
Gün geçmiyor ki insan hakları ve
kadına şiddet sözleri duyulmasın. Ne zaman televizyon açılsa, mutlaka tecavüz,
terör, cinayet, kavga, savaş ve buna benzer şiddet içeren birçok olayın
haberinin yayınlandığını görüyoruz... Gazetelerde de aynı şekilde. Şiddet
içeren olaylar adeta insanların benliğine işleniyor. Bütünleştiriliyor sanki
yaşamın bir parçasıymış gibi…
Evet,
gündemi ziyadesiyle meşgul eden; insan hakları ve kadına şiddetle ilgili
Çankırı Dernekler Federasyonu Kadın kollarınca, 15.12.2012 günü düzenlenen PANEL de,
konularında uzmanlaşmış birbirinden değerli konuşmacılar vardı. Günlerce
duyurusu yapılan böyle önemli bir panele çoğunluğu erkek olmak üzere toplam 50
civarında katılım olmuştu. Konuşmacılar önce insanın doğarken sahip olduğu,
yaşama, sağlık, eğitim, mülk edinme, seyahat, haberleşme, savuma, hak arama,
seçme seçilme, özel yaşamın gizliliği, devlet hizmetlerinden eşit olarak
yararlanma ve buna benzer haklarından bahsettiler. İnsan hakları her insanın
sahip olması gereken özelliklerin tümüdür. İnsan olmakla kazanılan bu hakların
vazgeçilemez ve devredilemez olduğu da herkes tarafından bilinmektedir.
İnsan
hakları, insanlığın mücadelesinin bir ürünüdür. Tarihsel bir süreç içinde insan
hakları bugünkü duruma gelmiştir. Bu tarihsel süreçte: 17 inci ve 18 inci
yüzyıllarda, önce İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinin getirdiği yasalar
önünde eşitlik, kişi güvenliği, düşünce ve inanç özgürlüğü, mülkiyet hakları ve
siyasal haklar elde edilmiştir. Bunu 19. Yüzyılda kitle hareketleriyle çalışma
hakkı, adil ücret, sosyal güvenlik, sendika ve grev, sağlık ve eğitim gibi
sosyal hakların gündeme gelmesiyle sosyal devlet kavramı doğmuştur. 20 inci
yüzyılda ortaya çıkan, ulusların sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel
geleceklerini belirleyebilme hakkı, sosyal gelişme hakkı, barış hakkı, sağlıklı
bir çevrede yaşama hakkı gibi haklar da, üçüncü dünya ülkelerinin talepleri
neticesi ortaya çıkan haklardır.
Tarihsel
süreç içerisinde: 1789 Fransız Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirgesi, 1948 Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları ve Evrensel Bildirgesi ile Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi gibi bildirgeler yayınlanmıştır. Günümüzde insan hakları sadece
ulusal değil, uluslar arası kurum ve sözleşmelerle de güvence altına
alınmıştır. Anayasada da yer almıştır. Buna rağmen yinede insan haklarının
ihlal edilmeye devam ettiği görülmektedir…
İnsan
haklarının ihlal edilmesiyle de, şiddet unsuru ortaya çıkmaktadır. Şiddet;
kadına, erkeğe, çocuğa, hayvana, doğaya, eşyaya, canlı cansız bir varlığa, bir
ülkeye, hatta birkaç ülkeye aynı anda yapılabilmektedir. Şiddeti
uygulayan ise, bir kişi, birkaç kişi. Bir ülke ya da birkaç ülke beraber
olabiliyor. Geçmişten günümüze insan haklarının ihlalini önlemeye yönelik
birçok mücadele edilse de, yine de şiddetin önüne geçmek mümkün değildir...
Hatta her alanda şiddet olayları artarak devam etmektedir. Bu şiddet
olaylarının her biri ayrı ayrı incelenme konusu
olmalıdır…
Panelin
konusu insan hakları ve kadına şiddet olunca: İnsan haklarının neler olduğu ve
tarihsel süreç içinde nereden, nereye, nasıl gelindiği gibi hususların
açıklanmasından sonra şiddete maruz kalan kadınlardan bahsedildi. Kadınların
şiddete maruz kalmaları durumunda, nerelere ve nasıl müracaat edecekleri gibi
konulara da değinildi…
Aslına
bakılırsa; kadına şiddet dünyanın en gelişmiş ülkesinde bile görülebiliyor.
Eğitimli ya da eğitimsiz birçok kadın fiziksel şiddete maruz kalıyor. Şiddete
maruz kalan kadınların bir kısmı bu onur kırıcı davranışı utandığından sinesine
çekerek açıklamaz, şikâyet etmezken, bir başka kadın yasal haklarını arama
cesaretini gösterebiliyor. Kadınlar çoğunlukla, erkek kardeş, baba, anne, eş,
erkek arkadaş, herhangi bir erkek ya da kadından fiziksel şiddet görüyor.
Gördüğü bu fiziksel şiddetin yaraları, bereleri belki kendiliğinden ya da
tedavi ile ortadan kaybolsa dahi ruhunda bıraktığı izler asla kaybolmuyor.
Maruz kaldığı bu şiddet gelecekteki hayatını da önemli derecede etkiliyor…
Kadın, sadece fiziksel şiddete maruz kalmıyor. Kamusal alanda, çalışma
hayatında, psikolojik, ekonomik şiddete de maruz kalıyor. Yasalarda olmasına
rağmen erkeklerle aynı haklara sahip değil. Çalışma hayatında aktif olan bir
görev için yeterli donanıma sahip olsa bile o görev erkeğe veriliyor. Kadına
ise daha pasif görevler veriliyor ya da yok sayılıyor. Ve bunun gibi anlatmakla
bitmeyecek birçok şiddet sanki kadının kaderi olmuş…
Kadına
şiddet olaylarının giderek azalması gerekirken 1990 yılından sonra artarak
devam etiği görülmektedir. Bu artışın mutlaka nedenleri vardır. Bu nedenlerden
en önemlisi eğitimsizliktir. Diğer bir neden ise, sürekli olarak şiddete maruz
kalan, öldürülen kadınların haber yapılarak, yazılı ya da görsel olarak
insanların benliğine işlenmesidir. Bu haberlerin sürekli gösterilmesi
kadınların kendilerine olan özgüvenlerini yok ettiği gibi kendilerine şiddet
uygulayacak kişilere de cesaret vermektedir. Eğer bu bir erkek çocuğu ise
onunda benliğine kadına şiddetinin uygulanması gerektiği işlenmektedir.
İnsan
hakları ihlali var mı var. Kadına şiddet var mı oda var. Bunları sürekli
konuşuyoruz. Kadına şiddete maruz kalırsan şu numaraları ara, şuraya başvur,
kısa süreli kadın sığınma evlerinde kalabilirsiniz, eşini döven erkek evden
uzaklaştırılacak gibi sözde çözüm yollarından bahsediliyor. Kadınlar bir araya
gelerek şiddete hayır, tecavüze hayır sloganıyla bir araya gelerek eylem
yapıyorlar. Bunlar çözüm mü? Kesinlikle çözüm falan değil. Çözüm nedir biliyor
musunuz? Şiddetin altında yatan nedenleri ortadan kaldırmak lazım…
SONUÇ OLARAK: Şiddetin her türlüsü onur kırcı bir
davranış olup, insan haklarının ihlalidir. Şiddet geçmişte de vardı, şimdi de
var, gelecekte de olacaktır. Kadına şiddeti sürekli tekrar ederek gündemde
tutmak, şiddeti azaltmadığı gibi teşvik edici gibi bir durum da yaratmaktadır.
Oysa özgüvenli başarılı kadınlar olmasına rağmen onların başarıları gündeme
hemen hemen hiç taşınmıyor. Cinsiyet ayırımı yapmadan
öz güvenli nesiller yetiştirilmelidir. Kadın eğitimli olursa özgüvenli bireyler
yetiştirir.
Şiddeti
uygulayanlarda kadınların elinde şekillenmektedir. Sorun sadece eğitimde değil.
Şiddet uygulayanda kişilik bozukluğu da olabiliyor. Kişilik bozukluğu olan
kişilerinde tedavi ettirilmesi gerekir. Bunu yanında sosyal, kültürel, ekonomik
nedenlerinde çözülmesi, kadın dayanışması olması gerekir. Yine kadınlar kimseye
muhtaç olmadan ayakları üzerinde duracak ekonomik bağımsızlıklarını elde etmiş
olmalılar. Aileler kızlarını evlendirirken kızlarına gelinlikle girdiğin evden
kefenle çıkacaksın gibi sözleri söylemek yerine, her durumda yanındayız
güvencesini vermeliler. Yani aileleri tarafından korunup kollanmalılar…
Saymakla bitmeyecek bir çok çözüm yolları var.
Kadınlar, haklarının ihlal edildiğini anladığı anda, sineye çekmeyip, hakkı
olanı alana kadar mücadelelerini sürdürmeliler. Kadının silahı gözyaşı değil
haklı mücadelesi olmalıdır. Söylenecek o kadar çok söz var ki, hangisini
anlatayım. Yazımı “Bir ülkedeki
kadınların eğitim seviyeleri o ülkenin gelişmişlik seviyesinin
göstergelerindendir” sözüyle bitiriyorum.