Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Osmanlı’da Köle Ticaretinin Yasaklanması Ve Osmanlı Polisinin Sorumluluğu

image001

Untitled-3Hiç kimse bir başkasının efendisi ya da kölesi değildir.”, “Tüm insanlar doğuştan özgür ve bağımsızdırlar.” gibi lafzaların günümüzde pek kıymeti olmasa da bir dönem dünyanın ezber bozan cümleleri idi.

Çok eski tarihlerden beri savaşta esir düşenler, ağır suç işleyenler, borcunu ödeyemeyenler, korsanlar tarafından kaçırılanlar köle kabul edilmiş, köle pazarlarında satılmışlardır. Geçmişe bakıldığında özellikle ziraat ve ticaretle uğraşan bütün toplumlarda köleliğin çeşitli şekillerine rastlanılmaktadır. Mezopotamya’da, eski Mısır’da Yunan’da, Roma’da, İslam öncesi İran, Orta Asya ve Anadolu’da yaşayan kavimlerde kölelik son derece doğal sosyal bir olgu olarak kabul edilmiştir. İnsanlığın yüz karası olan bu kurum, Osmanlı Dönemi’nde de sürmüştür. Ancak, Osmanlı Devleti’nin 19. yy’da hukuk alanında ilerlemeler kaydetmesi ve yine kendi ülkesinde köleciliğe son veren Britanya Krallığı ile yakın temas içerisinde olması, bu yüzyıl ortalarında Osmanlı ülkesinde köleciliğin kaldırılması hususunda olumlu gelişmelerin yaşanmasına yol açmıştır. Bu konuda Osmanlı idaresi, farklı zamanlarda ve şartlarda köleciliğin kaldırılmasına yönelik çeşitli düzenlemelere imza atmıştır. Böylece Osmanlı polisi de nasıl ki günümüzde olduğu gibi tck, cmk, tmk, pvsk’dan kaynaklanan görev ve sorumluluklar icra ediliyor ise köleciliği yasaklayan düzenlemelerde Osmanlı polisine görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Bu nedenle köleciliğin yasaklanması ve Osmanlı ülkesinden kazınması konusunda Osmanlı polisi aktif bir rol üstlenmiştir.

Tanzimat Fermanı ile insan hak ve hukukuna daha geniş yer vermeye başlayan Osmanlı idaresi, 1847 yılında Sultan Abdülmecid’in yayınladığı irade-i seniyye ile zenci esir ticaretini yasaklamıştır. Ayrıca, aynı yıl Üsküdar esir pazarını da resmen kaldırmıştır. Ayrıca, Osmanlı idaresi 1856 yılında imzaladığı Paris Antlaşması ile zenci köle ticaretinin kaldırılması kararını da onaylamış ve köle ticareti ile uğraşanları sıkı bir denetlemeye tabi tutacağını, kölelere azatlık verileceğini taahhüt etmiştir[1]. Osmanlı idaresi, azat ettiği kölelerin barınması için Aydın, İzmir ve İstanbul gibi büyük vilayetlerde misafirhaneler kurmuştur. Azat edilen kölelerin barınması için kurulan bu misafirhanelerin denetlenmesi görevi ise polis teşkilatının bağlı bulunduğu Zaptiye Nezaretine tevdi edilmiştir. Böylece Osmanlı polisleri sadece yasak köleleri yakalamak ve sorumlularını tespit edip mahkemeye çıkarmakla kalmayacak, azat edilmiş kölelerin barındığı sığınma evlerini de denetleyecektir[2].

Konumuzu daha iyi algılayabilmek adına 16 Aralık 1889 tarihli zenci ticaretini yasaklayan kanunnameye bir göz atalım.

Mâdde 1: Memâlik-i Osmâniyye’de üserâ-yı zenciyye ticâreti ve memâlik-i Osmâniyye’de müştemilâtının her tarafına üserâ-yı zenciyye idhâli ve anların berren ve bahren memâlik-i Osmâniyye’den mürûru ve diyâr-ı ecnebiyyeye ihrâcı memnû‘dur.

Osmanlı sınırları içinde zenci esir ticareti katiyen yasaktır. Ayrıca, Osmanlı’da zenci esir ithalatı da yasaktır. Yani, yabancı bir ülkeden Osmanlı sınırları içine zenci esir giremeyecektir. Ayrıca, esir ticareti yapanlar, başka ülkelere geçmek için Osmanlı karayolunu ve deniz yolunu da kullanamayacaklardır.

Buna göre polis, zenci esir ticareti yapanları derhal tutuklayacaktır. Ayrıca, ülkeye zenci esirlerin girmesine müsaade etmeyecektir.

Madde 2: Hidmetçi sıfatında ve sâhib ve sâhibeleri refâkatinde hârice gidecek ve tâife sıfatıyla tüccâr sefâininde bulunacak üserâ-yı zenciyye memnû‘iyyetden müstesnâdır. Ancak hidmetçi zencilerin sâhibleri yedinde sinn ve şekillerini gösterir ve sâhib ve sâhibelerine ne sıfatla refâkat etdiğini zikr eder bir şehâdetnâme bulunacak ve tâife sıfatıyla gemilerde kullanılan üserâ-yı zenciyyenin dâhi i‘dâd ve eşkâli ve sûret-i istihdâmları sefinelerin tâife tezkerelerinde tasrîh kılınacakdır.

Kimse artık köle değil, sadece hizmetçi sıfatındadır. Sadece yanlarında bulunduğu sahiplerinin ellerinde kendilerinin yaş ve şeklini ifade eden bir belge bulunmalıdır. Ayrıca sahipler, yine yanlarında hizmetçilerinin kendilerine ne sıfatla eşlik ettiğini bildiren bir yemin belgesi bulundurmalıdırlar. Eğer ki böyle bir belge bulundurmazlar ise yanlarındaki hizmetçi, köle olarak addedilecektir. Yine tüccar gemilerinde tayfa sıfatı ile çalışan zenciler, tayfa listesinde açık eşkâli ve istihdam nedeni ile yer alacaklardır. Eğer ki aksi bir durum söz konusu olur ise bu kimseler tayfa değil köle olarak addedilecektir.

Buna göre polis, yanlarında hizmetçi çalıştıranlara, çalışanın yaş ve şeklini gösterir belge ile yine çalışanın yemin belgesini soracak ve yanında hizmetçi çalıştıran kişi de bu belgeleri zorunlu olarak polise gösterecektir. Aynı durum, gemi kaptanları ile gemi sahipleri için de söz konusudur.

Madde 3: İkinci mâddede ta‘rîf olunduğu vechle sâhibleri yedinde şehâdetnâme olmayan ve tâife tezkeresinde mukayyed bulunmayan üserâ-yı zenciyye hürr add olunan yedlerine mahkeme cânibinden ve mahkeme bulunmadığı sûretde hükûmet-i mahalliyye tarafından ıtk nâmeler (azadnameler) verilüb sâhiblerine esir tüccârı nazarıyla bakılur fakat bunlar o misillû tüccârdan olmadıklarını isbât ederler ise mücâzât-ı kânûniyyeden ma‘füvv olurlar.

Eğer ki ikinci maddede tarife göre sahiplerinin elinde yemin belgesi bulunmayan ve yine tüccar gemilerinde tayfa olarak çalışıp da tayfa listesinde ismi bulunmayan zenci kimseler hakkında mahkemece hür insan kararı alınacak ve ellerine azat edildiklerine dair belgeler verilecektir. Eğer mahkeme yoksa bu göre valilikler üstlenecektir. Bu gibi zenci kimselerin sahiplerine esir tüccarı olarak bakılır ve o şekilde işlem görürler. Bunların ise esir tüccarı olarak işlem görmemesi veya ceza almaması için kendilerinin mutlaka esir tüccarı olmadıklarını ispatlamaları gerekir.

Madde 4: Memâlik-i Osmâniyye’den diyâr-ı ecnebiyyeye gidecek âzâdlı zencilere hürr ve şahıslarına bilâ-kayd ü şart mutasarrıf olduklarını mübeyyin birer pasaport verilecekdir. Ancak ikinci mâdde mûcibince hidmetçi sıfatıyla sâhibleri refâkatinde bulunacak zenciler içün verilmesi lâzım gelen evrâk-ı resmiyyede bunların sinn ve eşkâli ile cihet-i refâkatları ta‘yîn ve tasrîh kılınacakdır.

Osmanlı’dan yabancı bir ülkeye gidecek olan azat edilmiş zenci kimseler de hür insanlar gibi yani herkes gibi birer pasaport alacaktır. Pasaportları ile istedikleri gibi gezip dolaşacaklardır. Ancak, hizmetçi sıfatıyla sahipleri ile yurt dışına giden zenci kimseler için yaş ve eşkâli ile istihdam amacını gösterir bir belge düzenlenecektir. Bu belge sahip olarak addedilenlerin yanında bulundurulacaktır. Zannımca hizmetçi belgesi gibi kullanılacak belge, mülki amirlikler veya polis tarafından düzenlenecektir.

Madde 5: Birinci mâddede beyân olunan memnû‘iyyet hilâfında doğrudan doğruya veyâ bi’l-vâsıta üserâ-yı zenciyye ticâretinde müdhali sâbit olan eşhâs ile ma‘yetleri ve üserâ taşıyan sefâin kapûdânları birinci def‘ada birer sene cezâsıyla mahkûm olurlar ve mükerrirleri haklarında her def‘a içün müdet-i habse zamm olunur ve her hâlde bunların ellerinde bulunacak üserâ bilâ-bedel zabt olunub üçüncü mâdde mûcibince yedlerine ıtknâmeler verilür.

Doğrudan veya dolaylı olarak esir ticaretine karışanlar bu suçu ilk işlediklerinde bir yıl hapis cezasına çarptırılırlar. Eğer ki bu suçu ikinci defa işlerlerse iki yıl, üçüncü defa işlerse üç yıl şeklinde artan bir oranda cezaya çarptırılırlar. Ayrıca, bu suçluların ellerindeki esirler,  bedelsiz olarak zapt olunur ve üçüncü madde gereğince hür olduklarına dair belge ellerine verilir.

Madde 6: Hilâf-ı memnû‘iyyet ele geçecek üserâ miyânında sabî ve mürâhik zuhûr eyler ise bunların ticâretinde bulunanlar kat‘-ı uzv veyâ kânûnen memnû‘ olan sâir mu‘âmelenin icrâ olunduğu tahakkuk eder ise o makûle cinâyetin fâili olanlar beşinci mâddede gösterilen cezâdan başka cezâ kânûnun mevâdd-ı mahsûsasında mu‘ayyen mücâzât ile dahi mahkûm olur.

Zenci esir ticareti yasağına aykırı olarak yakalanan esirler arasında çocuk ve erişkin yani on sekiz yaşına gelmemişler ortaya çıkar ise bunların ticaretinde bulunanlar, bu kimselerin herhangi bir organını kesmiş veya bu kimselere kanuna aykırı muamelede bulunmuş ise örneğin çocuk yaşta zenci esiri darb etmiş ise ayrıca bu fiillerin faili olarak da cezalandırılırlar.

Madde 7: Memâlik-i Osmâniyye’nin bir tarafında altıncı mâddede beyân olunan kat‘-ı uzv gibi cinâyetlerin sabî ve mürâhik zenci esâretinin vukû‘-i istihbâr veyâ müşâhide olundukda hükûmet-i mülkiyye memurları kânûnen hâiz oldukları salâhiyyet dâiresinde maznûn olan eşhâsı der-dest ve tevkîf ederek tahkîkât-ı evveliyye nâtık zabıtnâme ve maznûn-ı aleyhlerin haklarında medâr hükm-i ittihâz olunabilecek sâir evrâk-ı müsbete ile berâber ‘âid oldukları muhakeme teslîm edeceklerdir.

Osmanlı memleketinin herhangi bir yerinde çocuk ve erişkin zenci esirlerinin organlarının kesilmesi suçunun haberinin alınması veya şahit olunması üzerine mülkiye memurları (polis memurları) yetkileri dâhilinde zanlıları yakalayacaklardır. Polis memurları yapacakları tahkikat ile hazırladıkları dosyayı deliller ile beraber mahkemeye teslim edeceklerdir.

Bu maddede polisin görevi açıkça ifade edilmiştir. Eğer ki polis, zenci bir çocuk esirinin organının kesildiği haberini alır almaz veya şahit olur olmaz tahkikat başlatacaktır. Tahkikat neticesinde yakalananlar ile elde edilen deliller bir fezleke ile mahkemeye sunulacaktır.

Madde 8: Devlet-i ‘Aliyye ile İngiltere Devleti beyninde 11 Rebî‘ü’l-âhir sene 1297 târîhinde akd olunan mukâvelenâme mûcibince devletinin sefâin-i harbiyyesi üserâ-yı zenciyye sefâinine tesâdüf etdikleri hâlde gerek Osmânlı sancâğını hâmil olsun ve gerek İngiliz bayrağı altında bulunsun sefâin-i mezkûreyi ve edevât ve eşyâsını der-dest edeceklerdir ve bunlardan İngiliz bayrağını hâmil olanlar sefâin-i Osmâniyye tarafından tutulduğu hâlde mu‘âmele-i kânûniyyenin icrâsı ve mev‘ûd olan mükâfâtın istihsâli içün İngiliz Hükûmetine teslîm edileceği gibi Osmânlı sâncağını hâmil olub da devleteyn-i sefâin-i harbiyyesi tarafından der-dest edilecek üserâ-yı zenciyye gemileri dahi hükûmet-i Osmâniyye’ye teslîm olunarak mükâfât-ı mu‘âmelesi îfâ kılınacakdır.

Osmanlı Devleti harp gemileri, zenci esirlerin gemilerine rast gelmeleri halinde bu geminin, ister Osmanlı sancağı ister ise İngiliz bayrağı taşımasına bakmaksızın gemiyi yakalayacak ve eşyaları ile zapt edecektir. Eğer bu gemi İngiliz bayrağına sahip ise mükâfat İngiliz hükümetine verilecektir. Bu gemi İngiliz hükümetine bırakılacaktır. Eğer ki Osmanlı bayrağını taşıyan bir gemi yakalanırsa bu gemi Osmanlı Devleti’ne bırakılacaktır. Mükâfatlandırma da buna göre yapılacaktır.

Madde 9: Derûnunda üserâ-yı zenciyye bulunan bir sefîne tutulub hükûmet-i Osmâniyye’ye olundukda sâhibinden ve sâhibi mahall-i âhirde bulunduğu sûretde kapûdanından mahkeme ma‘rifetiyle üserânın beheri içün beşer Osmânlı altunu cezâ-yi nakdî alınub gemiyi tutub sefîne zâbıtân ve efrâdına mükâfât-ı nakdiyye olarak i‘tâ kılınur ve masârif-i muhâkeme dahi mahkeme içün başkaca tahsîl olunur tutulan sâhib veyâ kapûdânî zikr olunan cezâ-yi nakdî ve masârif-i muhâkemeyi îfâdan imtinâ‘ ederse hamûlenin gayr-ı sefîneye müte‘allik eşyâdan anların istifâsına kifâyet edecek mikdârı ve kısmen kâfî olamaz ise tamâmı bi’l-müzâyede mahkeme ma‘rifetiyle satılur ve bu da tekâbül etmez ise yine mahkeme tarafından sefîne fürûht olunur ve bu sûretle satılacak gemi bahâsından mahkeme masrafı ve mükâfât-ı nakdiyyesi çıkdıkdan sonra fazlası kalur ise sefînenin sâhibine teslîm kılınur. Sefâin ve edevât ve eşya fürûhtu hakkında mahkeme-i müte‘allikelerinden sâdr olan hükümler kat‘î olacakdır.

Osmanlı hükümetince içerisinde esir bulunan esir gemisi yakalandığında geminin sahibinden ve yakalandığı yerde sahibinin bulunması halinde geminin kaptanından mahkeme aracılığıyla esirlerin her biri için beşer Osmanlı altını alınır. Bu para gemiyi yakalayanlara ödül olarak verilir. Ayrıca, mahkeme masrafı için bahsi geçenlerden ayrı bir tahsilat yapılır. Eğer ki kaptan veya gemi sahibi para cezasını ödemekten kaçınır ise masraflar gemide bulunan yükten karşılanır. Eğer geminin yük ve eşyaları masrafları karşılamaz ise bunlar müzayede ile satılır. Bu şekilde de masraflar karşılanmaz ise nihayetinde gemi satılır. Geminin satımından elde edilen paradan masraflar düşüldüğünden para artar ise geminin sahibine teslim edilir.

Madde 10: Üserâ-yı zenciyye ticâretinden dolayı vukû‘bulacak muhakemede müddeî-i umûmîler kânûnen kendülerine ‘âid vezâifi icrâ edecekleri misillû üserâ-yı zenciyye sefâinini der-dest devlet sefîne-i harbiyyesi süvârisi dahi işbu muhâkemâtda müddeî-i şahsî sıfatıyla bulunabileceklerdir[3].

Zenci esir ticaretiyle meydana gelen mahkemede savcı üzerine düşen görevini yapacağı gibi bu tarz gemileri yakalatmaya çalışacaktır. Zenci esir gemilerini yakalayacak olan devlet harp gemilerinin süvarileri de bu mahkemelerde şahsi davacı olacaklardır.

image005Komiser Abdülhalim Bey

Gerek bu kanunname olsun gerek daha önceki bazı düzenlemeler olsun Osmanlı toplumunda gün be gün azatlı köle sayısı artmıştır. Bütün bunlara polis tarafından veya devletçe yakalanan sahiplerinden bedelsiz alınarak ellerine azatname verilen esir zencilerde eklenince sayı bir hayli artmıştır. Bu nedenle Sultan II. Abdülhamid Dönemi’nde evli olmayan bekâr azat edilmişlerin memleketlerine gönderilirken evli olanlar ise bazı yerlere yerleştirilmiştir. Örneğin bu azatlı zenci köleler İstanbul’da; Hasköy, Yeniköy ve Yeniçiftliğe yerleştirilmiştir[4]. Buralara ve bu gibi yerlere yerleştirilen zenci ailelerin çocukları, kısa sürede Osmanlı toplumuna uyum sağlamışlar ve kısa bir süre sonra polis memurluğu gibi devlet memurluklarına atanmışlardır. Bunlardan biri olarak düşündüğüm 1893 doğumlu (doğum tarihine dikkat) Abdülhalim Efendi, 25 Aralık 1918 tarihinde ki askerden terhis olalı henüz on beş gün olmuş, İstanbul Emniyet Müdürlüğü kadrosuna 500 kuruş aylık maaşla atanmıştır. Ancak, 4 Mart 1924 tarihinde polislikle ilişiği kesilmiştir. Dört yıl aradan sonra, 14 Ekim 1928 tarihinde, Abdülhalim’in polisliğe yeniden başvurusu üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğüne ataması yapılmıştır. Emniyetin çeşitli kademelerinde çalıştıktan sonra nihayetinde komiser rütbesinde iken 22 Nisan 1946 tarihinden geçerli olarak emekliye ayrılmıştır[5]. Görülüyor ki Komiser Abdülhalim, John Locke’nin ifade ettiği, “Özgürlük istenilen şeyi yapabilme serbestliğidir.” Sözünü en iyi uygulayanlardan birisi olmuştur. Şu hususta unutulmamalıdır ki Osmanlı polis teşkilatında Komiser Abdülhalim gibilerin sayısı oldukça fazladır ve bu anlayış da Cumhuriyet Dönemi’nde sürmüştür.

[1] İsmail Parlatır, Osmanlı Sosyal Hayatından Köleliğin Kaldırılışı, “AÜ Dil ve Tarih-Coğrafya Fak. Dergisi”, C. 31, S. 1-2, ss. 417-420.

[2] Y. Hakan Erdem, Osmanlıda Köleliğin Sonu 1800-1909, Kitap Yayınevi, İstanbul 2004, ss. 226-227.

[3] Esâret-i zenciyyenin men‘ayla tâcirlerinin mücâzâtına dâir fermân-ı ‘âlî dördüncü cild eski tertîb düstûrun 368 nci sahîfesindedir.

[4] Erdem, a.g.e., s. 226.

[5] Eyüp Şahin, Türk Polisinden Seçkin Biyografiler, C. 3, EGM. Arşiv ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara 2012, ss. 374-378.