Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Bağımlılık

image002

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre uyuşturucu “sağlık nedenleriyle alınanların dışında yaşayan organizmaya alındığında; organizmanın bir ya da birden çok işlevini değiştirebilen herhangi bir maddedir”. Bugün ülkemizde bağımlılık yapıcı maddeler için genel olarak “uyuşturucu” tanımı kullanılmaktadır. Uyuşturucu sözünün kendisinden de anlaşılacağı üzere, kişiyi uyuşturan, hareketsiz kılan, kontrolünü kaybettiren maddeler akıla gelmektedir. Bağımlılık yapabilen tüm maddeler için uyuşturucu tanımını kullanmak aslında yanlıştır. Bu tanımlama ile uyarıcı bazı maddeler bu kapsam dışında gibi bir izlenim doğmaktadır. Hâlbuki uyarıcı maddeler de uyuşturucu maddeler gibi bağımlılık yapıcı maddelerdir. Bu nedenle uyuşturucu kavramı içinde tüm bağımlılık yapıcı maddeleri değerlendirmek doğru olacaktır.

Bir tanımlama yapmak gerekirse uyuşturucu maddeler; bedene girdiklerinde ruhsal, davranışsal ve bedensel değişikliklere neden olup, bağımlılık yapabilen kimyasal maddelerdir. Tıp literatüründe bunlar; psikoaktif-psikotrop madde olarak adlandırılmaktadır.

Bu günün gençliği; sanılanın aksine alkol ve uyarıcı maddelere karşı yoğun bir ilgi içinde değildir. Alkol ve madde bağımlılığının; kişisel değerleri ile aile ve toplum değerleri üzerinde yapabileceği tahribatın bilincindedir. Ancak, gençlerin doğru bilgilere ulaşabilmelerinin yolu aile ve okul ortamında olmalıdır. Bu sorumluluk bilincinden hareketle, ebeveyn ve öğretmenlerin devletin de katkıları ile, önce bu konudaki bilgileri artırılmalı sonra da; doğru yaklaşımlarla gençlerle paylaşmalıdırlar. Gençlerin tüm hayatını etkileyen, normal gelişmelerini durduran, toplumu her alanda tehdit eden alkol ve madde bağımlılığı ile etkin mücadele ancak; sağlıklı sonuç alınabilecek yöntemleri araştırılıp, geliştirilip ülke gerçeklerine de uyumlu hale getirmek sureti ile yapılacak uygulamalarla mümkündür.

Bağımlılık; zarar verici sonuçlar doğurmasına karşın, zorlantılı bir şekilde madde arama ve kullanma ile karakterize, süreğen ve tekrarlayıcı bir beyin hastalığıdır. Ancak bu hastalığın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu unutmamak gerekir. Bu hastalığın gelişmesi ve ilerlemesinde birçok biyolojik ve çevresel etmenler rol oynamaktadır. Ancak bağımlılık bir sürecin sonunda gelişen bir olgudur. Bağımlılık gelişene kadar kişi bazı evrelerden geçer. Önce denemek amaçlı kullanım, daha sonra sosyal kullanım ve bu aşamadan sonra kötüye kullanım ve bağımlılık ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle alkol ve madde kullanımının erken tanınması ile birçok olumsuz sonucun gelişmesi önlenebilir.

Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanmış olan tanı sınıflamasında (DSMIV) bağımlılık tanısı şu ölçütlere dayanarak konmaktadır: Bağımlılık 12 aylık bir dönem içinde aşağıda sıralanan belirtilerden üç veya daha fazlasının bulunması ile tanımlanır.

  • Tolerans gelişmesi. Kullanılan madde miktarının aynı etkiyi sağlamak amacı ile giderek artırılması.
  • Madde kesildiğinde ya da azaltıldığında fiziksel veya ruhsal yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması.
  • Madde kullanımını denetlemek ya da bırakmak için yapılan ama boşa çıkan sürekli çabalar.
  • Maddeyi sağlamak, kullanmak ya da bırakmak için büyük zaman harcamak.
  • Madde kullanımı nedeni ile sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin azalıp ya da tamamen bırakılması.
  • Maddenin tasarlandığından daha uzun süre ve yüksek miktarda alınması.

Bağımlıların büyük bir çoğunluğu kontrol edebileceği inancı ile madde kullanmaya başlar. Hiçbir zaman bağımlı olabileceğini düşünmez. Amaç ara sıra kullanmaktır. Ancak sonuçta kişi bağımlı hale gelir. Çünkü bağımlılık madde kullanımının kaçınılmaz sonucudur. Kişi, bağımlı olduğunun farkına varamaz.

Bağımlılık gelişme riski kullanılan maddenin cinsine, maddenin saflığına, kullanan kişinin fiziksel ve ruhsal yapısına göre değişir.

image004İnsan bir kez bağımlı oldu mu; artık bir daha tam olarak bu bağımlılıktan kurtulamaz. Ancak bu demek değildir ki, bağımlılık düzelmez. Bağımlılık düzelir ama iyileşmez.

Bağımlılığı şeker hastalığı gibi düşünebiliriz. Şeker hastalığında da kişi eğer şeker kullanmaz ve diyetine dikkat ederse, rahat yaşar ve hastalık onun için bir sorun olmaz. Ancak ne zaman şeker yer ise; hastalık canlanır ve kişi için ciddi bir sorun yaratmaya başlar.

Bağımlılığı; fiziksel ve ruhsal bağımlılık olarak ikiye ayırmak mümkündür.

Fiziksel bağımlılık; maddenin varlığına karşı duyulan fizyolojik istek olarak ifade edilebilir. Beden uyuşturucu maddeye karşı bir adaptasyon geliştirir. Madde alınmadığı zaman, ortaya bazı belirtiler çıkar. Çünkü bedenin öncesinde sahip olduğu fizyolojik adaptasyon bozulmuştur. Beden kendini yeni duruma göre ayarlamak zorundadır. İşte bu dönemde bağımlılık belirtileri gözlenebilir.

Ruhsal bağımlılık; alışkanlık, itiyat gibi diğer bazı terimler ile de açıklanabilir. Kişinin duygusal ya da kişilik yapısı gereği, gereksinimlerini tatmin etme, giderme amacı ile o maddeye düşkünlüğü biçiminde de tanımlanabilir. Ruhsal bağımlılıkta madde alındığında doyum, rahatlama ve haz meydana gelir.

Fiziksel bağımlılık kısa bir süre içinde sonlandırılabilir. Ancak asıl sorun ruhsal bağımlılığın sonlandırılmasıdır. Bu daha uzun bir süreç ve çaba gerektiren bir durumdur.

ERGENLİK DÖNEMİNDE RİSK NEDEN ARTMAKTADIR

Ergenlik döneminin algılama ve karar verme becerilerinin gelişmekte olduğu bir dönem olması nedeniyle; riski doğru değerlendirme yetisinin kısıtlı olması mümkündür. Bunun sonucunda gençler alkol ve madde kullanımına yönelebilirler. Madde kullananların söylediği “bunu herkes kullanıyor” lafı dikkatle gözden geçirilmelidir. Herkesin madde kullandığı miti doğru değildir. Hatta aslında gençler arasında madde kullanmayanlar, kullananlardan çok daha fazladır. Ancak yine de kullanımın giderek yaygınlaştığı da yadsınamaz bir gerçektir. Burada öncelikle hedeflenen bu artış hızının düşürülmesidir. Ne; sorunun olduğundan büyük gösterilmesi, ne de yok sayılmasının işe yaramadığı yıllar içinde görülmüştür.

Çocuğun büyümesi sırasında bazı dönüm noktaları da riski artırmaktadır. Örneğin okul değişikliği, ortaöğretime geçmek gibi çeşitli dönüm noktaları gencin hayatında çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu geçiş dönemlerinde riskin arttığı dikkate alınarak daha çok dikkatli olmak, gerektiğinde çeşitli müdahalelerde bulunmak suretiyle riskin azalmasını sağlamak gerekir.

UYUŞTURUCU MADDE KULLANIMI NASIL ANLAŞILIR

Madde kullanımını anlamak kolay değildir. Özellikle kullanımın erken evrelerinde bunu anlamak çok daha zor olabilmektedir. Belirtilerin çoğu ergenlik dönemine özgü özellikler ile benzerlik göstermektedir. Madde kullanımına özgü belirtilerin çok az olduğuna dikkat edilmelidir. Gençte ortaya çıkan değişikliklerin başka nedenlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığının dikkatlice araştırılması gerekir.

Madde kullanımını ayırt etmede şu yöntemler kullanılabilir.

Laboratuar tetkikleri:

Madde kullanımını anlamanın en kesin yolu idrar testleri ve saç testidir. İdrar testleri kullanılan maddeye göre değişmekle birlikte, ortalama son üç günde madde kullanımı olduğuna ilişkin bilgi verir. Saç testleri daha net sonuçlar vermekle birlikte, daha pahallı bir yöntemdir. Son üç aylık dönemde madde kullanımının varlığını tespit etmek mümkündür.

Davranış değişiklikleri:

Uyuşturucu-uyarıcı madde kullanan kişilerde ilk değişiklik çevrelerinde yaptıkları değişikliktir. Yeni arkadaşlar edinirler. İlk kez madde kullanımı bu yeni arkadaş gruplarını oluşturan çevrenin içinde olmaktadır.

Duygusal dalgalanmalar görülebilir. Duygulanımdaki bu iniş ve çıkışlar tutarsızlık görünümü kazanabilir.

Daha önce okul başarısı iyi olan öğrencinin okul başarısı giderek düşmeye başlar. Öğrenci, okul başarısındaki bu düşüşü umursamaz davranır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu, bu başarısızlığın ardında başka nedenlerin de olabileceği hususudur. Böyle bir durum karşısında ebeveyn doğru kanaat oluşturacak araştırmaları yapmalıdır. Ergenlik dönemi birçok ruhsal hastalığın ilk belirtilerinin de görüldüğü dönemdir. Aile içi sorunlar, ruhsal rahatsızlıklar, ailenin ekonomik sorunları, olumsuz yaşam olayları da okul başarısında etkili olabilir. Bunlar da; karar verme aşamasında değerlendirilmesi gereken hususlardır.

Okula devam azalır. Okul devamsızlıklarından çoğunlukla ailenin haberi yoktur. Genellikle arkadaşları ile birlikte okuldan kaçma görülür. Bu, kritik öneme haiz bir konudur. Bu denetimsiz ve kontrolsüz yaşam, toplum dışı davranışların gelişmesinde etkili olabilmektedir.

Aile ile ders başarısı ve okula devam konusundaki yakın temas, erken dönemde müdahale edilmesine olanak sağlayacağı için, çok önemlidir.

Her zamankinden daha fazla para harcamak durumunda olacağı için, bu paranın temin edilmesinde zor kullanma veya yasa dışı yollara başvurabilir.

Madde etkisine bağlı değişiklikler:

Sınıf içinde dalgınlık, dikkat toplamada güçlük gözlenebilir. Derse odaklanma güçleşir. Kullanılan maddenin cinsine göre uykulu bir hal veya hareketlilik görülebilir.

Belirgin bir halsizlik, yorgunluk gözlenebilir. Giderek okuldan uzaklaşma sonra da terk etme görülebilir.

Konuşmada güçlük yaşayabilir. Sarhoşluk halinde olduğu gibi konuşma peltekleşebilir.

Kilo kaybı görülebilir. Beslenme alışkanlığında değişiklikler oluşabilir.

Madde yoksunluğu, kullanılan maddenin cinsine göre farklı tablolar ortaya çıkarır. Huzursuzluk, sinirlilik ve endişe; yoksunlukta ortaya çıkan öznel belirtilerdir. Fiziksel belirtiler ise kullanılan maddeye göre değişiklik gösterir. Vücutta yara izleri, kesik izleri görülebilir. Bunlar dikkat edilmesi gereken durumlardır.

NE KADAR ZAMANDA BAĞIMLI OLUNUR

Bu soruya yanıt vermek kolay değildir. Bağımlılığın ne hızda gelişeceği birçok etmen tarafından belirlenmektedir. Genetik yatkınlık (yani ailede var olan bağımlılığın kalıtımsal olarak geçişi), kişinin kendi biyolojik özelliklerinin de dâhil olduğu birçok etmen bağımlılıkta rol oynar.

Tüm uyuşturucu/uyarıcı maddeler potansiyel olarak zarar vericidir ve kullanımları ile ilişkili olarak yaşamı tehdit edici olabilirler. Bu maddelere karşı bireysel duyarlılıklar da söz konusudur. Bir kişi birkaç kullanımdan sonra bağımlılık belirtileri göstermezken, bir diğeri bağımlılık belirtileri gösterebilmektedir. Bir kişinin nasıl tepki vereceğini önceden kestirmenin bir yolu bulunmamaktadır.

İLAÇ OLARAK KULLANILAN BAĞIMLILIK YAPAN MADDELER

Hekimler tarafından yazılabilen ilaçlar ülkemizde yeşil ve kırmızı reçete kapsamı içinde değerlendirilmektedir. Yeşil ve kırmızı reçete ile bağımlılık yapıcı ilaçların yazılması, satışı ve kullanımı kontrol altına alınmıştır. Yeşil reçete ile verilen ilaçların bağımlılık yapıcı potansiyeli, kırmızı reçete ile verilen ilaçlara göre daha düşüktür. Ancak bu ilaçların dikkatli ve kısa süre kullanımı önerilir.

İlaçların doktor tavsiyesi dışında, tedavi amaçlı kullanılmaması ile kötüye kullanım ortaya çıkmaktadır. İlaçların anne-babalar tarafından da nasıl kullanıldığı çocuklarına örnek oluşturmaktadır. İlaçların amaçları dışında ve doktor kontrolü olmadan kullanılması kesinlikle kaçınılması gereken bir durumdur.

İlaç olarak kullanılan ancak kontrol dışı ve uygunsuz kullanıldıklarında bağımlılık yapan ilaçlardan bazıları şunlardır: yeşil ve kırmızı reçete ile satılan Diazem, Nervium, Xanax, Tranxilene, Ativan, Rivotril, Akineton. Lomotil, kodeinli öksürük şurupları, bazı kilo verdirme hapları, doping içeren haplar da kötüye kullanılabilmekte ve bağımlılık yapabilmektedir.

Sözün sonuna gelindiğinde; ailelerin ve ülkemizin geleceği olan çocuklarımızı alkol ve madde kullanımı tehlikelerine karşı korumak ve kollamak, devletin öncelikli faaliyetlerinden biri olması gerektiği gibi, anne ve babaların ve hatta ülkesini seven her bireyin öncelikli sorumluluğudur.

Devlet; kendilerini koruma gayreti içinde olan gençleri,  bu işten para kazanan kişilerin tuzak ve komplolarına karşı korumak amacı ile; engelleyici, aydınlatıcı önlemler almak, bu maddelerin kolay üretimini, pazarlanmasını ve erişilmesini engellemek gayreti içindedir.