|
Kemal Aytekin Akseli
2. Sınıf Emniyet Müdürü Polis Akademisi Öğretim Görevlisi |
GÜVENLİK
YÖNETİMİNDE
BÜTÜNCÜL MODEL (1) |
Türkiye’nin Parçalı Sınır Güvenliği Yönetimi Politikasından Dönüş, Bütüncül Güvenlik Yönetim Modeli Doğrultusunda Olmalıdır.
Avrupa Birliği, geçen yüzyılın sonları itibariyle başlayan ve pek çok saiki bulunan küresel hareketler ve yine buna paralel olarak da, başta yasa dışı göç olmak üzere terör ve uyuşturucu madde kaçakçılığı v.b. pek çok türdeki suç dalgasından olumsuz etkilenen sosyal, ekonomik ve siyasal yapısını koruma ihtiyacı duymuş ve bunun için de öncelikle sınırlarına yönelerek üye ülkeleri arasında ortak sınır politikası belirlemiştir. Bu minvalde, adaylık süreci de dikkate alınarak Türkiye’nin mevcut sınır yönetim politikası da incelenmiş ve Sınır Polisi/ Muhafızı adıyla, sivil ve tek bir otorite altındaki yeni bir yönetimle sınırların korunması gerektiği tespitinde bulunulmuştur. Bu tespitten hareketle Türkiye’de de sınırların AB örneklerine benzer şekilde korunmasını sağlamak üzere “Sınır Muhafaza Teşkilatı” adıyla yeni bir idari yapılanma çalışmalarına başlanmıştır. Ancak yeni politika oluşturma çalışmaları yapılırken politikanın dayanacağı bütün unsurların doğru tespit ve tahlil edilmiş olması ve yeni güvenlik yönetim modelinin de buna göre belirlenmesi büyük önem arz etmektedir.
Türkiye’nin Mevcut Sınır Güvenliği Yönetim Politikası
Bir ülke için sınır güvenliği politikasının varlığı; fiziksel sınırların, devlet tarafından bu sınırlar üzerinde tayin edilmiş yasal geçiş noktalarının, bu düzlemde güvenliği temin eden ve yöneten idari kurum ya da kurumların ve doğal olarak güvenliği bozan, kanunlarda suç olarak tanımlanmış fiillerin varlığına dayanır. Bunlar, sınır güvenliği politikasının unsurları olarak da addedilebilir. Şimdi bu unsurları Türkiye’nin mevcut sınır güvenliği politikası çerçevesinde inceleyelim.
Sınırlar
Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirine çok yaklaştığı bir alanda yer alan Türkiye’nin yüzölçümü: 814.578 km², kara sınırları: 2,627 km ve sahil şeridi de: 7,200 km’dir.
Türkiye’nin yüzölçümüyle orantılı hava sahasının ardından 7,200 km’lik sahil şeridi ile sınır güvenliği yönetiminde ikinci en büyük alan deniz sahasıdır. Sahil şeridinden açıklara doğru Karasularımız 6 deniz mili olarak tayin edilmiştir.
Sınır güvenliği yönetiminde üçüncü büyük alan kara sınırlarının yer aldığı coğrafyayı içine almaktadır. Kara sınırlarımız, hava ve deniz sınırları içerisinde ölçek bazında büyüklükte üçüncü konumda yer almakla birlikte Gürcistan, Ermenistan, İran ve Irak’la komşu olarak paylaşılan coğrafyanın fiziki olarak son derece zorlu şartları nedeniyle sınır güvenliği yönetiminde önem derecesi açısından birinci sırayı işgal etmektedir.
Hudut Kapıları
Türk vatandaşları ve yabancılar Bakanlar Kurulunca tayin olunan yolcu giriş -çıkış kapılarından Türkiye’ye girip çıkabilirler. Bu kapılar diğer bir tabirle “hudut kapıları” olarak anılmakta olup, kara, deniz ve hava sahalarında olmak üzere fiziksel sınırlar üzerinde tayin edilmiş yasal geçiş noktalarıdır.
Türkiye’nin 54 Deniz, 46 Hava, 26 Kara ve 7 Demiryolu olmak üzere toplam 133 adet hudut kapısı mevcuttur.
Tek yasal geçiş noktaları olan bütün hudut kapılarından Türkiye’ye bir yılda yaklaşık 30 ila 35 milyon insan giriş yapmakta ve yine bir bu kadar insan da çıkış yapmaktadır. Örneğin 2010 yılında çıkış yapan ziyaretçi sayısı 33.027.943 olarak gerçekleşmiştir. Giriş ve çıkış rakamları toplandığında hudut kapıları yaklaşık 70 milyon insan geçişine maruz kalmaktadır.
İnsan geçişinin yanı sıra hudut kapıları ticari malların da sınırlardan geçiş noktasıdır. 2010 yılında Türkiye’den çıkan ihraç mallarının değeri 113,9 Milyar Dolar, giriş yapan ithal mallarının değeri ise 185,6 Milyar Dolar civarında gerçekleşmiştir. Diğer bir ifadeyle, hudut kapılarından yıllık olarak toplamda yaklaşık 300 Milyar Dolarlık ticari mal geçişi olmuştur.
Hudut kapılarından insan ve ticari malla birlikte ayrıca araç geçişi de sağlanmaktadır. 2010 yılında sadece kara hudut kapılarından yaklaşık 6 milyon araç geçiş yapmıştır.
Gerek insan ve gerekse ticari mal ve araç çerçevesinde geçiş hareketinin büyüklüğü ve bu hareketin iç güvenliğe olabilecek etkileri dikkate alındığında, fiziksel sınırlar üzerindeki geçiş noktaları olan hudut kapılarında yürütülecek güvenlik yönetim politikasının doğru oluşturulmasının önemi ortaya çıkmaktadır.
Sınır Güvenliğini İhlal Eden Suçlar
Sınır güvenliği politikasına esas teşkil eden diğer bir unsur ise; kanunlarda suç olarak tanımlanmış ve güvenliği ihlal eden fiillerdir. Bu fiilleri, “göçmen kaçakçılığı”, “insan ticareti”, “terör”, “kaçakçılık” ve “fuhuş” gibi sıralamak mümkündür. Ancak bu fiillerin sadece sınır güvenliğini ihlal ettiğini düşünmek, politika oluşturma sürecinin başlangıcında hata yapmak anlamına gelir. Zira dışarıdan gelip sınırları aşarak iç sahaya taşınan bir fiil iç güvenliğe, iç sahada başlayıp sınırları aşma temayülünde olan bir fiil de sınır güvenliğine etki etmektedir. Zaten kanunlar da bu yönde bir ayrıma gitmemiş, suçun tanımlanmasına ve yargılanmasına, alan kısıtlamasının ötesinde genel bir perspektifle yaklaşmıştır.
Sınır Güvenliği Alanında Görevli İdari Kurumlar
Sınır güvenliği politikasını oluşturan unsurlardan dördüncüsünü teşkil eden ve her biri ayrı bir kanunla teşekkül ettirilmiş olan idari kurumlar; Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü silahlı birer güvenlik kuvveti olarak sınır güvenliğini temin etmekle görevlendirilmişlerdir.
Sınır Güvenliği Politikasının Temelindeki Sorunlar
Parçalı Sınır ve Yönetimde Çoklu Yapılanma
Yukarıda incelendiği gibi Türkiye’nin sınır güvenliği yönetiminde, pek çok açıdan birbirinden farklı, silahlı beş güvenlik kuvveti hizmet yürütmektedir. Başka bir ifadeyle; güvenlik yönetiminde Türkiye’de çoklu bir yapılanma görülmektedir.
Her bir kurumun, kadro,atama, eğitim, terfi , emir komuta zinciri ve bütçe açısından bir birlerinden farklı, bir birlerinden yarı ya da tam bağımsız ve farklı otoritelere bağlanmış konumda oldukları görülmektedir. Bu tablo, Türkiye’nin sınır güvenliği yönetiminde çoklu, kısaca parçalı bir idari yapılanmaya sahip olduğunu göstermektedir. Bunun ana nedeni; fiziki sınırların ve yasal geçiş noktalarının, yani sahanın tek bir “sınır” kavramı altında bütün olarak ele alınmayıp, kanuni düzenlemelerle parçalara ayrılmış olmasıdır. Bu durum ise politikanın amacı ve uygulamanın neticesi itibariyle suçla mücadelenin bütüncül yapılamama olasılığının birincil etkenini oluşturmaktadır.
Görev ve Yetki Sahası Çakışması
Sınır güvenliği yönetimindeki bir diğer sorun ise; kurumların görev ve yetki sahalarının duruma göre üst üste gelmesi, çakışmasıdır. Kanunlar, bir taraftan bu alandaki yönetimle ilgili kurumları idari açıdan ayrı ayrı oluşturmakta, diğer taraftan ise her birine aynı doğrultuda görev vermekte ve ayrıca görev sahalarını da zaman zaman üst üste çakıştırmaktadır. Kanunların, kurumlara aynı doğrultuda görev vermesinin nedeni güvenliği ihlal eden suçları tanımlamada bütüncül yaklaşmasından, ayrı ayrı kurumlar oluşturmasının nedeni de “sınır” mefhumuna parçalı yaklaşmasındandır. Aynı doğrultudaki hedefe yönelik bu iki yaklaşım tarzı ise sınır politikası için paradoksal bir durum oluşturmaktadır.
Örneğin; Gümrük Kanunu, “Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesi, Türkiye Cumhuriyeti topraklarını kapsar. Türkiye kara suları, iç suları ve hava sahası gümrük bölgesine dâhildir.” ifadesi ile Türkiye Cumhuriyetinin üzerinde hak ve yetkilerinin bulunduğu bütün sahayı “gümrük bölgesi” olarak ilan etmiştir.
Gümrük Ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Bakanlığın görevlerini sıralarken adli görevin ifa edileceği alanı şu şekilde tanımlamaktadır:
“Gümrüklü yer ve sahalarda münhasıran, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesinde gerektiğinde ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmak suretiyle kaçakçılığı önlemek, izlemek ve soruşturmak.”
Söz konusu kanunlar, yukarıdaki metinler çerçevesinde Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğü’ne “Gümrük Bölgesi” tanımlaması ile Türkiye Cumhuriyetinin üzerinde hak ve yetkilerinin bulunduğu bütün sahada, bilgi toplamak ve operasyon yapmak dâhil, verilen adli görevi yerine getirmekle yetkili kılmaktadır.
Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkındaki Kanun da kara sınırlarında kaçakçılığın men ve takibi görevini Kara Kuvvetleri Komutanlığına tevdii ederken görevi “gümrük hattındaki giriş ve çıkış kaçakçılığını önlemek” şeklinde tanımlamaktadır.
Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu keza yine yapılacak olan adli görevleri sıralarken görev sahasını şu şekilde tanımlamaktadır:
“Türkiye Cumhuriyetinin bütün sahillerinde, iç suları olan Marmara Denizi, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında, liman ve körfezlerinde, karasularında, münhasır ekonomik bölgesi ile ulusal ve uluslar arası hukuk kuralları uyarınca egemenlik ve denetimi altında bulunan deniz alanlarında, …”
“Suçun denizde başlayıp karada devam etmesi ya da suçluların karaya geçmesi hallerinde, yetkili güvenlik kuvveti olaya el koyuncaya kadar suç delillerinin kaybolmasını ve suçluların kaçmasını önlemek amacıyla yetkilerini karada da sürdürürler.”
Emniyet Teşkilatı Kanunu da ülkenin genel emniyetinden hangi kurumun sorumlu olduğunu şu şekilde belirlemektedir:
“Memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden Dahiliye Vekili mesuldür. Dahiliye Vekili bu işleri, kendi kanunları dairesinde hareket eden Emniyet Umum Müdürlüğü ile Umum Jandarma Komutanlığı ve icabında diğer bütün zabıta teşkilatı vasıtası ile ifa ve lüzum halinde İcra Vekilleri Heyeti karar ile ordu kuvvetlerinden istifade eder.”
Amacı; kaçakçılık fiilleri ve yaptırımları ile kaçakçılığı önleme, izleme, araştırma usul ve esaslarını belirlemek olan Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, kaçakçılığı önleme, izleme ve
araştırmakla görevli olan güvenlik kuvvetlerini ve yetkili oldukları sahayı şu şekilde tanımlamaktadır:
“Mülki amirler, Gümrük Müsteşarlığı personeli ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı personel, bu Kanunla yaptırım altına alınan fi illeri önleme, izleme ve araştırmakla yükümlüdür.
Kaçakçılığı önleme, izleme ve araştırmakla yükümlü olanlar, gümrük bölgesindeki her nevi deniz araçlarına yanaşıp yük ve belgelerini incelemeye yetkilidir. Görevlilerin yanaşmasına izin vermeyerek kaçan veya kaçmaya teşebbüs eden her nevi deniz araçlarına uluslararası deniz işaretlerine göre telsiz, flama,mors ve benzeri işaretlerle durması ihtar olunur. Bu ihtara uymayan deniz araçlarına uyarı mahiyetinde ateş edilir. Buna da uymayıp kaçmaya devam ettiği takdirde durmaya zorlayacak şekilde üzerine ateş edilir.”
Yukarıda irdelenen kanun metinlerinde; idari yapılanmayla birlikte yetki ve görev sahalarını belirleyen kanunların, suçların önlenmesi için aynı hiyerarşik yapı içinde bulunmayan birden fazla güvenlik kuvvetini aynı görev alanında ve aynı doğrultuda görevlendirdiği görülmektedir. Diğer bir ifadeyle, ülke iç güvenliği ile bağlantılı olan sınır güvenliğini ihlal eden suçlarla mücadelede; görev, yetki ve saha çakışması mevcuttur.
DEVAM EDECEK…