VİKTİMOLOJİ
|
|
HAKAN
AŞIK[*] |
Viktimoloji
sözcüğü Latince “victima” ve Yunanca “logos” sözcüklerinden oluşmaktadır.
Kriminolojide mağdur veya suç kurbanı, yani başka bir kişinin eyleminden dolayı
zarar görmüş, acı çekmiş yada ölmüş olan kişi anlamına gelir. Kısaca
viktimoloji mağduru inceleyen bilim dalıdır.
Viktimolojinin
amacı, mağduru psikolojik, sosyal ve hukuksal boyutlar arasındaki ilişkiler
kapsamında incelemek ve sonuçta deviktimizasyonunun sağlanması için gerekli
şartları ortaya koymaktır. Viktimolojide, suç mağduru ile ilgilenmekte, mağdur
tipolojisi, bunun suç nedenleri ile olan bağlantısı, suç korkusu, suçu önleme,
suçun mağdurlar üzerindeki etkileri, mağdurun suçtaki rolü ve sorumluluğu,
korumaya, desteğe ve giderime ilişkin olarak mağdurun gereksinimleri özellikle
üzerinde durulan konulardır.
Viktimoloji
araştırmaları mağdur ve mağdurun sorunlarını değişik referans sistemleri içinde
ele alır. Bunları dört ana başlık altında toplamak mümkündür.
1-
Ampirik
Viktimoloji, mağdurun suç sonrası kişisel ve sosyal boyutlardaki sorunlarını,
mağdur ile fail arasındaki ilişkiyi araştırır ve engellenmesi için gerekli
koşulların ortaya çıkarılmasını hedefler.
2-
Klinik
Viktimoloji ise viktimizasyonun mağdur üzerindeki mediko-psikolojik sonuçlarını
araştırır. Bunların mağdur üzerindeki etkilerini azaltmak ve ortadan kaldırmak
için gerekli araştırmalar yapar.
3-
Viktimolojinin
araştırmalarının diğer bir boyutu da mağdura yardım ve koruma sisteminin
oluşturulması ile ilgilidir. İnsanlık suçu mağdurlarına yardımın yanı sıra belirli
tip mağdurların- örneğin kadın sığınma evleri, kimsesiz çocuklar için açılan
ıslah evleri- korunması için belirli kurumsal yapıların oluşturulması da bu
araştırma ve koruma konusu içine girer.
4-
Viktimoloji
araştırmalarının diğer bir boyutu da mağdurun hukuki durumu ile ilgilenir.
Mağdurun hukuk sistemi içindeki yeri, mağdura tanın haklar, mağdurun
korunmasına yönelik kuralların incelenmesi ve mağdurun bu haklarından
yararlanabilmesi için geliştirilmesi gereken yardım sistemleri viktimolojinin
hukuki boyutunu oluşturur.
VİKTİMOLOJİNİN TARİHÇESİ
Aile bağlarına
ve kabile örgütlenmesine dayanan ilkel toplumlarda ceza adaletini sağlayan
merkezi bir sistem bulunmamaktaydı ve suça ilişkin uyuşmazlıkların
çözümlenmesinde suç mağdurlarına önemli görevler düşmekteydi. Bu toplumlarda
sorunların çözümlenmesi mağdura ve akrabalarına aitti, çünkü tüm suçlar aileye
karşı işlenmiş olarak kabul edilirdi. Aynı şekilde suçu işleyen kişinin ailesi
de o suçun faili sayılırdı. Suçun kefaretini ödemek aileye ait olduğu gibi, kan
davasının gereğini yapmak da yine ailenin göreviydi. Bu ilkel dönemde ailelerin
tüm çabaları ve mücadeleleri güç sağlamak içindi, suç zanlısının yada suç
mağdurunun haklarını koruyacak ne bir hukuk düzeni nede merkezi bir devlet
vardı.
Zaman
içinde feodalizm ve tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmasıyla öç alma ortadan
kalkmaya başladı. Bunun yerine “kısas” müessesi ortaya çıkmıştır. Kısas,
işlediği suç ile bir zarara neden olan kimseye, ortaya çıkan zarara denk miktar
ve yoğunlukta karşılık verilmesi şeklinde tanımlanabilir.
Daha
sonraları zararın giderilmesi (uyuşma, kefaret) yani wer, wite ve bot sistemleri
ortaya çıktı. Wer yada wergild, bir ölüm yada sakatlanma
halinde mağdurun ailesine ödenen paraydı. Bot
(adam öldürme dışındaki suçlar için) mağdura ödenmesi gereken bir miktar para, wite ise lorda veya krala ödenen para
cezası idi. Böylece insanlar kişisel öçten kamusal adalete doğru bir adım atmış
oldu. Ancak, feodalite güçlendikçe giderim ödemelerinde akrabaların yerini
lordlar ve piskoposlar aldı, bunların aldıkları miktarlar o denli arttı ki, pek
çok mağdur pratikte hiçbir şey alamıyordu. Zaten cezalar da o kadar fazlaydı ki
suçluların bunu ödemeye yetecek kadar parası olmadığından, bu kişiler
“kanundışı” ilan ediliyorlar yada esir olarak satılıyorlardı.
İslam Hukuku’nda
da benzer bir gelişme görülmüştür. Önceleri göze göz, buruna burun, kulağa
kulak yani kısas sistemi uygulanmış, daha sonra, mağdurun kendisine tanınan af
hakkını kullanması ile kısasın düşmesi ve mağdura diyet adı verilen bir tazminat
ödenmesi sistemine geçilmiştir.
VİKTİMOLOJİNİN AMACI
Mağduru psikolojik, sosyal ve hukuki arasındaki
ilişkiler kapsamında incelemek
mağdurluğun önlenmesi için gerekli şartları belirlemektir. Mağdurların
öneminin kavranması yenidir. Kriminoloji, suçun nedenlerini araştırırken,
suçlular üzerinde durmuş, onların kişilik yapısı araştırılmış ve suçlular
gruplandırılmıştır. Günümüz kriminolojisi, mağdurlar üzerinde inceleme
yaparken, diğer yandan, suç ve suçluya ilişkin bilgilere ulaşmayı da
amaçlamaktadır. Viktimolojinin amacı bakımından, mağdurun makul sayılabilecek
ölçüde sosyal kontrol sürecinde, yani ceza adalet mekanizmasında yer
alması ve bu şekilde ikinci defa mağduriyetinin önlenmesi de önem taşımaktadır.
VİKTİMOLOJİNİN GÖREVLERİ
Viktimolojinin görevleri çok çeşitli olup, öncelikle,
suçun meydana gelmesinde, fail ve mağdur arasındaki ilişkiyi araştırır. O,
kendini mağdurlaşma ve mağdur olma usulüne adamıştır. Suçun açıklanmasında
fail-mağdur ilişkisinin önemi kriminalistikte yıllardır bilinir.
Viktimoloji, suçun önlenmesinde, suç teknikleri üzerine potansiyel mağdurun
bilgilendirilmesi, mağdur eğiliminin ortadan kaldırılması veya
azaltılması, mağdur yapılarının azaltılması, mağdur zamanları ve yerlerinin
analizi ve mağdur yoğunluğunun ortaya konulması ile de ilgilidir.
Viktimolojik
araştırmalar mağdur çerçevesinde şu şekilde yürütülmelidir:
1) Çeşitli mağdur
düzenlemeleri,
2) Suçun meydana
gelmesinde mağdurun rolü,
3) Nötrleştirme
teknikleri, failin kendini hukuka uygun hale getirirken kullandığı, mağduru
kapsayacak
teknikler,
4) Mağdurun ihbar
davranışı,
5) Mağdur korkusu ve
mağdur olma arasındaki ilişkiler,
6) Cezanın
hesaplanmasında mağdur davranışının dikkate alınması,
7) Mağdur olma riskinin
azaltılması imkânları,
8) Mağdurlaşmanın sonuç
ve etkileri: Suçluluk korkusu ve kendiliğinden adaleti gerçekleştirme
İhtiyaçlarının ifadesi olarak ceza ihtiyaçları,
9) Mağdura yardım ve
tedavi programları.

MAĞDUR TİPLERİ
Bunlardan en
dikkat çekenler cinsel suç mağdurları, aile içi şiddet mağdurları, çocuk
istismarı mağdurları, yaşlı mağdurlar, işsiz mağdurlar ve adam öldürme suçu
mağdurlarının yakınlarıdır.
a)
Cinsel Suç
Mağdurları: Cinsel
suç mağdurları mağdurlar arasında en yoğun acı çekenlerdir, ancak adam öldürme,
yağma ve müessir fiil gibi şiddet içeren diğer suçlara kıyasla dana yüksek oranda
gizli kalmaktadır. Bunun üç nedeni bulunmaktadır.
aa) Bazı mağdurlar
bu travmanın etkilerinden bir an önce kurtulabilmek için şikayette bulunmazlar,
çünkü poliste ve mahkemede defalarca tartışılması travmanın sürekli olarak
gündemde kalmasına yol açacaktır.
ab)
Bu
tür suçların mağdurları, faili kendilerinin cesaretlendirdikleri suçlaması ile
karşılaşabildikleri için yada bu olayı başkalarının öğrenmemesi için şikayetçi
olmazlar.
ac)
Mağdurun
yaşadığı utanma duygusu, resmi makamların duyarsızlığı ve savunma avukatının
etik olmayan taktikleri ile katmerli olarak artacaktır. Bütün bunlar mağdurun
sessizlik içinde acı çekmesine yol açar.
b)
Aile İçi Şiddet
Mağdurları: Aile
içi şiddet mağdurlarının pek çoğu bunu kişisel bir sorun olarak nitelendirir,
kimsenin bilmesini istemez, polise gitmez.
c)
Çocuk İstismarı
Mağdurları:
Özellikle küçük çocuklar suçtan en fazla mağdur olan gruptur. Çocukları mağdur
edenler yabancı değil daha çok kendi anne ve babalarıdır. Çocuk istismarı
çeşitli şekillerde olabilir: bedensel, cinsel, duygusal,kimyasal suistimal yada
beslenmede, tıbbi bakımdan yada genel olarak ihmale uğrama.
d)
Yaşlı İstismarı
Mağdurları:
Yaşlıların fiziksel yeterliliği azaldığından saldırıya uğradıklarında kaçma
yada karşı saldırıya geçme olanakları sınırlıdır. Öte yandan yaralıların aile
içi istismarı da her zaman mümkündür. Bu tür mağdurlar için sığınma ve huzur
evleri oluşturulmalıdır.
e)
İşsiz Mağdurlar: İşsizlerin,
belirli bir işyerine gitmemeleri, zamanlarının önemli bir bölümünü genel
yerlerde geçirmeleri ve toplu ulaşım araçları ile seyahat etmeleri onları suç
mağduru olmaya daha yatkın hale getirir. Yine işsizler zamanlarını diğer
işsizlerle geçirdikleri için birbirlerine karşı suç işleme olasılıkları
fazladır.
f)
Adam Öldürme
Suçu Mağdurlarının Yakınları: Adam öldürme suçunda mağdur artık
yaşamamaktadır, ancak geride kalan yakınlarının kayıplarının ise yerine
konulması mümkün değildir. Özellikle geride kalan kişi mali bakımdan mağdura
bağımlı ise daha büyük sıkıntı içine düşecektir. Adam öldürme olayından yıllar sonra
dahi mağdurun yakınlarının günlük yaşamlarını sürdürmekte güçlük çektikleri,
kendilerine de benzer saldırıların olabileceğinden korktukları görülmektedir.
SUÇTA
MAĞDURUN ROLÜ VE MAĞDUR RİSKİ
Viktimoloji’nin
en önemli iddiası, mağdurun kendisine karşı işlenen suça önemli katkısı olduğu
yolundadır. Özellikle adam öldürme suçlarında bu ilişki incelenmiş ve bir
çalışmada her dört adam öldürme suçundan bir tanesine mağdurun yol açtığı
belirlenmiştir.
Mağdur
riski, suç mağduru olabilme tehlikesi ile karşı karşıya olma anlamına
gelmektedir. Viktimolojide, bu çok verimli bir araştırma alanıdır. Çalışmalar
mağdurların belirli özelliklerinin, belirli bir özelliklerinin, belirli bir
düzen içindeki davranışlarının, kişiliklerine ilişkin bazı öğelerin, suça ve
suçluya karşı tutumlarının suçun işlenmesine önemli katkıları olduğunu
göstermektedir. Viktimoloji bazı suç ve kazaları önceden haber verebilmekte,
suça neden olabilecek durumları tahmin edebilmektedir. Örneğin ülkemizde,
bayram tatillerinde karayollarında mağdur olma olasılığının arttığını
bilmekteyiz. Bu nedenle de trafik konusunda yoğun ve ayrıntılı önlemeler
alınmaktadır, buda mağdur riskini azaltmaktadır.
MAĞDUR OLMA RİSKİNİ ARTIRAN FAKTÖRLER
a)
Cinsiyet : Araştırma
erkeklerin suç mağduru olma olasılıklarının, kadınlara kıyasla daha fazla
olduğunu ortaya koymuştur. Gerçekten de ırza geçme ve diğer cinsel suçlar
dışında erkeklerin hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekarlık ve yağma gibi
suçların mağduru olma risklerinin daha yüksek olduğu görülmüştür.
b)
Yaş: Mağdur riski açısından
önemli bir faktörde yaştır.19 yaşından küçük ve 60 yaşından büyük kişilerin
herhangi bir suç nedeniyle mağdur olma riskinin, 19-60 yaş grubuna göre daha
düşük olduğunu ortaya koymuştur.30-39 yaşları arasında kapı yada pencere
kırarak hırsızlık suçlarının mağdur olma riski daha fazla olduğu halde, 25-29
yaşları arasında dolandırıcılık veya sahtekarlık suçlarının mağduru olma riski
artmaktadır.20-24 yaşları arasında ise müessir fiil suçunun mağduru olma riski
yüksektir., yine bu grup mağdurlar sıklıkla, motorlu taşıt aracı sürücüleri
tarafından işlenin hırsızlık ve yağma suçlarına maruz kalmaktadır.
c)
Meslek ve Sosyal
Sınıf:
Sanılanın aksine orta sınıfa mensup yada varlıklı kişilerin mağdur olma riski
çok da fazla değildir. Özellikle düşük gelir sınıfı mensupları ve işsizlerin
daha fazla suç mağduru oldukları görülmüştür. Gelir düzeyi nispeten yüksek
kişiler evlerini daha güvenli hale getirmek ve korumak için, alarm sistemleri,
çelik kapılar, pencere demirleri yaptırmaktadırlar,bu tür kişilerin oturdukları
semt açısından mağdur olma riskleri daha düşüktür. Zira gecekondu bölgeleri ve
yoksul kişilerin yerleşme bölgeleri, suç işleme eğiliminde olan kişilerin daha
yoğun olduğu bölgeler olduğundan hem civar yerlerde suç işlemek ve kaçıp
saklanmak suçlulara daha kolay gelmektedir.
d)
Medeni Durum: Araştırmalara
göre, boşanmış yada ayrılmışlar yüksek risk grubuna giren mağdurlardır. Bunun
nedeni boşanmış kişilerin daha dışa dönük bir yaşam sürmeleridir, halbuki
bekar, evli yada eşi ölmüş kişilerin daha mazbut bir yaşam sürmeleri daha
olasıdır.
e)
Yerleşim Durumu: Konutlarını
sıkça değiştirenlerin, yerleşik yaşayanlara kıyasla mağdur risklerinin daha
fazla olduğu araştırmalarla kanıtlanmıştır. Örneğin bir mahallede uzun yıllar
oturan kişilerin, komşuları ve civar esnaf tarafından çok iyi tanınıyor
olmaları, onları daha güvenli bir duruma getirmektedir.
f)
İkamet Edilen
Semt:
Viktimizasyon oranlarının, kırsal bölgelerde oturanlar açısından düşük,
kentlerde oturanlar açısından ise yüksek olduğunu belirlenmiştir. Ancak, şehirleşmenin
suçluluğu artırdığı da artık bilinen bir şeydir.
MAĞDURUN KORUNMASI VE MAĞDUR HAKLARI
Bir toplumda
istikrar ve devamlılık için en önemli koşullardan biri suçun önlenmesidir.
Kişilerin kendilerini suç mağduru olmaktan korumaları için geniş kapsamlı
eğitim faaliyeti gerekmektedir. Ayrıca, yurttaşlar bazı yalın ve ucuz
tedbirlerle evlerini hırsızlardan kolayca koruyabilirler. Aynı şekilde
insanların bazı basit önlemlerle kendilerini yağma, ırza geçme gibi suçlardan
koruyabilmeleri mümkündür. Onlara yol göstermesi ve yardımcı olması gereken
toplumdur. Eğer bu önlemler başarısız olursa ve kişiler suç mağduru olurlarsa,
toplum onların eski hale iadesi için bazı mekanizmalar oluşturmalıdır. Örneğin,
ırza geçme suçlarında mağdura gecikmeyle ve yetersiz bir şekilde yardım
sağlanabilmektedir. Bu konuda uzmanlaşmış doktorlar mağdur açısından hem
duygusal hem de fiziksel yönden yararlı olacaktır. Çoğu kez yalnızca hastanede
tedavi yeterli olmaz, psikolojik yardım da gereklidir. Yağma ve müessir fiil
gibi suçlarda ise mağdurların hem sağlık hem de parasal açıdan desteğe
gereksinimleri bulunmaktadır.
SUÇ ÖNCESİ MAĞDURUN KORUNMASI
(MAĞDURİYETİN ÖNLENMESİ)
Devletin
temel görevi toplumdaki düzenin, huzurun, barışın, suçsuzluk durumunun
devamını, yani kamu düzeninin bozulmamasını sağlamaktır. Bir ülkede iç barışın
korunması, halkın sosyal düzeni kabulüne, kişiler arası ilişkileri düzenleyen
normlar üzerinde uzlaşmasına bağlıdır. Suçun işlenmesi önlemek çok önemlidir,
çünkü böylece, bir suçun ortaya çıkarabileceği sonuçlardan kurtulunmuş olur.
Bir kere suçun topluma maliyeti çok fazladır. Sucu önlemenin maliyeti bundan
fazla da olsa, topluma manevi açıdan yükü, yine de suçun ortaya çıkarabileceği
kadar olamaz. İnsanların bir kez mağdur olmaları onlarda onarılamayacak etkiler
bırakmaktadır. Bu etkilenme yalnızca mağdur açısından değil, mağdurun yakın
çevresi için de söz konusudur. Bu nedenledir ki, suçla mücadelenin önemli bir
bölümü önlemeye yönelik olarak yapılmalıdır.
SUÇ SONRASI MAĞDURUN
KORUNMASI
Günümüzde
ifade alma ve sorgu sırasında suç zanlısının (sanığın) hakları oldukça iyi
korunmaktadır.Sanığın mahkum olana kadar masum sayılması, yani masumluk
karinesi hukuk düzeninin en vazgeçilmez
ilkelerinden biridir. Engizisyon döneminden bugüne gelmemiz uzun yıllar almıştır.
Ceza yargılamasının amacı olan gerçeği ortaya çıkarma uğruna sanığa her türlü
işkence ve zorlamayı reva gören bir sistemden sanık haklarının gözetildiği,
sanığın susma hakkına sahip olduğu, iradesini zorlayıcı ya da zayıflatıcı
hiçbir muameleye maruz kalmamasını sağlayan bir sistem artık oturmuş
bulunmaktadır. İşkence ve kötü muamele gibi eylemler yalnızca suç oluşturmakla
kalmamakta, ayrıca bu yöntemlerle alınan ifadeye de delil niteliği
tanınmamaktadır. Sanık artık bir avukat yardımından yararlanabilmektedir. Bütün
bu hükümler aslında suç işlememiş olması olasılığı da bulunan sanığın korunması
için konulmuştur.Karşısında örgütlenmiş devlet ve onun kovuşturma organları
olan sanığa her türlü desteği sağlayan sistemde, artık madalyonun diğer yüzünde
bulunan suçun mağduru da dikkate alınmalıdır. Zira mağdur da ceza adaleti
sistemi içinde suçun kurbanı olarak yer almaktadır. Ancak, mağdura aynı özenin
gösterilmediği bilinmektedir. Hatta ceza davalarında sanıkların mağdurlardan
daha ayrıcalıklı bir durumda olduğu dani iddia edilmektedir. Sanık hakları
azaltılmadan da mağdur hakları korunabilir. Bunlar arasında bir denge
sağlanmalı, olmayan mağdur hakları artık gündeme gelmelidir.
Ceza
adalet sistemi içinde mağdurun olay hakkındaki bildiklerini hem hazırlık
soruşturmasında hem de son soruşturmada defalarca anlatmak zorunda kalması onu
hırpalamakta, yaşadığı kötü olayı tekrar tekrar yaşamak zorunda
kalmaktadır.Hukukumuzda mağdurun duruşmaları izlemesi zorunlu olamamakla
beraber, sık sık bilgisine başvurulmaktadır. Mağdurun hassas olduğu davalarda
çok gerekmedikçe bir kez dinlenmesi sağlanmalıdır.
MAĞDURUN SUÇ SONRASI
SIKINTILARI
Bir suçun
mağduru olan kişinin fiziksel ve psikolojik pek çok sıkıntısı olabilmektedir.
Mağduriyet sürecini genelde aşağılama ve kayıp duyguları izler. Kayıp maddi
olabileceği gibi, bazı manevi değerlere bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Malı
çalınan ya da dolandırılan bir mağdurun kaybı maddidir. Cinsel saldırıya
uğrayan, ırzına geçilen bir genç kızın ise kaybı daha çok manevidir.Ayrıca
suçun yol açtığı hastalıklar da söz konusu olabilir. Örneğin müessir fiil
suçunun mağdurunda bazı bedense hastalıklar, sakatlıklar kalabilir yada ırza
geçme nedeniyle mağdura aids, sarılık ya da başka bir sari hastalık
bulaşabilir.
Özellikle cinsel
saldırıların uzun dönemde ortaya çıkabilecek sonuçları mağdura çok sıkıntı
verebilmektedir.Irza geçme oluşturmayacak saldırılar dahi yabancı erkeklerden
korkma, kamuya açık yerlerde bulunmaktan korkma gibi fobilere yol
açabilmektedir. Bu tür bir saldırı kişisel ilişkilerde sürekli bir bozulmaya
neden olur. Uzun dönem psişik sorunlar, uzmanlaşmış kişilerce tedavi edilmediği
takdirde yaşamı tehlikeye sokabilecek sonuçlara yol açabilir. Özellikle mağdur
bekar bir kadınsa sorunlar daha ağır bir görünümdedir. Mağdur yoğun korku ve
heyecan nedeniyle psikolojik bazı reaksiyonlar gösterecektir. Bunlar aylar
boyun sürebilir. Çabuk iyileşme mağdurların ancak %20’sinden daha azında
gerçekleşebilmektedir.
MAĞDUR TERAPİSİ
Suç
mağdurlarının yaşadıkları sorunlar, onların psikanalitik tedavi görmelerini
gerektirmektedir. Bir suçun mağduru olma, o kişinin yaşamının bir bölümüdür.
Mağdurun yaşadığı olay, taşıdığı kişilik özellikleri de dikkate alınarak
değerlendirilmelidir. Sıkıntılarına teşhis koymak ancak bu şekilde mümkündür. Mağdurlar hakkında, aynen hastalar
gibi, klinik teşhis verileri ayrıntılı bir şekilde toplanmalıdır. Yalnızca ırza
geçme suçları mağdurları açısından sistemli olarak toplanmış veriler
bulunmaktadır. Özellikle suçun mağdur üzerinde yarattığı sosyal, hukuki ve
psikolojik etkiler tüm suç türleri için ayrıntılı olarak belirlenmelidir. Suçun
mağdur üzerindeki etki süresi, hastanın yaşı, zeka durumu, acılarının yoğunluğu
ve tedavi için gerekli bilgiler mutlaka yararlı olacaktır. Örneğin, Almanya’da
sağlık sigortası kurumları tedavi masraflarını ancak bu koşulların yerine
getirilmesi halinde karşılamaktadır. ABD’de ise, ırza geçme suçlarının
mağdurları için, psikanalize dayalı grup tedavisi uygulanmakla beraber,
masrafları mağdurlarca karşılanmaktadır.
Bu arada
yargıçlara, savcılara ve polise, mağdurlara nasıl davranılması gerektiğini
gösteren kursların çok yararı olacaktır.İlk aşamada, özellikle cinsel suç
mağdurlarının itinalı muameleye gereksinimleri olduğu ve bunlara nasıl
davranılması gerektiği, bu tür mağdurlarla karşılaşacak görevlilere
anlatılmalıdır. Halbuki ülkemizde 120 cinsel suç mağduru üzerinde yapılmış olan
bir araştırma, mağdurların 2 ila 7 kez muayene olduklarını göstermektedir.
Mağdur ortalama 3 kez muayene olmaktadır.
Günümüzde
suçluluğun ürkütücü boyutlara ulaşmış olması tüm dünyada hukukçuları çeşitli
tedbirler almaya zorlamaktadır, zira ne kadar suç varsa, o kadar da mağdur
vardır. Öncelikle suçun önlenmesi amaçlanmalıdır ki mağdurların sayısı azalsın.
Öte yandan önlenememiş ve işlenmiş suçların mağdurlarının da, mağduriyetlerini
en aza indirecek, acılarını en aza indirecek, acılarını hafifletecek önlemlere
ihtiyaç bulunmaktadır. Soruşturma bitince mağdur unutulmaktadır.Halbuki
mağdurların soruşturma sırasında ve sonrasında tıbbi, psikolojik ve sosyal
yardıma gereksinimleri vardır. Çocuklara karşı cinsel suç işlemiş kişilerin
çocuklarla ilgili işlerde çalışmaları mutlaka engellenmelidir. Bunun için DNA
Bankalarının ve Resmi Sicillerin oluşturulması gerekmektedir.
Mağdurların
korunması pek çok ülkede devlet tarafından sağlanmaktadır. Başarılı uygulamalar
ve Avrupa Konseyi’nin önerileri dikkate alınarak yapılacak düzenlemeler,
ülkemizde de mağdur haklarını uygar ülkeler düzeyine getirmek yolunda önemli
bir adım olacaktır.
KAYNAKLAR
1- Prof.Dr. Timur DEMİRBAŞ’ın “Kriminoloji”
adlı kitabı
2- Doç.Dr..R.Füsun SOKOLLU-AKINCI’nın
‘Viktimoloji” adlı kitabı
3- BALL’ın “Victims of Violent Crimes” adlı
kitabı
4- ANTILLA’nın “Victimology: A New Territory in Criminology” adlı kitabı
5- SKOGAN-DAVIS- LURIGIO’nun “The Impact of
Victim Service Programs” adlı kitabı
6-
SYKES’in “Criminology” adlı kitabı