image001.emz

 

 

 

image003.png

Mehmet Mazhar Efendi

13 Kasım 1918 tarihinde, İstanbul şehri, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiş ve bu tarihten itibaren İstanbul Polis Müdürlüğü de dâhil olmak üzere bütün idare onların kontrolü altına girmiştir. Böylece esaret yılları başlamıştır.

 

Esaret yıllarının İstanbul Polis Umum Müdürlerinden Miralay Halil Nedim Bey[1] gibi teslimiyetçi siyaset güden polis müdürleri nedeniyle İstanbul Polisi kara günler yaşamıştır. Bu kara günlerde, Polis Umum Müdürleri, İtilaf Devletleri Emniyet Komiserlerinin emri altında birer maiyet memuru gibi vazife görmüşlerdir. Onların istedikleri tevkifleri itirazsız yapmak zorunda kalmışlardır. Kimi ittihatçılar tutuklanmış, Milli Kongre basılmış ve Dr. Esad Bey gibi vatanseverler gözaltına alınmıştır. Ayrıca tarihi Sultan Ahmet mitinginde, İtilaf Polisleri ile birlikte hiç hoş olmayan tavırlar sergilemiştir.[2] Bu nedenle de İstanbul Polisi, Milli Mücadeleciler nezdinde hiç iyi bir tesir yaratmamıştır.

 

1920’li yıllara gelindiğinde, İstanbul’un güvenliğinden tamamen İtilaf Polisleri sorumlu hale gelmiştir. İstanbul Polisi tam anlamıyla kukladan ibarettir. Fransız-İngiliz ve İtalyan askerlerinden kurulmuş olan zabitler şehrin emniyetini kontrol etmektedirler.  Birbirinden ayrılmamak şartıyla geceli gündüzlü devriye gezmektedirler. Aslında işgalin ilk zamanlarında, yanlarına İstanbul Polisi’ni almakta idiler. Ancak bunu kısa bir süre sonra terk ettiler. Türk Polisi ile İtilaf Polislerinin birlikte devriyeye çıkma uygulaması, İtilaf Polislerinin, Türk Polislerinin gözleri önünde Türk kadınlarına sarkıntılık etmesi ve bu şahısların Türk Polisleri tarafından gözaltına alınması nedeniyle son bulmuştur.[3] Bu durumu, Unkapanı Polis Merkezi memurlarından Mehmet Mazhar [Birinci] Efendi[4] şöyle anlatmaktadır: “…İlk anlarda Türk Polisi’ni de yanlarına aldılarsa da bu kısa bir müddet devam etmişti. Zira aralarında sığıntı gibi kalan polisimizin, onların bazı usulsüz hareketlerine müdahale etmesi işlerine gelmiyordu. Hatta bu devriyelerin gözleri önünde Türk kadınlarına sarkıntılık eden şahısları polisimizin yakalamak istemesi ve fakat diğerlerinin buna mani olarak suçluyu elinden almaları artık Türk Polisi’nin sabrını tüketmişti.”[5] Görülüyor ki devriyeler sırasında yabancı polisler Türk kadınlarına sarkmakta ve bu nedenle onlar İstanbul Polisi tarafından gözaltına alınmaktadırlar. Daha sonra gözaltına alınan yabancı polisler, İtilaf Devletlerinin girişimleri ile serbest kalmaktadır.

 

image005.png

Hristo

İtilaf Polislerinin Türk Polislerine yarattığı sıkıntılardan bir diğeri de azınlık çetelerinin korunup, kollanmasıdır. Bu çetelerden biri, “Hristo Çetesi”dir. Çete liderinin uzun adı Hristo Anastadiyadis’dir. İstanbul’un işgal yıllarında, Polis Müdüriyeti’ne mektuplar göndererek, “hepinizin kanını içeceğim” diye korku salan Hristo, on üçü polis olmak üzere toplamda yirmi bir cana kıymış bir canidir. Hiçbir sebep olmaksızın önüne çıkan her hangi bir polisi katledebilen bu caninin, İtilaf Polisleri tarafından korunup kollanması, İstanbul Polisi ile İtilaf polislerinin arasını iyice açmıştır. İstanbul Polisi, İtilaf polislerine rağmen Hristo’yu uzun takiplerden sonra bir evde kıstırmışlar ve çıkan çatışmada kendisini ölü olarak ele geçirmişlerdir.[6] Bu arada şunu da söylemek gerekir ki Hristo’yu öldürmeyi başaran Dolapdere Polis Memurlarından Cafer Tayyar Bey, komiser yardımcılığına terfi ettirilmiştir.[7] Her ne kadar Hristo öldürülmüş olsa da bu süreçte, İtilaf Polislerinin takındığı tavır ve sergilediği duruş, İstanbul Polisi’nin gerçekleri algılamasında ve teslimiyetçi zihniyeti terk etmesinde mihenk taşı olmuştur.

 

Teslimiyetçi zihniyetin terk edilmesinde vatanperver kimi İstanbul Polis Memurlarının büyük katkısı olmuştur. Bunlardan biri Unkapanı Polis Memurlarından Mehmet Mazhar Bey’dir. Mazhar Efendi, Karakol Cemiyeti adına çalışmaktadır. Tarihte bilinen Karaağaç Baskını’nın habercisidir. Karaağaç Cephanesi Baskınında üstlendiği rol, baskını düzenleyen kişilerle Taksim’de Eftalitos Gazinosu’nda buluşmak ve onlara Rizeli Şahinoğlu Ali Osman Kâhya’nın[8] emrini iletmektir.[9] Mazhar Efendi üzerine düşen görevi yerine getirdikten sonra evine dönerken yolda karşılaştığı bir olay oldukça dikkat çekicidir. Bu olay, İstanbul Polisi’nin içerisinde bulunduğu esaret hayatını bizlere çok iyi anlatmaktadır. Kendisi o gece, yolda, üç İngiliz Polisi’ne rastlar. Bu polisler burunlarının ucunu göremeyecek kadar sarhoştur. İçlerinden biri Mehmet Mazhar Efendi’ye yaklaşır ve ‘sen Türk müsün?’ diye sorar ve Mehmet Efendi, ‘Evet… Bende sizdenim, polisim’ diye cevap verir. Bunun üzerine İngiliz Polisler, Mehmet Efendi’nin kendilerinden olmadığını söyleyerek tabancasını ister. Bu duruma Mehmet Efendi gülümseyerek, ‘gel al öyle ise’ der. O vakit yüzüne ağır bir tokat darbesi alır ve sendeleyerek sokak başındaki havagazı lambasının dibine yığılıp kalır. Kendisi şaşkınlık içerisindedir. Nasıl olur da kendi ülkesinde yabancılar tarafından tokatlanabilir, aklı almaz.  Sonra birden belindeki silahı çeker ve üç el ateş ederek İngiliz Polislerini yere serer. Ardından olay yerini terk eder. Evine gider ve yatar. Vakit gecenin ikisidir. Yattığı yerden etrafı istemeye istemeye dinler. Olay yeri tarafından bağrışmalar ve düdük sesleri gelmektedir. Birden doğrularak etrafı süzer. Temkinli adımlarla Şişhane’ye gelerek Meyyit yokuşuna sapar ve aynı yere gelir. Bu durum kan tutması olarak bilinir. Olay yeri ecnebi askerlerle birlikte Türk Polisleri tarafından kordon altına alınmıştır. Mazhar Efendi, gözüne kestirdiği bir Türk Polisi’ne: ‘Bende sizdenim arkadaşlar. Ne oldu buralarda?’ diye sorar. Bunun üzerine, ‘ne olacak iki tane leşimiz var… Elleri var olsun bunu yapanın. Yaman kişiymiş doğrusu… İkisini birden mıhlamış…’ Anlaşılan o ki üçünden ikisi ölmüştür. Ardından Mazhar Efendi vuranın belli olup olmadığını sorar. Buna karşılık, ‘yok canım ne gezer. Sağ kalan kefere [kafir] zabitlerine bir şeyler dırlanıp duruyor’ diye cevap alır. Mazhar Efendi geniş bir nefes alır ve oradaki polislere ‘eh, bana müsaade’ diyerek kordondan geçip, Unkapanı köprüsünü hızlı adımlarla kat ederek merkeze uğramadan doğruca Cibalı Hamam sokaktaki evine gider ve istirahate çekilir. Ertesi günü kalktığında, sol yanağı bir hayli şişmiş bir vaziyette alelacele giyinerek bağlı bulunduğu Unkapanı merkezine gelir ve arkadaşlarına dişinin ağrısından yüzünün şiştiğini söylese de onları inandıramaz. Biraz sonra, komiseri onu çağırdığında eline bir tezkere tutuşturur ve der ki: ‘Haydi bakalım, Mazhar Efendi. Şu meseleyi de bir araştır ve faillerini bul.’ Kendisine verilen tezkerede o gece iki İngiliz’i öldüren meçhul şahsın aranmasına dair emir vardır.[10] Burada altı çizilmesi gereken husus, Türk Polisi’nin kendi ülkesinde esir durumuna düşürülmesi ve İngiliz Polisleri tarafından tartaklanmasıdır. Bu cesareti nereden almaktadırlar? Bunları yazıyoruz ki bu hallere düşmeyelim. Bir dikkat çekici husus ise, Mazhar Efendi ile olay yerindeki diğer Türk Polisleri arasında geçen konuşmalardır. Bunlardan biri, Mazhar Efendi’ye, ‘elleri var olsun bunu yapanın. Yaman kişiymiş doğrusu… İkisini birden mıhlamış’ demektedir. Aslına bakarsanız, bu kişi İstanbul Polisi’nin duygularına tercüman olmaktadır. Artık İstanbul Polisi, amiri olan Polis Umum Müdürü Miralay Nedim Bey’in teslimiyetçi zihniyetinden bıkmıştır. Yüreklerinde bağımsızlık kök salmaktadır. Mehmet Mazhar Efendi’nin yürekleri serpmiş olduğu tohumlar artık yeşermektedir.

 

KAYNAKLAR

1.      Halil Nedim bir ara Mustafa Kemal Paşa’nın da ‘İttihatçı’ olduğunu ileri sürerek tevkifini temine çalışmış fakat muvaffak olamamıştır. Buna sebep Mustafa Kemal Paşa’nın, Çanakkale vuruşmaları esnasında kumanda mevkiini terk eden Miralay Halil Nedim’i divanı harbe sevk etmiş olmasıdır. Halil Nedim’i de divanı harpten kurtaran da o günkü Başbakan Damad Ferid Paşa’dır.

2.      İstiklal Harbi Gazetesi, S. 22, Haziran 1919 Cumartesi.

3.      İhsan Birinci, “Milli Mücadele Yıllarında Bir Türk Polisi”, Polis Dergisi, Sayı 117, Nisan 1962, s. 6.  

4.      Birincioğullarından Zeynep ve Yusuf oğlu Mehmet Mazhar Efendi 1886 yılında Trabzon-Sürmene sancağı Civara köyünde doğdu. İlköğrenimini, Sürmene İptidai Mektebinde yaptı. Ardından Sürmene Rüştiye Mektebine kaydoldu. Mektebin dördüncü sınıfı talebesiyken babasının ani vefatı üzerine eğitimini yarıda bıraktı. Bir süre Trabzon’da ücret karşılığı çalıştıktan sonra İstanbul’a göç etti. Burada çalışırken polisliğe müracaat etti. Türkçe ve biraz da Rumca bilen Mehmet Mazhar Bey’in müracaatı kabul edildi ve 23 Ekim 1912 tarihli atama kararıyla İstanbul Polis Okulu’nda eğitime başladı. Mektepte 15 gün kadar eğitim gördükten sonra mesleki eğitimi tamamlanmış sayılıp, İstanbul Polis Umum Müdürlüğü kadrosuna atandı. Atama kararını takiben Kapan-ı Dakik Polis Merkezi emrinde görevlendirildi. Burada sivil memur olarak hizmet vermeye başladı. (Geniş bilgi bkz.) Z. Tunç, R. Töre, H. Öztürk, B. K. Türkarslan, U. Akıl (2012). Türk Polisinden Seçkin Biyografiler, c. 5, (Ed.: E. Şahin), Ankara: Emniyet Genel Müdürlüğü Yayınları, s. 421.

5.      İhsan Birinci, s. 6.

6.      Baba adı Ahilya olup, doğum yeri İstanbul’dur. Osmanlı tebaası olun Hristo  Rum asıllıdır. Sabıka kaydında mesleği terzi çıraklığı yazmaktadır. İlk vukuatları, hırsızlık, kapkaççılık ve söğüsçülüktür. Daha sonraları, Galata, Tatavla’yı (Kurtuluş), Dolapdere ve Beyoğlu’nu haraca kesmiştir. Meşhur, “Boğazkesen Cinayetinin katillerinden biridir. (Geniş bilgi için bkz.) http://immoraltales.tumblr.com/post/11861007313.

7.      Gürkan Fırat Saylan, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, sayı 44, Erzurum 2010,  ss. 334-335.

8.      Ali Osman Kâhya Askeri Polis Teşkilatı mensuplarından birisidir. İşgal güçleri ile varılan anlaşma gereği Türk askerlerinden toplanan silahlar Zeytinburnu, Ahırkapı ve Karaağaç’taki depolarda saklanmaktadır. (http://www.turktoresi.com/viewtopic.php.)

9.      Birinci, s. 7.

10.    Birinci, ss. 6-7.