka bir eve ya da yerleşim birimine taşınmakta veya başka bir iş aramaktadır. Azalan gelir ile birlikte gerek emeklinin gerekse ailesinin harcama kalemlerinde değişikliklere gitmesi zorunlu hale gelmektedir. Bu durum, yaklaşım açısından emeklilik yaşamının kriz olarak nitelendirildiği ekonomik boyutu ifade etmektedir.

  1. b) Rol ve ilişkilerde değişim: Nasıl ki çalışmak ve işsizlik aile içi etkileşim ve karar mekanizmalarında etkili ise emeklilik olgusunun da aile üyeleriyle, arkadaşlarla ve komşularla olan ve toplumsal katılım sağlayan diğer ilişkileri etkilemesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Emeklilik, emekli eşin evde geçirdiği sürenin artmasına, eşlerin ev işleri ile ilgili paylaşımları konusunda beklentilerinin değişmesine ve yeni roller biçimlenene kadar hayal kırıklığına neden olabilir. Bu yaklaşımda iş arkadaşları ile kurulan ilişkinin azalmasına karşın emekliliği izleyen ileriki dönemde diğer sosyal bağların artacağı ileri sürülmektedir. Aile içinde eşin emekliliği, diğerinin de emekli olmasını teşvik edebilir. Böylece aile içindeki roller yeniden biçimlenir. Emekliler sosyal bağlan geliştiren, güçlendiren ve emeklilikten önce yeterli zaman ve enerji ayıramadıkları sosyal ilişki ve sorumluluklara artık daha çok ayıracakları zamana sahip olduklarından emekli rolüne bağlı bir takım değişimler yaşarlar. Komşularına, dini görevlere veya toplumsal birimlere emeklilik sonrasında daha fazla zaman ayırabilir ve bu alanlara duygusal bağlılık geliştirebilirler. Yeni roller emekli dernekleri, sosyal organizasyonlara katılım gibi yeni sosyal ilişkilerin gelişmesiyle ortaya çıkabileceği gibi mesleki örgütlere üyeliğin sürdürülmesiyle de gelişebilir. Mesleki örgütler, eski çalışma arkadaşları ile bağın sürdürülmesi olanağı yarattığından emekliliğin en büyük dezavantajlarından birini bertaraf etmeye yardımcı olacaktır.
  1. c) Gerginlik ve baskılarla başa çıkma: Emekli olmakla birlikte gerçekleşen rol ve ilişkilerde değişim, emekliliğin kişi açısından anlamına ve yaşamındaki merkeziliğine bağlı olarak stresli bir durumdur. Emekliliğin kişinin kendilik değerini ve iyilik halini etkilemesi emeklilik olayının planlanmış olup olmamasına, emekliliğin zamanına ve kişinin emekli olma nedenlerine bağlı olarak değişiklik gösterdiği gibi aynı zamanda emeklilik sonrası sosyal bütünleşme derecesinden de etkilenir. Araştırmalar emeklilik yıllarındaki psikolojik iyilik halinin, emeklilikle birlikte gelen sosyal, psikolojik ve ekonomik kaynaklarla ilişki olduğunu göstermiştir (Moen vd., 1992: 1630). Örneğin emeklilikle birlikte gelir düzeyinde görülen önemli bir azalma kişinin geleceğe ilişkin belirsizlik duygusu ve endişelerini artırmaktadır. Stres yaratan bir başka durum, özellikle iş çevresinde kurulan sosyal ilişkiler ve deneyimlerle elde edilen sosyal çevrenin yitirilmesiyle birlikte duygusal destekten yoksun kalmadır. Bu sorunla başa çıkmanın en iyi yolu duygusal desteğin artırılabileceği sosyal organizasyonlara ve sivil toplum kuruluşlarına katılımdır.

Bir başka başa çıkma stratejisi emeklinin hobiler, spor ve diğer boş zaman aktiviteleriyle rahatlamasıdır. Emeklilik yıllarında sosyal bütünleşme sağlayan bu mekanizmalardan uzak kalan ve izole olan emeklilerin psikolojik sıkıntılardan daha fazla etkilendikleri bilinmektedir.

Yaşam akışı yaklaşımı emeklilik yaşamını, herkesin eninde sonunda deneyim edeceği; ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutlarda değişimler içeren ve çeşitli zorlukları barındıran bir kriz dönemini ve sonrası olarak ele almıştır. Değişimin kaçınılmaz olduğunu kabul eden ve yeni durumlara uyum sağlamada bireyin sosyal ağlarının önemini vurgulayan bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

4.3.2. Emekli Kişi Tipleri Yaklaşımı

Emeklilik yaşamını ele alan bir başka yaklaşımda da emekli kişi tipleri tanımlanmaktadır. Emekliliğe başarılı bir uyum kişinin ne kadar aktif olduğundan çok, faaliyetlerinin yaşam boyunca ilgi duyduğu alan ve ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığına bağlıdır. Bazıları işte kullandıkları yetenekleri ve mesleki kimliklerini taşıyabildikleri ölçüde emekliliği kabullenebilmektedirler. Bazıları ise ilgilerini işleri dışındaki ilgi alanlarına yöneltmektedirler. Bazı kimseler emeklilikten sonra sosyal izolasyonu veya sorumluluk ve baskıdan uzak olmayı daha güvenli bulmaktadır. Reichard ve diğerlerine (1968) göre geçmişten gelen ilgi, ihtiyaç ve alışkanlıklarını sürdürebildikleri bir yaşam biçimine sahip olan bireyler emekliliğe daha kolay uyum sağlamaktadır. Yapılan faaliyetler söz konusu ilgi ihtiyaç ve alışkanlıklara hitap etmediğinde emeklilik ansızın yaşanan bir olay olarak algılanmakta ve yabancılaşma duygusuna yol açabilmektedir. Geliştirilen hobiler bireyin emeklilik öncesi ilgilerinden yola çıkılarak gerçekleştiriliyorsa daha etkin bir işlev görebilmektedirler.

Bu yaklaşımda emekliliğe ve yaşlılığa uyumun bireyin kişiliğine, psikolojik güdülerine ve yaşlılıkta bu güdüleriyle hareket edebilmesine bağlı olarak başarılı veya başarısız bir biçimde gerçekleştiği ileri sürülmektedir. Reichard ve diğerlerine göre kişilik yaşlılık dönemi ve emeklilik dönemindeki yaşam doyumunda oldukça önemli bir faktördür. Bu yaklaşımda yaşlılığa ve emekliliğe iyi uyum sağlayabilen üç tip, zayıf uyum sergileyen iki tip kişilik olduğu öne sürülmüştür (Reichard vd., 1968: 178-180).

İyi uyum davranışları sergileyen ilk kişilik tipi “olgun” kişiler olarak adlandırılmıştır. Olgun kişiler yaşlılığa kolaylıkla adapte olabilirler. Göreceli olarak nevrotik çatışmadan uzaktırlar,
kendilerini gerçekçi olarak kabul ederler ve faaliyetlerinden ve kişisel ilişkilerinden gerçekten doyum alırlar. Yaşamlarına ilişkin duyguları yaşamın bir ödül olduğu yönündendir ve geçmişteki veya şimdiki kayıplarına ilişkin pişmanlık duymaksızın yaşlanırlar. Yaşlılığı olduğu gibi kabullenirler ve yaşlılık dönemini en iyi şekilde yaşamaya gayret ederler.

İkinci uyumlu kişilik tipi, genellikle hareketsiz ve pasif oldukları için “sallanan sandalye insanı” olarak adlandırılmıştır. Yaşlılığı ve emekliliği sorumluluklarından kurtulmak için bir fırsat olarak görürler, yaşlılıktaki pasif ihtiyaçların hoş görülüp karşılanmasından haz duyarlar. Bu kişiler için yaşlılıkta kendilerine olan ilgi ve hizmetten elde ettikleri doyum, yaşlılığın dezavantajlarının karşılığıdır.

Üçüncü grupta yer alan kişilik tipi kaygıya karşı iyi bir savunma sistemi geliştirmiş olan “zırhlı” lardır. Fiziksel düşkünlükten duydukları kaygı ve korkuyu günlük faaliyetlerini sürdürerek bertaraf etmeye çalışırlar. Geliştirdikleri savunma mekanizması onları yaşlılıktan duyulan korku ve kaygıya karşı korur.

Yaşlılığa iyi uyum davranışları sergileyemeyen iki tip kişilikten biri “kızgın”lardır. Emeklilikten veya yaşlanmadan önceki yaşam dönemlerinde amaçlarına ulaşamamış olmaktan dolayı acı çekerler, yaşamlarındaki hayal kırıklıklarından başkalarını sorumlu tutarlar, kendilerini yaşlanmakla bağdaştıramazlar. Kızgın kişilik tipindekiler dışsal kontrol odağına sahiptirler.

Uyumsuz grupta yer alan ikinci kişilik tipi ise “kendinden nefret edenler” olarak adlandırılmıştır. Bu kişiler geçmişteki başarısızlık ve hüsranlarına odaklanırlar, fakat “kızgınların” aksine küskünlükleri kendilerinedir, kendi başarısızlık ve hüsranları için
kendilerini suçlarlar. Bu kişiler yaşlılığa karşı tepkilerinde depresyon eğilimlidirler. Yaşlılık onlar için yetersizlik ve değersizlik anlamına gelmektedir.

Birçok birey gençlik dönemlerinde değişimlere karşı kişisel uyum zorlukları yaşar, ancak “olgun” kişiler yaşamları boyunca göreceli olarak istikrarlıdırlar. Yaşlılığa uyumsuz grupta yer alan kızgınların ve kendinden nefret edenlerin bu durumu yaşamları
boyu süren kişilik problemlerinden kaynaklanır. Benzer şekilde zırhlılar ve sallanan sandalye insanlarının da kişilikleri yaşamları boyunca genellikle yaşlılıklarından farklı değildir. Amerika’ daki yaygın görüş en mutlu yaşlıların toplumsal yaşama aktif katılanlar olduğu yönündendir. Bu görüşten tamamen farklı olan bir başka görüş ise yaşlı bireylerin sosyal rollerinden düzenli bir şekilde çekildiğini ileri süren ve bölümün başında incelenen “geri çekilme teorisi” dir.

Bu yaklaşımda öne sürülen iyi uyum sağlayan üç kişilik tipi hem aktivite teorisine hem de geri çekilme teorisine uygun bir uyum süreci yaşayabilmektedirler. Bir başka deyişle hem aktivite hem de ilişki kesme davranış örnekleri yaşlılığa uyum sağlama açısından etkindir. Olgunlar ve zırhlılar hobilerinde, sosyal faaliyetlerde ve organizasyonlarda aktif biçimde yer almaktadır. Olgun gruptakiler yaptıklarından zevk almaları nedeniyle aktif katılımı sürdürmekte iken, zırhlı gruptakiler meşgul olmayı yaşlılığa karşı savunma aracı olarak gördüklerinden aktifliği tercih etmektedir. Burada dışarıdan benzer güdülerle gerçekleştiriliyor görünen davranış örnekleri, aslında benzer olmayan güdülerle gerçekleşmektedir. Bir başka ifadeyle, aktif bir yaşam süren emeklinin bu aktivitesinin ardındaki güdü, görünen nedenden farklı olabilmektedir. Diğer yandan sallanan sandalye insanları için geri çekilme davranış örnekleri yaşlılığa iyi uyumun bir aracı olarak görülmektedir. Bireyler içsel çatışmalardan kurtulduğu uzaklaştığı ve geçmiş yaşamındaki potansiyelini kullanabildiği ölçüde başarılı sayılabilecek bir yaşlılık dönemi geçirmeye daha yakındır. Olgun gruptakiler bu amaca ulaşmaya en yakın gruptur.

Reichard ve diğerleri (1968) araştırmalarını sadece erkekler üzerinde gerçekleştirmişlerdir. Bu nedenle her iki cinsiyet için de bu beş davranış modeli ve kişilik tipi açısından genelleme yapmak mümkün görünmemektedir. Ayrıca araştırma sadece ellili yaşlardaki kişileri kapsamaktadır. Daha yaşlı olanlar için benzer davranış modellerinin sürdürüleceği konusunda kesin bir yargıya varılamamaktadır. Ancak Reichard ve diğerleri gelir düzeyi, meslek, kültürel geçmişin, yaşlanma, işgücünden ayrılma ve emekli olmayla ilgili sorunlara ilişkin tutumlar üzerinde etkili olacağını vurgulamışlardır (178).