
İKİNCİ
BÖLÜM
EMEKLİLİK
SÜRECİNİN İNCELENMESİ
1.
Emeklilik Süreci
Emeklilik bir dönüm noktası olup yaşamsal bir
dönüşümün başlangıcıdır. Emeklilik süreci çalışmakta iken emekli olmaya karar
verildiği andan başlayıp, hazırlık dönemini ve emekliliğin gerçekleşmesini
içine alan ve yaşamın sonuna kadar devam eden bir süreç olarak görülmelidir.
Emeklilik için en doğru zamanın ne olacağı, bireyin yaşı, cinsiyeti gibi
demografik faktörler; benlik algısı, sağlığıyla ilgili algılamaları gibi sosyal
psikolojik faktörler; meslek, ekonomik statü, toplumdaki istihdam olanakları ve
emeklilikle ilgili sosyal güvenlik ödeme ve yardımları gibi ekonomik ve sosyal
yapıya ilişki faktörlere bağlı olarak değişmektedir (Shanas,
1972:233-234). Yeni statüye hazırlanılmasını ve statü,
değişikliğinin getirdiği yeniden toplumsallaşmayı içeren emeklilik için önceden
yeniden sosyalleşme de denilmektedir (Sevim ve Şahin,2007:188).
Emeklilik bir süreç olarak değerlendirildiğinde
belirli aşamaları içerdiği görülür. Atchley (1976) emeklilik
sürecini uzak ve yakın evreler olarak ikiye ayırmıştır. Uzak evre, emeklilik
düşüncesinden bireyin uzak olduğu, emekliliğe ilişkin tutumların olumlu olduğu
aşamadır. Yakın evre ise emekliliğin yaklaştığını fark eden bireyin emekliliğe
ilişkin olumsuz tutumlar kazanmaya başladığı aşamadır. Emekliliğe karar
verildikten sonraki ilk evre "balayı evresi" olarak adlandırılmıştır.
Emekliliğin ilk günleri yeni aktivitelere ve ilgi duyulan uğraşılara yönelmeyi
içerir, ancak ardından gelen aşamada birey depresyon riski ile karşılaşır. Bu
evrede "depresyon evresi" olarak ifade edilmiştir. Ardından birey
"yeniden uyum evresi"ne girer ve emeklilik
yaşamının yeniden biçimlendirerek yeni bir düzen kurar. "Denge
evresinde" emeklilik rolü benimsenmiş, emeklilik yaşamı düzene girmiş,
birey emekliliğe alışmıştır. Bitiş evresi bireyin ileri yaşlara gelmesi,
hastalık veya özür gibi nedenlerde toplumdaki baskın rolü emeklilikten
"hasta, düşkün veya özürlü rolleri"ne
geçişini içerir. Atchley'in emeklilik sürecine
ilişkin ortaya koyduğu bu evreler arasındaki geçiş keskin ve birden bire
değildir. Bu yaklaşımda emekliliğe uzak evrede olumlu ancak yakın evrede
olumsuz tutum sergilendiği iddia edilmektedir. Ancak uzak evre de bireyin
emekliliğe ilişkin olumsuz tutumları olabileceği gibi emekliliğin yaklaştığı
yakın evrede de emekliliğin zorunlu veya gönüllü olarak gerçekleştirilmesine
bağlı olarak tutumlar değişebilecektir. Ayrıca bütün bireylerin balayı ve
depresyon evrelerinden geçmeleri de beklenemez. Çünkü kimileri emekliliği ilk
günden itibaren bekledikleri biçimde yaşamaya başlayarak bunu sürdürebilir,
kimileri de balayı evresini geçirmeden depresyon evresine girebilir. Bütün
bunlar, her evre içerisinde olumlu ve olumsuz algılama ve tutumlar
olabileceğini gösterir.
Price (2000), emeklilik sürecini emeklilik kararı, mesleki
kimlikten vazgeçme, yaşamı yeniden düzenleme ve emeklilik yaşamı olarak dört
aşamada gerçekleştiğini belirtmiştir. Repass (2002)
ise profesyonel mesleklerde çalışan kadınlar açısından emekliliğine ilişkin
süreci beş aşamaya ayırmıştır:
(1) Aktif mesleki yaşamın devam ettiği, emekliliğe
ilişkin bir düşüncenin henüz ortaya çıkmadığı aşama,
(2) Emekliliğin bir gerçek olarak fark edildiği
aşama,
(3) Kişinin emekli olup olmayacağı ve ne zaman emekli
olacağını sorgulamaya başladığı aşama,
(4) Planlama aşaması
(5) Emeklilik aşaması.
Bu beş aşamadan ilki çalışma yaşamının başından
emeklilik düşüncesinin doğuşuna kadarki süreci içermektedir. Asıl emeklilikle
doğrudan ilişki olanlar diğer dört aşamadır. Bu aşamaların ne kadar süreceği ve
emeklilik kararı üzerinde bireyin yaşından çok sağlık durumu, eşin emekliliği
ve diğer kişisel ihtiyaç ve özelliklerin etkili olduğu belirtilmiştir (Repass,. 2002, akratan:
Mortimer: 12).
Nicholson'un (1990) bireylerin iş değiştirerek yeni bir işe
girmelerine ilişkin olarak ortaya koyduğu dönüşüm aşamaları emeklilik süreci
için de geçerli bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Buna göre emeklilik
süreci aşağıdaki dört aşamada incelenebilir.
1.1.
Hazırlık Aşaması
Bireyin adım adım
emekliliğe yaklaştığı hazırlık aşamasında henüz karar verilmemiş ancak
emeklilik kararına götüren koşullar oluşmaya başlamıştır. Atchley
(1976) yakın ve uzak aşama olarak iki bölüme ayırdığı emeklilik öncesi dönemde
uzak aşama, emekliliğin oldukça ileri zamanda gerçekleşecek olumlu bir sonuç
olarak algılandığı, bireyin kariyerinin başlangıç dönemlerinde olduğu
zamanlardır. Hazırlık aşaması daha çok Atchley'in
(1976) ifade ettiği yakın aşamayla ilgilidir. Çünkü yakın aşamada birey
emeklilik rolünü yakın bir zamanda üstleneceğini fark etmeye başlar. Emeklilik
yaşamıyla ilgili bilgiler çevredeki diğer emeklilerden gözlem yoluyla edinilir,
kişinin yaşamına özgü koşullar içerisinde kendisini nasıl bir yaşam dönemi
beklediğine dair öngörüler yapılır. Birey emeklilikten sonraki yaşamıyla ilgili
yüksek beklentilere sahiptir ancak aynı zamanda geleceğe ilişkin kaygıların da
yoğunlaştığı görülür. Emekliliğin zamanının gelip gelmediğine ilişkin
düşüncelerin yoğunlaştığı bu dönemde birey ya emekli olmaya karar vermekte ya
da emekliliği bir süre daha ertelemektedir. Emeklilik zamanı ile ilgili olarak
ekonomik koşullar, sağlık durumu, çalışma istekliliği, sosyal ve çevresel
koşullar etkili olmaktadır. Örneğin ilgili yasalar elveriyorsa genç yaşta
emeklilik kararı daha düşük düzeyde bir emekli aylığı anlamına gelecek, ancak
aynı zamanda birey iş baskı ve stresinden kurtularak sağlığını koruma ve
emeklilik yaşamında daha aktif olabilme fırsatını yakalayabilecektir. Öte
yandan ertelenmiş bir emeklilik kararı yüksek düzeyde emeklilik aylığı sunacak,
ancak birey sağlığının bozulması, seyahat ve diğer aktivitelere daha az katılım
gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşabileceği bir yaşa gelmiş olacaktır.
Hazırlık aşaması bireyin emekliliği planladığı dönem
olarak değerlendirilebilir. Emeklilik dönemini nasıl, nerede ve ne gibi
faaliyetlerle geçireceğini planlama konusunda aile ve iş çevresi ile yapılan
görüşmeler, planlamanın önemli bir kaynağıdır. Tınar' a göre bir ülkede
emekliler nasıl bir yaşam sürüyorlarsa, henüz çalışmakta olan birinin emeklilik
hayalleri de önemli ölçüde bu kalıba uygunluk gösterir (Tınar, 1996: 101).
Emekliliğin planlaması finansal ve psikolojik boyutlar taşımaktadır. Finansal
hazırlık emeklilik döneminde belirli bir yaşam düzeyini sürdürebilme olanaklarının
sağlanması amaçlanmaktadır. Ülkemizde ücret seviyelerinin düşüklüğü nedeniyle
bireylerin emeklilik dönemleri için kişisel tasarruflarını biriktirme ve
emekliliğe finansal bir hazırlık yapmaları mümkün olmamaktadır. Psikolojik
hazırlık emeklilik ile ilgili konuşma, düşünme ve ilgili yayınları okuma ve
izleme gibi faaliyetlerle gerçekleşmekte, emeklilik yaşamına ilişkin hayaller
ve beklentileri şekillendirmektedir.
1.2.
Emeklilik Gerçeği İle Yüzleşme-Karşılaşma Aşaması
Emeklilik
kararının verildiği, resmi işlemlerin başlatıldığı, kişinin artık işe gitmediği
ilk günleri içeren aşamada birey yeni durumla yüzleşmektedir. Emeklilik
yaşamının birey açısından avantajlı ve dezavantajlı yönleri altı ay ile bir yıl
arasındaki süreçte ortaya çıkmaktadır (Mottimer,
2008: 45). Her ne kadar beklenen bir süreç olsa da bireyler genellikle
emeklilikle gelen değişimlere tam olarak hazırlıklı değildirler. Çünkü henüz
yaşanmamış bir deneyim söz konusudur. Yeni durumla birlikte yeni rollerin,
ilişkilerin, beklenti ve davranışların belirmeye başladığı bir aşamadır. Birey
çalışan rolünden çalışmayan rolüne geçiş yaparak, emekli rolünü öğrenmeye
başlamaktadır. Artık işe gitmek, erken kalkmak veya geç saatte eve dönmek, eve
iş getirmek, işgününün yorgunluğu ve stresini yaşamak gibi sorun ve
zorunlulukları olmayan birey emekli rolüne ilişkin avantaj ve dezavantajları
algılamaya başlar. Boş zamanının olması bir taraftan istenilen faaliyetlerin
gerçekleştirilmesi için olanak yaratırken, diğer taraftan zamanı iyi yönetememe
sorununa neden olabilir. Hazırlık aşamasında planladıklarını ve oluşturduğu
beklentileri gerçekleştirme konusunda oldukça hevesli olan emekli kişi, bu
planlamanın ve beklentilerin ne derece gerçekçi olup olmadığını anlamaya
başlamaktadır. Bu durum hayal kırıklığına neden olabilir. Bu aşamada çalışırken
zaman ayrılamayan faaliyetlere ilgiyle yaklaşılır. Umut ettiği gibi
gerçekleştirebildiği amaçlardan zevk alan emekli için bu aşamada daha az sorun
ortaya çıkarken, ekonomik yetersizlik, sağlık sorunları, torun ya da yaşlı aile
üyelerine bakım gibi aile içi diğer roller nedeniyle yaşamları kısıtlanan
emekliler açısından sorunlu geçer.
1.3.
Emekliliğe Uyum Aşaması
Emeklilikle ilgili doyum veya doyumsuzluk
belirtilerinin baş gösterdiği, kişinin belirli tercihlerde bulunduğu ve bu
tercihlere ilişkin olarak yaşamını yeniden düzenlemeye çaba gösterdiği.
Aşamadır. Bireylerin bir kısmının emekliliğe uyum sağladığı bu aşamada bir
kısmı uyumsuzluk sorunları yaşayabilir. Uyum sağlayabilenler ve uyumsuz olanlar
arasındaki bu farkı yaratan, emekli olunan yaş, cinsiyet, kişilik yapısı,
kişilerin boş zamanları değerlendirme tercihleri, çalışmanın ve işin birey
açısından yaşamdaki merkeziliği, bir önceki aşamada yaşanan hayal kırıklığının
uzun sürmesi, sosyal destek düzeyi gibi pek çok faktör etkili olabilir. Emeklilikle birlikte azalan gelir,
sosyal statüdeki düşme, ikamet edilen yerdeki değişiklik gibi unsurlar
emekliliğe uyumu zorlaştırmaktadır (Tınar, 1996: 100). Herhangi bir nedenle
beklenen veya planlanan emeklilik yaşından önce çalışma yaşamı sona eren
kişiler için emekliliğe hazırlık aşaması yaşanmamış olacağından doğrudan
emeklilik yaşamının başlaması söz konusudur. Bu doğrudan geçiş yeni yaşam biçimine
uyum sağlamada zorlukları artıracaktır. Gönüllü biçimde
emekli olup emekliliğe iyi bir hazırlık dönemi geçirmiş olanlar, yaşamlarında
belirli ilgi alanları bulunanlar, boş zamanlarını iyi değerlendirenler,
değişime açık olanlar açısından uyum sağlamak daha kolay olurken, çalışma
isteği devam edenler, emeklilikle birlikte düşen gelir seviyesinden daha olumsuz
etkilenenler, işin sağladığı statü ve diğer kazançları kaybetme duygusu içinde
olanlar için uyumsuzluk kaçınılmazdır.
1.4.
Emeklilikte İstikrar Aşaması
Uyum aşamasından sonra emeklinin yeni yaşam biçimini şekillendirdiği,
emeklilik yaşamının belirli bir istikrar kazandığı, emekliliğin bir statü
olarak kabullenildiği ve bu statüye bağlı rollerin üstlenildiği, yeni doyum ve doyumsuzluk
alanlarının ortaya çıktığı son aşamadır. Emekli olarak sorumluluklar, ilgi
alanları, dinlenme ve boş zaman faaliyetleri, sosyal çevre açısından belirli bir
yaşam düzeninin oluştuğu görülür. Uyum aşamasında yapılan tercihler
doğrultusunda emekli yaşadığı yer, ev, komşuluk ilişkileri, aile ve yakın
arkadaşlar, sivil toplum kuruluşlarındaki roller içerisinde bireyin
"emekli" kimliğiyle yaşam biçiminin bütünleştiği görülür.
Emeklilik kararı, emekliliğe hazırlık, emekliliğe
uyum ve emeklilik yaşamı kişisel ve çevresel faktörlerin etkisindedir (Beehr, 1986, ). Bunlar arasında biyolojik (yaş ve sağlık), sosyo-ekonomik (sosyal ilişkiler ağı, ekonomik kaynaklar vs
.. ),kişiler arası ilişkiler (aile ilişkileri, iş
arkadaşları ile ilişkiler) ve psikolojik faktörlerin (benlik algısı, öz-güven,
öz yeterlilik vs .. ) (Kloep
ve Hendry, 2006: 571) yanı sıra, çalışma ortamına
ilişkin faktörler de yer almaktadır (Hanzes ve Bertrand, 2007, 3-4).
Çalışma yaşamındaki faktörler açısından bireyleri
emeklilik kararına götüren üç temel etki söz konusudur (Delay,
1999, aktaran: Hanzes ve Bertrand,
2007: 4):
(a) Çalışma koşulları ve işin niteliği nedeniyle
fiziksel ve psikolojik yıpranma,
(b) Çalıştığı kurum veya şirkette
kariyeri ile ilgili hayal kırıklığı ve adaletsizlik duygusuna kapılmak ve kişisel
motivasyonunu kaybetmek,
(c) Çözümü olmadığı düşünülen
sorunlar. Tüm bu faktörler emekliliğin, kişi açısından da çok boyutlu ve karmaşık
bir süreç olduğunu göstermektedir.
2. Emeklilik
Sürecinde Tutum ve Davranışları Etkileyen Faktörler
Emekli olmakla ilgili algılama ve
tutumlar kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bu farklılığın temelinde
emekliliğin uzun çalışma yıllarına karşılık verilen bir "ödül" mü
yoksa artık yaşlandığı için bireyin aktif çalışma yaşamından ayrılması
zorunluluğu
biçiminde kendisine verilen bir "uyarı veya ceza" mı olduğuna ilişkin
algılama yatmaktadır. Ödül algılaması, çalıştığı yıllar boyunca verdiği emeğin,
topluma, çalıştığı kuruma ve ailesine verdiği hizmetin karşılığı olarak artık
çalışmasına gerek kalmadan, dinlenmesine ve yaşamın çalışma dışındaki diğer
yönlerine daha çok vakit ayırabilmesine olanak tanıyan bir sürecin başlamasını içerir.
Ayrıca ödül algılaması içerisinde, geçimini başkalarına muhtaç olmadan ve
çalışmadan sağlayabilmesi için emeklilik gelirinin sağlanması biçiminde ekonomik
bir boyut da bulunmaktadır. Emekliliği olumsuz bir durum olarak algılama ise
kişinin kendisini verimsiz, işte faydalı olamayanlar kategorisinde görmesiyle, aile
ve toplum içinde pasif bir varlık olarak yaşamını sürdüreceğine yönelik
düşüncelerden doğmaktadır. Olumlu ve olumsuz algılama biçimi bireyin emekliliğe
ilişkin tutumunu belirleyerek, gerek emekliliğe karar vermesinde gerekse bu
süreci nasıl geçireceğine ilişkin karar ve tercihlerinde etkili olacak zemini
belirlemektedir. Aşağıda bireylerin emeklilik sürecine ilişkin tutum ve
davranışlarının temelinde etkili olabilecek faktörler bireysel, mesleki/örgütsel
ve sosyo-ekonomik faktörler başlıkları altında
irdelenecektir.
2.1.
Bireysel Faktörler
Cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum ve emekli eş,
değer yargıları, emeklilik sürecinin algılanışı ve bu dönemin nasıl geçirileceği
üzerinde etkili olan faktörlerdir.
Cinsiyet: Emekliliğe bakış ve yüklenen anlamda etkili olan faktörlerden
biri cinsiyettir. Emeklilik deneyimleri kadın ve erkek açısından farklı içerik
ve boyutlara sahiptir. Çalışma yaşamlarındaki deneyimler, istihdam fırsatları,
genel yaşam deneyimleri ve toplumsal cinsiyet anlayışı kadınların emekliliğe
uyum süreçlerini ve emeklilik yaşamlarını erkeklerden farklı kılmaktadır. Kadın
ve erkek arasında emeklilikle ilgili tutum ve davranışların nasıl farklılaştığını
araştıran pek çok araştırma söz konusudur. Bu araştırmalardan bazıları
emekliliğin kadın açısından daha olumlu bir süreç olarak değerlendirildiğini
saptarken, bazıları ise kadınların, çalışma yaşamındaki ayrımcılık ve toplumsal
cinsiyet anlayışı kaynaklı olumsuz tutum ve davranışlarına neden olduğunu göstermektedir.
Richardson (1999) kadınların emekliliğinin toplumsal cinsiyet
ve çoklu rolleri açısından erkeklerin emekliliğinden ayrı bir anlayışla
değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir. Çünkü ataerkil toplum yapısı kadının
ne zaman emekli olacağı konusunda da etkili olmaktadır. Richardson'a
(1999) göre cinsiyet eşitsizliği emeklilikten sonra özellikle yaşamın ilerleyen
yıllarında daha da şiddetlenmektedir. Çalışma yaşamına girişte ve çalışma
yaşamı boyunca ücret ayrımcılığına maruz kalan kadın, emekliliğinde bu olumsuz
durumu yansımalarını yaşamaktadır. Yaşlılık döneminde kadın yoksulluğu,
genellikle emekli aylığından yoksunluk ya da düşük emekli aylığından
kaynaklanmakta, emekli kadınların yaşam kalitesini düşürmektedir.
Kadın ve erkeğin emeklilik biçimlerindeki
farklılık, tutum ve davranışlarını da etkilemektedir. Kadınlarda küçük aile
fertlerine ve aile büyüklerine bakım ihtiyacı nedeniyle emekli olma durumuna
erkeklerden daha fazla rastlanılmaktadır. Bu emeklilik nedeni kişinin gönüllü
olarak değil istemeyerek emekli olmasıyla sonuçlandığında emekliliğe uyum sorunlarına,
düşük moral, düşük yaşam doyumu ve gönüllü emekli olanlara göre mutsuz bir emeklilik
dönemi gibi sonuçlara neden olabilmektedir (Richardson:
1999: 57). Mortimer de (2008), işlerini sağlık
sorunları veya ailevi sorumluluklar gibi nedenlerle ani bir kararla işi bırakıp
emekli olan kadınların yeni yaşamlarına uyum süreçlerinde psikolojik
zorluklarla karşılaştıklarını tespit etmiştir. Bazı araştırmalarda kadınların
emekliliğe daha olumsuz tutumlar sergilediği ve emekliliğin kadınlar için
erkeklerde olduğundan daha fazla yalnızlık duygusu ve depresyon eğilimi
yarattığı yönünde bulgular söz konusudur (Kim ve Moen,
2002:217). Heyman'a (1970) göre ise, emekli olan
kişiler açısından çalışma yaşamındaki rolünde, verimliliklerinde ve yetişkin
hayatı boyunca merkezi bir konumda olmalarını sağlayan ilişkilerinde belirli
kayıplar ortaya çıkar. Söz konusu kayıpların etkileri erkek emeklilerde daha
fazla hissedilir. Evde yeterince zaman geçirilecek etkinliği bulunan çalışan
kadınlar için ise, emeklilik çok fazla bir zorluk çıkartmaz, hatta bir lütuf
gibi görülür. Bu durumdaki kadınlar için asıl sorun kendilerinin emekli olması
değil, kocalarının emekliliğidir. Emekli eşin etkisi aşağıda ele alınacaktır.
Eğitim
düzeyi: Bireylerin eğitim düzeyleri
de emekliliğe yükledikleri anlamı etkileyen bir değişkendir. Araştırmalarda gönüllü
olarak emekli olanların eğitim düzeyinin diğerlerinden daha yüksek olduğu, daha
yüksek gelire sahip oldukları, yönetim kademelerinden veya profesyonel
mesleklerden emekli oldukları
bulgularına da ulaşılmıştır (Shultz vd., 1998: 50).
Medeni Durum ve Eşin Emekliliği: Eşleri emekli olduğunda, kendilerinin de emekli olma
isteği ve buna karar verme eğilimi kadınlarda daha fazladır. Pek çok
araştırmada kadınların,' eşlerinin emekli olduğu zamanın kendileri için de
doğru emeklilik zamanı olduğunu düşündükleri saptanmıştır (Matthews
and Brown, 1987; Arber and Ginn, 1995, Aktaran: Richardson, 1999). Bu araştırmalara göre birlikte alınmış
bir karar olduğu ifade edilse de, kadınlar eşleri tarafından emeklilik zamanı
konusunda yönlendirilmektedirler. 562 emekli ile gerçekleştirilen bir araştırma
bulgusuna göre erkeklerin emeklilik nedenleri arasında eşin emekliliği % 9
iken, kadınların emeklilik nedenleri arasında ise bu oran % 33 olarak
saptanmıştır (Moen vd.,2000: 5). Bu durumun eşi halen çalışan emekli bir erkeğin
eşi olmadan evde yalnız kalmaktan hoşlanmamasından, gelir farklılığından, eşler
arasında gerilim ve çatışma ile ailevi sorunların artmasından kaynaklandığı
düşünülmektedir.
Kim ve Moen' in (2001) araştırmasında
eşi de emekli olan erkek emeklilerin depresif
belirtilerinin, eşi halen kısmi ya da tam süreli çalışan emeklilerden daha
düşük olduğu saptanmıştır (s.218). Bu bulguya göre çalışmayan eş, erkekler
açısından depresyon eğilimini azaltan bir etki yaratmaktadır. Kadın açısından
ise emekli olmaya hazır olup olmadığını sorgulamadan eşinin çalışma hayatından
çekilmesiyle birlikte kendisinin de eve dönmesi gerektiği yönünde bir
zorunluluk duygusu ile hareket edildiği söylenebilir. Kadının eşinden önce
emekli olması ise yadırganan bir durum değildir. Çünkü kadın ev içi
faaliyetlerle, çocuk veya yaşlı
bakımıyla ve sosyal çevresi ile zamanının çoğunu verimli biçimde geçirme
şansına daha çok sahiptir. Emekli eş birlikte organize edilemeyen bu tür
faaliyetler erkek açısından ev içi yalnızlığa dönüşebilmekte, kadın için ise
emekli eşin evde olması faaliyetleri ve ev işlerinin yürütülmesinde engel olarak
görülmeye başlanmaktadır. Oysa olması gereken eşlerin çalıştıkları döneme göre
birlikte ve ayrı olarak değerlendirebilecekleri zamana daha çok sahip olduklarının
farkına varmalarıdır.
Değer oryantasyonu kişinin karakterinin bir parçasıdır. Kişinin
kendisini ve başkalarını algılamasında ve davranışlarına yön veren bu değerler
bütünü emeklilik tutum ve davranışlarını da etkiler (Sussman,
1972: 59). Antropologlar kişisel değer oryantasyonunu
üç kategoriye ayırmaktadır. Bunlardan ilki bireyin bencil değerlere mi yoksa
diğer insanları düşünen değer yapısına mı sahip olduğu ile ilgili ayrımdır. Diğer
insanları düşünen bir değer oryantasyonu eğilimi
kişilerin emeklilik kararında ve emeklilik yaşantısında aile ve etrafındaki
diğer insanlara daha faydalı olabileceği yönündeki düşünceler yoluyla etkili
olabilmektedir. İkincisi kaderci mi yoksa çevresini denetimi altına
alabildiğini düşünen bir değer sistemine sahip olmamasıyla ilgilidir. Kaderci
değer sistemine sahip olanlar, olayların kendileri dışındaki güç ve etkilere
bağlı olduğuna inanırlar. Rotter (1966) tarafından
tanımlanan kontrol odağı bu değer sistemine uygun psikolojik özelliği ifade eder.
İçsel kontrol odağına sahip olan bireyler başlarına gelen olaylarda daha çok
kendilerini sorumlu tutarken, dışsal kontrol
odağına sahip olanlar kaderci yaklaşımı benimserler. İçsel kontrol odağı
yaşamın daha çok kendi kontrolünde olduğunu ve karar ve sonuçlarından kişinin
kendisinin sorumlu olduğu algısını ortaya koymaktadır. Böyle bir özelliğe sahip
bireyin emeklilik kararı ve bu dönemi nasıl geçireceği dış etkenlerle değil
kişinin kendi arzusu ile kendisi için belirlediği seçeneklerden oluşur. Bir
başka araştırmada emeklilik öncesi dönemde kontrol duygusunun daha yüksek
olduğu ve emekli olanların yaşamları üzerindeki kontrol duygusuna çalışanlardan
daha az sahip oldukları tespit edilmiştir.
Araştırmada işsizlerin, kısmi süreli çalışanların ve ev kadınlarının da
emekliler gibi yaşamlarını üzerindeki kontrol algılarının düşük olduğu
bulgusuna daha büyük oranda rastlanmıştır (Drentea, 2002:
169). Değer oryantasyonunda üçüncü kategori bireyin
gelecek, şimdi veya geçmiş odaklı düşünce yapısını ortaya koyar. Gelecek odaklı
bireyler bugün yaşanan olayların sonuçlarından gelecek günler, gelecek aylar ve
gelecek yıllar için tahminlerde bulunurlar, gelecek kaygıları daha fazladır.
Emekli olmadan önce başlayan gelecek kaygısı, emeklilikten sonra da yine
geleceğin nasıl
şekilleneceği ve yaşamın sonuna ilişkin kaygılarla sürer. Şimdiki zamandaki ve
geçmişteki olaylara odaklı bireyler geleceklerinden çok mevcut durum ve
koşullarla ilgili kaygılara sahiptirler. Söz konusu kaygılar emeklilik yaşamına
ilişkin tercihlerde ve yeni kariyer olanaklarını değerlendirmede etkili
olmaktadır (Kluckhohn ve Strodtbeck,
1961, aktaran Sussman, 1971: 59).