Üst Menu
Search
Generic filters

Ana Menu

Türkiye Aihm'nin Neresindedir?

image001

İnsan hakları kavramının ilk ortaya çıkışı ile bugün geldiği nokta arasında büyük farklılıklar vardır. İnsan hakları ile ilgili gelişmeler günümüzde de sürmektedir. Bugün gelişen teknolojinin ve iletişim araçlarının küçülttüğü ve bütünleştirdiği dünyada insan haklarının korunması sorunu ulusal boyutu aşarak evrensel bir nitelik kazanmıştır. Çağdaş toplumlar arasında yer almak isteyen devletler, “insan hak ve özgürlüklerine” uluslararası belgelerde belirlenmiş şekliyle ve içtenlikle saygı göstermektedirler[1].

Geçen süreç içerisinde insan haklarının korunması noktasında da küresel ve bölgesel düzeyde hayli yol alınmıştır. İnsan haklarının korunmasında evrensel sistemde Birleşmiş Milletler (BM) söz sahibiyken, bölgesel düzeyde korunmasına ise Amerika, Afrika ve Avrupa Sistemleri örnek olarak verilebilir. Ancak insan hakları ile ilgili bölgesel düzeyde ilk ve önemli gelişme Avrupa’da yaşanmıştır.

Bölgesel bir kuruluş olan Avrupa Konseyi, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin ilkelerini benimseyerek bunların Avrupa Kıtası’nda geliştirilerek uygulanmasını, etkin bir güvenceye ve denetim sistemine kavuşturulmasını amaçlamıştır. Bu amaçla 1950 tarihinde kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve daha sonraki yıllarda kabul edilen ek protokoller ile insanlık tarihinde temel hak ve hürriyetlerin korunmasının yanı sıra, bu korumanın uygulamaya geçirilmesi ve denetlenmesi açısından önemli bir dönem başlamıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile getirilen koruma sistemine göre, Konsey üyesi bir devlette bulunan herkes Sözleşme’de tanınan bütün haklara sahiptir ve üye ülkelerde bulunan herkesin insan haklarının ihlalinde gidebileceği bir milletlerarası kurum vardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olarak adlandırılan bu kurum taraf devletlerin Sözleşme’yi ihlal edip etmediklerini denetlerken, ihlal tespit ettiğinde taraf devlete yaptırımlar uygulamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları üye devletlerin tüm organlarını ve dolayısıyla yargı mercilerini de bağlayıcı özelliktedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ulusal mahkeme kararlarını değiştirmek, bozmak, ortadan kaldırmak yetkisi yoktur, ancak sözleşmeci devletlerin Sözleşmeye uygun davranıp davranmadıklarını denetleyerek, Sözleşme’nin ihlali halinde ilgili devleti tazminat ödemeye mahkûm edebilmektedir. Sözleşmeyi ihlal eden devletin ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak, mümkün olduğu ölçüde eski halin iadesini sağlamak ve ihlalin tekrarını önlemek için gerekli her türlü tedbiri alma ödevi vardır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yerine getirilmesi, ihlalin kaynağına göre, mevzuat değişikliği yapmak, yargılamanın yenilenmesi, tazminat ödemek gibi yöntemlerle olmaktadır.

Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin imzaya açılmasından sonra bu Sözleşmeye taraf olan ilk devletlerden biridir. Avrupa Konseyi’nin de en eski üyelerindendir. Türkiye Avrupa Konseyine 13.4.1950 tarihinde üye olmuş; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini de 04.11.1950’de imzalamış olup, 10.3.1954 tarihinde 6366 sayılı Yasa ile onaylamış ve Sözleşme Türkiye için onay belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne verildiği 18.5.1954 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

AİHS’nin güvence altına aldığı hakların kapsamı zamanla genişleyerek mülkiyet, eğitim ve serbest seçim gibi yeni haklar ek protokoller ile güvence altına alınmıştır. Türkiye bu protokollerin bir çoğunu imzalamış ve TBMM de onaylayarak yürürlük kazanmasını sağlamıştır.  Ancak 7, 9 ve 12 nolu Protokoller imzalanmış olmakla birlikte henüz onaylanmamıştır. 6. Protokole ise Türkiye uzun süre taraf olmamış, ancak Kasım 2003’te bu protokolü onaylayarak “savaş zamanı ya da yakın savaş tehlikesinin bulunduğu zamanlar” hariç olmak üzere, ölüm cezasını kaldırma yükümlülüğü altına girmiş; 20 Şubat 2006’da onayladığı 13. Protokolün 01.6.2006 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesiyle birlikte ölüm cezasını tamamen kaldırmıştır.[2]

Türkiye AİHS’yi onaylarken bireysel başvuru hakkı ile AİHM’nin yargı yetkisini tanımadığından, Sözleşme’nin onaylanması ilk yıllarda iç kamuoyunda pek yankı yaratmamıştır. Uzun süre etkisi fazla hissedilmeyen AİHS’nin, ancak 1980’li yıllarla birlikte kamuoyunda tanınmaya başlayan bir belgeye dönüşmesinde ise 12 Eylül döneminin “insan hakları ihlalleri” belirleyici rol oynamıştır.[3] Sözleşme’nin Türkiye’de etkisi ve önemini arttıran asıl dönüm noktası ise 1987’de bireysel başvuru hakkının tanınmasıdır.

Mahkemenin Türkiye açısından taşıdığı önem, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde de kendini göstermektedir. 1999 yılında Türkiye Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak ilan edilmiş ve üye ülke olabilmesi için ilerleme kaydetmesi gereken başlıca konular arasında insan haklarının korunması da yer almıştır.  Türkiye Avrupa Birliğine tam üye olabilmek için çaba sarf ettiği bir dönemde, insan hakları konusunda mevcut durumun iyileştirilmesinin tam üyeliğin bir ön koşulu olması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Mahkemenin Türkiye ile ilgili kararları büsbütün önem kazanmaktadır.

Ne var ki Mahkeme’ye bireysel başvuru hakkının tanındığı 1987 yılından günümüze kadar Mahkemeye Türkiye aleyhine yapılan başvurular ve bu başvurular neticesinde Mahkemenin vermiş olduğu kararlar hiçte iç açıcı değildir.

AİHM’ne yapılan başvurulara bakıldığında Türkiye, aleyhine en çok başvuru yapılan ülkeler arasında yer almaktadır. Son yıllarda başvuru sayısında meydana gelen düşüşe rağmen Türkiye hala AİHM’ne en çok şikayet edilen ülkelerden biridir. 2006 – 2013 yılları arasında Türkiye aleyhine yapılan başvuruları incelediğimizde; 2006 yılında AİHM önünde bekleyen derdest (görülmekte olan) dava sayısı 9.016 iken, 2008 yılında 11.085’e, 2010 yılında 15.206’ya, 2012 yılında ise 16.876’ya yükselmiştir. Başka bir ifade ile 2012 yılında AİHM önünde bekleyen derdest dava sayısı 2006 yılına göre %87 artış kaydetmiştir. 2013 yılında ise Türkiye’de yapılan yasal düzenlemelerden ötürü başvuru sayısı azalmış ve AİHM önünde bekleyen derdest dava sayısı 10.931’e düşmüştür. 2013 yılı itibariyle AİHM’ne yapılan başvuruların çoğunluğunu adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı oluşturmaktadır. 2014 yılına ait istatistiki veriler AİHM tarafından henüz yayınlanmadığından söz konusu veriler değerlendirmeye alınmamıştır.

Tablo 1.

image003

Kaynak: http://www.inhak.adalet.gov.tr/istatistikler/2013_ist/5.pdf

31 Aralık 2013 tarihi itibariyle AİHM gündeminde 47 Avrupa Konseyi üyesi ülke hakkında toplam 99 bin 900 dava başvurusu bulunmaktadır. AİHM önünde bekleyen bu başvuruların ülkelere göre dağılımına baktığımızda; Rusya 16.800 başvuru ile ilk sırada yer almaktadır. Rusya’yı 14.400 başvuru ile İtalya takip etmektedir. 13.300 başvuru ile Ukrayna üçüncü, 11.250 başvuru ile Sırbistan dördüncü sırada bulunmaktadır. Türkiye ise 10.950 başvuru ile beşinci sırada yer almaktadır. AİHM önünde bekleyen derdest dava sayısı bakımından uzun yıllar Rusya’nın ardından ikinci sırada yer alan Türkiye 2013 yılında beşinci sıraya gerilemiştir. Bu düşüşe rağmen Türkiye Batı Avrupa ülkeleri ile mukayese edildiğinde derdest dava sayısı hala çok yüksek düzeydedir. Başka bir ifade ile AİHM istatistiklerine göre 31 Aralık 2013 tarihi itibarıyla, mahkeme önündeki derdest dosyaların yüzde 11,3’lük dilimini Türkiye aleyhine yapılan başvurular oluşturmaktadır.

Yıllar itibariyle AİHM’ne Türkiye aleyhine yapılan başvuruları incelediğimizde; dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına verilen soru önergesine Dışişleri Bakanı’nın verdiği yanıta göre, AİHM’ne Türkiye aleyhine 2002 yılında 3.862 başvuru, 2003 yılında 3.538 başvuru, 2004 yılında 3.669 başvuru, 2005 yılında 2.486 başvuru, 2006 yılında 2.249 başvuru, 2007 yılında 2.812 başvuru, 2009 yılında 4.452 başvuru, 2010 yılında 5.792 başvuru, 2011 yılında 8.656 başvuru, 2012 yılında 9.053 başvuru olmak üzere 2002 – 2012 yılları arasında toplam 50 bin 249 başvuru yapılmıştır.[4] 

Tablo 2.

image005

Kaynak: http://www.inhak.adalet.gov.tr/istatistikler/2013_ist/1.pdf

AİHM’nin Türkiye aleyhine vermiş olduğu kararların içeriğine baktığımızda yapılan başvuruların mahiyeti hakkında da bilgi sahibi olabiliriz. AİHM 2013 yılı içerisinde yapmış olduğu yargılamalarda Türkiye’nin 182 kez AİHS’yi ihlal ettiğini tespit etmiştir. Yapılan ihlallerin 35’i özgürlük ve güvenlik, 32’si yargılamanın uzunluğu haklarına ilişkindir. 19 dava etkin soruşturma yokluğu, 18 dava kötü muamele yasağı, 17 dava etkin soruşturma yapılamaması, 15 dava adil yargılanma hakkı, 11 dava yaşam hakkı ihlali, 9 dava ifade özgürlüğü ve 26 dava ise AİHS’nin diğer maddelerinin ihlaliyle ilgilidir.

Her şeyden önce bu kararlar, Sözleşme’nin doğasının da gerektirdiği gibi, Türkiye’ye ihlallerden mağduriyetleri giderme ve benzer ihlalleri yenilememek için önlem alma ödevini yüklemektedir. Ayrıca, AİHM’nin bir insan hakları hukuku organı olarak geliştirdiği kriterler, Türkiye’de ki yargı organlarına kimi yönlerden yararlanabilecekleri önemli bir içtihadi kaynak sunmaktadır.

Tablo.3

image007

Kaynak: http://www.inhak.adalet.gov.tr/istatistikler/2013_ist/20.pdf

AİHM kararları son yıllarda Türkiye’de insan hakları alanındaki bazı değişikliklerin en önemli sebeplerinden birisi olmuştur. 1990’lı yılların sonlarından itibaren bir dizi anayasal ve yasal değişiklik, AİHM kararlarının gereklerini yerine getirmek için yapılmıştır. Gözaltı süresinin kısaltılması, gözaltındaki kişilerin avukatlarıyla, yakınlarıyla ve doktorla görüşebilmelerine ilişkin güvencelerin getirilmesi, ücretsiz avukat hakkından etkin olarak faydalanılması için tedbirler alınması, devlet güvenlik mahkemelerinden askeri yargıcın çıkarılması ve daha sonra devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması, siyasal partilerin temelli kapatılmasının yerine devlet yardımından yoksun bırakma yaptırımının getirilmesi verilebilecek örneklerin bir kısmıdır.

Gerek AB ve AİHM sorumluluklarını yerine getirme zorunluluğu olan dış dinamikler, gerekse ülke içinden kaynaklanan iç dinamiklerden ötürü Türkiye, AİHM tarafından verilen ihlal kararlarına konu alanlarda, ihlale neden olan sorunların ortadan kaldırılması amacıyla “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı” isimli bir eylem plan hazırlamıştır. Planda, yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinden, kötü muamelenin önlenmesine, özgürlük ve güvenlik hakkı ihlallerinin önlenmesinden ifade ve medya özgürlüğünün sağlanmasına kadar on dört ana amaçta kırk altı hedef belirlenmiştir.

Bütün bu çalışmalardan öte önemle üzerinde durulması gereken değişiklik 12 Eylül 2010 yılında yapılan referandumdur.  Referandum ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının getirilmesi ve bu hakkın 23 Eylül 2012’den itibaren işlemeye başlaması, AİHM’ne Türkiye aleyhine yapılan başvurularda dönüm noktası olmuştur. Öte yandan 6384 sayılı Kanunla kurulan İnsan Hakları Tazminat Komisyonu’nun 20 Şubat 2013 tarihinden beri başvuruları incelemeye başlaması, AİHM’ne yapılan çok sayıda başvurunun Mahkeme tarafından kabul edilmezlik kararı verilmesinde önemli katkısı olmuştur.

Atılan bu adımlar kısa sürede sonuç vermiş ve AİHM önünde Türkiye aleyhine bekleyen derdest başvuru sayısında 2012 yılı ile karşılaştırıldığında 2013 yılında % 35,23 azalma gerçekleşmiştir.

Gerek Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurular ile hak ihlallerin iç hukukta çözüme kavuşturulması, gerekse AİHM’nin ihlal kararlarına konu alanlarda yapılan yasal ve yapısal değişikliklerden ötürü önümüzdeki süreçte de AİHM’ne Türkiye aleyhine yapılan başvuruların azalma eğilimini sürdüreceği öngörülmektedir.

[1] Safa Reisoğlu, Uluslararası Boyutları ile İnsan Hakları, Beta Yayınları, İstanbul: 2001, s. 1.

[2] http://conventions.coe.int/Treaty/Commun/ListeTraites.asp?MA=3&CM=7&CL=ENG Erişim T. 20.01.2015

[3] Yasemin Özdek, Avrupa İnsan Hakları Hukuku ve Türkiye, TODAİE, Ankara: 2004, s.340-341

[4] http://www.dunya.com/iste-turkiyenin-aihm-karnesi-224998h.htm Erişim T.:21.01.2015

http://credit-n.ru/zaymyi-next.html