Ana Sayfaya Gider
Temudder
Ana Sayfa | Yazı Ekle | Künye | Abonelik | Yazarlar | Ziyaretçi Defteri | Okur Hattı | Arşiv | Ara | Son Sayı | Eski Sayılar
18 Mayıs 2012-Cuma
Manşetler
ÜYE GİRİŞİ
  Kullanıcı Adı :
Şifre :
  Devamlı Bağlı :
   
 
 

Üye olarak dergide yayınlanmak üzere yazı gönderebilirsiniz.


ANA MENU
KATEGORİLER
ÇOK OKUNAN MAKALELER
 POLİS AMCA
 ÖDÜLLÜ ŞİİR YARIŞMASI
 RİSK YÖNETİMİ VE HALKLA İLİŞKİLER
 BİLİRİM(ŞİİR)
 18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ
 TOPLUMSAL ÇATIŞMALARIN ÇÖZÜMÜNDE...
 DEVRİMCİ-YOL DAVASINDA ZAMANAŞIMI
 BİR DAMLA PETROL İTHAL ETMEYELİM
 TÖRE HUKUKUNDAN ÇAĞDAŞ ANAYASALARA
 CEZA MUHAKEMESİ HUKUKU
MAİLLİST
Makaleleri ve sitemizdeki gelişmeleri anında mail adresinizde görmek istiyorsanız mailliste kayıt olun.
» Adınız ve Soyadınız :
» E-mail Adresiniz :
ÇOK YORUMLANAN MAKALELER
 ŞEHİT EMNİYET MÜDÜRÜ...
 MUTLULUK
 ÇAĞIN POLİSİ DERGİSİ ŞİİR YARIŞMASI...
 DÜNYADA GÜÇLÜ TÜRKİYE İÇİN...
 POLİS 8 SAAT ÇALIŞIRSA
 KADIN CİNAYETLERİNİN PANAROMİK ANATOMİSİ
 POLİSİN TEMSİL SORUNU
 ÜNAL ERKANA DAİR BİR ANI
 ÜLKEMİZDEKİ CAMİ EFLASYONU VE CEMAAT EROZ
 ÇOCUKLAR VE GENÇLER ÜZERİNDE ÖFKENİN TANI
İSTATİSTİKLER
» Makale Sayısı
2727
» Bekleyen Makale Sayısı
5
» Yazar Sayısı
270
» Okunma Sayısı
1642269
» Kategori Sayısı
125
» Alt Kategori Sayısı
257
» Online Kişi Sayısı
12
» Bugünkü Ziyaretçi Sayısı
298
» Tekil Tıklama
208458
» Çoğul Tıklama
2733280
ANKETLER
Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?
Çok güzel
Güzel
Normal
Kötü
Berbat

Sonuçları Göster
Geçmiş Anketler
 GÜVENLİK YÖNETİMİNDE BÜTÜNCÜL MODEL (1)
Çağın Polisi Dergisi Sayı 121-Yazılar | 17.01.2012 | | Hit : 252 | Yorum : 0


|

 
Kemal Aytekin Akseli
2. Sınıf Emniyet Müdürü Polis Akademisi Öğretim  Görevlisi                    
 
GÜVENLİK
 
YÖNETİMİNDE
 
BÜTÜNCÜL MODEL (1)
 
      Türkiye’nin Parçalı Sınır Güvenliği Yönetimi Politikasından Dönüş, Bütüncül Güvenlik  Yönetim Modeli Doğrultusunda Olmalıdır.

          Avrupa Birliği, geçen yüzyılın sonları itibariyle başlayan ve pek çok saiki  bulunan küresel hareketler ve yine buna paralel olarak da, başta yasa dışı göç olmak üzere terör ve uyuşturucu madde kaçakçılığı v.b. pek çok türdeki suç dalgasından olumsuz etkilenen sosyal, ekonomik ve siyasal yapısını koruma ihtiyacı duymuş ve bunun için de öncelikle sınırlarına yönelerek üye ülkeleri arasında ortak sınır politikası belirlemiştir. Bu minvalde, adaylık süreci de dikkate alınarak Türkiye’nin mevcut sınır yönetim politikası da incelenmiş ve Sınır Polisi/ Muhafızı adıyla, sivil ve tek bir otorite altındaki yeni bir yönetimle sınırların korunması gerektiği tespitinde bulunulmuştur. Bu tespitten hareketle Türkiye’de de sınırların AB örneklerine benzer şekilde korunmasını sağlamak üzere “Sınır Muhafaza Teşkilatı” adıyla yeni bir idari yapılanma çalışmalarına başlanmıştır. Ancak yeni politika oluşturma çalışmaları yapılırken politikanın dayanacağı bütün unsurların doğru tespit ve tahlil edilmiş olması ve yeni güvenlik yönetim modelinin de buna göre belirlenmesi büyük önem arz etmektedir.

          Türkiye’nin Mevcut Sınır Güvenliği Yönetim Politikası

          Bir ülke için sınır güvenliği politikasının varlığı; fiziksel sınırların, devlet tarafından bu sınırlar üzerinde tayin edilmiş yasal geçiş noktalarının, bu düzlemde güvenliği temin eden ve yöneten idari kurum ya da kurumların ve doğal olarak güvenliği bozan, kanunlarda suç olarak tanımlanmış fiillerin varlığına dayanır. Bunlar, sınır güvenliği politikasının unsurları olarak da addedilebilir. Şimdi bu unsurları Türkiye’nin mevcut sınır güvenliği politikası çerçevesinde inceleyelim.

          Sınırlar

          Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirine çok yaklaştığı bir alanda yer alan Türkiye’nin yüzölçümü: 814.578 km², kara sınırları: 2,627 km ve sahil şeridi de: 7,200 km’dir.

          Türkiye’nin yüzölçümüyle orantılı hava sahasının ardından 7,200 km’lik sahil şeridi ile sınır güvenliği yönetiminde ikinci en büyük alan deniz sahasıdır. Sahil şeridinden açıklara doğru Karasularımız 6 deniz mili olarak tayin edilmiştir.

          Sınır güvenliği yönetiminde üçüncü büyük alan kara sınırlarının yer aldığı coğrafyayı içine almaktadır. Kara sınırlarımız, hava ve deniz sınırları içerisinde ölçek bazında büyüklükte üçüncü konumda yer almakla birlikte Gürcistan, Ermenistan, İran ve Irak’la komşu olarak paylaşılan coğrafyanın fiziki olarak son derece zorlu şartları nedeniyle sınır güvenliği yönetiminde önem derecesi açısından birinci sırayı işgal etmektedir.

           Hudut Kapıları

          Türk vatandaşları ve yabancılar Bakanlar Kurulunca tayin olunan yolcu giriş -çıkış kapılarından Türkiye’ye girip çıkabilirler. Bu kapılar diğer bir tabirle “hudut kapıları” olarak anılmakta olup, kara, deniz ve hava sahalarında olmak üzere fiziksel sınırlar üzerinde tayin edilmiş yasal geçiş noktalarıdır.

          Türkiye’nin 54 Deniz, 46 Hava, 26 Kara ve 7 Demiryolu olmak üzere toplam 133 adet hudut kapısı mevcuttur.

          Tek yasal geçiş noktaları olan bütün hudut kapılarından Türkiye’ye bir yılda yaklaşık 30 ila 35 milyon insan giriş yapmakta ve yine bir bu kadar insan da çıkış yapmaktadır. Örneğin 2010 yılında çıkış yapan ziyaretçi sayısı 33.027.943 olarak gerçekleşmiştir. Giriş ve çıkış rakamları toplandığında hudut kapıları yaklaşık 70 milyon insan geçişine maruz kalmaktadır.

          İnsan geçişinin yanı sıra hudut kapıları ticari malların da sınırlardan geçiş noktasıdır. 2010 yılında Türkiye’den çıkan ihraç mallarının değeri 113,9 Milyar Dolar, giriş yapan ithal mallarının değeri ise 185,6 Milyar Dolar civarında gerçekleşmiştir. Diğer bir ifadeyle, hudut kapılarından yıllık olarak toplamda yaklaşık 300 Milyar Dolarlık ticari mal geçişi olmuştur.

          Hudut kapılarından insan ve ticari malla birlikte ayrıca araç geçişi de sağlanmaktadır. 2010 yılında sadece kara hudut kapılarından yaklaşık 6 milyon araç geçiş yapmıştır.

          Gerek insan ve gerekse ticari mal ve araç çerçevesinde geçiş hareketinin büyüklüğü ve bu hareketin iç güvenliğe olabilecek etkileri dikkate alındığında, fiziksel sınırlar üzerindeki geçiş noktaları olan hudut kapılarında yürütülecek güvenlik yönetim politikasının doğru oluşturulmasının önemi ortaya çıkmaktadır.

 

          Sınır Güvenliğini İhlal Eden Suçlar

          Sınır güvenliği politikasına esas teşkil eden diğer bir unsur ise; kanunlarda suç olarak tanımlanmış ve güvenliği ihlal eden fiillerdir. Bu fiilleri, “göçmen kaçakçılığı”, “insan ticareti”, “terör”, “kaçakçılık” ve “fuhuş” gibi sıralamak mümkündür. Ancak bu fiillerin sadece sınır güvenliğini ihlal ettiğini düşünmek, politika oluşturma sürecinin başlangıcında hata yapmak anlamına gelir. Zira dışarıdan gelip sınırları aşarak iç sahaya taşınan bir fiil iç güvenliğe, iç sahada başlayıp sınırları aşma temayülünde olan bir fiil de sınır güvenliğine etki etmektedir. Zaten kanunlar da bu yönde bir ayrıma gitmemiş, suçun tanımlanmasına ve yargılanmasına, alan kısıtlamasının ötesinde genel bir perspektifle yaklaşmıştır.

          Sınır Güvenliği Alanında Görevli İdari Kurumlar

          Sınır güvenliği politikasını oluşturan unsurlardan dördüncüsünü teşkil eden ve her biri ayrı bir kanunla teşekkül ettirilmiş olan idari kurumlar; Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü silahlı birer güvenlik kuvveti olarak sınır güvenliğini temin etmekle görevlendirilmişlerdir.

          Sınır Güvenliği Politikasının Temelindeki Sorunlar

          Parçalı Sınır ve Yönetimde Çoklu Yapılanma

          Yukarıda incelendiği gibi Türkiye’nin sınır güvenliği yönetiminde, pek çok açıdan birbirinden farklı, silahlı beş güvenlik kuvveti hizmet yürütmektedir. Başka bir ifadeyle; güvenlik yönetiminde Türkiye’de çoklu bir yapılanma görülmektedir.

          Her bir kurumun, kadro,atama, eğitim, terfi , emir komuta zinciri ve bütçe  açısından bir birlerinden farklı, bir birlerinden yarı ya da tam bağımsız ve farklı otoritelere bağlanmış konumda oldukları görülmektedir. Bu tablo, Türkiye’nin sınır güvenliği yönetiminde çoklu, kısaca parçalı bir idari yapılanmaya sahip olduğunu göstermektedir. Bunun ana nedeni; fiziki sınırların ve yasal geçiş noktalarının, yani sahanın tek bir “sınır” kavramı altında bütün olarak ele alınmayıp, kanuni düzenlemelerle parçalara ayrılmış olmasıdır. Bu durum ise politikanın amacı ve uygulamanın neticesi itibariyle suçla mücadelenin bütüncül yapılamama olasılığının birincil etkenini oluşturmaktadır.

          Görev ve Yetki Sahası Çakışması

          Sınır güvenliği yönetimindeki bir diğer sorun ise; kurumların görev ve yetki sahalarının duruma göre üst üste gelmesi, çakışmasıdır. Kanunlar, bir taraftan bu alandaki yönetimle ilgili kurumları idari açıdan ayrı ayrı oluşturmakta, diğer taraftan ise her birine aynı doğrultuda görev vermekte ve ayrıca görev sahalarını da zaman zaman üst üste çakıştırmaktadır. Kanunların, kurumlara aynı doğrultuda görev vermesinin nedeni güvenliği ihlal eden suçları tanımlamada bütüncül yaklaşmasından, ayrı ayrı kurumlar oluşturmasının nedeni de “sınır” mefhumuna parçalı yaklaşmasındandır. Aynı doğrultudaki hedefe yönelik bu iki yaklaşım tarzı ise sınır politikası için paradoksal bir durum oluşturmaktadır.

          Örneğin; Gümrük Kanunu, “Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesi, Türkiye Cumhuriyeti topraklarını kapsar. Türkiye kara suları, iç suları ve hava sahası gümrük bölgesine dâhildir.” ifadesi ile Türkiye Cumhuriyetinin üzerinde hak ve yetkilerinin bulunduğu bütün sahayı “gümrük bölgesi” olarak ilan etmiştir.

          Gümrük Ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Bakanlığın görevlerini sıralarken adli görevin ifa edileceği alanı şu şekilde tanımlamaktadır:

          “Gümrüklü yer ve sahalarda münhasıran, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesinde gerektiğinde ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmak suretiyle kaçakçılığı önlemek, izlemek ve soruşturmak.”

          Söz konusu kanunlar, yukarıdaki metinler çerçevesinde Gümrük Muhafaza Genel  Müdürlüğü’ne “Gümrük Bölgesi” tanımlaması ile Türkiye Cumhuriyetinin üzerinde hak ve yetkilerinin bulunduğu bütün sahada, bilgi toplamak ve operasyon yapmak dâhil, verilen adli görevi yerine getirmekle yetkili kılmaktadır.

          Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkındaki Kanun da kara sınırlarında kaçakçılığın men ve takibi görevini Kara Kuvvetleri Komutanlığına tevdii ederken görevi “gümrük hattındaki giriş ve çıkış kaçakçılığını önlemek” şeklinde tanımlamaktadır.

          Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu keza yine yapılacak olan adli görevleri sıralarken görev sahasını şu şekilde tanımlamaktadır:

          “Türkiye Cumhuriyetinin bütün sahillerinde, iç suları olan Marmara Denizi, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında, liman ve körfezlerinde, karasularında, münhasır ekonomik bölgesi ile ulusal ve uluslar arası hukuk kuralları uyarınca egemenlik ve denetimi altında bulunan deniz alanlarında, …”

          “Suçun denizde başlayıp karada devam etmesi ya da suçluların karaya geçmesi hallerinde, yetkili güvenlik kuvveti olaya el koyuncaya kadar suç delillerinin kaybolmasını ve suçluların kaçmasını önlemek amacıyla yetkilerini karada da sürdürürler.”

          Emniyet Teşkilatı Kanunu da ülkenin genel emniyetinden hangi kurumun sorumlu olduğunu şu şekilde belirlemektedir:

          “Memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden Dahiliye Vekili mesuldür. Dahiliye Vekili bu işleri, kendi kanunları dairesinde hareket eden Emniyet Umum Müdürlüğü ile Umum Jandarma Komutanlığı ve icabında diğer bütün zabıta teşkilatı vasıtası ile ifa ve lüzum halinde İcra Vekilleri Heyeti karar ile ordu kuvvetlerinden istifade eder.”

          Amacı; kaçakçılık fiilleri ve yaptırımları ile kaçakçılığı önleme, izleme, araştırma usul ve esaslarını belirlemek olan Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, kaçakçılığı önleme, izleme ve

araştırmakla görevli olan güvenlik kuvvetlerini ve yetkili oldukları sahayı şu şekilde tanımlamaktadır:

          “Mülki amirler, Gümrük Müsteşarlığı personeli ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı personel, bu Kanunla yaptırım altına alınan fi illeri önleme, izleme ve araştırmakla yükümlüdür.

            Kaçakçılığı önleme, izleme ve araştırmakla yükümlü olanlar, gümrük bölgesindeki her nevi deniz araçlarına yanaşıp yük ve belgelerini incelemeye yetkilidir. Görevlilerin yanaşmasına izin vermeyerek kaçan veya kaçmaya teşebbüs eden her nevi deniz araçlarına uluslararası deniz işaretlerine göre telsiz, flama,mors ve benzeri işaretlerle durması ihtar olunur. Bu ihtara uymayan deniz araçlarına uyarı mahiyetinde ateş edilir. Buna da uymayıp kaçmaya devam ettiği takdirde durmaya zorlayacak şekilde üzerine ateş edilir.”

          Yukarıda irdelenen kanun metinlerinde; idari yapılanmayla birlikte yetki ve görev sahalarını belirleyen kanunların, suçların önlenmesi için aynı hiyerarşik yapı içinde bulunmayan birden fazla güvenlik kuvvetini aynı görev alanında ve aynı doğrultuda görevlendirdiği görülmektedir. Diğer bir ifadeyle, ülke iç güvenliği ile bağlantılı olan sınır güvenliğini ihlal eden suçlarla mücadelede; görev, yetki ve saha çakışması mevcuttur.

            DEVAM EDECEK…




1 2 3 4 5
Yazıyı puanlayın     Kötü
Çok iyi    

Makaleye Ait Yorumlar

Yorum bulunmamaktadır.

Ana Sayfa | Bu Hafta Eklenenler | Çok Okunanlar | Çok Yorumlananlar | Beğenilenler | Üye Ol | Arama Yap | Arşiv | Hakkımızda | S.S.S. | Gizlilik Politikası | Kullanım Koşulları

Çağın Polisi Dergisi | Türkiye Emekli Emniyet Müdürleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği 
Burada yer alan yazıların bir kısmı ya da tamamı başka sitelere yönlendirilmekte ya da sitede aynen yayınlanmaktadır ve bu yazıların her hakkı Çağın Polisi Dergisi'ne aittir.
Copyright © 2009 Çağın Polisi Dergisi - genelsekreter@caginpolisi.com.tr