POLİSİN

TEMSİL

SORUNU

 

Sedat Özcan

3. Sınıf Emniyet Müdürü

                                                  

            Ülke olarak 2011 yılında bir seçim dönemini daha geride bıraktık. Seçim dönemine girilmesiyle birlikte otuzdan fazla meslektaşımızın çeşitli partilerden aday adayı olduğunu gördük. Tabiî ki çok heyecanlandık ve sevindik. Düşünsenize bir kere, bu otuzdan fazla aday adayından beşi bile meclise girse, teşkilatımızın birçok sorunu çok kolay bir şekilde meclis gündemine getirilebilecekti. Ancak ne zaman kesin aday listeleri açıklandı, işte o an derin bir şok yaşadık. Çünkü çok az meslektaşımız aday olabilmişti ve bunlardan neredeyse hiçbiri seçilebilecek sıralardan aday değildi. “Polis olarak seçimlerde neden tercih edilmiyoruz? Mecliste polis camiasını temsil edecek birileri olmayacak mı? Polisten milletvekili olamaz mı? Ya da Polisin temsil kabiliyeti yok mu? ” Şeklindeki sorular her seçim döneminde olduğu gibi bu sefer de kafamızın üstündeki düşünce balonunda beliriverdi.

         

          Seçilen Milletvekillerinin mesleklerine şöyle bir göz attığımızda ise birçok meslek grubundan adayın listelere girdiği, özellikle de avukatların listelerde bir hayli önde olduğu görülmekte. Avukatların yüksek bir oranda listelerde yer alması elbette kendileri açısından bir başarıdır. Avukatların yanında doktor, mülki amir, üst düzey bürokrat, öğretim üyesi, mimar, siyaset bilimci, ekonomist, iş adamı, eğitimci, mali müşavir, halkla ilişkiler uzmanı, turizmci, eczacı, öğretmen, tüccar, bilgisayar programcısı, veteriner, sosyolog, müteahhit, ev hanımı, sanayici, yazar, diş hekimi, sporcu, müzisyen, yapımcı, esnaf, ilahiyatçı, kimyager, çiftçi ve bankacılık kökenli birçok aday meclise girmeyi başarmıştır. Ancak bu meslek gruplarının yanında –emniyet teşkilatının sayısıyla tezat oluşturacak şekilde- emniyet kökenli adayların meclise giremediğini gördük.

 

          Emniyet camiası yaklaşık 250 bin civarında çalışan ve emekliden oluşan büyük bir ailedir. Bu 250 bin kişilik camia, her personelinin eş, çocuk, anne, baba, kardeşler, yakın  akraba ve sevenleri ile birlikte yaklaşık 2,5 milyon civarında büyük bir kitleyi oluşturmaktadır. Bu sayı Avrupa’daki birçok ülkenin toplam nüfusundan fazladır. Buna rağmen bu ölçekteki bir topluluğun mecliste veya sivil platformlarda dernek, birlik, sendika vb hiçbir şekilde temsil edilememesi, sadece başkalarının kusuru olarak görülmemelidir. Emniyet camiasının bu büyük sayısal gücünü temsil gücüne çeviremediği sürece, önümüzdeki dönemlerde de mevcut manzara pek değişmeyecektir. Peki, bu büyük sayısal güç temsil gücüne nasıl çevrilebilir?

 

          Çağdaş toplumlarda bireylerin veya çeşitli meslek mensuplarının belli amaçlarla bir araya gelerek, yani ortak çıkarları doğrultusunda örgütlenerek mücadele ettiği ve seslerini duyurduğu görülmektedir. Bu toplumlardaki bireylerin örgütlülüğünün o kadar yüksek boyutlarda olduğu söylenmektedir ki, neredeyse her hangi bir dernek, sendika, parti, kulüp vb organizasyona üye olmayan kimse yok gibidir. Zira Avrupa’da uzun yıllar boyunca hak ve özgürlükler mücadelesi verilmiş ve elde edilen kazanımlar kökleşmiştir. Bizde ise devlete karşı bu yöndeki talepler ancak Tanzimat Fermanı’ndan sonraki dönemlerde, o da Avrupa görmüş bazı aydınlardan gelmiştir. Halkın ise bu yönde çok fazla bir talebi olmamıştır. Hatta (özellikle teşkilatımızda) örgütlenmeye yönelik sempatik olmayan bir bakış ve algı bile vardır.

 

          Bununla birlikte günümüzde ülkemizde de yaygın olarak belli amaçlar için bir araya gelen bireyler ve grupların çeşitli şekillerde örgütlenerek temsil edildiği bilinmektedir. Meslek odaları, birlikler, borsalar, dernekler, sendikalar vb. bunlardan bazılarıdır. Kanarya sevenlerin bile temsil edildiği bir derneğinin olması, temsil edilmenin ne kadar da önemli olduğunun en bariz bir göstergesidir.

 

          Her ne kadar teşkilatımız 250 bin kişilik büyük bir örgüt olmakla birlikte, maalesef sayısal güç tek başına bir gösterge olamamaktadır. Siz milyonlarca adet kum tanesi olabilirsiniz, ancak kenetlenmiş bir bütün haline gelmeden, küçük bir çocuğun parmaklarının arasından akıp gidersiniz. Kum taneleri arasına karıştırılan çimentonun, kumu betona çevirdiği gibi, örgütlenme de bir topluluğu birbirine kenetleyecek olan olağanüstü bir güçtür.

         

          Gelişmiş ülkelerdeki gibi teşkilatın da dernek, birlik veya sendika şeklindeki herhangi bir örgütlenme ile sivil platformlarda temsil edilmesi sağlanabilir. Ancak ülkemizdeki mevcut yasal düzenlemeler bunu imkânsız kılmaktadır. AB sürecinde birçok alanda reformlar yapılırken, bu alanda da yapılacak bir değişiklik, teşkilat için haklı bir beklentidir. Zira bir yandan toplumun çeşitli kesimlerine demokratik hak ve özgürlükler verilirken, diğer taraftan teşkilatın hala AB platformunda örgütlenemeyen tek polis teşkilatı olarak kalması, AB sürecine de uygun düşmemektedir. Elbette ki bahsedilen bu örgütlenmelerden, resmi oluşumlar ile emekli dernekleri dışında kalan ve sivil toplum kuruluşu bağlamındaki örgütlenmeler anlaşılmalıdır.

 

          Söz konusu düzenlemelerin gerçekleşmesi durumunda ise, teşkilatın sayısal gücünün temsil gücüne çevrilmesi kaçınılmazdır. Yaklaşık 250 bin üyesi ve 2,5 milyon da etki alanı olan bu büyük gücü elbette herkes dikkate almak durumundadır. Bu sayede önce teşkilat daha sonra da teşkilatın sorunları ile beklentilerinin daha fazla gündeme gelebileceği, bunların çözüm yollarına gidileceği, bunun yanında teşkilatın gerek meclis, gerekse sivil platformlarda daha fazla temsil imkânına kavuşabileceği düşünülmektedir