40-50 YIL ÖNCEKİ İSTANBUL EMNİYETİ

 

 

Erdoğan ALIVEREN[*]

 

            İstanbul Vilayeti Maiyet Memurları işe başladıklarının ertesi günü Emniyet Müdürlüğü’ne gönderilir. İleride orada staj yapacakları için şimdiden kendilerine, poliste çalıştıklarını belirten resimli birer hüviyet vesikası verilir. Bu kart otobüs, tramvay ve metroda (tünelde) ve deniz yollarının şehir hatlarında ve banliyö trenlerinde ücretsiz seyahat etme hakkı tanır, ayrıca stadyuma E kapısından gene biletsiz girme imkanını sağlardı. Ben de İstanbul’da işe başladığım 31 Ekim 1952 tarihinde bu kartı aldım. 26 Kasım 1952’de Kısıklı Nahiye Müdürü olduğum için asıl Emniyet stajına Kısıklı’dan ayrılış tarihinden sonra 3 Şubat 1953’te başladım.

            İstanbul Emniyet Müdürü Ahmet TEKELİOĞLU (daha sonra Antalya Valisi oldu.) Muavinleri Mehmet Ali ALPSAR ve Ahmet PAFTALI (daha sonra Vali oldu.) idi.

            Ahmet Tekelioğlu’nun ayrılmasından sonra Alaaddin ERİŞ İstanbul Emniyet Müdürü oldu ve 6/7 Eylül 1955’e kadar bu görevde kaldı. Olaylardan sonra Bakanlık emrine alındı. Yerine Beyoğlu Kaymakamı Hayrettin NAKİPOĞLU Emniyet Müdürü oldu. Emniyet 1. Şube Müdürü olan Ahmet TOPALOĞLU ile 2.Şube Müdürü Necdet UĞUR 1954 seçimlerinden sonra İl Emniyet Müdür Muavinliğine yükseltildiler.

            Emniyetin bütün şubelerinde ve bütün kısımlarında çok detaylı bir staj yaptım. Her masanın sorumluları ve yetkilileri ile tanıştım. Maiyet Memurluğunun boşluk devrelerini Beyoğlu Emniyet Amirliği’nde özellikle Taksim ve Merkez Baş komiserliklerinde geçirdim. Buralarda görevli bütün polis amir ve memurlarıyla yakın dostluk kurdum. Şöyle ki, Emniyet 1.Şube Müdürü 1940 Mülkiye Mezunu Ardahan Posof Kaymakamlığından gelme Ahmet TOPALOĞLU (daha sonraları İçişleri Bakanı) idi. Başmuavini Emniyet Polis Müfettişi rütbesinden Parmaksız Hamdi Bey idi. Bu zat bir memuru bir göreve göndereceğinde yapacağı işleri, bineceği vasıtaları, iniş biniş duraklarını bütün teferruatıyla anlattığı için ayrıca (Mufassal Hamdi) olarak ta tanınmıştı. Türkiye’nin tanınmış komünizm uzmanı idi. 1951 ve 52 yıllarında yapılan Komünist tevkifatında, yani Çiçek Palas toplantısında (Dr. Sevim TARI ve Mihri Belli Tevkifatı) büyük yararlılığı görülmüştü. Ayrıca, kısa bir süre önce yurtdışına kaçan Nazım HİKMET olayında kaçış yolunu düşünmekte çeşitli ihtimaller üzerinde durarak faraziler yürütüyordu. Bana her iki olayı bütün detaylarıyla anlattı.

            1.Şubede ABCD diye dört grup vardı. Bunlardan A Grubu azınlıklara bakardı. Grup Şefi Emniyet Amiri Ali Rıza Bilgütay idi. B Grubu Komünizm masasıydı. Parmaksız Hamdi’nin yönetimindeydi. C Grubu Sendikalar ve Dernekler masasıydı. Şefinin ismini şimdi hatırlamıyorum. D Grubu Basın ve matbaalardan sorumluydu. Şefi Atilla DOĞAN Bey idi.

            2.Şube Müdürü 1944 Mülkiye Mezunu Necdet UĞUR (daha sonra Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlığı yaptı.) muavini ise hırsızlık masasından yetişme Emniyet Amiri Alişan Beydi.

            1.Kısım Amiri Komiser Muavini Vedat Sokullu idi. Yardımcısı gene Komiser Muavini Şeref KILIÇTAKAN idi. Ağır suçlar ve asayiş işlerine bakardı. O günlerde Kumkapı’da bakkallık yapan ve dükkanın üstündeki oda da yatıp kalkan yaşlı ve Ermeni asıllı Nerses isimli vatandaş parasına tamamen öldürülmüş idi. Onun tahkikatı için Vedat Bey günlerce uğraştı. Bende yanında bulundum. Maalesef katili bulamadık. Aynı şekilde, 1 yıl önce Sarıyer sırtlarında öldürülen Sevim BAŞAY isimli genç kızın da katili bulunamamıştı. Böylece ortaya çıkan faili meçhullerin dosyalarıyla meşgul olmak üzere bir Komiser Muavini görevlendirildi.

            Bu grubun emrinde Asayiş ekipleri bulunurdu.

            Beyoğlu ekibi Komiser Muavini Halit ELVER ve Yardımcısı Kemal ERÖGE yönetiminde 10 kişiden ibaret olup, her akşam ortalık karardığında Taksim Karakolu’nda kapalı bir otobüsle göreve çıkardı. Bende akşam yemeğini o civarda bir lokantada yedikten sonra bu ekibin hemen bütün faaliyetlerine katılırdım.

            İstanbul ekibi ise gene aynı şekilde Komiser Muavini Abdullah BEKTAŞ’ın gözetiminde Kumkapı Polis Karakolu önünde toplanır ve oradan göreve çıkardı. Her iki ekipteki polis memurları kendi mıntıkalarının  tanınmış suçlularını ve suç mahallerini çok iyi bilirler ve dolaşmalarına bunlardan başlatırlardı. Bu ekibin de görevine çok katıldım.

            Anadolu yakasındaki asayiş ekibi ise Kadıköy Emniyet Amirliği önünde toplanır, Komiser Muavini Hikmet Bey yönetiminde Kadıköy ve Üsküdar ilçelerinde (gerektiğinde Beykoz ve Kartal’a da giderdi.) çalışırdı.

            Mıntaka Karakolları kendi bölgelerinde olan asayiş bozucu bütün olaylarda yakaladıkları suçluları, (bir kere de Şubece görülsün) kaydıyla Emniyet Müdürlüğü’ne gönderirler, suçlular giriş katındaki Müteferrika Karakolunda alıkonulur, akşam mesai bitip iş sahipleri gittikten sonra sanıklar şubeye çıkarılır, orada sorgulamaları yapılır ve gerekli gözdağı verildikten sonra adli işlemin tamamlanması için ertesi sabah karakollarına iade edilirdi. Aynı şekilde, oturdukları mıntıka da kabadayılık ve efelik yapanlar çeşitli kaynaklardan bildirildikçe ekipler tarafından gözaltına alınır, gerekli nasihatler yapılmak üzere gene Müteferrika kanalından Şubeye gönderilirdi.

            Gündüzleri ise Ankara’dan yeni tayin olan Komser Bahri İNOĞLU yönetiminde bir asayiş ekibi Lant-Rover marka bir Jip’le göreve çıkardı. Bahri İNOĞLU’na 180 imsi ihtiva eden bir liste verilmişti. Bahri İNOĞLU bu listede isimleri bulunan kişileri çalıştıkları yerlerde veya çıktıkları kahvelerde tek tek arayıp buldu ve onlara “Sizlerle tanışmak istiyorum. Ben filanım gözüm üzerinizde olacak sakın ha yanlış bir iş yapmayasınız. İkinci gelişimde bu kadar nazik olmam. Hareketlerinize dikkat edin.” diye nasihat etti. Bu ekipler şikayet üzere veya bizzat elkoydukları olaylardaki sanıkları sözle uyarırlar nasihat ederler, kabadayılık taslayanların ise saçlarının ortasından sıfır numara tıraş makinesi ile kafalarında bir yol açmak suretiyle tıraş ederlerdi. Ayrıca, kabadayıların bıyıklarının yarısını kestikleri de olurdu. Bu şekilde kafası tıraş edilen veya bıyığının yarısı kesilen kişi önce kendi devamlı gittiği kahvehaneye getirilip serbest bırakılır, kafasını usturayla traş ettirir veya bıyığını hepten keserdi. Bu şekilde görüntüsü değişen kabadayı, üzerinde hakimiyet kurduğu kişilerin alaylarına maruz kalmamak için bir süre evinde oturur ve kimseye görünmemeyi tercih ederdi. Aynı şekilde, sarhoş olup rezalet çıkaran kişiler arabayla alınarak o zamanlar hiç kimsenin oturmadığı, evlerin yapılmadığı bir dönemde Zinciriikuyu Balmumcu sırtlarına götürülür, orada arabadan indirilip bırakılırdı. Sarhoşlar saatlerce yürüyerek meskun yerlere gelinceye kadar ayılmış olurdu.

            Çok önceki yıllarda Sayın Doktor Lütfü KIRDAR’ın vali olduğu dönemde Ortaköy’den arabasıyla geçerken arabanın önüne yatıp sarhoşlukla rezalet çıkartan bir kişi, olaya müdahale eden Vali’nin makam polisini yol ortasında bıçaklayıp öldürmüş idi. Bu şahıs cezasını bitirip hapisten çıktıktan sonra mıntıkası olan Ortaköy’e gidip eski arkadaşları tarafından karşılandıktan ve kendisine verilen hoş geldin ziyafetinde sarhoş olup (Ben polis öldürmüş kişiyim. Bana hiç kimse karışamaz.)şeklinde sözler sarfedip kabadayılık tasladığı ve her gece bir meyhanede ücret ödemeden yiyip içtiği ve hatta civardan haraç topladığı Beyoğlu ekibine ihbar edilince; ekiple olay yerine gidilip kendisi de gene Balmumcu sırtlarına götürülüp bırakılmıştı. Daha sonra durumu takip edilen bu şahsın uslandığını izledik.

            O tarihlerde İstanbul’un namlı kabadayıları Şişli’de meydana bakan bir apartmanın kapısında kahve ocağı işleten  cüssesinin ve boyunun büyüklüğünden kinaye (apartman) lakabıyla anılan Mustafa, bugünlerde gene isminden bahsedilen ve Dündar KILIÇ’ın cenazesine gittiği yazılan Kürt İdris ve Beyazıt bölgesinin haracını topladığı söylenen Patrona Halil Hamamı’nın arkasında Vezneciler’de kahvehane işleten Arap Nasri, gene Kurtuluş’ta kahvehanesi olan Tatavlalı Niko, Kasımpaşa’da kahvehanesinde kumar oynatan Kasımpaşalı Ahmet gibi şahıslardı, bu arada Mecidiyeköy dutluğunda (bugünkü Gayrettepe otobüslerinin kalktığı ilk durak) terlikçi Ahmet’in Meyhanesi de bu kabadayıların toplanıp içki içtiği yerlerden idi. Ayrıca Kumkapı, Yedikule, Çarşamba ve Balat semtlerindeki kahvehaneler bu tip adamların oturup içtikleri ve içki içirip sarhoş ettikleri adamları daha sonra kumar oynamaya zorlayıp götürdükleri yerlerdi. Ünlü kumarbazlardan Çakır ayrıca Yenikapı’da içkili gazino işletiyordu.

            Kendilerine mahalli şive ile (Arap çocukları) adını takmış olan 3 kişilik serseri grubu da Abanoz sokağını ve oradaki genelevlerini haraca bağlamışlardı. Vedat SOKULLU’nun ekipleri 1 sene içinde bütün bu serserileri piyasadan silerek İstanbul’un ve İstiklal Caddesi’nin huzurunu sağladılar. Tabii o zamanlar CMUK falan yoktu.

            Gene komiser Muavini Vedat SOKULLU’nun grubunda Komiser Muavini Yaşar TUNG yönetiminde dört kişilik bir ekip infaz masası olarak faaliyette bulunuyordu. Mahkemelerden ve Savcılardan gelen yakalama ve ihzar müzekkerelerini bu ekip yerine getirirdi.

            2.Şubenin 2b. kısmı Hırsızlık Masası idi. Buradaki uzman memur ve amirler İstanbul’da yapılan hırsızlıkları yapılış şekline göre tasnife tabi tutmuşlar ve suçlularda bu tasnife göre sıralanmıştı. Onun için bir olay vuku bulduğunda olayın şekline uygun muhtemel sanıkları hemen toplayıp, olayı kısa sürede çözerlerdi. Faili meçhul hiçbir hırsızlık olayının kaldığını hatırlamıyorum. Bu dönemdeki en önemli hırsızlık olayı İstiklal Caddesindeki ünlü kuyumcu Franguli soygunu idi ki 10-15 gün içinde onunda faili yakalandı. 2.Şube’nin 3.kısmı yankesicilik masası idi. Komiser Muavini Mesut yönetimindeki bu masada şehrin ünlü bütün yankesicilerinin çalışma usulleri bilinirdi. Genellikle yankesiciler Sulukule, Kasımpaşa ve Vefa bölgelerinde oturan çingenelerden teşekkül ederdi. Bunların manitacılık, dızdızcılık, tükürükçülük, vay babacığımcılık, kesicilik, definecilik gibi tiplerini olayın oluş şekline göre ve yapanlarıyla kısa zamanda ortaya çıkarılırdı.

            2.Şubenin 4.kısmı Ahlak Zabıtası’ydı. Fuhuş ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan, Bulaşıcı Hastalıklar Yönetmeliğinin takibi ve randevu evlerinin basılması bu kısmın sorumluluğundaydı. İşlerinin konusu itibariyle dedikoduya ve şaibeye çok müsait olması sebebiyle bu kısmındaki amir ve memurlar sık sık değiştirilirdi. 1.Şubedeki stajım esnasında yakınen tanıdığım Komünizm Masası uzmanlarından Komiser Muavini Vasıf ERÜSTÜN ve daha sonrada Komiser Muavini Osman Sulhi AKSU uzun yıllar bu masayı yönettiler. 2.Şubenin 5.kısmı Teknik Büro’ydu. Başkomiser Seracettin Bey yönetiminde parmak izi, tabanca kurşununun değerlendirilmesi, yazı sahtekarlığı gibi hususlarda suçlu fotoğraf arşivi burada bulunurdu.

            Unkapanı’ndan Şişhaneye çıkan yol üzerinde bulunan keresle deposunun bekçisinin öldürülmesi ve deponun soyulması olayında, failin gündüzden orada saklandığı ve elektrik ampulünü gevşettiği anlaşılmıştı. Ampulün üzerindeki parmak izi, failin birkaç sene önce ehliyet almak için yaptığı müracaatta belirlenen parmak izinin ortaya çıkmasıyla yakalanmasını sağladı.

            2.Şube 6.kısım daha sonraları Narkotik Polisi ve Mali Polis olarak iki şube şeklinde teşkilatlanan kaçakçılık ve narkotik işleriyle sorumluydu. Başkomiser Naci TOLUN’un yönetimindeki bu kısmı daha önceki yıllarda Vilayet Maiyet Memuru Ergun Sadi GÖKDENİZ (daha sonraki yıllarda Fatsa Kaymakamı, İstanbul 2.Şube Müdürü, Mülkiye Başmüfettişi, Mardin Valisi, halen Ankara’da Avukat) yönetmişti.

             Komiser Muavini Cevat DOĞU ve Saip GÖZET  ise narkotik uzmanıydı. Soğuk ve yağmurlu bir kış günü (Cumartesi) onlarla beraber Sultanahmet’te esrar ve eroin satıcısı bir kadını yakaladık. Kadının evinde yapılan aramada bol miktarda eroin poşetleri bulduk. Kocasını da yakaladıktan sonra bunları aldıkları ana bayiyi aramaya başladık. Bizi yanıltmak için 8-10 yer gösterdiler. Şehirde dolaştırdılar. Akşam üstü olduğunda vazgeçmeyeceğimizi görünce doğruyu söylediler ve Avcılar Köyü’nde iki katlı bir eve götürdüler. Evin ikinci katı arka taraftan dolaşıldığında yolla bir hizada olduğu için içerde olan biteni görmemize imkan sağlıyordu. Uzun bir masanın başında oturan 5-6 kişinin içki alemi yaptıklarını gördük. Saip GÖZET ve üç memur sanık kadınla, aşağıdaki kapıyı çalıp, mal almaya geldiğini söylettiler. Cevat DOĞU ile beraber ben ikinci katın balkonundan odaya ani baskın yapıp girdik. Girmeden önce Cevat DOĞU bana Kırıkkale malı olan tabancasını vermişti. Masada oturanlardan iri yarı birisiyle Cevat DOĞU dalaşmışlardı. Aşağıdan gelenler diğerlerini toplarken Cevat DOĞU bana “Erdoğan Bey” vur diye bağırıyordu. Tabancayı çektim ama, heyecandan mermiyi namluya vermeyi unutmuş olduğum için tabanca ateş almadı. Cevat DOĞU’nun peltek konuşmasıyla “vur” yerine “vuy” demesi üzerine, boğuştuğu kişi, ulan Cevat sen misin diye tanıdı. Olay duruldu. Anlaşıldı ki Cevat’ın boğuştuğu kişi Ankara’dan Genel Müdürlükten gönderilen, eroin fabrikası araştırma ekibinden, Emniyet Amiri Ali Bey imiş. Onlar da, alıcı rolünde satıcılarla pazarlık ederek fabrikayı tespit etmek için bir başka operasyonun içindelermiş. Bizim başkanımız onların operasyonunu bozmuş. Olaydaki başarısızlığımız sebebiyle Emniyet Müdürlüğü’ne döndüğümüzde Cevat DOĞU ve Saip GÖZET ekibi, amirlerine haber vermeden bu operasyona giriştikleri için muaheze edilmek korkusuna kapıldılar. Cevat DOĞU ağlamaklı bir sesle kendini savundu. Ceketini çıkardı. Arkasını döndü. Gömleğini bana gösterdi. Beyaz renkteki gömleğin arkasında 40x50 cm gibi bir kısım kesilerek çıkartılmış yerine mavi renkli bir kumaştan yama yapılmış, çıkartılan beyaz kumaştan ise eskiyen yaka ve kollar yenilenmişti.

            Ertesi gün bizzat Necdet UĞUR’u ziyaretle olayı anlattım. Bana kendisinin de Cevat’ı ve ekibini tanıdığını, namuslu ve temiz olduklarına inandığını anlatarak haklarında hiçbir işlem yapamayacaklarını, Genel Müdürlükten soru gelse bile uygun cevap verip olayı kapatacağını söyledi.

            Daha sonraki yıllarda Beykoz Belediye Müdürü olduğum dönemde Fen Kurulu Merkez Mühendislerinden Abdullah TUNA ahşap bir evin ruhsatsız olarak gizlice, içerden biriket örülmek suretiyle, kagire tahvil edildiğine dair bir zabıt tutmuş. Muameleye koymak üzere benim önüme geldiğinde evin sahibinin Başkomiser Cevat DOĞU olduğunu anladım. Beykoz’da Onçeşmeler mevkiinde, eşine babasından kalan ve ahşap harap evin tamirine izin verdiğimi söyleyip zaptı muameleden kaldırdım. Böylece yıllar sonra Cevat’ı tekrar bulmuş oldum. Cevat DOĞU daha sonra Emniyet Müdürü rütbesinden emekli oldu.

            İstanbul Emniyet Müdürlüğü 3.Şube Müdürü 1942 Mülkiye mezunu Muzaffer ÇAĞLAR bey idi. 1965’lerde Ankara Emniyet Müdürü olan daha sonraki yıllarda İstanbul Emniyet Müdürlüğü de yapan Muzaffer ağabeyle müşterek çalışmalarımız oldu.

            3.Şubede Kalem Şefi olan Başkomiser Halil ÜRKMEZ, daha sonraki yıllarda Genel Müdürlük Arşiv Daire Başkanlığından emekli oldu. Emniyet Müdürlüğü rütbesinden emekli olan mesleğe yeni girmiş lise mezunu Polis Memuru Saime Gonca ise, ilk polis hüviyetimi düzenleyen kişidir.

            Emniyet 4.Şube Müdürü 1944 Mülkiye mezunu Muzaffer ERMAN Bey idi. Ağabeyi Nüzhet ERMAN Valilikten emekli oldu. Kardeşi Fikret ERMAN ise zannederim gene Emniyet Müdürlüğü rütbesine yükseldi. Pasaport Şefi emekli bir Emniyet Amirinin kızı olan Komiser Muavini Nuran SAYIN (daha sonra Emniyet Müdürü) ve Komiser Muavini Mesut Bey idiler. (Masis isimli Madeni Büro eşyaları yapıp satan firmanın Müdürlüğünü de yaptı.) Komiser Muavini Burhan İNALPOLAT da bu şubede çalışıyordu. Ayrıca, Orhan ERDEM’de daha sonra 4.Şube Müdürü oldu.

            Emniyet 5.Şube Müdürü Doktor Kemalettin KORAY olup vekaleten Üsküdar Kaymakamlığı yapıyor idi. Daha sonraki yıllarda 5.Şube Müdürü Celal KOSOVA ise Trafik Müdürlüğü’n de bakıyordu. 5.Şube Deniz İşlerinden sorumluydu. Jale isminde saatte 2-3 mil ancak gidebilen birde motoru vardı.

            Emniyetin 6.Şubesi Trafik idi. Önceleri trafik hizmeti 1580 sayılı Belediyeler Kanunu’na göre belediye hizmeti sayıldığından Belediyeden aldıkları ödenekle çalışırlardı. Şube Müdürü Galatasaray ve 1940 Hukuk Mezunu Orhan EYÜBOĞLU idi. Müdür Muavini Hüsnü ORBAY ve Adnan KİRMAN isimli iki Emniyet Amiriydi. Başkomiser İhsan ÖZMEN ve Başkomiser Bekir KUTLUAY yönetiminde iki motosiklet ekibi ve altı adette çeşitli jiplerden ibaret motorlu ekipleri vardı. Komiser Muavini Kemal BÜYÜKSAKARYA ve Muvaffak ÇETİNER’den ibaret iki ayrı ekipte motosikletli olarak çalışırdı.

            Sabit nokta hizmeti olarak Polis Memuru Bekir’in Ankara Caddesi Ebussuut kavşağını yönettiğini ve Komiser Muavini Şevket BİÇER’in ise Kabataş araba vapur iskelesinde Polis Memuru Samim OĞUZ’la birlikte görev yaptıklarını hatırlıyorum.

            İstanbul Emniyeti’nin 7.Şubesi Lojistik ve Destek Hizmetleri yapıyordu ve Müdürü Salih YOLUÇ Bey idi. İstanbul Emniyeti’nde kısıtlı sayıda motorlu araç vardı ve telsiz dahi yoktu. Sadece valiliğin makam arabasındaki telsiz, Beyazıt Üniversitesi bahçesindeki kulenin tepesinde bulunan itfaiye kontrol noktası aracılığıyla, Valinin otomobilinde bulunduğu esnada şehirle temasını sağlayabiliyordu.      



[*] Emekli Emniyet Müdürü