Üst Menu
Search
Generic filters

Ana Menu

DİPLOMALAR “DUVAR SÜSÜ”

                                        

 

 Dr. Kemal SARIDAĞLI[*]

 

Hepimizin bildiği gibi yaklaşık 1 ay önce gençlerimiz ve velileri çok büyük bir heyecan yaşadılar.Gençler o gün yaşamlarının ileriki dönemlerini şekillendirecek olan ÖSS (Öğrenci seçme sınavı) gibi büyük bir dönemeci atlattılar.Tabi sadece gençler değil, onların velileri hatta tüm aile üyeleri aynı heyecanı paylaştılar..Kimisi sınavda umduğunu bulamayıp ümitlerini bir daha ki sınava ertelerken kimileri de şimdiden hayallerindeki üniversiteye girebilecek olmanın sevincini taşıyor..Gerek bu sınava kadar gerekse de bu sınavdan sonra devamlı süre gelen bir tartışma vardır; “3 saatlik bir sınavın öğrencilerin tüm geleceklerini etkilemesi doğru mudur?” Kimine göre bu sınav doğru iken kimine göre sistem baştan yanlıştır..Biz burada bu tartışmanın biraz daha dışına çıkacağız ve şu soruyu tartışacağız ;    “Üniversiteyi okuyunca ne olacak?”

Evet..Farz edelim ki çocuğunuz bir bölümü kazandı.Ve her türlü zahmete katlanarak çocuğunuz okutmaya başladınız.Tabi bu göründüğü kadar kolay bir mesele değildir.Eğer sizden uzakta bir yerde okumak durumunda kalırsa çocuğun barınma,yemek,ulaşım ve bunun gibi pek çok masrafı içeren kabarık bir liste sizi karşılamaktadır.Ayrıca okul harcı,kitap,sosyal yaşam için gerekli olan masrafları unutmamak gereklidir.Bir de işin manevi tarafı olan çocuğa duyulan özlem..Yani gerek maddi ve gerek manevi açıdan pek çok bedel ödemek zorunda kalırız.Ama bunu çocuklarımız okusun,iyi bir iş ve gelecek sahibi olsun diye yeri geldiğinde sırtımızdaki ceketi bile satarak yaparız.Bu işin biz veliler tarafından üstlenilen kısmı iken, bir de madalyonun diğer tarafı olan çocuklarımız ise o üniversiteye girene kadar pek çok emek sarf eder,girdikten sonra ise hem aileden uzak olmanın hem de kendi başına her şeyi yapmak zorunda olmanın zorluklarını yaşarlar.Ve onlarda okulda gecelerini gündüzlerini katarak sınavlarını verir ve en nihayetinde üniversiteli olmanın belgesi olan üniversite diplomasını alırlar.Eeee şimdi ne olacak?öncelikle bir yerden  çivi alınıp salonun en güzel yerine bir tarafa çocuğun başı kepli fotoğrafı diğer bir tarafa diploma (güzel bir çerçeve ile) dekoratif şekilde DUVAR SÜSÜ olarak asılacak.Peki ya sonra ne olacak?

      Çok kolay bir cevabı var bu sorunun; “İŞSİZLİK”..Tabi bu çocuğun okuduğu bölüme göre değişir diye düşünebilirsiniz.Ancak bir kaç bölüm dışında mezun olunan bölümlerin %80’i işsizlik sorunu ile karşı karşıyadır.İşe girmiş olan bölümlerdekiler ise çok düşük ücretlerde ve çok ağır şartlarda çalışmaktadırlar.Tabi ki hem mezun olup hem de istediği yerde ve çok iyi maaşlarda çalışan gençlerimiz bulunmaktadır.Bunlar ya maddi açıdan durumu çok iyi ailelerin ya da vasıf olarak diğer öğrencilere nazaran daha vasıflı olan gençlerimizdir..Vasıftan kastımız yabancı dil (hatta diller),bilgisayar bilgisi vs gibi niteliklerdir.Daha ileri düzeyde ise mezun olan gençlerin işe girmesi için istenen diğer bir nitelik deneyimdir.Yeni mezun olan bir gençten daha önce bir yerde staj yapmadığı göz önüne alınırsa en az 5 yıllık bir deneyim nasıl istenmektedir?Çoğu iş bulma sitelerinde kızıma gelen ilanlarda dikkatimi çeken bir nitelik olduğu için yazma gereği duydum ve anlam veremiyorum bu en az 3-5 yıllık deneyime!Resmen yeni mezunun önü kapanmış,bu ilan resmen ben yeni mezunu istemiyorum demiştir.İyi de bu güvensizlik niye?İşletme kendi açısından haklı düşünüyor olabilir ama bu genç deneyim edinmek için çalışmak zorunda değil midir?Bir de yukarda değindiğim üzere dil ya da diller vasfı…Hemen hemen her işletmede dil tam anlamıyla birinci şart hatta ikinci bir dil tercih sebebi olmaktadır.En basiti bankalar bile uzman yardımcısı ve müfettiş yardımcısı mevkileri için dil sınavını meslek bilgilerinden ön planda tutmaktadır.Bankada yabancı dilin ne kadar gerekli olduğunu sizlerin takdirine bırakıyorum.Yani düşünsenize banka aldığı elemanın muhasebe vs gibi banka için gerekli olan bilgileri sınamaktan çok yabancı dili ön planda tutması sizce ne kadar verimli bir eleme usulüdür?Bunu bizzat kendi kızımı bir x bankasının sınav başvuru formunu alırken  bankada bu konudaki yetkili kişinin “beyefendi eğer yabancı dili çok iyi(üstüne basarak söyledi) değilse boşuna girmesine gerek yok” demesi üzerine çok açık bir şekilde görmüş oldum.Ve direk şöyle düşündüm; keşke kızı açık öğretime kaydettirip,okula harcayacağım masrafla yurt dışındaki dil okullarına gönderip, her sene yeni bir dil öğrenmesini sağlayıp,Türkiye’de en iyi yerde işe girmesini garanti etseydim” ..

Gençlerin hem girerken hem de bitirene kadar bin bir emek sarf ettiği üniversiteler ne yazık ki işe girerken yabancı dilden sonra ikinci sırayı alıyor.Çok yakın bir zamanda yapılan KPSS’nın (Kamu Personeli Seçme Sınavı) bu kadar yoğun talep alması da bu yüzdendir.Hiç olmasa devlete sırtımızı dayayalım diyen (bunların içinde en prestijli okulların öğrencileri de bulunmaktadır) gençlerin ne kadar umutsuz ve piyasaya güvensiz olduğunu göstermektedir.

Peki yabancı dil bu kadar önemli ise üniversitede neden tam anlamıyla dil öğrenme imkanı mevcut değildir?Ya da okulda öğrenilenler işe yaramıyor o yüzden mi deneyim istenmektedir?Bu kadar işsize karşılık üniversiteler de bölümlerdeki kontenjanlar sınırlandırılmak yerine her yere üniversite açma çabası niye?

Burada yapılması gereken şudur;kaliteli ve tam anlamıyla iş yaşamına hazır bireyler yetiştirmek.En alt seviyeden başlayarak yani daha ilköğretimde hatta ana okulunda çocuğun ilgi ve yeteneğine uygun bir eğitim almasını sağlamaktır.Örneğin; Hollanda eğitim sistemini inceleme fırsatı bulduğumda öğrencilerin anaokulunda başlayarak yeteneklerinin gözlemlendiğini,örneğin; tıpa ilgisi olan öğrencilerin ayrımı yapılıp,Latince derslerinin daha lisede iken başladığını,mekanik ve tamire ilgisi olanların gene mekanik derslerinin yer aldığı liseye gittiklerini, hiçbir konuda başarılı olamayan saldırgan yapıda olan çocukların dahi diğer öğrencilerden ayrı olduğu okullarda okutulduklarını ancak esnek bir eğitim yapısı olduğundan dolayı çocukların bir üst okula notları ve davranışları iyi olduğu takdirde geçebildiklerini öğrendim.Ve üniversiteye okul derslerinde başarılı oldukları ve geçme sınavlarını iyi notla verdikleri takdirde çok rahatlıkla girip,mezun olduklarında çok rahatlıkla çalışabilecek durumda olduklarını(tabi ihtiyaç duyarlarsa!) öğrendim.Neden bizde de böyle olmasın?Bir ülke ancak beyin gücünü en verimli şekilde kullandığında takdirde kalkınıp gelişmiş ülke olabilir.Beyinleri küstürüp yurt dışına kaçırarak değil..Mustafa Kemal Atatürk ülkeyi gençlere emanet etti.Eğer bu gençleri elimizden kaçırırsak ülke sahipsiz kalacak ve hiçbir zaman gelişmişlik düzeyine ulaşmak gibi bir şansımız olmayacaktır…Diplomalar ise ülkemizi süslemek yerine duvarları süslemekten öteye gidemeyecektir.

 

 

 



[*] Emekli Emniyet Müdürü