Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Kültürel Mirasımız Olarak Duygusal Tepkilerimiz

image002

Bundan önceki sayılarımızda sahip olduğumuz en önemli potansiyelimizden biri olan “duygularımız” konusunu ele aldım. Özellikle zayıflık olarak gördüğümüz duygularımız en güçlü yanımız olduğunu kanıtlamaya çalıştım. Şayet duygularımızın farkına varıp onları kontrol edebilir isek. Dergimizin bu sayısında duygular konusuna biraz daha devam edip bir sonraki sayımızda ise, duygularımızı nasıl kontrol edebileceğimizin birkaç yolunu anlatmaya çalışacağım.

“Öfkeyle kalkan zararla oturur”, “erkekler ağlamaz”, “çocuk gibi gülüyorsun”, “yaramazlık yapmadan otur”, “hanım kız gibi otur oturduğun yerde”, “git başka yerde ağla”, “fazla duygusal davranıyorsun”. Duygularımızı bastırma yönündeki deyimlerimizin listesi uzar gider, özellikle de erkekler için. Kültürel mirasımız duygularımızı saklama yönündedir. Birçok araştırma bunu destekler niteliktedir. Nitekim Sakarya Üniversitesinde yapılan bir araştırmada (2006), öğrencilerin duygularını gösterme yönünde çok fazla maske kullandıkları bulunmuştur. Küçüklükten beri yukarıda yer verdiğimiz uyarılarla duygularımızı bastırmayı öğreniriz. Böylece, biz de çoğu duygumuz hakkında kendimizi suçlu hissetmeyi onlardan hoşlanmamayı ya da onları inkâr etmeyi ya da bastırmayı öğreniriz. Duygularımıza yabancılaşma öyle bir noktaya gelir ki; birçok iyi duygularımızı bile saklarız. Örneğin; “ondan hoşlandığımı bilmesini istemiyorum çünkü ilk o söylemeli” gibi. Ya da bazı babalar büyüklerin yanında çocuklarını sevmeyi ötelerler.

          Duygular Kendini Duyurur

Ancak, duygularınızı saklayamazsınız, duygular kendini duyurur. İsteseniz de istemeseniz de. Saklamak zordur. Duygular genelde kendilerini açıklamak için yol bulurlar. Bilinen birçok yol kişisel duyguları açıklar.

Aslında duygular davranışlarımıza yön verir. Birisine kızdığımızda bağırır, üzüldüğümüzde ağlar, korktuğumuzda titrer, ani bir ses duyduğumuzda irkilir, irkilince

kamburumuzu çıkarır, üzgün olduğumuzda ağlar, heyecanlandığımızda rahat  konuşamayız. Bu yarı yürekli bağırışlar, ağlamalar ve saldırılar kesinlikle bizim duygularımızın etkileridir.

          Fizyolojimiz değişir: Bir şeyler hissettiğimiz zaman, fizyolojik tepkilerimiz olabilir. Utandığımızda yüzümüz kızarır, sinirlendiğimizde kan basıncımız yükselir. Saldırganlaştığımızda cinsellik güdülerimiz artar. Her ne kadar “O’na heyecanımı belli etmeyeceğim” desek de, kan basıncımız artar avuçlarımız terler. Hoşlandığımızı belli etmek istemesek de, sesimiz titrer yüzümüz kızarır. Unutmayalım! Duygularımız asla yalan söylemez. Eğer maske kullanmakta iyi poker oyuncuları gibi uzmanlaşmamış isek. Duygularını bastırabilme konusunda uzmanlaşmış bireyler (umarım çoğumuz bu grubun içinde değilizdir) bu tanımlamanın dışındadır.

İnkâr ederiz: Duygularınızı bastırmaya kızgın veya üzgün olduğunuzu inkâra çalışabilirsiniz. Duygularını oldukça sık inkar eden insanlar, sağlıklı ve dengeli olduklarını düşünürler ama bu insanlar için bilim dünyasından gelen haberlerimiz hiç de iç açıcı değildir. Duygularını bastıran insanlar;  yüksek kan basıncı, yüksek kalp atış hızı bir direnç eksikliği, yüksek kanser oranı, güçlükle uyuma, birçok ağrı ve sızı olmasına meyillidirler.

Savunma mekanizması kullanır başkalarını suçlarız: Kendi duygularının sorumluluklarını üstüne almaktansa başkalarını suçlayabiliriz: Düştüğümüz olumsuz durumlar için “senin yüzünden” diye başlayan cümleler kurarız. “Çok acı çekiyorum” yerine “sen cimri ve bencil birisin, “sen pasaklı ve gülünç olduğunda çok sinirleniyorum” yerine “sen geri zekalının tekisin” deriz. Bu konuyla ilgili şahit olduğum bir telefon görüşmesini de paylaşmakta yarar var sanırım.

          “Bi Yanlışlık Olmasın?”

          Yanlış telefon numarası çeviren bir tanıdığım, yanlış numara çevirdiğini kabul etmeyip hatayı aradığı kişide bulma çabası, telefon görüşmesinde ilginç diyaloglara neden olmuştu. Biraz telefondan gelen kısık ses ve biraz da arayanın cevaplarına göre tahmin ettiğim diyalog aşağıdaki gibiydi.

          Ahmet sen misin?

          -Hayır efendim ben Mehmet.

          – Nasıl yani? Senin numaran 532 … değil mi?

          – Değil efendim galiba yanlış numara çevirdiniz.

          -Yani şimdi sen Ahmet değil misin?

          Bizimki hala yanlış numara çevirdiğini kabul etmemek için onun Ahmet olabileceğinde ısrarlı!

          – Değil kardeşim ben Mehmet

          Adının Mehmet olduğunu söyleyen adama bizimkinin cevabı ilginç:

          -Bi yanlışlık olmasın?

          Yani, bizim adam kendisinin yanlış numara çevirdiğini kabul etmemek için onun kendi adını yanlış hatırlayabileceğini düşünebilmişti.

          Duygular Yaşam Amacımıza Hizmet Eder

Buna rağmen bazı duygularımızı kontrol etmek imkânsızdır. Örneğin, ürkmek veya birinin sevgisini kaybetmekten kaynaklanan ızdırap.

Savunma mekanizmaları, bazen duygu şiddetinin azaltılmasında da devreye girer. Birey için acı verecek ya da kaygı yaratacak durumlarda organizma acının ya da kaygının şiddetini hafifletmek için değişik savunma mekanizmalarını devreye sokar (yok sayma, yön değiştirme, yansıtma vs).

Başlarda iddia ettiğimiz gibi, insan davranışının tümü yaşama uyum sağlamaya yönelik amaç taşır. Bu uyum mekanizması bireyin hayatta kalıp neslin devamına olanak verecek tepkilerle donatılmıştır. Uyumu bozabilecek bir davranış, düşünce veya duygu bireyde kaygı uyandırır. Bir durum kaygı uyandırabilecek nitelikteyse, zihin algıda kör noktalar oluşturarak bu durumu yok sayar. İnsan beynindeki korteksin en önemli görevi, yoğun bilgi akışında filtre görevi görmesidir. Organizma için tehlike doğurabilecek olanları eleyip duygusal anlamda kör noktalar oluşur. Böylece organizma kaygıdan korunmuş olur. Duygusal olarak kendini fazla künt, umarsız olarak nitelendiren bir danışanım vardı. Görüşmeler sonunda bu sorununun çocukluktaki aile ortamından kaynaklandığını fark ettik. Sürekli çocuklarının yanında tartışan bir anne-babanın yanında büyüdüğü için tartışmaların verebileceği olumsuz duygularla baş edemeyeceğinden zamanla duygusal umarsızlık oluşmuş, böylece organizmasını koruyabilmiştir. Kısacası; danışanın beyni acıları maskeleyerek, yok sayarak acıları katlanılabilir düzeyde tutmuştur. Bir başka deyişle; beyin “algıda seçicilik” yaparak “farkındalık” düzeyini düşürmüş organizmayı psikolojik acıdan korumuştur. Bir çalışmada da boşanmayla sonuçlanan evliliklerde çocukların daha fazla uyudukları bulunmuştur (Rubin ve Rubin, 1988; Samalin ve Jablow, 1988). Yok sayma ya da kaçınma davranışıyla çocuk dengesini korumayı başarabilir.

“Kendilerinden hoşlanılmayacağı korkusunda olanlar karşıdakini kibirli ve  kendini beğenmiş olarak suçlarlar.”

          Duygular Yaşantımızı İstesek de İstemesek de Etkiler

Yukarıda verdiğimiz örneği ele alalım. Bireyin küçüklüğünde yaşadığı ortamda öğrendiği “duygusal umarsızlık” kişiliğinin bir parçası olmuş ve daha sonraları ilişkilerini etkilemiş. Etrafındaki insanlar “beni önemsemiyorsun çünkü dinlemiyorsun” diyerek uzaklaşmışlardı.

Duruma Uygun Olmayan Tepkiler Veririz

Aslında duygusal tepkilerimizin tamamını biliyor olamayız. Hatta kendi duygusal tepkilerimize kendimiz de şaşırırız. İşte örnekler; biriyle neden olduğunu bilmeden konuştuktan sonra kendinizi üzgün hissettiniz mi? Bazı zamanlar olayları ve davranışları diğerlerinden çok farklı cevapladığınız ve neden böyle farklı bir tepki verdiğinizi göremediğiniz olmadı mı?

Farkında olmadan yaşadığımız duruma uygun olmayan duygular sergileyebiliriz. “Başa çıkma” tepkileri problem yaratan durumla hiç alakası yokmuş gibi görünebilir. Bazen de, bu durum istem dışı yapılarak organizma acılardan korunmuş olur. Bu duruma bazı psikologlar “değiştirilemeyecek olayları kabulün huzuru” diye tanımlamışlardır.

Organizma tehlike durumunda kendini korumak (acıyı azaltmak) için aşağıdaki

tepkileri gösterebilir:

1- Farklı duygusal tepkiler; duruma uygun olmayan duyguların gösterilmesi.

2- Donuklaşma; Büyük tehlike karşısında donup kalma, hiçbir şey hissetmeme.

17 ağustos 1999 Marmara depreminde Çınarcık’taydım. Deprem sonrası çok yakınlarının (annesi, babası, eşi vs.) yıkılan binaların altından çıkarılan cenazeleri ile karşılaşan insanların donuk bir şekilde hareketsiz sadece cansız bedenlere baktıklarını gördüm.

3- Hafıza kaybı; Birey, acı verecek olayı hatırlamaz.

4- Dikkat azalması,

5- Şaşkınlık

Bir sonraki sayımızda duygularımızı kontrol edebilme becerisini kazanma yollarını okuyana kadar Allahaısmarladık efendim…

image004