ANA KUCAĞI!...

 

Dr. Ahmet Nihat DÜNDAR[*]

 

 

            “Daire Başkanlığı yaptığım bir dönemde, sevdiğim ve dürüstlüğüne inandığım bir Genel Müdür Yardımcımız emekli olmuştu (kendisinden izin alma fırsatım olmadığı için ismini yazamıyorum) Emekli oluşundan sonra 1 ay geçmişti ve kendisinden haber alamamıştım. Davet ettim, daireye geldi sohbet ettik, kendisine hizmetlerini hatırlattık çok mutlu olarak ayrıldı. 1, 2 ay geçti gene hiçbir haber yok… Gene davet ettim geldi bu kez baskın çıkarak kendisine sitem ettim. “Bugünlere bizi ve teşkilatımızı sizler getirdiniz, pek çok emeğiniz var. Çok şükür alnınız ak bir şekilde emekli oldunuz. Allah bize de nasip etsin, niçin gelmiyorsunuz, niçin davet bekliyor, bizden uzak duruyorsunuz?” dedim. Gülümsedi... “Arkadaş, siz iş, güç sahibisiniz, sizleri meşgul etmemem gerek. Sen vefalı bir kardeşimizsin. Sen kendini bunun dışında tut ama bazılarına 1, 2 kez uğradım. Her gittiğimde gösterilen ilginin biraz daha azaldığını gördüm, veya ben öyle hissettim, onun için kimseye gitmeme kararı aldım.” demişti.

            O değerli yöneticimizle daha sonra bir kez daha bir araya geldik. Çok üzgün, mutsuz ve çaresizdi. EMEKLİ olunca gidecek fazla yeri olmadığı için evde oturmayı tercih etmişti. Kuşkusuz sürekli evde oturunca o güne kadar hiç bilmediği, merak da etmediği ev işlerine de müdahale etmiş, eşinin doğal tepkisiyle karşılaşmış, ve eşi bir gün onu karşısına alarak kendisi sözünü kesmeden dinlemesini istemişti.

Eşi hanımefendi, “Bak diyordu. Seninle çok küçük yaşta evlendik. O zamanlar ben de yalnızdım. Seni ne zaman arasam, işim var, şimdi seninle ilgilenemem, sen halledersin diyor, telsiz elinde sabah gidiyor, akşam geç saatlerde geliyordum. Çok üzülmüş, ama çaresiz katlanmıştım. O yıllarda ne istediğim yere gidebildim, ne de istediklerimi yapabildim. Önceleri çok mutsuz oldum ama sonradan alıştım. KENDİME BİR DÜZEN KURDUM…Yıllar sonra gelip benim düzenimi bozma. Gene saat 9’da daireye gider gibi evden çık, akşam 6’dan sonra daireden eve geliyormuş gibi eve dön. Lütfen beni anla…”

Değerli yöneticimiz empati yapabilen, objektif düşünebilen ve adil karar verebilen bir yöneticiydi. Gene öyle yaptı, düşündü ve kararını verdi EŞİ HAKLIYDI… Bana döndü ve “Arkadaş tasarruf et, mutlaka küçükte olsa bir büro satın al. Hiçbir iş yapmasan da sabah çıkar, işe gider gibi bürona gider, akşama eve döner eşini de benim gibi üzmezsin” dedi.

Evet sevgili okurlarım, yukarıdaki yazım “YOKSULLUK SINIRINDA YAŞANAN EMEKLİLİK” başlığıyla yayımladığım yazının bir bölümü. Yazı Çağın Polisi Dergisi’nin 97. sayısında, yani 1 Ocak 2010 tarihinde yayımlandı… Yazıda “SEVDİĞİM ve DÜRÜSTLÜĞÜNE İNANDIĞIM BİR GENEL MÜDÜR YARDIMCISI… diye başladığım ama ismini vermediğim kişi MERHUM KEMALETTİN ERTAN’dı…  

“Çağın Polisi Dergisi”nin 3.ncü sayısında yazmaya başlamıştı. DOĞRULAR ve YANLIŞLAR başlığı altında  bir anlamda kendi doğru ve yanlışlarını yazıyordu.

 

 

 

 

 

 

ÇAĞIN POLİSİ DERGİSİ_____________________________________________________                                           

                                                                                                                                                

 DOĞRULAR ve YANLIŞLAR                                                          

          (1926-10 Nisan 2011)

 

Siyah-Beyaz, İyi-Kötü gibi zıtlıkları işliyordu köşesinde ama kuşkusuz Doğru ve Yanlışın göreceli bir kavram olduğunu çok iyi biliyordu…

Doğru ile yanlışı ayırmanın aslında çok kolay olduğu, önemli olanın, doğru ile yanlış arasındaki seçimi doğru yapmak olduğunun bilincindeydi.

Onun yazısını her ayın dergisine, yayınlanacak yazılar arasına her koyuşumda; Doğrular ve yanlışlar içinde geçen yılları düşünür, geçmişin muhasebesini yapar, kendi doğru ve yanlışlarımla örtüşse de, örtüşmese de yazıya hiç müdahale etmeden koyardım.

Her ayın yazısını kendi el yazısıyla zamanında getirir, yazıldıktan sonra görür, tashihini kendisi bizzat yapardı.

Son 1 yıl içinde yazısını oğlu Levent ile gönderir, sonra tashih eder, gene geri gönderirdi. Levent Bey ile sohbetimiz onu oyalayabilecek, düşünmesini kısmen engelleyebilecek bir bilgisayar satın alması ile ilgiliydi…

Türkiye Emekli Emniyet Müdürleri Derneği DOĞRULAR ve YANLIŞLAR’ı kitap haline getirmiş ve 2008 yılında yayımlamıştı.

Aramızda yaklaşık 22 yaş farkı olmasına rağmen beni yakın bir dostu, arkadaşı olarak gördü ve çok şey paylaştık… ARKADAŞ derdi bana… Çok değerli eşini yıllar önce kaybetti. Oğlu Levent Ertan (öğretmen), kızları Demet Üstün (Emekli Emniyet Müdürü Mustafa Üstün’ün eşi) ve en küçükleri Nükhet ve torunları, herkes dönüşümlü olarak görevlerini yaptılar ama o evinden hiç ayrılmadı çaresiz kalıncaya kadar…

En son 7 Nisan 2010 tarihinde konuştuk… 10 Nisan Polis Gününde telefonumda bir cevapsız arama vardı… Baktım Kemalettin Ertan yazıyordu. Aradım karşımda o yoktu… oğlu Levent vardı… vefat etmişti. İsmine ve geçmişine uygun bir tören düzenlendi. Emniyet Genel Müdürlüğü önünde, Emniyet Genel Müdürümüz, Genel Müdür Yardımcıları, Daire Başkanları Emekli Emniyet Müdürleri, duyan gelmişti.

 

                       

 

Özgeçmişi okundu. 1926 yılında Erzurum’da doğduğu. İlköğretimi Sarıkamış’ta, Liseyi Karsta bitirdiği, Posof’ta Petoban köyünde vekil öğretmenlik yaptığı, 1951 yılında mesleğe girdiği, Polis Akademisinden mezun olduğu, Nazilli, Kemer, Bozdoğan, Polis Akademisi, Akçakoca, Bolu, Gümüşhane, Kayseri ve Emniyet Genel Müdürlüğünde değişik rütbelerde çalıştığı, Daire Başkanı, Genel Müdür Yardımcılığı ve Teftiş Kurulu Başkanlığı yaptıktan sonra 1986 yılında emekli olduğu belirtildi.

Yazılarının teması hep insan sevgisi idi…Hakkında konuşma yapma görevi bana verildi. Az, öz ama kalıcı şeyleri söylemeye çalıştım, Duamızı ettik, Namazımızı Kocatepe Camiinde kıldık… Hakkımızı Helal Ettik ve özlediği Ana Kucağına defnettik… Sevgi ve saygı ile ya’dettik… Allah rahmet eylesin…  İşte ANA KUCAĞI böyle 84 yaşında bile aranılan ve vazgeçilemeyen bir kucak…

 



[*] E.Emniyet Müdürü, Kamu Yönetimi Uzmanı, Siyaset ve Yönetim Bilimi Doktoru.