|
|
Remzi KOÇÖZ[*] |
Rusya bir savaş alanın da olduğu gibi sınırları uzun süre belirsiz kalmış bir ülkedir. Üstünde İskandinavya’dan gelen Vareglerin, Asya içinden gelen Tatarların, Moğolların akınlarına hedef olan Slavların dolaştığı topraklara sahiptir. Doğa burada hiçbir şeyi belirlememiş, kapatmamıştır. Gözün gördüğü hiçbir sınır yoktur. Ruslar yüzyıllar boyunca istila tehdidi altında ormanların kıyısında düşman gözlemişlerdir. Kazaklar Karpatlardan-Pasifik’e, Kuzey Buz denizinden-Hazar Denizine at koşturmuşlartır.
Rusya, kültürel ve tarihi varlığını 1000
yıldır sürdürmektedir. Yaşam alanını yüzyıllarca ararken, bir okyanustan
ötekine, Atlantik okyanusuna bağlı Kuzey Denizinden Bering Boğazının buz
tutmuş kıyılarına, Antartika’dan Orta Asya’ya kadar, doğal
sınırlara kavuşma peşinde koşar. Bunu yaparken, bu topraklarda oturan ve
geleneklerinin farklı olduğunu savunan topluluklarla hep kavga içinde olur.
Rusya’nın coğrafyası her defasında yeni bir tarihi bağlam içinde, buna karşılık
doğanın sunduğu göz kamaştırıcı, ama yapılan müdahalelerin uzun ve de tehlikeli
olacağı zenginlikler üstünde, hep yeniden kurulacaktır.
Rusya’ya bir varlık ve yasallık kazandıran diğer ülkelerle (Krallıklar ve Avrupa) giriştiği savaş ve mücadeleler olmuştur. Rusya kavramı, Rus İmparatorluğu ve Çarlık Kavramıyla birleştirilmezse hiçbir anlam taşımaz.
Sonu gelmez serüven, ilk çağlarının Rusya’sı Korkunç İvan, Büyük Petro ve II. Katerina’nın imparatorluğu, l.Aleksandr ile Napolyon’un savaşı, Doğu gücü olarak kutsanan Rusya’nın sonu belirsiz ‘Asya’nın Fethi’ serüvenine atılıp, perde arkasında kalan İngiltere ile 100 yıl boyunca savaşma. Sonunda, sahip olduğu muazzam topraklara hiçbir zaman bütünlüğüyle egemen olamayan, yapılanmış ekonomiler karşısında mesafe sorunlarını çözemeyen, kırılgan bir imparatorluk kurulur. Toplumsal mucize ve ulusal kimliklerin birbirleriyle bağdaştırılması düşü olan Sovyetler Birliği, birbirlerine karışan kültür farklılıkların aldatıcı görüntüsünü oluşturur.
Dünyadaki ilk sosyalist rejim denemesi, tarihi açıdan bakıldığında çok, geniş topraklar daha önce Rusya’ya, daha sonra Sovyetler Birliği’ne, sonra yeniden Rusya’ya dönüşen bu ülkeye çok önemli stratejik yararlar sağlar.
Rusya’yı,
tarih boyunca tüm uğraşlara rağmen Ne Moğollar, ne Napolyon, ne Osmanlılar, ne
de Hitler dize getirebildiler.
Rusya’nın Tarihi: (2)
Xlll. Yüzyıl ortalarından XV. Yüzyıl sonuna kadar Tatar boyunduruğu (egemenliği) altında kalan Rus toplumu, Kilisenin etkinliği ve yönlendirmesi ile zengin geleneklerle donanan bir topluma dönüşür.
Rusların 1223’te Moğollar’a yenilgisi tarihi
dönüm noktasıdır. Bir asır süren ihtişamlı bir hükümranlık sürecinde Altınordu
devleti 100 yıla yakın Rusya’nın efendisi olmuştur. Bu bağımlılık
Ruslara pahalıya mal olmuş, Ruslar Türkler’den, özellikle Tatarlar’dan çok
çekmiş, çektiklerinin kat kat acısını çıkaracaktı. Türklerin onları yok
etmemelerinin karşılığında onlar farklı yöntemlerle Türkleri yok edeceklerdi.
Sınırlarını Kafkaslara, oradan da Sibirya Hanlığını topraklarına katarak doğuya
doğru Orta Asya bozkırlarına uzandılar.
Moskova
Devletinin Yükselişi;
Geçici prenslikler kurulmuş, sonunda Korkunç İvan merkezi Moskova olan bir devletin temelini atar. Rus topraklarını Moğol-Tatar boyunduruğundan kurtaran büyük Prens III. İvan kendini, 1500’lü yıllarda ‘Bütün Rusya’nın Prensi’ , ardından İstanbul’un Fethi (1453) sonrası “Bizans İmparatorluğunun mirasçısı ve Ortodoks aleminin gerçek hamisi” olarak ilan eder. IV. İvan ilk kez kendini ‘Çar’ ilan ederek Moskova ve kendi büyük prenslikleri altında birleştirir. Moskova ve çevresi saltanat yanında kültür merkezi olarak da gelişir.
Karışıklık
Dönemi ve Romanovların Tahta Gelmesi;
1600’lü yıllara doğru Rusya’nın tamamen çökmesine yol açacak bir siyasal ve toplumsal kargaşa dönemi yaşanır. 1613 yılında III. Mihail’in Romanov ailesinden çarlığa seçilmesi ile siyasi istikrar başlatılarak, karışıklık sona erer. Bundan sonra 1917 Ekim devrimine kadar Romanov hanedanlığı, Çarlık iktidarını yönetmeyi sürdürür.
XVlll. yy da Avrupa ile bütünleşmeye girilir. Büyük Petro döneminde sınırlar Baltık kıyılarından, Karadeniz’e yayılmış, güçlü bir deniz hakimiyetine sahip olmuş, Batı ve Doğuya doğru da genişlemiştir.
Ruslar,
Türklerin özellikle XVI. ve XIX. Yüzyıllar arasındaki dünyadaki gelişmeleri
göremeyerek, tehlike karşısında birleşmeyi bilemeyip aksine birbirleriyle
dalaşmalarını lehine çevirerek Büyük Rusya’yı kurdular. Kazan Hanlığı, Astrahan
Hanlığı ve Kırım Büyük Hanlığını Çar egemenliğine sokarak Moğollardan tarihi
öcünü alarak Güney Avrupa Türklerinin sonunu hazırlar. (3)
XlX. yy.ın
ilk yarısı ekonomik gelişmelere damgasını vurmuştur. Rusya’nın batı
Kapitalizminin gerisinde kalmasında yatan en büyük neden nüfusun büyük
çoğunluğunun toprağa bağlı, bir köylü toplumu olmasına bağlanır. Yapılan
reformlarla Köylüler yanında yönetim, hukuk ve askeri alanlarda yenilikler
getirilmiş, 1861’de Serflik kaldırılabilmiştir.
Ruslar, 1881’de suikasta kurban giden ve ‘Sulhsever
Çar’ unvanını taşıyan, II. Aleksandr döneminde daha gerçekçi bir
politika izlerler. Ayni zamanda Osmanlı İmparatorluğunda benzer siyaseti
izleyen II. Abdülhamit ile uzun bir barış döneminde; her iki ülkede
demiryolları, okullar ve sanayi inşasıyla farklı bir döneme girilir. “Eğer
Batılı devletlerin sürüklemesiyle Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu kendileri için
lüzumsuz bir dünya savaşına girmeseler; 1877-78 Savaşı son harp olacak
gibiydi.” (4)
Sanayi
Devrimi ve Muhalefet;
Serfliğin kaldırılması ile Rusya kapitalist aşamaya girer. 1880’ler sonrası sanayi gelişerek, yoğun demiryolu inşası, demir-çelik, metalürji sanayisindeki gelişmeler hız kazanır. 1890’lardan 1900’lere kadar ülkenin sanayisi gözle görülen bir değişime uğrar. XVlll yy.dan bu yana Batı ve Sanayi Devrimi, 1917 Devriminden sonra Çarların otantik yönetimine dayanan imparatorluk yıkıntıları üstünde yeni bir adla, yeni bir toplum kurma hayaliyle sonuçlanır. Sanayinin gelişimi ile birlikte yükselen muhalefet Marksist ideoloji ile donanarak İşçi ve köylü kitlelerini örgütlemişlerdir.
Rus Sosyalistlerin kurmuş olduğu Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi 1888’de kurulur, 1903’de de Menşevikler (azınlık) Bolşevikler (çoğunluk) olarak bölünür. V.İ. Lenin’in etrafında toplanan Bolşevikler iktidar için yoğun bir çalışma içersindedirler. 1905 ve 1907’de oluşturulan yasama meclisi (Duma) ile Meşruti bir monarşinin yürürlüğe girmesi, köylerdeki ayaklanmalardan, ordudaki ve şehirlerdeki devrimci çalkantıları durduramamış ve sonuçta 1905’te başlayan, devrim süreci durdurulamamıştır.
Şehirli nüfusun artması hızla gelişen bir toplumsal muhalefeti de doğurur. Çar II. Nikolay devlet işleriyle pek ilgilenmeyip, iktidardaki bu tembellik ve zayıflık, I. Dünya savaşında verilen büyük kayıplarla birleşince, gelişen bu süreçte gelen huzursuzluk, Şubat 1917 yılında, tüm Rus toplumunun imparatorluğa karşı ayaklanmasına yol açar.
Gogol’den, Çehov’a XIX. Yüzyıl Rus yazarları, toplumu yüzyıllarca süren durağanlığını farklı bir biçimde dile getirirler. Ama bununla birlikte XX. Yüzyılın başlarında bir şehir proletaryasının ortaya çıkarak, 400 yıllık otokrasi rejimi-çarlık düzenine, Rus imparatorluğuna son vererek, Ekim–1917 Rus Devriminin nesnel koşullarını yaratacaktır.
I.Dünya Savaşı sona ermeden Rusya
Ekim 1917’de tüm Dünyayı sarsacak 20. yüzyıla damgasını vuracak olaya sahne
olur. 19. yüzyıl düşünürlerinden F.Engels’in materyalist felsefesini
geliştirerek Diyalektik Materyalist Felsefe adıyla yeniden yaratan, daha
doğrusu “başı üzerinde duran insanı
ters çevirerek ayakları üzerinde durmayı gösteren“ Karl Marx’ın ‘Sosyalist-Komünist
Devrim teorisini’, işçi sınıfı diğer adıyla ‘proletarya diktatörlüğü’
düşüncelerini V.İ.Lenin Parti ideolojisi olarak hayata, yani teoriyi
pratiğe dönüştürmek üzere yıllarca yapmış olduğu mücadelesini nihayete
kavuşturur. Rusya’da Bolşevikler adıyla bilinen siyasi oluşum, sistemi yıkarak
sosyalist devrimi gerçekleştirir. Tüm üretim araçlarının devletin olduğu, özel
mülkiyetin olmadığı, sınıfsız bir topluma ulaşmak için işçi sınıfının iktidara
el koyduğu bir düzen oluşur. Bu oluşum Rusya’nın çevresindeki ülkelere
sıçrayarak ama gönüllü ama işgal sonucu Sosyalist rejim kurulur. Bu Ülkelerde
ABD oluşumu gibi SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)’yi
oluşturur. Böylece Dünya Kapitalist ve Sosyalist Blok olmak üzere iki
cepheye ayrılır. Bunun dışında kalan Ülkelerde 3. Dünya Ülkeleri olarak
adlandırılan buı geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerin hareketi
Bağımsız Blok olarak isimlendirilir.
XX. Yüzyılın başına kadar sanayii devrimi bu bölgeye ulaşmamış, Rusya’da sosyalist sistemin (1917) kurulması sonrası sanayii hamlesi ile tanışmıştır. Orman ve Tarım Potansiyeli yanında önemli madenleri ve enerji kaynakları mevcuttur. II. Dünya savaşı sonrası Sovyetlerin yörüngesine giren Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan ile Yugoslavya ve Arnavutluk’ un da Sovyet yörüngesi dışında sosyalist rejimi benimsemiştir
Sanayileşmiş ama ağır planlama sistemi yüzünden ne sorunların çözebilmiş, ne de bunalımları atlatabilmiş devletler 40 yıl içinde hızlı bir sanayileşmeyle altüst olur. Hepsinde ağır sanayi kurulur. Bu ilk bakışta göz kamaştırıcı durumdur. Ancak; Planlamadaki katı uygulamalar arz-talep arasındaki dengeyi bozar. Son olarak önem verilmeyen ve teknik araçların ve teşviklerin yokluğu yüzünden verimi düşen tarım sektörü, artan kent nüfusunu besleyemez hale gelir.
Bu durum karşısında birçok reform girişiminde bulunulur. Üretilen mallar doymuş ve kolay beğenmeyen uluslararası pazara açılamayınca, 1989 ve 1990’daki gelişmeler sistemin yıkımını getirir.
Soğuk savaş döneminin Sosyalist sistemin Batı dünyası ile olan rekabetinde ‘Silahlanma, Nükleer ve Uzay’ çalışmalarına yapılan fazlasıyla harcamalar nedeniyle teknolojisini yenileyemeyince; Kapitalist sistem ile yarışta geride kalması Sosyalist sistemin çöküşünü tetikleyen önemli nedenlerin başında gelir.
Nisan 1991’de Varşova Paktı dağılınca, Sovyetler Birliğindeki siyasal süreçte hızlanır. Gorbacov’a rakip olan Yeltsin’e karşı 1991 Ağustos ayında yapılan darbe başarısız olunca önce SBKP, ardından 1991 Aralık ayında SSCB resmen dağılır. Yeltsin yeni Rus devletinin önderliğinde BDT’nin başına geçip, 1993 yılında START-II antlaşması için ABD ile masaya oturularak nükleer silahların yeni ve daha kapsamlı indirimi sağlanır. Böylece, 1993 Start-II Antlaşması ile soğuk savaşa son verilmiş olur.
Ve Diğer Gelişmeler:
Gorbaçov’un köklü reform uygulamaları köklü bir reform, yeniden yapılanma (Perestroyka) gerçekleştirmeye çalışsa da, bu reformlar doğal olarak ekonominin dışına taşar. Sosyalizm ile Kapitalizm arasında ’üçüncü yol’ arayışı, serbest pazar ekonomisinin ideolojik ve politik ağır basması ile sonuçlanır.
Eski SSCB, ABD gibi süper bir güçtür. ABD’den sonra dünyanın ikinci sanayi devleti iken günümüz Rusya’sı 7. büyük sanayi ülkesi konumundadır. Eski SSCB’nin mirasçısı olan Rusya dünyada yeni bir yer edinme çabasında kendi yapılanması ve iç sorunları ile uğraşarak siyasi istikrar ve arkasından ekonomik büyüme çabasındadır. Ancak etnik mozaik, özerk bölgeler ile tarihi sorunlar her gün artarak terör kol gezmektedir. Çeçenistan örneğindeki gibi...
1986 Kazakistan’da, 1987’de Kırım Tatarlarının gösterilerini ayni yıl Baltık ülkelerindeki hareketler, 1988 yılında Ermenistan, 1989’da Moldavya, Beyaz Rusya, Ukrayna izlerken, Transkafkasya ve Orta Asya’da tehlikeli ayaklanmalar başlar. 1990’da Baltık ülkeleri ilki başlatarak birlikten koparak bağımsızlıklarını elde ederler. Önceleri yakın çevrede başlayan ulusal istekler bütün Cumhuriyetlerin bağımsızlıktan farkı olmayan Egemenlik istekleri peş peşe ortaya çıkar. 1991 Nisanından sonra SSCB dağılarak, Cumhuriyetler peş peşe bağımsızlıklarını ilan eder. 1991 yılında Rusya Cumhuriyetinin, Rusya Federasyonuna dönüşümü sonucu toprakların özelleştirilmesi gerçekleştirilecektir.
Sovyetlerin dağılması
sonrası Türkî Cumhuriyetler olarak anılan Kafkaslar (Azerbeycan) ve batı
Türkistan’daki (Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan) bağımsız
devletler oluşacaktı. Yeni oluşan Rusya federasyonundaki Türkler ise özerk
bölge adı altında yaşamlarını sürdürmeye devam edecek tam bağımsız
olamayacaklardı. Çeçenlerin direnişi canlı bir örnektir.
Rusya Federasyonu ve Oligarşiyi Millileştirme Çabaları: (5)
Rusya; 150 milyon nüfus, 21 Özerk Cumhuriyet, 6 Özerk il, 49 Özerk Bölge, 10 Özerk Yönetim, 2 Federal Şehir (Moskova ve Sen Petersburg) olarak yeniden Federasyon şeklinde yapılanır.
Rusya’nın Yeltsin sonrası Putin ile yeniden toparlanarak uzun soluklu bir maratona hazırlanması süreci başlayacaktır. Mihail Gorbaçov’un Sovyet ekonomisini çıkmazdan kurtarmak için uyguladığı Glasnost-Prestreoika politikalarının sonucu ekonomik açıdan liberalleşme reformlarına gidilmiştir. SSCB’nin dağılması sonrası ilk sermaye birikimlerini gerçekleştiren bu sınıfa “Yeni Ruslar” adı verilmiş sonrada “Oligark” olarak tanımlanmıştır. Bu sınıf özelleştirme kapsamında çoğu sektörü özellikle enerji-doğal gaz-telekomünikasyon gibi hizmetleri yok pahasına bazen de hukuk dışı oyunlarla ele geçirerek servetlerine servet katmışlar. Bu süreç Yeltsin döneminin ürünüdür.
Yeltsin’in 2000 yılı başında Putin’i
veliaht olarak göstermesi Rusya için yeni bir dönemi başlatacaktır. Yeltsin’i
ikinci kez seçen bu sınıf, Yeltsin sonrası için veliaht arayışına girer. Kirienko-Primakov-Stepaşin’in
başkanlıkları dikiş tutmaz. Yeltsin kızı ve damadının önerilerine kulak
vererek: Putin’i önce Federal Güvenlik Servisinin başına, sonra başbakanlığa
oradan da Devlet Başkanlığına geçişinin yolunu açacaktır.
Rusya 2000 yılından sonra Putin’le yeni bir dinamizm yakalar. İlk olarak Oligarklara gözdağı vererek siyasetten ellerini çekmeleri mesajını verir. Arkasından da gereğini yapar. Dış dünya da Ruslar yine bölgesel süper güç olma adımları atarken, içeride de Federal yapıyı güçlendirir.
Rusya için varolan petrol ve doğalgaz yatakları enerji gücünü ispatlamaktadır. Bu operasyon sürecinde Oligarklara gözdağı verilir. Berezovski ve Gusinski’nin mal varlıklarına el konulunca yurt dışına kaçmalarının ardından ‘Yukos’ operasyonu başlatılır.
Mihail Hodorkovski, Yeltsin döneminin yıldızı parlayanlarından en büyük petrol şirketi Yukos ile sahip olduğu Menatep şirketine devri ve Nisan 2003’te Sibneft ile birleşmesi sonrası Yukos-Sibneft konsorsiyumunun başkanı olur. Rusya’nın en büyüğü olurken dünyanın 4. petrol şirketi olur. Bu yükseliş Kremlin tarafından tehlikeli yorumlanır. 10 yıl sürecinde devasa güce ulaşan Oligarklar Yahudi kökenli olmaları nedeniyle Kremline hakim olma savaşı veren Rus Petersburg gurubunca alt edilecektir.
Yukos’a karşı Rusya Başsavcılığınca 1994 yılındaki özelleştirmelerdeki usulsüzlük nedeniyle tutuklamalar, ardından da mal varlıklarının bir kısmına el konulacak, kaçan kaçacaktır. Ancak piramidin başı, tepesindeki Hodorski, Beçezovski ve Guzinski gibiler kaçmayarak, tutuklanmayı göze alarak Rusya’ya dönmüştür. 25 Ekim 2003 tarihinde Hodorski gözaltına alınarak tutuklanır. Kremlin üzerine iş dünyası ve politikacılardan baskılar gelir. Fakat Putin noktayı koyar: “Hiç kimse yasalardan kaçamaz, kişilerin zengin olması yargılanmayacakları anlamına gelmez” der.
Neden Hodorski,
Neden Yukos?
1) Politik
arzu
2) Etnik
Yahudi kimliği
3) Uluslar
arası piyasalara açılma, Rusya’nın enerji politikalarını etkileme girişimleri
4) Petersburg
ekibinin güç mücadelesi
Oligarklar için bundan sonra iki olasılık
gündemde
—Ya Kremline biat, ya da malvarlıklarını kaçıracak
—Ya da Dış dünya ile ortaklıklar kurarak yabancı sermaye ve güçlerin desteğini alacak,
Putin’in ekibine; İçişleri Bakanı Boris Grizlov Savunma Bakanı Sergey İvanov, FSB Başkanı Nikolay Petruşov ve Finansal güçleri Gazprom Başkanı Aleksey Miller bu ekibe “siloviki” (Güvenlikçiler) ya da “Petersburg Çekistleri” denilmektedir. Dimitri Kozak, Dimitri Mederedov’da yıldızı parlayan bürokratlardır. Vurucu güç başsavcıdır. Oligarkların Kremlindeki ekibi Eski Başbakan Mihail Kanyanov, Aleksandr Voloşiminin tasfiyesi Petersburgluların ilk raundu kazanmaları olarak adlandırılır. Kremlin ekibine güvenlikçiler dışında liberal kişilerde yer alarak görüntü-vizyon yenilenir. Evet bu kavgada en büyük zararı çoğunluğu oluşturan fakir Rus Halkı çekecektir. Uluslararası Tepkiler; ABD, AB, İsrail, uluslararası ekonomik konsorsiyumlar tepkilerini yüksek tutmuşlardır. Bu operasyon Rusya’ya iç ve dış dünyada yeni faturalar yükleyecektir.
Sonuç:
Rusya Ivan Grozni’den beri 500 yıldır iç politik çekişmeleri dış politikaya hizmet etmiş. Putin bunu tersine çevirme şansına ulaşmış ancak bu son operasyon işleri yokuşa sürmüştür. Putin 2004 seçimleri için avantaj yakalamış. Ancak 2008 yılında Kremlin için henüz belirsizlik sürecektir. Bu dönemin başarısı ya Oligarkları silecek ya da Oligarkları iktidara taşıyacaktır.
Eski
Sovyet cumhuriyetlerinden Gürcistan ve Ukrayna'da benzeri bir
halk isyanı ile desteklenen muhalefet hareketleri başarılı olur. Şimdi benzer
bir eğilim Orta Asya'da ortaya çıkıyor. Kırgızistan'da başlayan isyan,
amacına ulaşır ve Kırgız ülkesi de Ukrayna ve Gürcistan gibi bir iktidar
değişikliğine tanık olursa, bunun yaratacağı domino etkisi komşu
cumhuriyetlerde de görülecektir. Buda Rusya’nın bölgedeki gücünü zayıflatacak,
Asya’da da etkisini azaltacaktır.
Diğer yandan, ‘Yeni Dünya Düzeni’ açısından Ruslar; ABD ve AB karşısında Çin ve Hindistan’la güçlerini birleştirerek ve bu birleşimi Türkiye, İran, Pakistan ve Türkî Cumhuriyetleri de kapsayacak şekilde geliştirerek yeni bir oluşumu: ‘Avrasya Birliği’ni gerçekleştirmek arzusundadır. ABD’nin BOP-GOP planı karşısında Rusya’nın Yeni Dünya Düzeni planı da Avrupa Birliği benzeri Avrasya Birliği olarak şekillenebilecek midir? Dünya, 21. yüzyıl içersinde bu gelişmelere sahne olacak gibi görünüyor.
rkocoz@yahoo.com
Kaynakça:
(1) AXİS 2000 Büyük Ansiklopedi, cilt–10, Milliyet/Hachette yayınları, s.230
(2) age., s.223, 232
(3) ROUX,
Jean-Paul, “Türklerin Tarihi”, Çev. Galip Üstün, Milliyet yayınları,
6.baskı, Haziran 1998
(4) ORTAYLI, İlber, “1877 Türk-Rus Savaşı”, Milliyet, 18.12.2005
(5) OĞAN, Sinan, “Yukos olayı stratejik analiz raporu”, Stratejik Analiz Dergisi, Aralık -2003, cilt:4 sayı: 44, s.17/31