|
TÜRKÇEMİ ARIYORUM… |
İlhan SAPMAZ (E) Emniyet Müdürü |
Karamanoğlu Mehmet Beyi arıyorum.
Göreniniz,
bileniniz, duyanınız var mı? Bir ferman yayınlamıştı.
“Bugünden
sonra divan da, dergah da, bargah da, mecliste ve
meydan
da Türkçe’ den başka dil konuşulmayacak”
diye.
Yıl
13.05.1277 idi.
Hatırlayanınız
var mı?
Yusuf Yanç kardeşimiz
soruyor, var mı hatırlayanımız? Sanmıyorum, belki tek tük.
Bende 2006 yılında “Türkler Ermeni soykırımını
yapmıştır diye meclislerinden karar çıkartan ülkeleri kınamak ve Türk
gençliğinin bu hususta bilinçlenmesine katkıda bulunmak amacıyla Ankara’dan
Yozgat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Artvin, Rize üzerinden Trabzon’a elimde Türk
Bayrağım, sırtımda çantamla yürüyerek gittim. 66 gün sürdü bu yolculuğum. Hem
de Temmuz’un Ağustos’un sıcağında. Yozgat’tan geçerken gençlere Boğazlıyan
Kaymakamı Şehit Kemal Beyi sormuştum. Yozgatlı gençlerde hatırlayamadılar,
tanıyamadılar şehit Kemal’i.
Erzurum’a ulaşıp Yanıkdere
Şehitliğinde basın toplantısı yaparken yanıma gelen ortaokul öğrencilerine de
93 harbinin (1877-1878) kahramanlarından NENE HATUN’u sormuştum, onlarda Nene Hatunu hatırlayamadılar,
tanımadılar. Biri İstiklal Harbinde cepheye cephane taşıyan kadın diyerek
durumu kurtarmaya çalışmıştı aklınca. Aziziye Tabyasında yatan Nene Hatun’un
mezarı o gençlerin okuluna
Acı ve komikte olsa bir hatıramı anlatmalıyım.
Yıl 1958, Erzurum Lisesi’nin ortaokul kısmındayım.
Her gün okula giderken Pelit Meydanı ve meydanındaki Avrupa Oteli’nin önünden
geçerdim. Hiç unutmuyorum, tabelasında
“AVRUPA OTELİ VE LOKANTASI
REST ORAN” aynen
bu şekilde yazılmıştı. Rest Oran öyle yazılmıştı ki sanki o müessesenin sahibi
gibi düşünülüyordu. O yılları bilenler Bülent ORAN isimli bir sinema
sanatçısını da hatırlarlar. Bende REST’in isim ORAN’ında soy ad olduğunu sanıyordum. Yıllar geçti Polis
Koleji giriş imtihanını kazanıp Ankara’ya geldiğimde, bugünkü kadar çok
olmamasına rağmen lokantalarda restoran yazısını gördüğümde, bu rest oran denen
adamın çok zengin olduğunu, Ankara’da da bir çok
lokantası bulunduğunu düşünmüştüm. Meğerse restoran lokanta demekmiş,
Yemekhanemiz, Lokantamız ta o zamanlardan başlamış Restoran olmaya.
O günlerden bugüne inançlarımız
çalınıyor, örf ve adetlerimiz kayboluyor, manevi değerlerimiz mum gibi tek tek eriyerek sönüyor. Sıra geldi dilimize oda çalınıyor,
talan ediliyor duyanımız, görenimiz, umursayanımız var mı?
Duyduk, duymadık demeyin. Dadaşlar
diyarı Erzurum’un Palandöken’inde Türk kahvesini, kahvehanede değil bundan
böyle “ CAFE SHOW”da içeceksiniz. Afiyet olsun.
Bundan böyle bakkalımız “MARKET”, iş
hanımız “PLAZA”, sergi alanımız “SHOW ROOM”, bedestenlerimiz “GALERİA”
olmuştur. Haberiniz ola.
Ey ahali, bizim elde mesire, kır
gezintisi, “PİKNİK”, yaşa Varol sevinçleri “OLEY OLEY”
Allaha ısmarladık, uğurlar olsun güzellikleri “BYE BYE,
GOOD BYE”, güzelim merhaba “HELLO”, eyvallah ise “ÇAAVVV” olmuş duyun ve uyun
DAN DAN DAN.
Sanki Kangalımız bağırıyor HAAVV, HAAVVV
İki katlı evine “DUBLEKS” üç katlı
evine “TRİPLEKS” diyenlere birer kümes ikramiye verilecektir. DAN DAN DAN.
Ey ahali, bundan böyle köy girişlerine
“WELCOME” mahalle çıkışlarına “GOOD BYE” levhaları dikilecek, dikmeyenlere
“yoğurttan salatalıkla cacık yapılıp içirilecek” Ne demekse.
Duyduk duymadık demeyin. Gökyüzünde
yalnız gezen yıldızlar şarkısı, bundan böyle “Gökyüzünde yalnız gezen STAR lar”. Tello gider yan gider tello türküsü de, HELLO gider yan gider HELLO, şeklinde
söylenecektir. Uysada alâ, uymasada.
Televizyonda bir beslenme uzmanının
“yoğurttan salatalıkla cacık yapılıp içilirse midenin “VOLÜMÜ” daha iyi olur
sözlerini duyunca irkildim. Allah, Allah başka cacıklarda mı var diye. Sütlaçla
armudun, baklavayla karpuzun cacığıda olabilir belki
de. Midenin VOLÜM ünü de çözemedim. Cacığı yiyenin daha rahat yellenebileceğini
kastediyordu galiba. Bu uzmanı Allah ıslah etsin.
Daha nice nice
yabancı ve uyduruk sözler güzel Türkçemizi ahtapot gibi sarmakta, biz ise
kahrolarak seyretmekteyiz.
İşte 27 Aralık 1947’de Amerika ile imzalanan eğitim
antlaşmasının ürünleri yavaş ve sessizce ortaya çıkıyordu. Tarihini
bilmeyen, öğrenmeyen ve öğretilmeyen bir gençlik. Aynı gençlik ilinde,
ilçesinde kasabasında öz dilini, Türkçesini bozulmaya, yozlaşmaya götürüyordu
farkında olmadan. Besleme basın ve televizyonlarında büyük etkisi ve katkısı
vardı bu yozlaşmada.
Evet Türkün
benliğinin mührü olan dili bir yere gidiyor, belki de kasten götürülüyor. Çünkü
boyları, halkları MİLLET yapan en önemli faktörlerin başında dil birliği gelir.
Dilini kaybeden milletler sonunda yok olmaya mahkûmdurlar. Tarihin sayfaları bu
yok oluşlarla doludur.
Yusuf Yanç’ın
feryadını duyar mıyız acaba?
Türkçemiz
elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?
Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum.
Göreniniz,
bileniniz, duyanınız var mı?
Bir
ferman yayınlamıştı…
Hayal
meyal hatırlayıp ta, sahip çıkanınız var mı?
26 EYLÜL DİL BAYRAMIMIZI coşkuyla
kutlayabiliyor muyuz? Neler düşünürsünüz, neler söylersiniz bilemiyorum.