
Bu makalemizde, 20.03.2012 tarihli resmi gazetede
yayınlanarak yürürlüğe giren Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin
Önlenmesine Dair 6284 Sayılı Kanun’un getirdiği yenilikler açıklanmaya
çalışılacaktır.
Bilindiği gibi, yürürlükten
kaldırılan 4320 sayılı Aile Koruma Kanunu Türk Medeni Kanunu Aile Hukukuna
ilişkin aile kavramını ele almakta ve aile hukuku çerçevesinde kararlara imza atarak
birçok sorunlara neden olmaktaydı. İmam nikahlı
bayanları korumamakta, resmi nikah olmadan evliymiş gibi yaşayan bayanları
karşı şiddet önlemede yetersiz kalmaktaydı. Tek taraflı yaşanan ve kadını baskı
altına alan durumlara da çözüm üretememekteydi.
Meclis, 6284 sayılı kanun
ile ev içi şiddet kavramını kullanmış ve bu kavram içinde aynı haneyi
paylaşmama ve aynı hanede oturan bireylerler arasındaki şiddete işaret ederek
aile hukuku tanımlamalarının dışına çıkmak suretiyle, toplumun yaşayış kültürüne
uygun bir kanun yaparak kadın ve aile ve ev içi diğer bireylere uygulanan
şiddete uluslararası bakış açısı kazandırmıştır.
Kanun şiddeti dörde ayırmaktadır:
1-Fizilsel Şiddet: Kişinin sağlığına veya vücut
bütünlüğüne karşı işlenen şiddet çeşididir. Genelde kişiye vurma, dövme, bir
yere bağlama gibi eylemler
2-Piskolojik şiddet: Fiziksel şiddet ile
işlenebilen, kişinin manevi bütünlüğüne, yani omur ve şerefe veya
özgürlüklerine karşı işlenebilen şiddet türüdür. Hakaret etme, küfür etme,
küçümseme, tehdit, kişiyi izleme, çalıştığı yer karşısına geçip oturma, evinin
karşısına araçla park edip bekleme gibi.
3-Cinsel Şiddet: Kişinin istemi dışında zorlanarak cinsel özgürlüğüne karşı işlenen
şiddettir. Tecavüz edilmesi, fuhuşa zorlanması, evli
olmasına rağmen istemi dışında beraber olunması gibi.
4-Ekonomik şiddet: Para ve onun gibi değerli şeylerin kişiler üzerinde o kişiyi kontrol
etme, baskılama ve tehdit unsuru olarak kullanılmasıdır. Eşinin veya çocukların
ihtiyaçlarını karşılamamak, bayanlarla veya alkol için harcama, eşin imkanı olması halinde bile para vermemesi, eşin kazandığı
paraya el koyma, ailenin geçim kaynağı olan parayı kumara yatırmak gibi.
Örnekleri çeşitlendirecek
olursak, aile içinde eşin, akrabaları, annesi, babası ve hiçbir sebep yokken
arkadaşları ile görüşmesinin engellenmesi, evden dışarı çıkmaması için baskı
yapılması, zorla beraber olmak istenmesi, eşe vurulması, hakaret edilmesi yani
onur ve şerefini etkileyen her türlü küçük düşürücü hal hareketler ve davranış
ve sözler, çalışmayan eşler için temel ihtiyaçlarını karşılamama, eve almama,
eşin üstüne kuma getirme, zina, zina olmasa bile sadakatsizlik boyutuna varacak
beraberlikler; yani eşin bir başkasıyla
el ele görülmesi, çocukların ayağının bir yere bağlanması veya onları aç susuz
bırakma gibi.
Kanunun kullandığı ısrarlı takip
tanımına örnek ise basında bilinen Osmaniye olayıdır. Bir genç, duygusal olarak
kendine cevap vermeyen bir genç kızı, babasının birkaç kez savcılık ve kolluğa
suç duyurusuna bulunmasına ve koruma istemesine rağmen öldürmüştür.
İşte bu ve bunun gibi olaylar
nedeniyle, yukarda belirtilen zararların oluşması beklenmeden kanunun verdiği
yetkiye istinaden şiddete maruz kalan
veya kalma riski bulunan kişiler koruma altına alınabilecektir. Ancak bunun
için mutlaka bir talebin kolluğa yapılması gerekmektedir veya yine kanunda
öngörülen ihbar durumunda da kolluk resen işin esasını araştırmaya
geçecektir.(Bilindiği gibi aile düzenine karşı işlenen aynı konutta birlikte
yaşadığı kişiye kötü muamele suçu şikâyete tabi değildir.)
6284 sayılı kanuna göre verilecek tedbirlerin, koruyucu
ve önleyici tedbirler olarak ikiye ayrıldığı görülmektedir..Bunlara
karar verme yetkisi normalde mahkeme ve mülki amire,gecikmesinde sakınca
bulunan durumlarda da kolluğa aittir.
Yasanın 3. maddesi, şiddete maruz kalan veya kalma tehlikesi altında olan şahsa
gecikmesinde sakınca bulunulması halinde hem kendisine hem de çocuklarına
geçici barınma yeri sağlama ve yine hayati tehlikesi bulunması durumunda geçici
koruma altına alma yetkisini kolluk
amirine tanımaktadır.(yönetmelik çıkana kadar karakol grup amirleri ve
amirleri gibi, alınan bu karalar 48 saat içinde Mülki Amire onaylatılmalıdır,
aksi halde ortadan kalkar). Yani paylaşılan haneye gönderilmesi durumunda hayati tehlikesi
oluşacak, dövülecek, hakarete uğrayacak veya küçük düşürülecek ise ve mülki amirden karar alıncaya kadar sayılan
kişilik haklarının zedelenme durumu veya tehlikesi sözkonusu
olacak ise, bu kişi koruyucu tedbirle koruma
altına alınacaktır. Gerekirse
geçici yakın koruma dahi verilebilecektir.Ancak geçici koruma verilmesi, alınacak başka
tedbir kararları ile sağlanabilecekse bu tedbirler uygulanacaktır.Aksi halde
her hayati tehlikesi olduğunu iddia eden herkese koruma vermek sayı bakımından imkansızdır.Bu
açıdan tedbirlerin uygulanmasının denetimi için özellikle hayati tehlike
yaratan kişi, mahkeme kararı(madde 12)
ile teknik cihazlarla izlenmeli ve tedbire uymayıp şiddet mağduruna
yaklaşmaya başladığında kolluk harekete geçerek tehlikeyi önlemelidir. Tedbirler kapsamında, örneğin bir
bayan mesai dışında dayak yüzünden karakolunuza çocuğu ile birlikte gelmiş ve
müracaat etmişse, adli işlemler de
tamamlanmışsa sabaha kadar karakolda çocuğu ile birlikte tutulmamalı ve
istirahatı sağlanmalıdır.Bu amaçla şiddete maruz kalan
ve tehlikesi bulunan kişi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı
kurumların yerleri varsa
buralara,olmaması durumunda ertesi gün veya hafta sonu ise ilk mesai
günü tedbir kararı onaylanıncaya kadar kamuya ait bir tesiste
barındırılmalıdır.Kanun kolluk amirine acil hallerde kamu sosyal tesislerinde
geçici barındırma kararı almaya hak tanımıştır.(10/6madde)
Yasanın 5. maddesiyle hakime
tanınan önleyici tedbir alma yetkisinin bazıları gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk
amirine de tanınmaktadır.(Alınan bu kararlar 24 saat içinde onaylatılmalıdır,
aksi halde kendiliğinden ortadan kalkar).Bunlar; şiddeti yaratan kişinin
hakaret gibi aşağılama eylemlerini bırakması amaçlı uyarılması,ortak
konuttan uzaklaştırılması,okula veya işyerine,konuta yaklaşmama kararı alma ve
gerekli ise şiddet uygulananın yakınlarına yaklaşmama kararı alınması gibi. Maddede gecikmesinde sakınca
bulunan hal kavramı içine hangi hususların girdiği tam ve net olarak
sayılmamıştır.Bu sebeple kavramın daha iyi anlaşılabilmesi için ana önleyici
tedbir çerçevenin çizilmesinde fayda vardır.Eğer korunacak kişinin veya
çocuklarının hayatına,vücut bütünlüğüne,sağlığı,onur ve şerefine karşı oluşabilecek
saldırı ihtimali varsa veya zarar görme riski mevcutsa ve hakimden
karar alma gerçekleşene kadar yukarda sayılan kişilik hakları zarar görecekse
gecikmesinde sakınca bulunan durum var demektir. . Örneğin,
çocukları, eşi bir odaya kilitleme, eşine karşı hakaretler ve tehditler savuran
kişinin bu eylemine devam etmesi, eşin sarhoş olarak gelip hem aile içinde aile
bireylerini rahatsız etmesi hem de apartman maliklerini nara atarak huzursuz
etmesi ve durumun engellenememesi, eşini veya beraber yaşadığı kadını ve
çocuklarını geceleyin sokağa atması, sarhoş bir şekilde çocuklarını okula
giderek rahatsız etmeyi alışkanlık haline getirmesi, diğer eşin istememesine
rağmen zorla beraber olmak istemesi, eşine veya birlikte yaşadığı kişiye zorla
fuhuş yaptırma baskısı vb.
Yine ısrarla bir bayanı takip
edenin, işyeri önüne gelip oturması veya evinin karşısında beklemesi bayanı
ister istemez tedirgin edeceği için şiddete maruz bırakana kolluk amiri 5.madde
1 fıkra b bendi gereği bulunduğu yerden uzaklaştırma tedbiri verebilir ve
kolluk amiri işyerine yaklaşmama kararı alabilir.
Kanunun yedinci maddesine göre
tüm kamu görevlilerine, bu kanun kapsamında yapılan ihbarlar derhal ilgili
makamlara bildirilmelidir. Aksi halde TCK 279.maddesi kamu görevlisinin suçu
bildirmemesi kapsamında cezalandırılabilir.
Yasanın sekizinci maddesiyle,
tedbirlerin ilk seferinde altı aya kadar
alınabileceği, sonrasında uzatılabileceği düzenlenmiştir.Ancak
ilk seferinde kolluk amirinin bu yetkiyi kullanırken sadece tehlikeyi defedecek
ve ölçülü olacak şekilde onay makamının
kararı çıkıncaya kadar geçecek maksimum
süre ile sınırlı olmasıdır.Onay makamı asıl süreyi kendisi değiştirebilir ve
kaldırabilir yetkide olduğundan,kesin süre kararını kolluğun verdiği tarihten
itibaren vermelidir.Bu sebeple kolluk amiri haftasonunu
da düşünerek öncelikle en fazla dört
güne kadar tedbir kararı almalıdır.
Yasanın 11. maddesiyle, yasayı
uygulayacak kolluğun kadın hakları, çocuk hakları ile erkek ve kadın eşitliği
üzerine eğitim alması öngörülmüştür.
Kanun tarafından öngörülen
tedbirlere uyulmaması hali, yasanın 13. maddesinde düzenlenen üç günden altı
aya kadar zorlama hapsiyle cezalandırılmaktadır. Ancak alınan tedbir
kararlarının öncelikle sekizinci maddeye göre şiddet uygulayanın yüzüne
karşı(tefhim) okunması suretiyle tebliği gereklidir. Ayrıca bu kararda tedbire
uyulmaması durumunda zorlama hapsiyle cezalandırılacağı, alınan tedbire karşı
15 gün içinde aile veya asliye hukuk mahkemelerine itirazda bulunabileceği
Anayasamız 40.maddesi emrine göre şiddet uygulayana tefhim ve tebliği
olunmalıdır.
Yasakoyucu sekizinci madde kapsamında
koruyucu tedbir almak için herhangi bir delile gerek duyulmadığına ve önleyici
tedbir içinde geciktirmeksizin karar alınmasını düzenleyerek işin aciliyetine işaret etmektedir. Önleyici tedbir sırasında
adli soruşturma dosyası delilleri kullanılacağı için, mutlaka Cumhuriyet
Savcısından izin
alınmalıdır. Zira savcının dosyayla ilgili gizlilik kararı
alabileceği unutulmamalıdır.
Üzerinde durulması gereken bir
hususta tedbir kararlarının kaldırılmasıdır. Bunlar; şiddete maruz kalanın
isteği, şiddetin son bulduğu tespiti, kolluğun talebi ve kendiliğinden sürenin
bitmesi, itiraz üzerine mahkemenin kaldırması gibi. Normalde tedbiri koyan makamlar kaldırma
veya değiştirme kararı alabilirler. Lakin hangi makam tedbiri almışsa o makam
kaldıracaktır, kolluk bu yetkiyi kullanamaz. Kanuna göre aile mahkemesinin kararına yine
aile/asliye hukuk mahkemesine itiraz edilmektedir.
Şiddet Mağduru, her zaman tedbirin kaldırılmasını talep edebilir,
bu korunan kişinin en doğal hakkı ve özgürlüğüdür.Ancak
bu kişi sağlıklı karar verebilecek durum ve psikolojide değil ise alınacak psikiyatri raporuyla da durumun
anlaşılması halinde resen tedbirin alınmasına veya devamına karar
verilebilir.Zira geçici istinat kabiliyetinin yitirilmesi sözkonusudur.Aynı
durum küçükler ve akıl hastaları içinde geçerlidir.Bunlarla ilgili resen karar
alınabilir.Mesela anne ve babanın
dövdüğü çocuk veya akıl hastası, 21 yaşın altındaki sağır-dilsiz gibi.
Gözden kaçırılmaması
gereken bir konuda; beşinci maddede düzenlenen silahlı görevlilerin(kolluk
gibi) kanun kapsamında şiddet uygulaması durumunda, silahlarının altı ay süreli
mahkemece idareye teslim edilmesine karar verilebilmesidir. Şiddet uygulayan polis hakkında silahını
idareye 6 ay veya daha az süreyle teslim kararını, Aile Mahkemesinin alması
durumunda, silahlı kamu görevlisi olan polisin, nasıl görev yapacağı belli
değildir. Zira 3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu, polisi silahlı inzibat
gücü olarak tanımlamakta, silahı alınınca bu görevlinin nasıl çalışacağına dair
bir düzenlemeye ise yer vermemektedir. Bu karar bir açığa alma işlemi değildir.
O halde önce bu hususta bir düzenleme yapılmalı veya bu problemin nasıl
aşılacağı üzerinde çalışılıp personel bir genelgeyle uyarılmalıdır.
HER NEKADAR KANUNUN BAŞLIĞINDA KADIN VURGUSU YAPILMAKTA İSE DE, ŞİDDETE UĞRAYAN VEYA ISRARLA TAKİP
EDİLENİN BİR ERKEK OLMASI DURUMUNDA VEYA EVİÇİ ERKEĞE ŞİDDET UYGULANMASI HALİNDE ŞİDDET UYGULAYAN
KADINA KARŞI DA BU KANUNUN UYGULANABİLECEĞİ UNUTULMAMALIDIR.