
Sigara; Dünyada ve ülkemizde tek başına en önemli ölüm nedeni olup;
tüketicisine hayati zararlar veren yegâne yasal bağımlılık yapıcı bir ürün
olarak dünyada ve ülkemizde en yaygın olarak kullanılan bağımlılık yapıcı bir
maddedir. Sigara bağımlılığı ve sigara dumanına maruz kalma dünya ülkeleri ve
ülkemiz açısından son derece büyük bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza
çıkmakta hedef kitle olarak kendisine genç kuşakları seçmektedir. Amerikan Kanser Derneği ile Dünya Akciğer Derneği tarafından her
yıl dünya kamuoyuna sunulan Dünya Tütün Atlasının 2012 yılı baskısında,
Ülkemizde 13-15 yaş arasındaki erkek çocuklarında sigara içme oranı % 9,4; aynı
yaş aralığındaki kız çocuklarında % 3,5’, 13-15 yaş arasındaki çocukların % 6,
9’unun sigara tükettiği bilgisine yer verilmektedir.
Tütün mamulleri ve alkollü içkilerin satışına ve sunumuna ilişkin usul ve
esaslar hakkında yönetmelikte yer verilen “genç” kavramı “15 ile 24 yaş arası
dönem içinde bulunan kişiyi” atfetmektedir (Tütün Mamulleri ve Alkollü
İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik,
2011:1). Bu bağlamda yerel ölçekli yapılan bir alan
araştırmasında sigara bağımlısı kişilerin % 16,0’ı 7-10 yaş arasında, % 37,2’si
ilk sigaraya başladıkları yaşın 11-14 yaş arasında olduğunu yani çocuk yaşta
oluştuğu, % 16,0’ı 19 yaş ve üstü olduğu yani gençlerin olduğu görülerek yerel
anlamda ve paralelinde ülke genelinde geleceğimiz olarak görülen çocuk ve
gençlerin ne büyük bir tehlike ve tehdit altında oldukları görülmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO); düzenli olarak günde en az bir adet sigara
içmeyi sigara bağımlılığı olarak tanımlamaktadır. Sigara kullanımı; akciğer
kanseri, kalp hastalıkları ve diğer nedenlere bağlı olarak Dünya’da her yıl 5,4
milyon kişinin ölümüne neden olmaktadır. Geçmişten günümüze kadar sigara ve
zararlarına karşı bir takım yasal düzenlemelere gidilmesine karşın tarihi seyir
içerisinde devletler ve hükümetlerin sigaraya karşı
alınan kısıtlayıcı tedbirlere ekonomik gerekçelerle geri adım attıkları
görülmektedir. Ancak günümüzde Sigara bağımlılığının diğer yasal ve yasal
olmayan bağımlılık yapıcı maddelere geçiş sürecinde ilk basamağı oluşturması
sonuçları itibarı ile başta sağlık, ekonomik, sosyal tahribatları ile dünya
ülkelerini ortak mücadele ve tedbir alma gereği duyurmuştur.
Sigara bağımlılığı ile mücadele sürecinde ilk basamağı aile
oluşturmaktadır. Aile; çocuğun
kişisel-duygusal gelişiminde ilk rol model alındığı, güncel yaşam kuralları ile
sevginin harmanlandığı, karşılıklı iletişim ve saygının egemen olduğu,
özellikle tüm fertlerin aile içi iletişim ve anlayış içerisinde oldukları bir
sistem bütünü olmalıdır. Bu sistem bozulduğu takdirde bireyin başta madde
bağımlılığı olmak üzere başka arayışlara yönelmesi kuvvetle muhtemeldir.
Bilhassa anne ve babaların çocuklarda karşılaşabilecekleri başta sigara ve
tütün mamullerinin ilk deneyimi ile kullanımı gibi durumları basit ve önemsiz
olarak görmeyip, gerektiğinde alanında uzman desteği almaları önem arz
etmektedir. İlk etapta basit ve önemsiz gibi görülebilecek ilk deneyimler,
şartlanma, alışkanlık ve sonrasında önü alınamayacak bağımlılık olgusu ile
karşı karşıya bırakabilecektir.
Türkiye Uyuşturucu
ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi 2012, U Formu verilerine göre; ülkemiz
genelinde başlama sırasına göre kullanıcıların ilk sırada % 75,6 ile yasal
bağımlılık yapıcı madde sigara gelmekte olup, yasa dışı bağımlılık yapıcı madde
kullanıcılarının % 94,85’inin sigara kullanıyor olması, sigaranın bağımlılık
yapıcı yasa dışı madde kullanımına geçişte ilk basamağı oluşturduğu, madde
kullanımı ve bağımlılığının bir süreç olduğu ve bu sürecin başlangıcının sigara
olduğunu göstermektedir(Türkiye Uyuşturucu Raporu, 2012:133).
Sigaranın insana keyif ve haz verdiği görüşünün doğruluk payı olmakla
beraber, sigaradan alınan keyif ve haz fizyolojik bir ihtiyacın
karşılanmasından alınan keyif ve haz ile eşdeğerde olmayıp bir şartlanma olarak
görülebilir. Günlük yaşam akışı içerisinde bedenimizin gerçekte hiç de ihtiyaç
duyulmayan bir maddeyi uzun ısrarcı zorlamalar sonrasında bağımlı hale
gelinmesidir. Netice itibarı ile hayat akışımız içerisinde, önce biz
alışkanlıklarımızı oluşturup; sonrasında alışkanlıklarımız kontrolümüzden çıkar
ve bizi sımsıkı sararak hayat akışımızı yönlendirmeye başlar kendisinden
vazgeçilmez bir yer edinirler ki bir bakmışız bağımlılık olgusu ile yüz
yüzeyizdir. “Eğer kişi alışkanlığı değil,
alışkanlık kişiyi yönlendirmeye başlamışsa bağımlılık meydana gelmiştir”
demektir(Bacanlı, 2012:10).
Aileyi oluşturan tüm fertlerin aile içi iletişim ve anlayış içerisinde
olmaları özellikle çocukların ve ergenliğe geçiş döneminde bulunan genç
bireylerin; öfke, hakaret ve şiddetten uzak, duygu ve düşüncelerinin saygı ile
paylaşılması, dinlenmesi, önemsenmesi kendine özgüvenli ve sağlıklı bireyler
adına yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocuk ve Gençler;
duygusal açıdan sevgi, ilgi, yakınlık, kabul görme, saygı görme, önem verilme,
övgü alma, cesaretlendirilme, kendini özgürce anlatabilme, belli sınırlar
içerisinde bağımsız olabilme, sağlıklı bir ortamda büyüyüp gelişme, uygun bir
eğitim alma, umut ve beklentilerinin aile içinde anne ve babaları tarafından
desteklenmesi beklerler.
Unutulmamalıdır ki; çocuk ve gençlere verilecek öz güven ve sorumluluk
duygusu madde kullanımı ve bağımlılığından uzak kalabilmede önemli bir
nedendir. Yapılan araştırmalarda; farklı türlerde madde bağımlısı ve kullanıcısının
ortak çıkış noktası olan sigara kullanımı ve bağımlılığında; bireylerin; %
29,0’ının madde bağımlısı olduğunu ailesine veya
bir yakınına söylediğinde verdiği ilk tepkide birinci sırada çok kızdıklarını
(öfke, hakaret), ikici sırada ise % 21,0’lık oranla önemsemediklerini
belirtmişlerdir (Çetin, 2013:140). Bireyin madde bağımlısı olduğunu ailesine
veya bir yakınına söylediğinde verdiği ilk tepkide ikici sırada yer alan % 21,
0’lık oranla önemsemediklerini belirtmeleri gerçekten endişe verici bir o kadar
da düşündürücüdür.
Görüldüğü üzere anne ve babaların çocuklarda başta sigara ve tütün
mamullerinin ilk deneyimi ile kullanımı gibi durumları ilk tanık oldukları yâda
öğrendiklerinde basit ve önemsiz olarak görmeleri, kızma, öfke, hakaret vb.
şeklindeki tepkileri bugün ülke geleceğimiz olan çocuklarımızı, gençlerimizi
karşımıza bağımlılık hastalığı ile karşımıza çıkarmaktadır. Bu tür bir durumla
karşılaşıldığında aileler; panik ve öfkeye kapılmadan sorunun varlığının
önemine kavrayıp iyi bir durum gözlemi ile çocuğun sosyal çevresini inceleyip
sorunun kaynağını tespit etmeye çalışılmalıdır. Çocuk ve gençleri bu tür
zararlı alışkanlıklara iten sebepler arasında anne baba olarak kendimizin de
eksik ve yanlışlık davranışlarımızın olabileceğini göz ardı etmeyerek ilk başta
öz eleştiri yapmalı çocuk ve gençlerimize karşı ön yargılı, suçlayıcı
yaklaşımlar sergilememeye özen gösterilmelidir. Kesinlikle alanında uzman veya
hekim tavsiye ve desteği alınmalıdır. Ebeveynler olarak çocuk ve gençleri
sıkmadan, sevgi ve şefkatli bir yaklaşımla aile içi ilişkileri gözden geçirerek
çocuk ve gençlerin arkadaş çevresine içine alan sosyal çevresi ile ilişki
içerisinde olunmalıdır.
Madde kullanımı ve bağımlılığı ile mücadele sürecinde ailelerin bilmesi
gereken en önemli hususların başında; çocuk ve gençlerin madde kullanımına
başlamadaki nedenlerin ve bu konuda alınması gereken önlemlerin bilinmesi
gerçeğidir. Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı
İzleme Merkezi 2012 verileri ışığında 2011 yılında 1.963 kişiyi kapsayan
“Bağımlılık Yapıcı madde Suçlarında Kullanıcı Profili Anketi-U Formu verileri
değerlendirmesinde; Türkiye’de bağımlı kişilerin bağımlılık yapıcı madde
kullanımına başlama nedenleri olarak ilk beş sırada % 40,3 merak duygusu, %
23,89 arkadaş etkisi, % 15,23 kişisel sorunlar, % 14,31 aile sorunları, % 2,65
eğlence amaçlı kullanımı neden olarak belirtmişlerdir (Türkiye Uyuşturucu
Raporu, 2012:130). Aile içi iletişimin yetersiz ya da yok olduğu
durumlarda, çocuk ya da genç bireylerde basit ve önemsiz görülebilen madde
kullanımına dair ilk deneyimlerin, davranışa, alışkanlık haline gelerek
neticesinde önü alınamayacak bağımlılık olgusu ile karşı karşıya kalındığı
gerçeğidir. İletişimin kopuk olduğu ortamlarda soruna dair nedenlerin
bilinmemesi sonuç üzerinde istenen tesiri sağlamda yetersiz kalacaktır.
Toplum içersinde bazı çevrelerce bağımlılık geliştikten sonra nedenlerin
anlamı kalmıyor gibi görüşler ile karşılaşılabilmektedir. Ancak bağımlılığın
bir beyin hastalığı olduğu; ömür boyu süren şeker hastalığı gibi, tansiyon gibi
kronik bir hastalık olduğu dikkatlerden kaçmaktadır (Evren, 2012:10-16).
Bağımlılık hastalığına ilişkin toplumda var olan yanlış ve ön yargılı
düşüncelerin terk edilerek öncelikle bağımlılığın tedavi edilebilir bir beyin
hastalığı olduğu bilincini yerleştirmek gerekmektedir. Bağımlılık hastalığının
tedavi sürecinde hedeflenen başarının sağlanabilmesi için; öncelikli olarak
nedenlerin tespiti ile onlardan uzaklaşılması kaçınılmaz bir gerçektir.
Bu gün Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip Türk Toplumunda, toplumsal yapı
sadece çocuk ve gençlerden oluşmamakta olup yarının toplumunun bugünkü çocuk ve
gençlerden oluşacaktır. Sigara bağımlılığının 20’li yaşlardan önce başladığı ve
geliştiği bilimsel gerçeği doğrultusunda; gençliğimiz üzerinde koruyucu ve
önleyici tedbirlerin alınmasını zorunlu kıldığı sonucuna ulaşılmaktadır.