Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Yaşlanma Sürecinde Egzersiz…(13)

image002

EGZERSİZİ DURDURMAK İCİN GEREKLİ TEHLİKE İŞARETLERİ ve EGZERSİZ YAPILMAMASI GEREKEN DURUMLAR

         Aşağıdaki belirtiler gözlemlendiğinde, egzersiz hemen durdurulmalı ve
doktora danışılmalıdır.

  • Düzensiz kalp atımı,
  • Baş dönmesi, baygınlık,
  • Egzersizle ciddileşen iskelet ve kas problemleri,
  • Kusma, bulantı veya değişik rahatsızlıklar,
  • Göğüs ağrısı, kol, çene, diş ve kulağa yayılan ağrı,
  • Dengeyi kaybetmek,
  • Aşırı yorgunluk,
  • Egzersizi izleyen 5. dakikada halen dinlenme kalp atım sayısının 140’ın altına düşmemesi…

         Ritmik egzersizler, yavaş tempolu koşular veya yük altına girildiğinde normalden daha kuvvetli bir şekilde nefes verilir. Örneğin, şınav çekerken vücudu yukarı kaldırma anında veya mekik çekerken gövdeyi yukarı kaldırırken nefes vermek gerekir. Eğer bu tip bir pozisyonda yük altındayken nefes tutulursa göğüs içi basınç artar. Bu da kalpten çıkıp vücuda kan taşıyan damarlara baskı oluşmasına yol açar. Bu baskı, özelIikle beyine giden kan miktarında belirgin azalmaya neden olduğundan baş dönmesi, hatta bayılmayla sonuçlanabilir. Sonuçta yukarıda da bahsedildiği gibi, vücudu bir yük altına soktuğumuz pozisyonlarda nefes tutmayıp tam tersine vermemiz gerekir. Bu aynı zamanda kalbi ileride oluşabilecek istenmeyen büyümelerden de korumaktadır.

         Kardiyak hastalığı (myokard enfarktüsü, aritmi, kontrolsüz hiper tansiyon… ), pulmoner hipertansiyon, yeni geçirilmiş derin ven trombozu, obstrüktif akciğer hastalığı, ağır kas iskelet sistemi hastalığı ve psikojenik bozukluğu olan hastalarda egzersiz uygulanması ters etki yaratabilir.

         Egzersiz yapmak için, mutlaka bir spor salonuna gitmek gerekmez. Tüm doğal alanların bir antrenman yeri olduğu unutulmamalıdır. Hatta merdiven çıkmak bile, bir antrenmandır. Her bir merdiven basamağı çıkmanın ömrü 1 saniye uzattığı ABD’ de yapılan bir araştırma bulgusudur. 

         YAŞLANMA SAĞLIKTA BESLENME İLKELERİ 

         Genetik faktörler, ortalama yaşam süresini belirleyici etkenlerden biri olmasına karşın, beslenme yaşam kalitesini etkileyen önemli faktörlerdendir. Yaşlıların beslenme durumu ve gereksinimleri; yaşlanmayla ilgili biyolojik, psikolojik ve sosyoekonomik değişimlerle ilişkilidir. Yaşlılıkta besin gruplarından bireyin beslenmesinde uygun olan besinler seçilerek, her öğünde karışık beslenme ile enerji ve besin öğelerinin vücuda yeterince alınması sağlanmalıdır.

         Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda, enerji sınırlaması yapılan grupla, dilediği şekilde beslenenler karşılaştırıldığında, orta düzeyde enerji sınırlamasının yaşam süresini artırıcı etkisi olduğu belirlenmiştir. Yaklaşık 2 yıl süren bir çalışmada, diyet enerjisindeki % 25’lik azalmanın, yaşam süresini %15 artırdığı saptanmıştır. Enerji sınırlaması uygulanan deney grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında, enerji sınırlaması yapılan grupta, vücut ağırlıkları ve vücut yağlarının daha az, yağsız vücut ağırlıklarının ise daha fazla olduğu belirlenmiş, diş kaybı, aktivite azalması ve yürüme zorluğu gibi yaşlılık belirtilerinin daha geç başladığı saptanmıştır, On yıllık dönemdeki hayvan ölümleri kıyaslandığında, kontrol grubundaki 7 ölüme karşılık, deney grubunda sadece 3 ölüm olduğu belirlenmiştir. Enerji alımındaki azalmanın böbrek hastalığı, ateroskleroz (kalp hastalıkları ve inme) ve tümör oluşumu gibi bazı kronik hastalık risklerini azalttığı da belirlenmiştir. 

         SAĞLIKLI BESLENEN YAŞLI… 

         Eğer; kendiniz ya da çevrenizdeki bir yaşlıda, aşağıda özetlenen belirtiler varsa, beslenme ve aktivite yetersizliğinden söz edilebilir. 

  • Kas kaybı,
  • Ağırlık kaybı ve kazanımı,
  • Diş kaybı ve ağız yaraları,
  • Sık hastalanma, enfeksiyon sorunlarıyla uğraşma,
  • Daha fazla ilaç kullanma …        

         Bunlar ve benzeri sorunlar görüldüğünde, dikkatli olmalı ve çözüm üretmekte hızlı davranmalısınız! 

         Kırsal kesimde yaşayan yaşlı nüfusun, sağlıklı beslenme önerisi olan; sebze meyve tüketimlerinin fazla olduğu ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu olan yürümeyi sevdikleri saptanmıştır.       

         Yaşlılarda zenginleştirilmiş besinlerin tüketimi ve egzersizin (güç, koordinasyon, esneklik, dayanıklılık) etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada; fizyolojik miktarlarda mikrobesin öğesi içeren zenginleştirilmiş besinlerin, yaşlılığa bağlı azalan ve klinik metabolik yetersizlik durumu ile pekişen bazı metabolitler (homosistein, metil malonik asit) üzerinde yararlı etkileri olduğu, B vitaminlerinin mental sağlığı, egzersizin ise; ölçülen metabolitleri etkilemediği bulunmuştur. 

         Yaşlılıkta kas gücü ve fiziksel performansın serbest radikallerin neden
olduğu oksidatif hasarla ilişkili olabileceği bildirilmektedir. Yapılan bir çalışmada; 65 yaş üstü, 986 bireyin diyetle antioksidan alımları ve plazma konsantrasyonları, kas gücü ve fiziksel performanslarının ilişkisi incelenmiştir. Plazma antioksidan düzeyi ile performans ve kuvvet arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Antioksidanların (özellikle C vitamininin) diyette yüksek miktarda alımının, yaşlı bireylerde iskelet gücünü artırdığı sonucuna varılmıştır.

         İyi fonksiyon gösterebilen yaşlı bireylerde, sağlıklı davranışlara örnek olarak, ağırlık kaybı isteği bulunmaktadır. Bu istek, fazla kilolularda daha fazla olmasına karşın bu kişilerde depresif belirtiler de görülebilmektedir. Ağırlık kaybı amacı olanların ayrıca yeme davranışları daha iyi, yaşam şekilleri daha aktiftir. Yaşlı bireylerde ağırlık kaybı stratejilerine daha iyi odaklanmak için, bu konunun daha fazla dikkate alınması gerekmektedir. 

         Yaşlı bireylerin vücut bileşim değişiklikleri; 53 erkek, 78 kadın katılımcıda incelenmiştir. Yağ kütlesinin her iki cinste de yüksek olmasına karşın, erkeklerde daha düşük olduğu saptanmıştır. Vücut ağırlığının korunması, yavaş ağırlık kazanımı ve yağsız doku kaybının azalmasında yaşam stili  değişikliklerinin (egzersiz) katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır.

 

         Yaşlı bireylerde çeşitli risk faktörlerinin etkileşimi sonucu serum D vitamini düzeylerinde yetersizlikler görülmektedir. Bu durum özellikle proksimal kasların zayıflığına (bacaklarda ağrı, erken yorulma, merdiven çıkma ve sandalyeden kalkmada zorlanma olarak açıkça görülmek neden olarak fonksiyonel hareket yeteneğini sınırlamakta, yaşlılarda düşme ve kırılma riskini artırmaktadır, Yaşlı bireyler; diyetle D vitamini alımının azalması, güneş ışığından yararlanmada azalma, böbrek ve karaciğerde hidroksilasyonun azalması gibi çeşitli risk etmenleri nedeniyle D vitamini yetersizliğine karşı eğilimlidir. Kalsiyum alımının ve aerobik egzersizin birbirlerinden bağımsız olarak kemiğin mineral yoğunluğuna farklı etkilerle yararlı olduğu gösterilmiştir.

         Ortalama olarak yaşlı bireylerin %33’ü yılda en az bir kez düşmekte, bunların %6-7’si kırık ile sonuçlanmaktadır. D vitamini yetersizliği özellikle postural denge, yürüme ve düşme ile ilişkili bulunmuştur. Yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlar; yaşlı bireylerde kas fonksiyonlarının yetersiz D vitamini durumundan etkilendiğini, D vitaminin diyete ek alımının; kas gücü, yürüme uzunluğu, fonksiyonel yetenek ve vücudun postürünü geliştirdiğini göstermektedir. Kemik yoğunluğundaki gelişmeye bağlı olarak düşmelerin ve kırıkların azaldığı gösterilmiştir. 

         Yaşlı bireylerde D vitamini yetersizliği, kas fonksiyonunu etkileyen etmenlerden sadece biridir. Ancak D vitamini yetersizliği kas zayıflığına yol açtığı için, risk gruplarında (zayıf, eve bağımlı yaşlılarda) D vitaminini yeterli tüketmenin kas gücü ve fonksiyonel yeteneği koruduğu gösterilmiştir. 

         Eve bağlı yaşayan, yaşlı erkeklerde alt ekstremite performansının besin alımıyla (kalsiyum, D vitamini, magnezyum, fosfor) ilişkili olduğunu doğrulamak amacıyla yapılan bir çalışmada; bu besin öğelerinin yetersiz alımı ve yüksek BKİ’nin alt ekstremite performansının düşmesi ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu çalışmalar; yaşlı bireylerin evde bağımsız yaşaması ve yeterli beslenme durumlarının korunmasına yardımcı olmanın önemini göstermektedir. 

         Beslenme durumlarının iyileştirilmesi, fiziksel aktivitenin artırılmasını hedef alan stratejiler geliştirmeye gerek duyulmaktadır. Yapılacak çalışmalarla, eve bağımlı yaşlı bireylerin beslenme durumlarının fiziksel performanslarını korumaya ya da bozulmasına etkileri, yapılacak yeni çalışmalarla araştırılmalıdır. 

       BESLENME ÖNERİLERİ 

         Herhangi bir tıbbi sorunu olmayan, sağlıklı yaşlı bireyler (≥ 70 yaş) için diyet önerilerini içeren besin piramidi Şekil I’de gösterilmiştir. 

       Şekil-I: Yaşlılar için modifiye besin piramidi’

image004

         Yaşlı bireyler, genç bireylere göre daha az aktif olduklarından, aynı ağırlığı koruyabilmek için, daha az enerjiye gerek duymaktadır. Buna karşın, bazı mikro besin öğeleri gereksinimleri ise genç bireylerle kıyaslandığında, aynı düzeyde ya da daha fazla olabilmektedir. Özellikle gereksinim duyulan bazı besin öğeleri; antioksidanlar (serbest radikallerin zararlı etkilerinden korunmak için), D vitamini ve kalsiyum (güçlü kemik yapısının korunması için), folik asit (mental fonksiyonları korumak, kalp hastalıkları ve inme görülme sıklığını azaltmak için) ve B12 vitaminidir (sinir fonksiyonlarını korumak ve bunama riskini önlemek için). B12 vitamini, D vitamini ve kalsiyum, diyetle yetersiz alım söz konusu ise, supleman (beslenme desteği) şeklinde önerilebilmektedir. 

         Su gereksinimi 

         Kabızlık ve dehidrasyon riskinde artış nedeniyle, yaşlı bireylerde sıvı alımı artırılmalıdır. Yaş ilerledikçe susama duygusundaki azalmadan dolayı, özellikle su içimine gereken önemin gösterilmesi gereklidir. Bütün biyolojik gereksinimler için; günde en az 8 bardak (1.6 litre) su içimi önerilmektedir.

         Yeterli posa tüketimi 

         Çoğu yetişkinde görülen barsak sorunları ve yetişkinlerde görülme sıklığı artan iki önemli hastalık olan; kanser ve kalp-damar hastalıklarına karşı korunmada ve normal barsak fonksiyonlarının devamlılığının sağlanmasında, yüksek posalı diyet (kuru baklagiller ve meyve gibi) önemli yer tutmaktadır. 

         Yaşlılıkta Temel Beslenme İlkeleri 

  • Uygun vücut ağırlığı korunarak, şişmanlıktan kaçınılmalı,
  • Her öğünde dengeli olarak dört besin (sebze -meyve, tahıllar, et, süt ve ürünleri) grubundan tüketilmeli,
  • Yağ tüketimi sınırlandırılmalı, katı yağ yerine sıvı yağ kullanılmalı, kırmızı et yerine beyaz et tercih edilmeli,
  • Yaşlılarda tat alma yeteneği gün geçtikçe azalmaya başlamaktadır. Çeşitli sağlık problemlerinin de ortaya çıkması nedeniyle tuz kullanımı iyi ayarlanmalı,
  • Yemekler az tuzlu ya da tuzsuz pişirilmeli,
  • Şeker, tatlı ve hamur işi tüketimi azaltılmalı,
  • Gastrointestinal sistemdeki değişiklikler nedeniyle ortaya çıkan kabızlığı önlemek için, posa tüketimi artırılmalı,
  • Her gün 3-5 porsiyon meyve sebze tüketilmeli,
  • Haftada 2-3 kez kurubaklagil tüketilmeli,
  • Bedensel işlevlerin sürdürülmesi için, su tüketimi artırılmalı,
  • Osteoporozu önlemek için, günlük en az 500 mg kalsiyum tüketimi
    sağlanmalı, süt ve süt ürünlerinin tüketimi artırılmalı.:
  • Demir eksikliğini önlemek için, günlük 30 mg demir alınmalı,
  • Alkol ve kafein tüketimi sınırlanmalıdır. 

         Yaşlılar, hayatı düzenli yaşamalıdır. Beslenme; az yağlı, az tuzlu, düşük enerjili, sigarasız ve alkolsüz olmalıdır. 

            YAŞLILARDA BESLENME DESTEK ÜRÜNLERİ KULLANIMI

            Yararları ve Zararları 

         Yaşlılar için B12 vitamini, kalsiyum ve D vitamini, gerekli besin desteği olarak kabul edilirken, çoğu kişi daha sağlıklı olmak ve genç kalmak gibi nedenlerle diğer besin desteklerini denemek istemektedir. Besin destekleri kullanmadan önce, gerçekten gereksinim olup olmadığının üzerinde önemle durulmalıdır. Besin destekleri kullanımı iyi bir fikir gibi görünse de, FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) desteklerin güvenirliği ve yararlılığı konusunda eksiklikler olduğunu, marketlerde satışı yapılan ürünlerin iyi bilimsel verilerle desteklenmediğini ve üreticilerin doğru olmayan iddialarda bulunduklarını belirtmiştir. Bazı desteklerin sağlığı destekleyici özellikleri kanıtlanmasına karşın, ağır metal içeren bazıları ise, sağlığı tehlikeye atabilmektedir. 

         Beslenme destek ürünlerinin kullanımı, giderek artan bir şekilde önerilmektedir. Önerenlerin mantıklı nedenleri şu şekilde özetlenebilir. Hücrelerin optimal olarak çalışabilmeleri için, yeterli vitamin, mineral, amino asit ve esansiyel yağlara gereksinimi vardır. Diyetle bu ögeler yeterli alınırsa, destek tedavisine gerek kalmamaktadır. Her gün 6-8 kez sebze ve meyve tüketimi önerilmektedir. Ancak bu öneri, az sayıda kişi tarafından, uygulanabilmektedir. Sebze ve meyve tüketimi ile vitamin, mineral ye antioksidanlar sağlanmaktadır. Sebze ve meyvelerin toplanma, depolarına, taşınma, pişirilme ve ısıtılma sırasında besin değerinde azalmalar olmaktadır. Ayrıca sebze ve meyvelerde bulunan mineraller toprak yapısı ve toprakta bu minerallerin bulunma durumuna bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Yapılan çalışmalar sonucu; Avustralya’da % 55, ABD %85 oranında toprak mineral oranında azalmalar olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, omega 3 yağ asidinin kalp hastalığını önleyici etkileri ve soğuk su balıklarının tüketiminin yeterli olmaması nedeniyle, besin desteği olarak kullanımı önerilmektedir. 

         Kullanılan destekler, ilaçlarla etkileşime girerek ciddi reaksiyonlara neden olabileceği için, kullanım konusunda mutlaka doktor ve diyetisyene danışılmalıdır. Örneğin; K vitamini, warfarinin (Coumadin) etkisini azaltarak, kan pıhtılaşmasını artırıcı etki gösterebilmekte, kalsiyum, bazı ilaç ve antibiyotiklerde olduğu gibi kalp ilacı digoksin (digitek, lanoxin) ile negatif bir etkileşim içerisine girebilmektedir. Bazı vitamin ve mineraller ise (örneğin A vitamini), aşırı dozlarda alındığında, sağlık durumunu daha da kötüleştirebilmektedir. 

         Sağlıklı beslenme önerilerinde bulunan uzmanlar, en önemli besin gereksinimlerinin sağlıklı besinlerle ve doğal yolla karşılanabileceğini belirtmektedir. Bazı vitamin ve mineral destekleri, besin öğelerinin doğru miktarlarda alınması için yaşlı insanlara destek olabilir, fakat besin desteklerine dayalı bir diyetin yeterli ve dengeli beslenme yerine geçmeyeceği unutulmamalıdır. 

         B12 vitamini: çoğu yaşlı insanda emilim bozukluğundan dolayı, vitamin B12 eksikliği görülebilmektedir. Bu durumda ya 2.4 mcg/gün dozunda bir destek ya da B12 vitamininden zengin besinlerle birlikte besin desteği önerilmektedir. B12 vitamini içeren besinlerle gereksinimi karşılamak, bazı durumlarda zor olabilir. Diyet önerilerinde, 50 yaşın üzerindeki bireylerin, kahvaltılık tahıl gevreği gibi B12 vitamini ile zenginleştirilmiş yiyecekler tüketmeye teşvik edilmesi ya da destek kullanımının gerekliliği vurgulanmıştır. 

         D vitamini: Yaş ile birlikte, vücutta D vitamini yapımındaki (güneş ışınlarından korunmaya bağlı olarak) azalmanın yanısıra besinlerden emilim de azalmaktadır. Yaşa bağlı kemik kaybını önlemede, D vitamini önemli yarar sağlamaktadır. Yetişkinler için günlük önerilen miktar, 1000 lU’dir ve D vitamininden zengin besinlerin (zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıl gevrekleri, ton ve uskumru gibi yağlı balıklar) tüketimi önerilmektedir. Gereksinim duyulduğunda besin desteği alınabilir. Çoğu ürün 400 IU D vitamini içermekte, bu nedenle D vitamininden zengin besinlerle birlikte günde 1-2 tablet tüketim yeterli olmaktadır.

         Kalsiyum ve D vitamini postmenapozal dönem için gereklidir. Kemik mineral yoğunluğunu artırarak yaşlı insanlarda görülebilecek kalça ve diğer bölgelere yönelik kırık risklerini azaltmaktadır. Uzmanlar yetişkinler için, günde 1200 mg kalsiyum ve 1000 IU D vitamini önermektedir. Kalsiyum desteğinin 500 mg ve daha az dozlarında, emilim daha fazladır. Eğer fazla miktarda alım söz konusu ise, bölünerek alınmalıdır.

         Yaşlılık sürecinde antioksidanlar yönünden zengin beslenme ve beslenme destek ürünü kullanmak gerekli midir? 

         Günümüzde; antioksidanlar, prooksidanlar, oksidatif stres gibi terimler sıklıkla kullanılmaktadır. Ayrıca, sayıları giderek artan bilimsel yayınlarda da konunun önemi vurgulanmaktadır. Vücudumuzda oluşan biyokimyasal reaksiyonlar sırasında “serbest radikal” adı verilen, çok hızlı reaksiyona girerek özellikle hücre zarına veya hücre içindeki bilgi bankası olarak bilinen DNA’ ya zarar veren maddeler oluşmaktadır. Hücreye zarar veren bu oksitleyici serbest radikallerin zararsız hale getirilmesinde rol oynayan maddeler “antioksidan madde” veya kısaca “antioksidan” olarak bilinmektedir. Oksidasyonun kanseri tetikleyebileceği, kanser hücrelerinin yayılmasını engelleyen bağışıklık sistemine zarar verebileceği bildirilmektedir. Oksidasyonun yaşlanma sürecinin tek sorumlusu
olmasa da, önemli bir parçası olduğu bilinmektedir. Antioksidanlar düzenli tüketildiğinde, yaşlılıkla ilgili bazı sorunların (özellikle, kanser, damar sertliği, katarakt… ) geciktirilmesine katkı sağlamaktadır. 

         Fransızlar aşırı yağ tüketmelerine karşın, koroner arter hastalığına daha az yakalanmaktadır. Bu durum “fransız çelişkisi” olarak bilinmektedir. Bu çelişkinin nedeninin Fransızların düzenli kırmızı şarap ve üzüm suyu tüketmeleri olduğu sanılmaktadır. Kırmızı şarapta bulunan flavonoidler ve diğer fenolik bileşiklerin antioksidan özellikleri ile, düşük yoğunluktaki lipoproteinlerin oksidasyonunu engellediği ve böylece aterojenik hastalıklara karşı koruyucu oldukları düşünülmektedir. Ancak mevcut bilgiler; A, C, E vitaminIeri ve beta karotenin kardiyovasküler hastalıkları kesin olarak azalttığını göstermemektedir. Hatta bazı kişilerde, an tioksidanların zararlı etkileri görüldüğü belirlenmiştir. E vitamini desteğinin kardiyovasküler hastalıklar ile kansere karşı koruyucu olduğu ileri sürülmektedir. Kanser tedavisi sırasında, birçok hastaya tedavinin uzun vadedeki zararlı etkilerine karşı, E vitamini ve diğer antioksidanlar önerilmektedir. Ancak bu desteğin etkinliği ve antioksidanların güvenliği tartışmalıdır. Kanser tedavisi antioksidan durumunu olumsuz etkilemektedir. Ancak konu ile ilgili çalışmalara gerek duyulmaktadır. Birden fazla nedene bağlı hastalıklarda ise, altta yatan nedenler arasında vücut dengesinin bozulmasının da yer aldığı düşünülmektedir. Bu hastalıklardan ateroskleroz, hipertansiyon, iskemik hastalıklar, Alzheimer, Parkinson, inflamatuar hastalıklar ve kanserin esas olarak prooksidan ve antioksidan dengesindeki bozulmaya bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Bu hastalıklarla ilgili yeterli klinik kanıt olmadığı için, antioksidan tedaviye ikincil önem verilmesi tercih edilmektedir. Pek çok besin, bileşiminde reaktif oksijen bileşiklerini etkisizleştiren antioksidan moleküller içermektedir. Bu antioksidanları yeterli miktar ve çeşitlilikte içeren besinler, sağlıklı yaşlanmada önemli avantajlar sağlamaktadır. Ancak, antioksidan desteklerin yeterli kanıt olmaksızın kullanımı yerine, bitkisel besinlerin tüketimi önerilmektedir. 

ÖNEMLİ !… Antioksidanlar bulundukları besinler, sağladığı destekler 

LİKOPEN: Kalın barsak, prostat ve meme kanserine karşı koruyan; domates, karpuz, pembe greyfurt, kayısıda bulunan güçlü karotenoid (A vitamini öncüsü) dir.

LUTEİN: Yaşlılığa bağlı “makula dejenerasyonu”na karşı direnci artıran; havuç, ıspanak, domateste … bulunan doğal karotenoiddir.

SELENYUM: Prostat kanserine karşı koruyucu, güçlü, antioksidan bir mineraldir. Zengin kaynakları; deniz ürünleri, böbrek, yürek ve diğer etlerdir.

KATEŞİN ve EPİGALLOKATEŞİN: Kalp damar hastalıkları ve kanserden koruyan, çayda bulunan güçlü antioksidanlardır.

KUVERSETİN: Damar hastalıkları ve kanserden korunmada, antioksidan savunmayı güçlendiren; elma ve soğanda bulunan doğal bir antioksidandır.

RESVERATROL ve ANTOSİYANİNLER: Özellikle kalp damar hastalıklarına karşı ciddi koruma sağlayan; üzüm, üzüm suyu ve çekirdeğinde bulunan antioksidandır.

ALFA LİPOİK ASİT: Hücrelerde antioksidan savunmayı güçlendiren, C ve E vitamininden daha güçlü antioksidandır. Yağsız, az yağlı kırmızı et, mayalı- kepekli ekmek ve tahıllarda bulunmaktadır.        

         Antioksidan tabletlerin, besinlerle alınan kadar yararlı olup olmadığı tam
açıklığa kavuşmamıştır. Besinlerle alınan antioksidanların biyolojik yararının daha fazla olduğu bildirilmektedir. Bunun nedeni; besinin içinde bulunan farklı öğelerin birlikte tüketiminin etkiyi artırması, sindirim sistemi ve hücrelerde doğal antioksidanların daha kolay kullanımıdır.
Kısaca; besinlerle alınan antioksidanlara daha fazla güvenilmelidir. Antioksidan ürünler salın alınırken, iyice incelenmeli ve sorgulanmalıdır. Konu ile ilgili bilgi; mağaza görevlileri ve pazarlamacılardan değil, sağlık profesyonellerinden edinilmelidir.

         Besin desteği kullanmadan önce, doktor ve diyetisyen tarafından aşağıdaki soruları cevaplamanız istenmektedir.

 1.     Günde 2 öğünden az mı yemek yersiniz?

2.     Diyetinizi sınırlandırır mısınız (örneğin et, süt ve süt ürünleri tüketmez misiniz?)

3.     Günde 5 porsiyondan az mı sebze-meyve tüketirsiniz?

4.     Hiç çabalamadan, son 6 ayda 10 kg’dan fazla ağırlık kazandınız ya da kaybettiniz mi?

5.     Günde 3 veya daha fazla reçete edilmiş ya da tükettiğiniz ilaç var mı?

6.     Bir günde 3 kadeh veya daha fazla alkollü içecek tüketir misiniz?

7.     Ürünlerin yararlarını biliyor musunuz?

8.     Nasıl?

9.     Ne zaman?

10.  Ne miktarda kullanıyorsunuz? 

         Hiçbir vitamin desteği, hekim ve diyetisyene danışılmadan alınmamalıdır. Çünkü fazla miktarda (aşırı doz) tüketildiğinde zararlı olabilmektedir. Vitaminler vücuttaki görevlerini yerine getirebilmesi için, ne çok az ne de çok fazla alınmalıdır. Fazla miktarda tüketildiği takdirde, yorgunluğa (özellikle C ve E vitamini) neden olmaktadırlar. Kendinizi çok kalabalık bir caddede yürüyor gibi düşündüğünüzde, kalabalıkta ilerlemeniz nasıl zorlaşırsa, aşırı vitamin tüketildiğinde benzer durumla karşılaşılmakta, fazla vitamin tüketimi bu kalabalığa benzemektedir.

         Sonuç olarak; yaşlanma ile kas kütlesindeki azalma ve kas hücrelerindeki moleküler ve biyokimyasal değişmeler kaçınılmazdır. Kişinin yaşına, kalp damar kapasitesine göre düzenlenecek beslenme ve egzersiz programı, yaşam kalitesinin yükseltilmesi için en önemli tedavi seçeneğidir.