|
Mustafa AYDIN
(E) 1. Sınıf Emniyet Müdürü |
SOKAK ÇOCUKLARI
Tehlikede ve Tehlikeli Olmak
Çoktandır yazmayı düşündüğüm “sokak çocukları” na nihayet sıra geldi. Neden sokak çocukları? Çünkü ülkemizin gündeminde var olan, çözümü toplumsal duyarlılıkları gerektiren önemli sorunlardan biri de sokak çocukları konusudur.
Sokak çocukları sorununun ortaya çıkışının yeni olduğu söyleniyorsa da aslında doğru olan, sorunun farkına yeni varıyor olmamızdır.
Kimdir sokak çocukları? İşte bu soru çok önemli. Hangi alanda olursa olsun sorun olan konu, doğru anlaşılıp, doğru algılanmıyorsa, çözümü de o kadar zor oluyor ve hatta bazen de hiç mümkün olamıyor.
Sokaktaki her çocuk, burada konu olan sokak çocukları kategorisinde değildir. Sokakta, mendil, kalem, sakız vb. satarak aile bütçesine katkıda bulunan çocuklar, belirli yaş grubunda olup ağır işlerde çalıştırılan çocuklar ve sokaklarda dilenciliğe yönlendirilmiş olan çocuklar, çocuk istismarcılığı konusuna girerler.
Sokak çocukları denilince; sokağın özgür ortamını kendilerine mekan edinmiş, aile ve toplumla bağları oldukça zayıf veya tamamen kopuk, suç işlemeye açık, uyuşturucu, uyarıcı ve bally (bali), tiner gibi uçucu madde kullanımına karşı son derece duyarlı bulunan çocuklar akla gelmelidir. Bu tanımlamaya göre, “sokak çocukları” kavramından, “sokaktaki çocuklar” şeklinde genel bir anlam çıkarılamayacağı açıktır.
Polis olduğum 60’lı yılların sonlarında, sokak çocukları tabirinin kullanıldığını pek hatırlamıyorum. Onlara “köprüaltı çocukları” deniyordu. Sayıları da o kadar fazla değildi. Gün içerisinde ortalıkta görünmezler, geceleri sokak başlarında küçük gruplar halinde karşımıza çıkarlardı. Köprü altlarında karton kutular üzerinde yatar, kalkarlardı. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Bursa gibi büyük illerin dışında fazlaca yaygın değillerdi. Doğrusu o zamanlar sokak çocuklarının içinde bulunduğu durum bugünkü kadar bize endişe verici gelmiyordu. Masum bir görüntü içerisinde olduklarından onlara şefkat ve merhametle bakılıyordu.
Ne var ki giderek sokak çocuklarında, büyük kentlerden başlayarak ülke genelinde hızlı artışlar olmaya başladı. Günün her saatinde ve her yerde onlara rastlar olduk. Prof. Dr. Oğuz POLAT’ınifadesiyle zamanla “bu çocuklarımızın evleri sokaklar, çatıları da gökyüzü olmuştu”.
İlerleyen yıllarda köprü altı yerine terk edilmiş evler, inşaat alanları ve bankamatikler, sokak çocukları tarafından kullanılan mekânlar haline geldi. Masumane görüntüler ise, yerini ellerinde ki kese kağıtları içerisinde bulunan tiner şişelerini koklayan ürkütücü sokak çocukları görüntülerine terk etti. Belki de böyle olmak zorunda idiler. Çünkü, sokakta yaşamanın bir kuralı ve bir bedeli vardı. Hırsızlık, kapkaç, gasp, yaralama, uyuşturucu kuryeliği ve daha bir çok şahsa ve mala karşı işlenen suçlar için hazır potansiyel olan bu çocuklar, tehlike de olma durumundan tehlikeli olma haline doğru adım atmakla karşı karşıya bırakılmışlardı. Başka bir ifade ile sokak çeteciliği, bu çocukların kimlik boşluğunu, kendi öngördüğü kimliği dayatarak doldurmaya başlamıştı bile.
Çocukları sokağa iten çok çeşitli nedenler vardır.
- Bir aileye sahip olmayıp, yetim ya da aileleri tarafından reddedilmiş olabilirler.
- Parçalanmış ailelerin bireyi olabilirler.
- Çözülememiş ekonomik, sosyal ve kültürel problemler yaşıyor olabilirler.
- Fiziki ya da cinsel istismara uğramış olabilirler.
Genellikle 5-17 yaş grubunda bulunan sokak çocuklarının sayılarının hesaplanması oldukça zordur. Bu konuda farklı tahminler olsa da dünya çapındaki sayının 100-150 milyon arasında değiştiği ifade edilmektedir. Türkiye’de ise sokak çocuklarının sayısının 100 binin üzerinde olduğu sanılıyor.
Gerçekten de gerekli önlemler alınmadığı takdirde sokak çocukları, süreç içerisinde hem tehlike de olmak ve hem de tehlikeli olmak gibi değişken kimlik yaşamak durumundadırlar. Onları sokaklarda bekleyen başlıca tehlikeler;
- Şiddete maruz kalma,
- Kaçırılma, öldürülme,
- Suça yönlendirilme,
- Bulaşıcı ve tehlikeli hastalıklara yakalanma,
- Fiziksel ve cinsel istismar,
şeklinde sıralanabilir. Özellikle uçucu madde kullanımı denilince akla hemen sokak çocukları gelmektedir. Çocuklar sokakta yaşamı sürdürmenin yarattığı ağır koşullara ve maruz kaldıkları tehlikelere karşı ayakta durabilmek için bedensel ve duygusal güç oluşturmak, cesaret toplamak ve utanma duygusunu yok etmek isterler. Bunun için de oldukça ucuz ve kolay temin edilen tiner ve bali gibi maddelerin kullanımına saparlar, çok kısa bir zaman içerisinde de bağımlı hale gelirler.
Toplumun geleceği, çocukların eğitim, güvenlik ve kendi gelecekleri açısından var olan olumsuzluklara ilave olarak, kriminal açıdan çocuk suçluluğu olgusu da önemli bir yer tutmaktadır. İşte bu noktada tehlikede olan çocuklar artık ürkütücü, korkutucu ve kamu güvenliği açısından tehlikeli olmaya başlamışlardır.
Son on yılda, bu konuda en uzun geçmişe sahip bir metropol olan İstanbul başta olmak üzere, büyük kentlerimizden itibaren, ülke genelinde sokak çocuklarının sayısında ve çocukların işlediği suçlarda önemli artışlar olduğu kaydedilmektedir.
Resmi ya da sivil kurum ve kuruluşların sokak çocuklarının rehabilitasyonu doğrultusundaki gayretlerinin, arzulanan sonucu sağlamadığını görmekteyiz. Tıpkı her türlü kampanya ve etkinliklere, bilimsel forum ve sempozyumlara rağmen bir türlü
trafik kazalarını aşağıya çekemediğimiz gibi. Bu konuda idarenin derneklerin ve diğer sivil gönüllü kuruluşların gösterdiği performansı göz ardı etmemekle birlikte, hedefimiz sürekli yara tedavi etmek olursa, yaralının sayısında hiçbir azalma sağlanamaz. Bunu da görmek durumundayız. O halde, kısa vadede sokak çocuklarının rehabilitasyonu ile yara tedavi edilirken, uzun vadede yaraların oluşmaması için kalıcı ve etkin projelerin hayata geçirilmesinde zaruret olduğu ortadadır.
Prof. Dr. Oğuz POLAT: Adli Tıp öğretim üyesi, özellikle çocuklara yönelik şiddet konusunda akademik çalışmalar yapmakla tanınıyor. Sokak çocukları Rehabilitasyon Derneği ve çocuğu, İstismardan Koruma ve Rehabilitasyon derneklerinin Başkanlığını yürütüyor. 1995’ ten bu yana UNICEF danışmanı.