6284 SAYILI AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUNUN

UYGULAMASINDA KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR

 

Metin Murat ARSLAN

Diyarbakır Emniyet Müdür Yardımcısı Sosyolog Aile İçi Şiddeti Önleme Uzmanı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

6284 sayılı Kanunun Uygulamasında karşılaşılabilecek sorunlar;

 

Türkiye’nin 6284 sayılı kanunla atmış olduğu adım Avrupa ülkelerinde tektir. Bu olumlu gelişmeyi çok önemsemek ve takviye edici hamleler yapmak gerekmektedir. Avrupa ve Amerika gelişmiş ülkeler dâhil tüm dünya ülkelerinin problemi olan aile içi şiddeti önleme konusunda Türkiye hakikaten çok ciddi adım atmış ve gerek Avrupa sözleşmesini gerekse ilgili kanunu çıkararak uygulamaya başlamıştır. Ancak çok önemli olan bu çalışma hem kanun içinde, hem de diğer kanun ve yönetmeliklerde var olan eksiklik, aksak uygulama ve kanunun uygulama yönetmeliği eksikliği beraberinde uygulamada sorunları da getirecektir.

 

          Korunan(mağdur) ile ilgili Mülki Amir’in yetkilerinden “Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a) ve (ç) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk  işgünü içinde mülkî amirin onayına sunar. Mülkî amir tarafından kırk sekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar” ifadesi ile bazı yetkileri kolluğa da tanınmıştır. Bu bentlerde ki yetkiler ise “a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması.ç) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınmasıolmaktadır. Hayati tehlikenin bulunması tabirinin özellikle kanunun uygulanmasına dair çıkarılması gereken yönetmelikte ayrıntılı olarak bahsinin geçmesi konuyu aydınlığa kavuşturacaktır.

 

Yine bu konuyla ilgili en önemli çağrışım İspanya’dan olmaktadır. İspanya’da, şiddet gören kadınların özel koruma evlerinde devlet himayesine alınması, saldırgan koca ve sevgililerin kadına yaklaştırılmaması gibi önlemlerden sonra özel koruma görevlisi verilebileceği yolunda alınan kararın uygulanmasına 2008 yılından itibaren başlandı. Hâkim kararı üzerine, özel koruma görevlileri ölüm tehdidi altındaki kadınları 24 saat koruma altına alacaklardır. Bu husus için 6284 sayılı kanunda değişiklik gerektirmektedir.

 

Bu kanun çıkmadan önce hızlıca değişikliğe giden durum şudur: Koruma Hizmetleri Yönetmeliği’nin 3-10A ve 12.maddeleri değiştirilmiş ve 13.07.2011 tarihli İçişleri Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı yazısı ile uygulanmak üzere illere duyurusu yapılmıştır. Terörle Mücadele Kanunu’nun 20.maddesine dayanarak ve tamamen TMK mantığında hazırlanarak yürürlükte olan 16.09.1995 tarihli adı geçen yönetmelik yapılan değişiklikle PVSK’ya da dayandırılmış ve konumuz açısından “Şiddete maruz kaldığı veya maruz kalma ihtimali bulunduğu tespit edilen kadınlar, mahallin en büyük mülki amirinin kararıyla derhal korumaya alınırlar. Korumanın süresi ve şekli anılan kararla belirlenir” ifadesi getirilmiştir.

 

Koruma Yönetmeliğinde var olan ve şiddet gören ve görme ihtimali olan kadınların isteği üzerine kolluk görevlisi verme ifadesi halen artmakta olan ve artacağı belli olan polis koruma talepleri polise personel sayısı itibariyle ek yük getirecek ve işin içinden çıkılmaz hal alacaktır. Yönetmeliğin değişiklik tarihinden günümüze 9 aylık geçen zaman içinde Diyarbakır’da 30, İstanbul’da 800 e yakın çağrı usullü koruma verilmiştir. Ayrıca Türkiye’de ki şiddet gören kadınlarla ilgili Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün 2008 yılında 51 ilde 22.822 kadınla yapılan araştırmada her iki kadından birinin şiddet gördüğü göz önüne alındığında haklılığımız anlaşılacaktır. Diyarbakır’da 750.000 kadından sadece 5.000 kadın yakın koruma talep etse polisin hiçbir işe bakmadan sadece kadın korumalığı yapmasını gerektirmektedir. Bu rakamlar aşırı zorlama zannedilebilir; ancak her iki kadından birinin şiddet gördüğü bilimsel araştırma ise, biz sadece var olan kadın nüfusunun 15 de 1 ini örneklem alarak koruma talep ettiğinde asayiş sağlayacak polisin kalmadığından bahsediyoruz. Bu durum henüz olmamıştır; ancak olduğunda da iş işten geçmiş olacaktır. Bu nedenle bu yönetmelikte  var olan ifadeler iptal edilerek yeni hazırlanacak uygulama yönetmeliğinde daha ayrıntılı şekilde ve özel güvenlik koruması da göz önüne alınarak düzenlenmelidir. Korunana(Mağdur) sağlanan özel güvenlik ücreti devletçe karşılanmalı ve şiddet  uygulayandan(şüpheli) tahsil edilmelidir.

 

Bunun yanı sıra belirtilen yönetmelikteki değişiklik ifadeleri ile 6284 sayılı  kanun zıt kavramlar içermektedir.

 

• Yönetmelikte mahallin en büyük mülki amirinin kararıyla” ifadesi varken,

kanunda “Mülkî amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları” ifadesi vardır. Kanunun koruma ile ilgili ifadesi tüm mülki amirleri kapsarken, yönetmelik sadece valileri kapsamaktadır.

 

• Yönetmelikte “Şiddete maruz kaldığı veya maruz kalma ihtimali bulunduğu tespit edilen kadınlar… derhal korumaya alınırlar.” Kanun ise, “Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici

koruma altına alınması” ile cinsiyet farkı olmaksızın tüm şiddet mağdurlarını ifade etmektedir. Yönetmelik ev içi şiddette sadece kadınları ve şiddet görme veya ihtimalinde derhal korumaya alırken, kanun hayati tehlikesinin bulunmasını araştırmakta ve geçici korumaya almaktadır. Kanunda ise, cinsiyet farkı olmaksızın tüm şiddet mağdurlarını ifade etmektedir.

 

Yukarıda belirttiğimiz gibi, Mülki amire ait olan ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk amirlerince de Korunan(mağdur) ile ilgili kendisinin ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması kararını da alabilmektedir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken konu bu yetki:

 

Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde (Bu hallerin ne olduğunun yönetmelikte açılmasında fayda var. Ancak ilk akla gelen gece Mülki amire ulaşamamak veya ulaşmada güçlük olması, korunanla ilgili acele karar vermeyi gerektirmesi olabilir. Yine kolluk görevlilerinin talebi üzerine tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilmektedir. Ancak kanun uygulanmasını tehlikeye düşürebilecek husus ise, aynı maddede Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Bu kararın verilmesi, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez ifadeleridir. Burada kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokacak ifadesinde kararın verilmesi ifadesini tekil kullanılması yerine çoğul kullanılması daha yerinde olabilecektir. Çünkü tekil ifade sadece önleyici tedbir kararına yönelik anlam içerir, çoğulda ise koruyucu tedbir kararlarını da içerirdi. Bu neyi fark ettirir? Koruyucu tedbirlerde kollukça koruma tedbiri de yer almaktadır. SAM projesine göre sorulan sorularda karşı tarafın beyanına göre olmaktadır. Hakikaten hayati tehlikenin mevcudiyetini araştırma ile Mülki Amir ve Aile Mahkemesi Hâkimince verilebilmeli ancak delil ve belge aranmaz ifadesi ile önünü kapatmaktadır. Şayet belirttiğimiz gibi kararların verilmesi olursa kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokacak durumlar araştırılır ve var ise tedbirler kaldırılır.

 

Geçici maddi yardım yapılmasını belirten 17.madde yerinde olmakla birlikte bu konunun da suistimalini göz önünde tutmakta yarar vardır. Bu madde gereği 700 ile 1.000 TL arası maddi yardım alınabilecektir.

 

Kolluk açısından, şiddet mağduru olan kişinin özellikle doğu ve güneydoğu illerimizde ailesinden alınabilmesi, belirlenen kapalı yerden alınmasında karar gerekmesi, mağdurun olayı inkâr etmesi veya gelmek istememesi halleri problem yaşatacaktır.Bir köyde olacak olayda şiddet gösteren evden uzaklaştırılsa bile, ayrıldıktan sonra tekrar rahatsız etmesi halinde uzun mesafeli yerler yine problem oluşturacaktır. Ayrıca özellikle terör amaçlı tuzaklama da gözden uzak tutulmaması gereken önemi arz etmektedir.

 

Önemli sorunlardan biri ise, 13 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediyeler kanunu ile Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 50.000’i aşan belediyelere kadın ve çocuklar için koruma evleri açma yükümlülüğü getirilmiştir. Türkiye’de Büyükşehir Belediyeleri dâhil, nüfusu 50 binin üzerinde 206 belediye bulunduğunu ama buna rağmen sığınma evi sayısı 84 dür. Bu açıdan değerlendirildiğinde toplam 1.400 sığınma evi, yine AB standartlarına göre her 7.500 kişi için bir sığınma evi ölçütü içerisinde 9.400 sığınma evi olmasını gerektirmektedir. 84 sığınma evinin dağılımına baktığımızda; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı 55 kadın sığınma evi var aldığı kapasite 1.223 kişi, Belediyelere ait 26 adet, kapasite 616 kişi, çeşitli STK’lara ait 3 adet ve kapasitesi 42 olmak üzere 84 kadın sığınma evi ve toplam kapasite 1.881 kişiliktir. Ülkemizde Kadının statüsü Genel Müdürlüğünün 2008 yılı 51 ilde 22.822 kadınla yaptığı Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet araştırmasına göre her iki kadından biri şiddet görmektedir. Bu veriyi aldığımızda 36 milyon kadından 18 milyonu şiddet görüyor demek olur ki, kadın sığınma evlerinin yetersizliği çok açık ve net olmaktadır. Bu yerlere ancak şiddetin artık defalarca ve açıkça görüldüğü, sığınmazsa ölümle baş başa kalacağı kişileri bile alması mümkün görülmemektedir. Türkiye’de mevcut sistemin yetersizliği ve yeterince işlememesi nedeniyle, sadece kanunla belediyelere bu tarzda yükümlülüğün yetmediğini, bunun yerine merkezi yönetime yükümlülüğün yüklenmesini gerektirmektedir.

 

Şiddet uygulayan için Hakime 4.madde de sağlık kuruluşuna yönlendirilmesi bir zorunluluk ifade ederken, 15 madde 3 fıkra c bendinde c) Teşvik edici, aydınlatıcı ve yol gösterici mahiyette olmak üzere kişinin; 1) Öfke kontrolü, stresle başa çıkma, şiddeti önlemeye yönelik farkındalık sağlayarak tutum ve davranış değiştirmeyi hedefleyen eğitim ve rehabilitasyon programlarına katılmasına,2) Alkol, uyuşturucu, uçucu veya uyarıcı madde bağımlılığının ya da ruhsal bozukluğunun olması hâlinde, bir sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi olmasına, 3) Meslek edindirme kurslarına katılmasına, yönelik faaliyet zorunluluk ifade etmemekte kişinin iradesine bırakılmaktadır. Hâlbuki Bilimsel araştırmalar şiddetin % 93 itibariyle öğrenilen, % 7 itibariyle psikolojik sorunlu insanlardan kaynaklandığı; ayrıca aile içinde şiddet uygulayanların %90’ının erkekler olduğu ifade edilmektedir. O halde eğitimle şiddetin önlenmesi mümkün olduğu görüldüğünden eğitim konusu da zorunluluk arz etmesi yerinde olacaktır. Evlilik öncesi ana baba veya evlilik okulu adındaki kurslar, çocuk olduktan sonra çocuk eğitimi kursları da ya bu kanunda yada Nüfus Hizmetleri Kanunu’na eklenmelidir.