
Bugün mahzen-i yâdımı kurcalayıp
tadı damağımda kalan günlerin üstündeki tozları şöyle bir silkeleyiverdim.
Hafızamın tozlu raflarından çıkarabildiğim tatları kardeşlerle paylaştım. Sonra
bunların sözde kalmayıp raflardan kâğıda taşınmasının onların yaşam ömrü
bakımından daha sağlıklı olduğunu düşündüm. Ve birden aklıma üşüşen ilham
kuşlarıyla birlikte kâğıdın kapısında kendimi buluverdim. İşte size yâdımdan
birkaç tozlu yaprak…
Pencere
kenarındaki sırama tünediğim akşamlarda, şehri aydınlatma derdinde olan sokak
lambalarının gözlerimi alan manzarasıyla büyülenirdim. Lambaların ateşe çalan
sarı ışıklarının uzaktan uzağa yorgun günün üstüne çekilmiş yaldızlı bir çarşaf
gibi önüme serildiğini hissederdim. Tek sıra halinde dizilmiş ışık servilerinin
refakat ettiği yollarda arabaların farlarından fırlayan bakışlar nehrin yatağı
boyunca akıp giderdi. O sıralarda ise aklım hep bu arabaların içiyle
ilgilenirdi. Acaba içindeki insanlar nereden gelip nereye gidiyorlardı? Kim
bilir kendilerine göre ne telaşları vardı? Apayrı hayatlar bir arabanın farıyla
birlikte bakışlarımın yetiştiği yerin son noktasından gaiplere karışırdı.
Sırama tünediğim bu demlerde bir yanımda böyle bir manzara arz-ı endam ederken
diğer yanımda kendisini ellerime teslim etmiş kitaplar adeta beni tamamlardı. O
pencere kenarında kitap okumanın zevki ise daha bir farklıydı. Kitaba
daldığımda sanki pencereden semaya kanatlanacak gibi
olurdum. Okur, okur ve yorulduğum sırada göz bebeklerimi pencerenin dışına
kaydırır, onlara dinlenme fırsatı verirken manzarayı derinlemesine içime
çekerdim. Bu dünyadan koparabildiğim eşsiz bir köşe haline gelen sıram, kitap
ve manzarasıyla birlikte zihnime kazınmıştı.
Güneşi
uğurlamak için seçtiğim ön bahçede ise biraz hüzün koklardım. Yeşillikler
arasına kondurulmuş bir banktı bu seferki tüneğim. Bazen yalnız, bazen
dostlarla batmaya durmuş güneşin son ışıklarını yakalamaya çalışırdım. Bahar
günlerinin yumuşaklığı gönlümde tatlı bir hava uyandırırken nedense burada hep
hüzün soluklardım. Çünkü ayrılık hissi canlanırdı batan günle birlikte. Uzakta
olmanın verdiği bir burukluk sarardı ruhumu. Yine dalardım manzaranın
derinliklerine. Bakışlarımın uzanabildiği kadar tek tek
tarardım her yeri. Bazen kendimle muhabbete dalar bazen de arkadaşlarla hemhal
olurdum. İnsan orada neler düşünmüyor ki? Belki düşler kuruyor, hayaller
çiziyor ya da günlük yaşanan hadiseleri geniş yorumlarla elden geçiriyor. İnsan
orada, içinde biriken her şeyi batmakta olan güneşe yükleyip yolcu ediyor. Ben
de aynen öyle yapardım. Günün çocuk sırtıma yüklediği yükleri, tünediğim o ön
bahçeden batmakta olan güneşin sırtına boca ederdim. Belki de hüzünlenmek, her
şeyi unutturuyordu insana bilmiyorum ama o yeşillikler arasında oturduğum her
akşam rahatladığımı hissederdim.
Ağır
adımlarla ve bir yere varma gayesi gütmeden dolaşmak da benim için unutulmaz
anlardandı. Özellikle yanıma kafama göre bir arkadaş bulunca bu yürüyüş hiç
bitmesin isterdim. İnsan paylaşmayı arzuluyor. Bu yürüyüşlerde neler
paylaşılmıyor ki? Yalnızca iki gölge birbirine ayak uydurarak adımları
tüketmiyor, iki kalp el ele vermiş dostluk kuşağında renk renk
kanatlarıyla pervaz ediyor. Bazen bu kafileye katılan kalplerin sayısının
arttığı da olurdu. O zaman daha cümbüşlü geçerdi bu adımlama işi. Sanki bir
düğün alayı geçiyor sanırdı karıncalar. Orada, semaya
çıkan muhabbetler, yüzlerdeki
gülümsemeler, şen şakrak hareketler hiç unutulacak gibi gelmiyor bana. Tabii
hep de sevinçli değildik canım. Dillerimizde kızgın kömür taşıdığımız demler de
olurdu. O zamanlar ateş püskürürdük. Kendimizce öfkelenirdik işte. Onlar bile
tatlı geliyor şimdi. Bir tarafım “hiç de gerek yokmuş” diyor ama onlar da tuzu
biberi oluyor hayatın. Hepsi geçip bitince anlıyor insan.
Tadı damağımda
kalan o günleri özlüyorum. Zaman zaman hatırlıyorum
ve içim sevinçle karışık bir hüzün duyuyor. Aslında o günleri çok sevmişim.
Şimdi anlayabiliyorum. İçindeyken anlasam belki de bu kadar sevemezdim. Ama şu
dersi çıkardım ki “her ânın kıymetini bilmeli insan”.
Çünkü geçtikten sonra bir daha bulamıyor onu. “Keşke” demeye de gerek yok. Her
an bir şey öğretiyor bize. Önemli olan onu anlayabilmek…