ADLİ NİTELİKTE BANT
KAYITLARININ İNCELENMESİNDE HUKUKİ DURUM VE BELLEĞE BAĞLI OLARAK DUYULAN
SESLERİN HATIRLANMASINDA SUÇ SORUŞTURMASINA YÖN VEREN ŞÜPHE KAVRAMI
Hanifi SEVER*
Çağımızın teknolojik gelişmeleri karşısında suç analizinin yürütülmesinde
ve delillendirmede ‘aklınıza gelen her şey delildir’ mantığı şüphesiz bant
kayıtları için de geçerli olmaktadır. Suç anına hazırlık, suç anı ya da suç
anından sonra ortaya çıkan ve suçların aydınlatılmasına yardımcı olacak
konuşmaların kaydedilmesi neticesinde - uzman laboratuarlarda yapılan
incelemeler sonucunda – bunların mahkemelerde belge olarak kullanılıp
kullanılamayacağı tartışılan bir konudur. Bant kayıtlarına olan bu
güvensizliğin temel noktasının ise, bunların değiştirmeye ve bozulmaya açık olduğu
görüşüdür. Gerçekten de montaj tespitine dair birçok yeni yöntem
geliştirilmektedir ve olay yeri hizmetlerinin profesyonelce sunulmasıyla bu
verilerin de bozulması önlenmektedir. Mahkemelerin her şeye rağmen bant
kayıtlarına kuşkuyla bakmasına karşın kanun koyucunun bant kayıtlarının
kullanılmasına yönelik zaruri tedbirlere dahi başvurması aslında aradaki
çelişkiyi ifade etmektedir. Hakimin takdir yetkisi dahilinde değerlendirilen
tüm deliller arasında yerini alan bant kayıtları ile ilgili olarak şaşırtıcı
bir güvensizliğin olmasına karşın, duyarak şahit olunan bir olayda kişilerin
‘duyduğum ses buydu’ şeklindeki beyanlarına güvenilmekte ve iddia edilen
kişiler hakkında yakalama, arama hatta tutuklama kararı çıkartılmaktadır.
Şüphenin tespiti yönünde ortaya çıkan bu karmaşanın giderilmesi yönünde
birtakım bilimsel çalışmalar yapılmış ve bu projenin sonuçlarıyla beraber
karşılaştırmalara çalışmamızda yer verilmiştir.
Anahtar
Kelimeler (Keywords) : Suç analizi, Şüphe kavramı,
Bant kayıtları
Suç, bilinen tarihin
başlangıcından beri yaşayan, toplumsal dinamiklere, çağlara, teknolojiye bağlı
olarak çeşitlilik gösteren bir kavram olarak karşımıza çıkmıştır. Birçok
düşünürün belirttiğinin aksine bilinen ilk suç insanlığın atası peygamber
Adem’e dayanmaktadır. Yasak elmanın yenmesi, yasağın çiğnenilmesi olarak
adlandırılmıştır. Bilinen ilk suçla birlikte toplumlarda suçlar çeşitlenmiştir.
Orta çağda insanlar suçlardan bıktıkları için çeşitli yollara başvurmuşlardır.
Aralarından güçlü kuvvetli insanları para karşılığı tutmuşlar ve onlardan hem
kendilerini (aynı zamanda mallarını) korumasını hem de iki kişi arasında ortaya
çıkacak bir husumette adaleti sağlaması istenmiştir. İnsanlar kendi
istekleriyle haklarının bir kısmını bu kişilere devretmiştir. Daha sonraki
zamanlarda devlet denen kavram ortaya çıkmıştır. Devletle beraber; insanlar
daha büyük haklar kazanabilmek amacıyla haklarının bir kısmından
vazgeçmişlerdir.
Sesin tanımlama kriteri olarak kullanılması insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanların sesle iletişime geçmesiyle birlikte birbirlerini bu şekilde tanımlayabildiklerini söyleyebiliriz. Daha sonra devletlerin oluşumuyla birlikte sesle tanımlama daha önemli bir yere gelmiştir. Hükümdarların saray içlerinde nöbetçilerine, sadrazamlarına seslenmeleri sonucu, hükümdarının sesini alan askerin ya da sadrazamın hürmetlerini bildirip huzura çıkması da ilk ses tanıma işlemlerinden biri olarak düşünülebilir. Bu durum, komutanının sesini duyan asker ya da amirinin sesini duyan memurun oturuşunu düzeltmesi ya da kendisini onun çağırdığını bilmesi şeklinde günümüze kadar gelmiştir. Genel manasıyla baktığımız zaman ses ve seslerin tanımlanması (sağlık sorunları hariç olarak) tüm insanlara sunulmuş bir yetidir. Aslında her birey kısmen bir sesbilimcidir.
Dil ve seslerin kullanılması
sonucunda iletişim ortaya çıkmıştır. Bu iletişim suç işlenmesi anına ve
sonrasına kadar da uzanmıştır.
Suç, tarih sahnesinden
hiçbir zaman silinemediği için toplumlar için bir kangren olmuştur ve olmaya da
devam etmektedir. Devletler işlenen suçlar neticesinde adaleti sağlamak
amacıyla iki yola başvurmuşlardır. Bunlardan ilki, yazılı yasalar koymak
olmuştur. Kanun koyucu her şeyi madde madde yazarak kuralları belirlemiştir.
Diğeri ise teamülen yargılama esasıdır. Bunda ise devletler toplumda yaşayıp
gelen teamüllere göre hak dağıtmaktadır. Ülkemiz cumhuriyetle birlikte tek
hukuk sistemine geçmiştir ve bu bağlamda kanunlar hazırlanmıştır. Bunlardan
birisi de ceza kanunudur. Doktrindeki görüşe göre, bu kanunun adının ceza
kanunu yerine ‘suç kanunu’ olmasının daha uygun olacağı da belirtilmektedir.
Ceza kanunun tanımı YTCK md.
1’de açık bir şekilde yapılmıştır. Ceza kanunun amacı; kişi hak ve
özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve
çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.
Teknolojik gelişmeler,
suçların takibi ve suçluların yakalanmasında yeni kapılar açmaktadır. Bilimsel
bulgu ve tekniklerle suçların önlenmesi, takibi, suç faillerinin saptanıp
yakalanması ve cezalandırılması kolaylaşmaktadır. Yargının sağlıklı
işleyebilmesi, gelişen bilim ve teknolojiden yararlanması ölçüsünde olacaktır.
Yargıçların mesleki bilgileri dışındaki konularda bilirkişilere başvurmaları,
onlardan gelecek yorum ve kanaat beyanına göre hareket etmeleri, bilim ve
teknoloji ile yargının ilişkisini ortaya koyması bakımından önemlidir (EGM/KPL,
2004:93).
Ceza kanunlarımızın amacı
şüphesiz; somut olayları değerlendirerek masum ile suçluyu ayırmak ve
mağdur/ların haklarını korumaktır. Devlet kanunlarıyla mazlumun hakkını
gözetir.
Ceza muhakemesini yürüten
organlar tarafından niteliği inceleyebilecek eşya maddi delilleri oluşturur
(Şafak ve Bıçak, 1999:248). Maddi deliller gerçeği ortaya çıkaran sessiz
tanıklardır. Suç analizi kapsamında değerlendirildiği zaman her şeyin delil
olabileceği belirtilebilir. Bu nedenle, ses kayıtlarının da bir delil
olabileceğini savunabiliriz.
Uygulamada özellikle teyp ve
video bantlarının içeriğinin delil olmadığı ileri sürülmektedir. Böyle bir yaklaşım
Ceza Muhakemesi Hukuku esaslarına aykırıdır. Bunların içeriği, eğer olayı
yansıtıyor ve olay açısından önemli ve akla uygunsa, elbette delildir. Ancak
bunlar tek başlarına mahkumiyet kararı verilmesine yetmez; bunların başka
delillerle de desteklenmesi gerekir. Bir film şeridi veya video kaseti
belgedir. Bu haliyle keşif konusudur. Ancak içeriği yazılı açıklamadır. Aynı
şekilde zor okunan bir yazı keşif konusudur. Okunduğunda yazılı açıklama olur
(Öztürk, 1995). Gerçekten de Yargıtay 8. CD. 1983 tarihli E 1835/K2346 sayılı
kararında; “teyp bantları tek başına delil olma vasfına haiz değildir. Sanıklar
aleyhinde banttan başka hiçbir delil bulunmadığı gözetilmeden mahkumiyet hükmü
kurulması isabetsizdir” demiştir. Avrupa ülkelerinde yaşanan bir olayda verilen
karar daha farklıdır. Örneğin; İsviçre’de meydana gelen bir olayda polis
tarafından elde`edilen ses kayıtları ceza yargılamasında mahkemeye delil
olarak`sunulmuştur. Olay Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gelmiş, verilen karar
sonucunda suçun ve suçlunun tespiti amacıyla dinleme yapılmasını ve bu
dinlemenin ürünü ses kayıtlarının delil olarak kullanılmasını sözleşmenin 8.
maddesinin 2. fıkrasına aykırı olmadığı oybirliğiyle sonuca bağlanmıştır
(Bayram, 2003).
Ceza muhakemesi için
delillerin bazı vasıflara sahip olması gerekmektedir. Bunlar:
1. Deliller gerçekçi olmalıdır
2. Deliller akılcı olmalıdır
3. Deliller olayı temsil edici
olmalıdır
4. Deliller ispat bakımından
önemli olmalıdır
5. Deliller kanuna aykırı
olmamalıdır[1]
6. Deliller müşterek olmalıdır
(Kunter, 1996).
Bant kayıtları bu haliyle
delil vasfına tam anlamıyla sahip görülmektedir. Bant kayıtlarına olan güvenin
azlığının temel nedeni bunlar üzerindeki muhtemel değiştirmelerdir. Yani, ‘bant
kayıtları tahrifata ve değiştirmeye açıktır’ görüşü yargıda hasıldır. Oysa ki,
tüm delillerin tahrifata açık olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Biyolojik
materyaller de ısı farklılığında daha çabuk delil vasfını yitirebilir. Ayrıca
bant kayıtlarında oluşturulacak montaj girişimleri de tespit edilebilmektedir.
Bu montajlar gerek fiziki incelemelerle gerekse dilbilimsel tekniklerin
kullanılması sayesinde mümkün olabilmektedir. Montaj girişimi esnasında kayıt
ekipmanlarının tuşları bantlar üzerinde izler bırakmaktadır. Profesyonel
yapılmış bir bant kaydı ise dilbilimsel yöntemlerle anlaşılabilir.
Adli olgularda profesyonel
ses montajı yapan kimselerin, elektronik olanakları çok etkin kullandıkları,
ancak başta ezgisel tutarlılık olmak üzere dilbilimsel kaygı gütmeden montaj
yaptıkları görülür. Montajlı sözcük zincirinin, sözcük ve seslem geçişleri
açısından kusursuz olması, uzman olmayan birini yanıltabilir. Farklı
sözcelerden alınarak birleştirilen yeni sözcük zincirinin seslemleri ve
sözcükleri arasındaki perde periyodu yörüngesinde uyumsuzluklar bulunur (Yüksel
ve Ark., 2003:161,162). Yani bir tümce sonu düşen tonla biterken, bir başka
cümle yükselerek başlayabilir. Bu iki sözcük birleştirilip suç olgusu
yaratıldığında perde periyodundaki sıçramalar ve keskin düşüşler bizlere
montaja dair güçlü ipuçları verir. Yani gerek fiziki olsun, gerekse de
dilbilimsel olsun montaj özellikleri yüksek doğrulukla kestirilebilir.
Ses ve görüntü kayıtlarıyla
benzeri teknik verilerin değerlendirilişinde hakimin takdir yetkisi, vicdani
kanaat anlayışı sınırlandırılmalıdır. Tatbikatta hala teyp ve video kasetlerine
kuşkulu bir gözle bakılmakta, bir yandan da çeşitli hukuk metinlerinde polise,
suçlarla, özellikle de toplumsal olaylarla mücadelede daha etkili ve caydırıcı
olabilmesi için, delillerin kaybolma ihtimalinin önüne geçilebilmesi için,
teyp, video kamerası ve fotoğraf makinası kullanılması emredilmektedir.
Örneğin; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunun 13. Maddesinde bu
husus belirtilmektedir. Bu kanuni emirlerin sonucu ele geçirilen belgelere
kuşkulu bir gözle bakmak, polis tarafından ileride ki görevin özenle yerine
getirilmesine engel olabileceği düşünülmelidir (Bayram, 2003, b).
Teknolojinin gelişimiyle
yargıda bulunan bant kayıtlarına olan ön yargılarının yıkılacağı düşünülebilir.
Bunun gerçekleşmeye başladığını da kısmen görebilmekteyiz. Bant kayıtlarının
güvenirliğini tartışan hukukçulara rağmen kanun koyucu CMK yasasıyla aslında
kısmen de olsa bant kayıtlarına olan güveni ortaya koymuştur. CMK md 52/3’de
tanıklar hakkında; ‘tanıkların dinlenmesi sırasındaki görüntü veya sesler kayda
alınabilir’ demektedir. CMK 52/3’te ise ‘hazır bulunanların huzurunda
dinlenmesi, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike başka türlü
önlenemeyecekse ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike
oluşturacaksa; hâkim, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı
dinleyebilir. Tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılır’
demektedir.
Fizik kimliğinin tespitine
yönelik olarak ise madde 81’de üst sınırı iki yıl veya daha fazla hapis cezasını
gerektiren bir suçtan dolayı şüpheli veya sanığın, kimliğinin teşhisi için
gerekli olması halinde, Cumhuriyet savcısı veya hâkim kararıyla, fotoğrafı,
beden ölçüleri, parmak ve ayak izi, bedeninde yer almış olup teşhisini
kolaylaştıracak diğer özellikleri ile sesi
ve görüntüleri kayda alınarak, soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin
dosyaya konulur. Yani ses kayıtlarının fizik
kimliğinin tanımlanmasında bile kullanılabileceği hususu açık ve net bir
şekilde bu bulgulara olan güvenin arttığını ifade etmektedir.
Yine aynı kanunun 140.
maddesine göre şüpheli ya da sanığın kamuya açık alanlarda sesinin ya da
görüntüsünün alınabileceği ifade edilmektedir.
Yeni
kanuni düzenlemeler ışığında denilebilir ki, ses ve görüntü kayıtları
teknolojiyle paralel olarak düşünülmüştür. Yani ceza kanunları çağının
gerisinde kalmamak için ses ve görüntü delillerine biraz daha güvenmek zorunda
kalmıştır. Öyle ki, fizik kimliğinin teşhisinde bile ses tanımlama unsuru
olarak kanunda açıkça belirtilmiştir.
Her ne kadar bant
kayıtlarına büyük oranda bir güvensizlik olmasına rağmen ses ile ilgili olarak
birçok adli vaka aydınlatılabilmektedir. Bunun yanında suç soruşturmasına yön
veren şüphe kavramı için de duyulan seslerin ne kadar da önemli bir yere sahip
olduğu bilinmektedir. Suç analizinin olmazsa olmazlarından olan delillendirme
işlemi için yaşanmış birkaç olay aşağıda belirtilmiştir:
Kamuoyunda ‘kesik bacak
cinayeti’ olarak nitelendirilen olay neticesinde altı öğrenci gözaltına
alınmıştır. Öğrenciler gözaltında işkence gördüklerini ifade etmişlerdir.
Olayda gözlerinin bağlı olduğunu ve kolluk görevlilerini görmediklerini
belirtmişlerdir. Daha sonra kurum içi müfettişlerin devraldığı olayda mağdur
öğrenciler kolluk görevlilerini seslerinden teşhis etmişlerdir[2].
Ordu'nun Ünye İlçesi'nde tek
başına yaşadığı evinde kurşunlanarak öldürülen H. Ç.'ın (36) katil zanlısını,
iki gözü de doğuştan görmeyen aynı yaştaki ámá komşusu M. Kececi sesinden
tanıdı. Yıllardır İstanbul'da yaşayan köylüsü M. Keskin'in (50) cinayetten
sonra kaçarken konuşmasını duyan Kececi, 4 gün sonra jandarmaya giderek,
‘‘Silah seslerini duyunca kulübemden çıktım ve öksürdüm. Bunun üzerine kaçmakta
olan kişi ‘Sus, yoksa aynı şey senin de başına gelir' dedi. M. Keskin'i
sesinden tanıdım ama korkumdan söyleyemedim’’ diye ifade verdi. Cinayet sanığı
Keskin hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartıldı[3].
Yıllarca gündemimizden
düşmeyen Nesim Malki cinayetinde azmettirici olduğu iddiasıyla tutuksuz yargılanan
Erol Evcil, duruşmada dört sanıktan sadeci birini sesinden teşhis etti. Mahkeme
Başkanı, duruşmada hazır bulunan Erol Evcil'den sanıkları seslerinden
tanımasını istedi. Evcil'e sırtını döndürten Mahkeme Başkanı, sanıklardan daha
önce kendilerine verilen metinleri okumalarını istedi. Sanıkları dinleyen Evcil
kendisine işkence yapmakla suçladığı Harun Özkay'ı sesinden tanırken, diğer
sanıkları tanıyamadı[4].
Denizli’de, iki kişinin
katil zanlıları, görme engelli bir tanık tarafından sesinden teşhis edildi.
Kınıklı Beldesi’nde 20 Aralık gecesi minibüsle bira içmeye giden C. Y. (18) ile
Ş.K. (18), bıçaklanarak öldürüldü. Polis, B.D. (24), E.K. (23) ve S.Y.’i (23)
şüpheli olarak gözaltına aldı. İki tanık katilleri görmediklerini belirtirken
görme özürlü olan üçüncüsü sesleri duyduğunu söyledi. Şüphelilerin sesleri,
görme engelli tanığa dinletildi. Tanık, E.K.’nın sesini teşhis etti. Suçunu
itiraf etmek zorunda kalan şüpheliler tutuklandılar[5].
Marmara Ereğlisi‘nde yaşanan
bir olayda iki kişi bir kadını kaçırıp tecavüz etmek istemişlerdir. Şahısların
müştekiyi zorla götürmek istedikleri anda olay yeri önünde bulunan ana yol
üzerinden resmi bir polis ekip otosunun geçmesi üzerine aralarındaki
konuşmalardan birinde, biri diğerine hitaben “ekip otosu geri döner mi Suat?”
dediği mağdurenin direnmesiyle korktukları ve paniğe kapılarak kaçtıkları
mağdure tarafından beyan edilir (Kaygısız
ve Ark., 2005: 189,187).
Apartman girişinde bıçaklı
saldırıya uğrayıp çantasını kaptıran öğrenci kız, gasp sanığını sesinden teşhis
etti. Adana’da çantası bıçak tehdidiyle gasp edilen Olgunlaşma Enstitüsü
öğrencisi T.D. (19), tutuklu gasp sanığı H.E.Ö.’i (38) sesinden teşhis etti.
Hakkında 20 yıl hapsi istenen gasp sanığı H.E.Ö.’in ilk duruşmasında T.D. de
hazır bulundu. T.D. ifadesinde ‘akşam apartmana girerken bir kişi gelerek ‘Hadi
zile bas’ dedi. Anahtarım olduğunu söyleyince, kendisi bir zile bastı ve kapı
açılınca içeri girdi. Ben asansöre doğru yürürken birden bıçak çekerek karnıma
dayadı ve çantamı istedi. Ben direnince elindeki bıçakla çantamın askısını
kesti ve alıp kaçtı. Kısa süre sonra teşhis için emniyete çağrıldığımda gaspçıyı özellikle sesinden tanıdım. O sesi
unutmam mümkün değil. Kıyafeti de aynıydı.’ Başka mahkemelerde de gasp ve
hırsızlık suçlarından yargılanan sanık ise suçlamaları kabul etmeyerek
kendisine iftira atıldığını ileri sürdü. Duruşma ertelendi[6].
Görüldüğü gibi bellek vasıtasıyla dahi birçok suç soruşturması yönlendirilebilmektedir. Suç analizi tamamen mağdurların ya da tanıkların duydukları seslerin belirtilen şahsa ait olduğunu ifade etmesiyle başlamaktadır. Suç soruşturmasına yön veren şüphe kavramı boyutunda ise, bu sayede elde edilen bilgi basit şüphe oluşturmaktadır çünkü sonuç itibariyle bir duyumdan öteye gidememiştir. Basit şüphe ile suç soruşturması başlayabilir ancak kolluk bu şüphe üzerine arama, durdurma vs yetkilerini kullanamaz. Basit şüpheye bağlı olarak gözlemleme ve izleme yaparak bu şüpheyi kuvvetlendirmelidir. Bellek vasıtasıyla beyan edilen ifadeler karşısında makul şüphe[7] oluşabilmesi için olayın diğer belirtkelerle (bulgularla) desteklenmesi gerektiğini söylemekte fayda vardır. Çünkü, bir olayın varlığı ya da bir şahsın bir faili olduğu yönünde bazı basit bilgi, belge, bulgu, emarelerin olması gerekir. Bu bilgi ve belge ve emarelerin doğruluğunun ön yargıdan arınmış orta zekada bir insanın akıl, mantık kuralları, gözlem ve tecrübelerin kullanılması gerekmektedir. Elde edilen somut sonuçlar söz konusu şahsın söz konusu suçu işlediği yolunda gerçekçi, mantıklı, ortalama bir tahmini veya ihtimali ortaya koyacak kadar kuvvetli olması gerekir. Fakat bu tahminin veya ihtimalin şüphelinin tutuklanmasına yetecek ve suçun bütün özelliklerini ortaya koyacak kadar net ve açık olması gerekmez[8]. Yürütülen bir çalışmaya göre[9] bellek verilerinin duyulan sesler hakkında kullanılması sakıncalı sonuçları çıkarmaktadır.
Bazı psikologlar, bellekteki bilgileri, manyetik banda kayıtlı ses veya görüntü gibi sinir sisteminde kayıtlı olduğunu ve manyetik banttaki kayıtların zamanla zayıfladığı gibi sinir sistemindeki bilgi kayıtlarının da zamanla zayıflayacağını kabul ederler. Bazı psikologlar ise, bellekteki bilgilerin hiçbir zaman kaybolmadığını fakat o bilgilere ulaşmak için gerekli ara-bul-geriye getir ipuçlarının, “ipucu” olmak özelliklerini zamanla yitirdiklerinden “unutma olayının” ortaya çıktığını savunurlar. Diğer bazı psikologlar, her iki sürecin de geçerli olduğunu kabul ederler. Onlara göre, deneyimin türüne bağımlı olarak unutma olayında bazı zamanlarda “izlerin zayıflaması” kuramı, bazı zamanlarda da, “ipucunun özelliğini kaybetmesi” kuramı geçerli olur (Cüceloğlu, 2003:183). Hangi görüş kabul edilirse edilsin sonuç itibariyle bellek içinde bir kayıp söz konusudur. Hatırlanma sürecinde hatalar oluşabiliyor fakat buna karşılık duygusal bellek, USB üzerinde keskin izler bırakabiliyor. Bu açıdan duygusal bellek hem olumlu hem de olumsuz yönüyle karşımıza çıkmaktadır. Bir olay sonucu psikolojik travma geçiren biri, örneğin kızının kaçırılma anında sadece katilin sesini ve kızının bağrışmalarını duyan bir anne için katilin sesi unutulamaz olabilir ve gelecekte ceza muhakemesi işlemlerinde katilin sesinden ‘işte katil buydu’ diyebilir. Fakat bununla beraber çoğu insan düşüncelerine duygularını da katarlar. Bu aslında ruhsal katılımdır. Birçok kişi duymak istediği şeyi duyar. Diğer bir deyişle, duyduğunu sandığı sesleri anımsar. Duygular, heyecanlar, değerler ve önyargılar karşınızdaki kişinin söylediklerinin size olduğu gibi ulaşmasını engelleyen filtreler gibidir (Weiss, 1993:44). Bundan daha kötüsü ise kurgulamadır. Karşılaşılan felaket sonrası travma neticesinde duygularınız belleğinizin üstüne çıkabilir. Bazen yalnızca duygularınızı anımsarsınız; buna yol açan konuşmayı ya da olayı ise unutursunuz. (Weiss, 1993:45). Bu kurgulama neticesinde kızı öldürülen anne, masum bir kişiye suç isnadında bulunabilir, kişinin mahkum olmasıyla acısı kısmen azalabilir. Yani duygusal tatmin belleğin üstünde olabileceği için olay anında duyduğu sesin farkında bile olmaksızın cezalandırma dürtüsüne yenik düşebilmektedir. Bir başka örnek ise 2005 yılında gösterime giren ‘Interpreter’ (çevirmen) filminin başrol oyuncusu Nicole Kidman’ın şans eseri duymuş olduğu konuşmayı polislere bildirmesiyle araştırmalar başlar. Polisler kendisine ‘aynı sesi bir kere daha duysan tanıyabilir misin?’ diye sorduklarında bunu yapamayacağını söylemektedir. Çünkü duyduğu konuşmada her hangi bir belirgin karakteristik özellik yoktu ve konuşmaları dinlerken odasının lambasının yanması sonucu yaşadığı panik de hatırlama sürecini etkileyecekti. Ayrıca konuşmacıların kendisini gördüğünü bilen oyuncuda oluşan ölüm anksiyetesi de sesi duyduğunda tanımasını engelleyebileceği anlatılmaktadır (Sever ve Yüksel, 2005).
Suç olgusunu yaşayan bireylerin faili seslerinden tanıyabilmeleri elbette bellek denen dinamik obje sayesinde olmaktadır ancak görgü şahidi (eyewitness) şeklinde değerlendirilebilecek olan duyarak şahit olan kişinin (earwitness) belleğinde konuşma ve konuşmacıları eşleştirme başarısı istisnalar haricinde oldukça sınırlı olacaktır. Bu yönüyle de adli vakalar bağlamında kuvvetli ipuçlarını sağlaması yönünde sağlam deliller sunmayacaklardır. Belleğin sürekli değişen ve yenilenen yapısı buna engel olacaktır ancak her ne kadar tanımlama yüzdeleri çelişkili sonuçlar vermiş olsa da konuşma patolojisine, konuşma stiline, dil edinimi farklarına bağlı olarak yöresel belirgin karakteristiklerin bellek yoluyla konuşmacı tanıma işlemlerinde doğru sonuçlar verebileceğini çalışmamızda görülmüştür (Sever ve Yüksel, 2005).
Adli sürecin işlemesinde soruşturmacı birimlere sağlanan en büyük kolaylıktan biri de olaya tanık olan kişilerin vermiş oldukları cinsiyet ve yaş verileridir. Duyarak şahit olunan olaylarda yaş ve cinsiyet belirlenmesinde handikaplar oluşabilmektedir. Ortalama erkek frekansı ile konuşan bir kadın konuşmacı için biçembilim bilmeyen bir tanık tarafından polise verilecek ifadede konuşan erkekti denilebilir. Bizim çalışmamızın içermiş olduğu yaş tahmin analizlerinde ise; duyulan seslerin herkese göre farklı değerlerde tahmin edilebileceği görülmüştür. Kesin bir yaş tahmin edilememektedir ancak bunun yanında tüm dinleyicilerin tahminlerinin aritmetik ortalaması alındığında konuşmacının gerçek yaşına yakın değerler ortaya çıktığı görülmüştür. Bu yönüyle de toplu olarak duyulan bir ses için herkese yaş tahminin sorulması ve bunların ortalaması tahmini yaş için önemli ipuçları verebilir (Sever ve Yüksel, 2005).
Yukarıda belirtilen olaylar
nezdinde düşünülecek olursa hakimlik makamının vermiş olduğu kararlarda duyulan
seslerin bellekten çağrılması neticesinde tespit edilen şüpheliler hakkında
soruşturma safhasında gıyabi ya da vicahi
tutuklama kararı çıkartılmasına ya da duruşmanın ertelenmesi sonucu
çıkmıştır. Tutuklama bir tedbirdir ve bunun için kuvvetli şüphe ve CMK
md.100’de geçen tutuklama sebeplerinin birinin varlığı gerekmektedir. Ancak
bellek vasıtasıyla hakimliğin vermiş olduğu tutuklama kararı basit şüpheden
öteye geçmemiştir. Yukarıda belirtilen somut olaylarda basit şüphe, makul
olarak değerlendirilmiştir. Bellek ile ilgili yapılan üstteki çalışmada, bellek
kullanımı sonucu kişileri suçlamanın (tek başına) sadece basit şüphe
doğurabileceğinin nedenleri daha ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır.
Sonuç :
Değişen ve gelişen teknoloji karşısında suçluların yakalanması hususunda deliller sistematik olarak toplanmalı ve incelenmelidir. Suç analizinin temel ilkesi olan ‘her şey delildir’ ilkesi gereğince kuşkusuz ses kayıtları da delil olarak nitelendirilmektedir. Edmond Locard’ın dediği şekliyle ‘her temas bir iz bırakır’ ancak bu izler her zaman olay yerindeki bir vücut artığı, parmak izi, ayakkabı izi vs. olmayabilir. Suç işlenmeden önce, işlenirken ya da işlendikten sonra insanlar birbirleriyle iletişime girmektedirler. Diyebiliriz ki, her suç bünyesinde iletişimi barındırır.
Nitelikli adli
ses laboratuarları içinde çalışan uzman personel, suç ve suçla mücadelede
kolluk görevlilerinin yardımcısı olmaktadırlar. Suç olguları neticesinde
usulüne uygun biçimde toplanmış bant kayıtları laboratuarlarda incelemeye tabi
tutulduktan sonra suç analizi birimleri arasında bir köprü görevi görmektedir.
Adli ses
incelemelerini ‘kriminal analiz’
işlemlerinin temel noktalarından biri olarak değerlendirebiliriz. Çünkü,
duyduğumuz kişiyi, görmeden, yalnızca sesini dinleyerek onun nasıl bir ruh
yapısına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanında konuşmacının
konuşmasından yaş, bölge ve cinsiyet tahminleri de bizlere suç analizinin hızlı
işlemesinde yardımcı olacaktır. Türkiye gibi geniş bir dil coğrafyası içinde
bulunan ülkemizde oluşan dil zenginliği karşısında iyi yetişmiş uzmanlar
konuşmacılar hakkında bölge hatta bazen de şehir ismi telaffuz
edebilmektedirler. Bu da suç olgusunun yeri ile ilgili bizlere ipucu verebilir.
Yargının,
bellek gibi değişken ve sürekli yazılım halinde olan bir veriye bakarak çeşitli
karalar vermesi ve bu kararlar neticesinde tedbir olan ‘tutuklama’ya kadar
ulaşılması akıllarda birtakım soru işaretleri bırakmaktadır. Tutuklama
kararının verilmesi için gerekli olan somut deliller bellek için
gerçekleşmemekte ve bu veriler başka belirtkelerle desteklenmediğinde basit
şüpheden öteye gidememektedir.
Kanun
koyucunun birçok kanun metninde kolluğa ses ve görüntü alması konusunda hükmü
bulunmasına karşın mahkemelerde bant kayıtlarına olan önyargının zaten sınırlı
kullanım alanı bulunan bant kayıtlarının kullanımını iyice sınırlandırmaktadır
ve bu netice itibariyle kolluğun yapmış olduğu işte bir bıkkınlık
oluşturmaktadır.
Bu çalışmanın
tamamlanmasında fikirlerini esirgemeyen Cem Yüksel’e, kaynak teminin ve günlük
tecrübelerini paylaşan Esra Yalazanlar’a teşekkürü borç bilirim.
Kaynaklar
12. Öztürk, B. (1995) Yeni Yargıtay Kararları Işığında Delil Yasakları, Hukuka Aykırı Olarak Elde Edilen Deliller, Yasak Kanıtlar, AÜ. SBF. İnsan Hakları Merkezi Yay. Ankara
13. Sever H., Yüksel C. (2005) Duyarak Şahit Olunan Olaylarda Belleğe Bağlı Olarak Konuşmacı Tanıma Süreçlerinin Adli Vakalar Bağlamına Değerlendirilmesi, 1. Polis Akademisi Adli Bilimler Topluluğu Kursu Bildirisi, Ankara
14. Şafak A., Bıçak, V., (1999), Ceza Muhakemesi Hukuku ve Polis, Liberte Yay. Ankara
*
Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğrencisi- Adli Bilimler
Topluluğu, Ses-Görüntü ve Data Masası Başkanı hanifisever@yahoo.com
[1] CMK ile birlikte bu kavram genişletilerek hukuka aykırı olmamalıdır şeklide yeniden düzenlenmiştir.
[2] http://www.sabah.com.tr/2005/01/06/gun104.html erişim tarihi : 06.06.2005
[3] http://arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/01/01/08/turkiye/52tur.htm erişim tarihi : 06.06.2005
[4] http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~2@tarih~2002-09-20-t@nvid~176277,00.asp erişim tarihi : 06.06.2005
[6] http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~1@tarih~2005-05-12-t@nvid~575875,00.asp erişim tarihi : 06.06.2005
27 Reasonable Grounds to Suspect. Bu konu ile ilgili olarak ayrıntılı olarak M.Bedri Eryılmaz, ‘Suç Araştırmasına Yön Veren şüphe Kavramı’ – Organize Suçlarla Mücadele ve Polis.
[9] Hanifi Sever ve Cem Yüksel, (2005) Duyarak Şahit Olunan Olaylarda Belleğe Bağlı Olarak Konuşmacı Tanıma Süreçlerinin Adli Vakalar Bağlamına Değerlendirilmesi’, 1. Polis Akademisi Adli Bilimler Topluluğu Kursu Bildirisi, Ankara