Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

İçgöç ve Suç İlişkisi

 polis_dergi_ocak_2014_015 polis_dergi_ocak_2014_016 polis_dergi_ocak_2014_017 polis_dergi_ocak_2014_018 polis_dergi_ocak_2014_019 1.Giriş

  İnsanlık tarihinin en eski zamanlarından beri var olan göç, tüm canlıların hayatlarını daha iyi şartlarda sürdürebilmeleri ya da devam ettirebilmelerinin ön şartı olarak, çeşitli nedenlerle gerçekleştirilen bir yer değiştirme hareketidir. Eski dönemlerde insanlar doğal afetler, beslenme ya da temel hayati ihtiyaçlarını karşılayamama gibi nedenlerle göç etmişlerdir. Daha sonraları çoğunlukla ekonomik ve siyasi nedenlerle ülke içerisinde veya uluslararası düzeyde göçlerini sürdürmüşlerdir. Bir değişme süreci olan kentleşme sonucu meydana gelen göç ve suç olgusunun olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için gelişmekte olan ülkeler büyük çaba harcamaktadırlar. Bu bağlamda kentlerin güncel ve önemli sorunları arasında yer alması nedeni ile kentleşme sürecinde ‘İçgöç ve suç ilişkisi’ önemini büyük derecede korumaktadır.

  Kırsal kesim; demografik olarak nüfus yoğunluğunun düşük olduğu yerleşim birimlerinin görüldüğü, üretimin endüstriyel nitelikten daha çok tarım ve hayvancılığa dayandığı coğrafi ve beşeri açıdan sınıflandırılmış yer ya da bölgedir. Kent; insanların bir arada yaşadığı, belli bir nüfusu barındıran, ekonomik hayatta sanayi ve hizmet sektörünün ağırlığı bulunan, yönetsel örgüt birimine sahip yerleşim birimidir.  Kentlileşme ise; “kentli olma, kent yaşamına uyum yapma, kent değerlerini öğrenme ve kendi yaşamında hayata geçirme” şeklinde açıklanmaktadır. Kentleşmeyi etkileyen faktörleri ekonomik, sosyo-psikolojik, siyasal ve teknolojik olabilmektedir.

  2- Göç, Etkileri ve Gecekondu

  Göç; insanların, grupların demografik, coğrafik, ekonomik ve sosyo-politik nedenlerle zaman ve mekânda yer değiştirmesi ile eyleme dönüşen ve eylemin bitiminden sonra da etkileri devam eden bir süreçler bütünüdür. Türkiye’de göç hareketleri yoğun olarak 1950’li yıllarda başlamış ve 1980’li yıllardan sonra hızla devam etmiştir.

  İçgöç ise; insanların daha iyi toplumsal-ekonomik imkanlar yada güvenlikli hayat şartları bulmak için, bir ülke içinde bölge, kent, kasaba ve köy gibi yerlerin ötekine yerleşme gayesi ile yaptıkları göçtür.

  Genel olarak göç’ün nedenleri ile iç göçün nedenleri arasında büyük oranda örtüşme vardır. Bu denenle göç ve içgöçün nedenlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  -Nüfusun hızla artması,

  -Tarımın büyük ölçüde makineleşmesiyle işgücünün kırsal bölgelerden kentlere kayması,

  -Sanayileşmenin plansızlığı,

  -Toprağın bölünmesi, verimin azalması ve yetersizliği,

  – Ölçülü toprak reformunun yapılmaması,

  -Hazine arazilerinin iyi değerlendirilmemesi,

  -Doğal olayların sıklığı, bunlara karşı önceden önlem alma olanağının bulunmayışı,

  -Konut sorununa bütüncül bir yaklaşımla çözüm getirilememesi; konut kiralarının yasal bir düzene sokulamaması,

  -Kırsal alanlarda sağlık, beslenme, eğitim, ulaşım ve bu gibi olanakların yetersizliği, dengesizliği, denetimsizliği,

  -İş olanaklarının sadece kent merkezlerinde kurulan fabrikalar ve devlet kurumlarınca sağlanması,

  -Kent plan ve programlarının çağın koşullarına uygun olmaması,

  -Halkın bilgi, görgü, kültür gibi değer yargılarını yükselten kurumların kırsal bölgelerde bulunmaması ve böylece kentsel yaşamın özendirici bir nitelik ve nicelik taşıması,

  -Doğu ve Güneydoğu’da çözümlenemeyen siyasal içerikli anarşik olaylar, psikolojik baskı, şiddet, yoksulluk, mesleksizlik, eğitimsizlik vb. nedenler şeklinde sıralanabilir.

En yaygın haliyle göç çeşitlerini üç gruba ayırmak mümkündür: a) İç -Dış, b) Gönüllü -Zorunlu, c) Yasal -Yasadışı. İçgöçün en önemli nedeni, ekonomik zorluklardır. Ekonomik nedenlerin yanı sıra bazı nüfus hareketlerinin zorunlu olarak gerçekleştiğinin de altını çizmekte yarar vardır. Oluşan doğal afetler nedeniyle yaşama imkânı kalmamış bölgelerde veya yaşama imkânı olsa da bunun riskli olduğu yerlerde bulunan insanlar, daha güvenilir olduğunu düşündükleri yerlere taşınmaktadır. İçgöçün zorunlu olarak gerçekleştiği bir başka durum da özellikle terör olayları sonrasında güvenli olmadığı düşünülen köylerde yaşayan insanların devlet tarafından kent merkezlerine yerleştirilmesidir. İçgöçler göç alan ve göç veren yerlerin hem fiziki yapısını hem de sosyo-ekonomik yapısını derinden etkilemektedir.

Göç denince özellikle ülkemizde genelde olumsuz yönleri hatıra gelmektedir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi görünürlüktür. Yani gece kondu bölgelerinde olan asayiş vb. suçlar televizyon ve medya kuruluşlarınca haber yapılarak günde aynı olaylar yüzlerce defa insanların zihnine işlenmektedir. Oysa bunlardan çok daha önemli olan kişilerin mesleki ve sosyal statüsüne dayalı olarak işledikleri suçlar medyada ya çok küçük bir haber olarak veya hiç yer almamaktadır. Birçok gelişmiş ülke özellikle beyin göçünü teşvik etmektedir. Hatta Türkiye Cumhuriyeti de ilk kurulduğu yıllarda, balkanlardan ülkemize olan göçü teşvik etmiştir. Daha sonraları ise özellikle başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine işçi göçünü teşvik etmiştir. Böylelikle ülkemize o döneme göre önemli miktarda döviz girmeye başlamıştır. Dolayısı ile göçün olumlu yönlerinin de olduğunu unutmamalıyız.

Göçün olumlu yönlerinden bir kısmına aşağıda değindik. Köyünden, kasabasından koparak kente ya da en bilinen adres olarak gecekondu bölgelerine, varoşlara göç eden birey ya da ailelerin sosyal statü ve rollerinin değişmesi olumlu bir gelişmedir. Üretim biçimin değişmesiyle aile yapısının geniş aileden çekirdek aileye dönüşmesi ve özgürleşmesi, günümüz değerleri açısından olumlu bir gelişmedir. Sosyo-kültürel değerlerin, normların, ilişkilerin geleneksellikten modernliğe doğru giden bir eğilim göstermesi, çağdaşlaşma açısından olumlu bir gelişmedir. Köylerinde, kasabalarında öğrenim imkânı bulamayan ailelerin çocuklarının eğitimi ve öğrenimi konusuna çok özen gösterdikleri, meslek sahibi olmaları için sonuna kadar okumaları gerektiğine inanmaları, toplumsal ilerleme açısından olumlu bir gelişmedir. Kısaca gecekondu kültürü ve toplum yapısı içinde olsa da iş ve çalışma imkânlarının geçim kolaylığının, özgür ve eğlenceli bir yaşam tarzının olması göçün olumlu sonuçları olarak tespit edilmiştir.

Yukarda da belirttiğimiz gibi göç denince ülkemizde zihinlerde daha çok olumsuz yönler hatıra gelmektedir. Öncelikle göç veren köyler, kasabalar, kırsal alanlarda nüfus ve işgücünün transferi; hem kırsal nüfus artış hızını hem de toplam nüfus içindeki payını azaltmıştır. Bu olumsuzluk kırsal alanların ıssızlaşıp insan kaynağı açısında boşalmasını, üretimin düşmesini, kırsal kalkınma ve modernleşme hamleleri sonucunda yapılan alt yapı, yol, su, elektrik, okul, cami vb. yatırımların boşa gitmesine, anlam ve önemini yitirmelerine sebep olmuştur.

İçgöçler sonucunda sanayileşmiş, turizm potansiyeli yüksek, insan yaşamını kolaylaştıran koşullara ve imkânlara sahip büyük ölçekli kent merkezleri ve bunlara bağlı orta ölçekli kent merkezlerinde ortaya çıkan konut, gecekondu ve varoşlar en olumsuz sonuçlar olarak değerlendirilmektedir. Gecekondu ve varoş bölgelerinde altyapı yetersizliği, işsizlik oranın yüksek oluşu, barınma ve yoksulluk, “geçiş ve yoksulluk kültürünün” oluşturduğu kural tanımaz davranışlar, çocuk suçluğundaki yükseliş, sokakta çalışan ve yaşayan çocukların yaşam kavgaları göçün bir başka olumsuz yönünü oluşturmaktadır.

Farklı kültürlerden, etnik yapılardan kentlere özellikle de gecekondu ve varoş yerleşim alanlarına göç edenlerin, kendi özüne uygun kimlik arayışları, etnik veya bir mezhebe dayalı cemaatçi örgütlenmeleri, yasal sınırlar içinde kent kültürü ile sosyal bütünleşme yerine çatışma ortaya çıkarması nedeni ile olumsuz olarak değerlendirilmektedir.

Sözlük anlamı “izinsiz olarak hemen bir gece de çakılıveren yapı” olan “gecekondu”, gelişmekte olan tüm ülkelerin yoğun göç alan büyük kentlerinin çeperlerinde oluşan gerek yapısı gerekse de nüfus kompozisyonuyla büyük bir farklılık gösterir. Türkiye’de Gecekondu Mahallerinin ortak özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz: a)Yasalara aykırı oluşu, b)Sağlık ve teknik koşullardan yoksun bulunması, c)Başkasına ait yerde yapılmış olması, d)Arsa sahibinin izninin olmayışı, e)Ruhsatsız yapılmış olması, f)Alelacele yapılmış bulunması, g)Gizli yapılmış olması, h)Nitelik ve niceliksiz, kişinin kendisine ait bulunan yerde de yapılsa, yasalara aykırı ve ruhsatsız barınaklar oluşudur.

3. Kentleşme Sürecinde Suç ve Suçluluk İlişkisi

Suç, insanlığın varoluşundan itibaren var olagelmiş bir olgudur. Suç herhangi bir ülkeye özgü olmayıp; yaşam ve uygarlığın bir kısmı olarak insanlık tarihinin her döneminde var olmuştur. Suçun işlenmediği bir dönem ve toplum yoktur. Değişen yalnızca işlenmekte olan suçun nicelik ve niteliğidir. “Hukuk kurallarının yasakladığı ve yapılmasına veya yapılmamasına cezai yaptırım uyguladığı eyleme” suç denir. Günümüz hukukuna göre, bir olayın suç sayılabilmesi için mağdura zarar veren fiilin başka şahıs/şahıslar tarafından yapılması gerekmektedir. Suç, kısa yoldan kazanç sağlama vasıtası olarak algılandığında ve sosyal açıdan kabul gördüğünde bazı kişilerin normdan sapanlara katılması kaçınılmaz olmaktadır. Bu durumda suçlu olanla olmayan arasındaki açı gittikçe daralmaktadır.

Türkiye’de kentleşme sürecinde suç ve suçluluk gelişimini anlamamızda bireyi suça iten faktörlerin önemi vardır. Bireyi suça iten faktörler genel olarak şöyle sıralanabilir: ailede işsizlik, babanın ya da annenin alkolik olması, ekonomik güçsüzlük, sık sık çevre değiştirme, boşanmış anne baba, ailede nüfusun fazla olması, anne babanın eğitimli olmaması, bireyin eğitimli olmaması. Zorunlu göç nedeniyle gelen insanların tamamı kırsal alandan gelen insanlardan oluşmaktadır. Türkiye de kırsal alanda yaşayan vatandaşlarımızın eğitim seviyesi ve niteliği herkesin malumudur. Yukarda sıralamadığımız bireyi suça iten faktörlerin tamamı zorunlu göçle gelmiş insanlar için de geçerli olabilecek faktörlerdir.

Kentleşme sürecinde bir sosyal yapıdan diğer bir sosyal yapıya geçiş, suç eğilimindeki farklılıkları ve aynı zamanda sosyal yapıdaki farklılıkları beraberinde getirmektedir. Kontrolsüz içgöç, çarpık kentleşmeyi meydana getirmekte, bu da suç eğilimini oluşturmaktadır. Böylelikle dengesi bozulan bir toplumsal yapı meydana gelmektedir. Toplumsal suçlar, bireysel yasa dışı davranışlar, kalabalıkta kaybolma, takipten kurtulma, önleyici kolluk hizmetlerinin etkinliğini hissettirmesinin zayıflaması, karmaşık kent çevresi ile bütünleşmede başarı kazanamayış, toplumsal beklentilerin gerçekleşmemesinden doğan düş kırıklıkları; kentin tüketici ve yabancılaştırıcı etkileri altında toplumdan kopmanın ve dışlanmanın ifadesi “suçluluk” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kentleşmenin getirdiği sorunlarla baş edebilmek ve bu sürecin olumsuz yönlerinden kurtulabilmek bir anlamda ‘kentlileşmek’ kavramıyla da alakalı bir durumdur. Yani kente gelenlerin bir iki kuşak sonrası eğitim, gelir ve sosyal statü bakımından kentle daha bütünleşmiş bir hale gelecektir. Göç edenlerin kentte kalış süresi arttıkça uyum süreci de artacak, kentli olma kültürü benimsenecek, karışık ortam da nispeten durulacaktır.

  4. Kentsel Güvenlik

İçgöç nedeni ile kentlerin kalabalıklaşması sonucunda birçok sosyal sorunlar da ortaya çıkmıştır. Bunların en başta geleni güvenlik ve suçlarda görülen artıştır. İnsanlar arasındaki ilişkiler kişisel olmayan hale gelmiştir. Toplumdaki insanların bir birini tanımaya, sosyal değerlere dayalı kontrol mekanizmasının yerini, resmi toplumsal denetim almıştır. Günümüzde çağdaş modern devletlerde kamu düzenini sağlama idareye düşmektedir. İdare özellikle güvenlik açısından denetimini kolluk güçleri aracılığıyla yerine getirmektedir. Kentsel güvenlik; şehirde yaşayan bir bireyin ya da grubun, kentsel yaşamına dair tüm ihtiyaçlar ve ilişkiler ağını gerçekleştirirken, güvenliğinin de sağlanabilmesidir.

Kent Güvenliği Yönetim Sistemi (KGYS) Türkiye’de son yıllarda uygulamaya konulan, zaman içerisinde çok ciddi anlamda kabul gören ve ülke geneline yaygınlaştırılması planlanan bir sistemdir. Şehirlerde suçların işlenmesinin önüne geçilmesi, meydana gelen olayların aydınlatılması, trafik hizmetlerinin düzenlenmesi ve vatandaşların kendilerini daha güvende hissetmelerinin sağlanması amacıyla geliştirilmiş bilgisayar destekli güvenlik kamera sistemidir. Kent Güvenliği Yönetim Sistemleri bilgisayar destekli uygulamalarla çok zengin bir kullanım alanına sahiptir. Teknolojideki yeni gelişilmelerin kolayca uyarlanabileceği esnek bir yapıya sahip olması da ayrı bir avantajdır.

  5. Sonuç ve Çözüm Önerileri    

Bu çalışmada kentleşme, içgöç ve suç konuları birlikte değerlendirildiğinden çözüm önerileri birlikte ele alınmıştır. Bu öneriler kısaca aşağıdaki gibi sıralanmıştır:

Sulu tarım imkânlarının geliştirilmesi, tarım üreticilerinin örgütlenme ve bilgi düzeyinin artırılması, kırsalda arıcılık/hayvancılık/madencilik/ormancılık gibi tarım dışı gelir getirici faaliyetlerin artırılması ve tarımsal sanayi altyapısının arttırılması gibi tedbirlerle kırsal alanların nüfusu tutabilme özelliği arttırılarak insanların içgöç etme ihtiyaçları ortadan kaldırılabilir.

Toprak ve diğer üretim kaynaklarının dağılımındaki dengesizliğin, önlenmesine ve toprakların miras yolu ile verimli bir şekilde işletilemeyecek kadar küçülerek bölünmesine engel olacak şekilde tarım ve toprak reformu yapılmalıdır.

Kırsal alanlara yapılacak olan eğitim hizmetleri daha ziyade teorik olmaktan çok bu alanda yaşayan insanların işlerini geliştirmeye veya yörenin coğrafi ve fiziki imkânlarına uygun yeni iş kolları açmaya elverişli bir şekilde verilmelidir.

Kentlerde gecekondulaşmanın önlenebilmesi için siyasi iktidarların oy kaygısından uzak şehir yasaları yapılmalı, imara dönük af yasası olmamalıdır. Bu hususun siyasilerce kolaylıkla değiştirilememesi içinde “Anayasa hükmü” olmalıdır.

İlköğretim müfredatlarında demokrasi bilincini ve kentlilik sorumluluğunu artırmaya yönelik konulara ağırlık verilerek işlenmelidir. Böylece Kent Konseyleri gibi demokratik yapılar görüntüden ibaret kalmayıp, halkın katılımı sağlanmış, kenti korumaya ve geliştirmeye yönelik sorumluluk bilincine sahip vatandaşlar yetişmiş olur.

Belediyeler ve Sivil Toplum Kuruluşları işbirliği kapsamında, aile danışma merkezleri ve gençlik merkezleri yaygınlaştırılmalıdır. Bu merkezlerde sosyal bütünleşme kapsamında kültür, spor, alkol ve madde bağımlılığı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve suç işlemiş gençlerin topluma kazandırılması gibi kişilerin sosyal, kültürel ve ruhi gelişim yönü ağır basan projeler uygulanmaya konulmalıdır.

Yoksulluk, suç eğilimini hızlandırmaktadır. Devletin Anayasa’da yer alan “sosyal devlet” niteliğinin artırılması asayişe yönelik suçluluğun önlenmesinde en etkili yollarından birisidir. İçgöç yolu ile kente gelenlerden ekonomik durumları yeterli olmayan aileler tespit edilerek, sosyal devlet gereği, iş bulup kente uyum sağlayıncaya kadar desteklenmelidir.

Kentleşme sürecinin daha düzenli bir zemine oturmasını sağlamak için, geleneksel kontrol mekanizmalarının işlevini yerine getirebilecek hemşeri dernekleri vb. sivil toplum kuruluşlarının oluşumu teşvik edilmelidir. Böylece sivil toplum kuruluşları suçu önleme ve suçluları topluma tekrar kazandırma çalışmalarında daha etkin olacaktır.

Kentsel altyapı eksikliği güvenlik açısından bazı sorunlar oluşturmaktadır. Hem iyi aydınlatılmış, hem de kameralar ile gözetlenebilen mekânlarda suçlarda azalma olduğu Kent Güvenlik Yönetim Sisteminin uygulandığı şehirlerde görülmektedir. Bu nedenle ışıklandırma kamaralı görüntü sistemleri sadece şehir merkezini değil, diğer kısımları da kapsayacak şekilde planlanıp, genişletilmelidir. Ayrıca KGYS ile suç yerlerinin haritalanması yapılıp, hangi suçların hangi bölgelerde yoğunlaştığının tespit edilmelidir. Böylece suçu önlemede, doğru ve gerçekçi önlemler alınmasına katkı sağlayacaktır.

Suçla mücadele sadece polisin yerine getirdiği hizmetler ile sağlanamayacak kadar büyüktür. Dolayısıyla kentsel suç ve şiddetin önlenebilmesi için, kent ölçeğinde disiplinler arası ve kurumlar arası, suç önleme stratejileri geliştirilip uygulanmalıdır. Toplum destekli güvenlik anlayışının yaygınlaşıp, benimsenmesi gerekir. Emniyet teşkilatı ile yerel yönetim birimleri ve diğer kurumlar bir araya gelerek; kentsel planlama yapılırken belediyenin ve diğer kurumların görevlenin yanında kentsel suçla mücadele yaklaşımı da göz önüne alınmalıdır. Buna yakın bir çalışma, “İç Güvenlik Sektörünün Sivil Gözetiminin Geliştirilmesi Projesi” adı ile İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülmektedir.

Adliye haberleri arasında medya da sadece asayişe etki eden haberler değil, beyaz yaka suçları dediğimiz, eğitimli ve sosyal statüsü yüksek insanların da yargılanma ve ceza haberleri sıklıkla yer almalıdır. Böylece toplumda adalet mekanizmasına olan güven duygusu geliştirilmelidir.

Tüm yukarda sayılan önlemlerin yanı sıra halkın suç ve suçlulara yönelik toplumsal duyarsızlığı ortadan kaldırılmalıdır. Halkın suç ve suçlulara yönelik davranışlarında sorumlu bir vatandaş şuuru ile hareket etmeleri aile ve okul eğitimi ile kazandırılmalıdır. İngiltere’de yapılan bir çalışmada polisin suçların % 90’ını halkın verdiği bilgiler sayesinde aydınlattığını ortaya koymuştur. Polise bilgi bakımından yardım etmenin “ispiyonlama” vaya “ispiyonculuk” olmadığı, dürüst bir vatandaşlık görevi olduğu düşüncesi eğitim yolu ile kazandırılmalıdır.