POLİS ÇEVRESİNE DUYARLI OLMALI
Araştırma fikri, bir bakıma çevresine duyarlı olma düşüncesidir. Öğrenilmek istenilen, merak edilen herhangi bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, çevresini ve çevresinde olanları algılamak demektir. Araştırma düşüncesi olan insanlar, karşılaştıkları her şeye meraklı ve duyarlıdırlar. Bu duyarlılık, doğruya ulaşmadır, çözümü bulmadır. Duyarsızlık ise bir nevi körleşmedir. Kör insan, etrafında olup biteni göremez…
Günümüzde, çevreye duyarsızlık, bazı olayların algılanamaması içinden çıkılmaz duruma gelmesine sebep olduğu görülmektedir. Duyarsızlık, ilgisizlik, ferdi bilgisiz kıldığı gibi fertlerde oluşan toplumları da etkiler. Bu nedenle, ülkenin asayişini, güvenliğini ve düzenini sağlamak ve korumakla görevli polis, çevresine karşı duyarlı ve ilgili olmalıdır. Duyarlı polis, çevresinde ne olup bittiğini takip ederek, inceler, araştırır. Gerekli yerlere de bilgi vererek sorunların çözülmesini sağlar.
Polis, görevini 2559 sayılı Polis ve Vazife Salahiyet Kanununun kendisine verdiği yetkilere dayanarak yapar. Polise verilen yetkilerin temel amacı, kamu otoritesini ve kamu yararını sağlamaktır. Günlük hayatta, polisin görev alanına girmeyen ve polisi ilgilendirmeyen hemen hemen hiçbir konu yok gibidir. Mesela, kanuni görevlerinin yanında bir de sosyal görevleri vardır.
Bu nedenle, çok önemli görevleri yüklenen polisin, araştırmacı, zeki, uyanık, dikkatli, duyarlı, alakalı ve bilgili olmasının yanında, görevini ve yetkisini de iyi bilmesi gerekir. Aksi takdirde kamu düzenini sağlamakta zorlanır. Daha da vahimi, başkaları, ona görev ve yetkisinin ne olduğunu hatırlatır. Bir polis amirinin 1913 yılında yaptığı teftiş sırasında, duyarlı polislerin yanında, duyarsız polislerin de olduğunu anlatan ve Osmanlıcasının transkripsiyonu aşağıda verilen “Fikr-i Tetkik” veya “Araştırma Fikri” isimli makalenin içeriği bu konuya güzel bir örnektir.
“Fikr-i Tetkik (Polis Mecmuası, 1913: 340–341)
Bizde luzumu derecesinde inkişaf ittirilemeyen evsaf-ı manevi yeden biri de, fikr-i tetkikidir.
Onun içindir ki, ekseriye en mühüm şeylerin pek sathı bir nazarla görür ve basit bir tarzda muhakeme ederiz. Netice bit-tabii kayıtsızlığımızın bir şeyin hakikatine infisazı nazara say etmeyişimizin ceza-i tabiisi olarak zuhur eder.
İhmal-i lakaydımızın dela-ifealiyesini çok defa müşahede ittiğimiz gibi şu acıklı muhaverelerin de ekseriye sami-i mahsuni (üzülmek) oluyoruz.
Rıhtımda, yolcu “polis efendi acaba Bursa’ya hangi günler vapur vardır?”
Polis efendi “bilmiyorum. Acentaya sorun!”
Ya ”polis efendi! Falan yer ne taraftadır.
Po “bilemiyorum arkadaş! Fakat bir kerede şu bakkala sorun. O burada eskidir.”
Şu muhaverelerde hiçbir mübalaa olmadığına itimat idilmelidir. Şüpheye düşen zevat ufak bir tecrübeyle faal-ı müdakkik ve meraklı polislerimiz arasında böyle kayıtsız polislerimizin de hem istiksar edilecek miktarda mevcud bulunduğunu anlayabilirler.
Üç sene evvel bir merkezde bulunuyordum. Geceleri muhtelif saatlerde merkeze tabii mahalatı dolaşırdım. Zabıta tabirince dairemi teftiş iderdim.
Yine böyle bir gece idi. Teftiş esnasında yanıma gelen bir polis efendiye, merkez karşısındaki beyaz boyalı konağın kime ait olduğunu sordum.
“Bilmiyorum” didi. Hayret ettim. O civarda ondan büyük ve güzel başka bir konak yoktu. Hususuyla merkezin de yirmi otuz adım karşısında bulunuyordu. Bu kadar lakırdıya karşı hayret vahdet itmemek kabil olamıyor. Bilahare birçok efendilerden muhtelif hususa ait malumat talep ettim. Maa-teessüf kendilerini pek bi- haber buldum.
Mesala iki saat noktada bulunmuş olan bir memur efendiyi avdetinde vazifesi esnasında şayan-ı zikir neler gördüğünü sormuştum. “Hiç bir şey olmadı” cevabını vermişti. Halbuki, o noktada iken bir atlı hayvanını şehir dâhilinde mani edilen süratle dört nal koşturarak geçmiş ve az kalmış bir kadınıda çiğniyormuş. Bir şarhoş şarkı söyleyerek ahaliyi izaç ederek geçmiş, daha ilerideki noktanın bulunduğu semtte bir şahsa taarruz etmiş, sabıka-ı mükerrere ashabından, takip idilmekte olan bir şahıs tebdili kıyafetle o saatte onun gözü önünden geçmiş… Yine bir şey olmamış. Haiz-i ehemmiyet hiçbir hal ve hadise görülmemiş! Buna şaşırmamak kabilmidir?
Bence bir polis, müdakkik, mütecessiz ve fevkalade kurnaz bir adam olmalıdır. Bu evsafın kendinde adem-i mevcudiyetini yahut henüz mahalinde ise de bulunduğunu hisseden polis herhalde bunların uyanması ve teklimine semi (işitme) itmelidir. Zira bu mazbutdan mahrum bir polise vazifesini muvaffakiyetle ifa idebilmesi pek müşkildir. Hatta kabil değildir.
Bir polis memuru olduğu mıntıka dâhilindeki kahve, gazino, tiyatro, otel apartman, hususi haneler, dükkânlar hakkında pek vasi malumat sahi, olmalı buraların sahipleri müdavimleri sakinleri hakkında tetkikatı amika-i meşrua ve hakimane icrasından hali kalmamalıdır.
Geçen sene….. de bir sobacının çırakları nöbetçi askere hakaret addolunacak harekata cüret itmişlerdi. Merkeze mâlumat verildi. Merkez memuru bey sobacının merkeze getirilmesini emir etti. Herif teba-i ecnebiyeden olduğunu idda iderek karakola gelmedi. Senelerden beri o dükkânda sobacılık eden bu adamınmaat teessüf hangi tabiyette bulunduğuna dair merkezce hiçbir malumat yokmuş. Nihayet konsoloshaneden gelen bir memur, sobacının İngiliz tabiyetinde bulunduğunu merkeze öğretti.
Şu konsolosluk herhalde mucip-i iftihar değildir. Zannederim bilki, bazı esbabı tahkikat amika ve hatta hafife icrasına mani olabilir. İşte asıl meziyet böyle güç işleri hafiyen ve tamamen ifa edebilmektir.
Zeki, vazifeşinas bir polis kimseyi şüpheye düşürmeden, kimsenin izzeti nefsine dokunmadan, hiçbir şikâyete meydan vermeden istediği malumatı elde edebilir.
Noktada bulunan bir polis önünden akıp giden seyleab-ı beşer
İçine karışmış olan muzır insanları nasiyelerinde tavır ve hareketlerinden, kıyafetlerinden derhal anlamalıdır. Yüzlerce binlerce insanlar arasında kimlerin muavenete, muhafazaya muhtaç olduklarını limahe basirde takdir idebilmelidir.
Vukuuna mani olmak polisin esas vazifesini teşkil ider. Vukua gelen bir hadisenin tahkikatı icra etmek esbab vukuna meydana çıkarmakla uğraşmak polis olmayanlarında yapabilecekleri bir işdir. Polisin teşkilinden Murad vukuatın önünü almak, emniyet-i ammeyi temin etmektir. Bunun husule gelmesi ise, her polisin hatta uykusunda bile geçen arabaların gürültüsünden, yolcuların ayak seslerinden tarz muhaverelerinden istihrac mani idecek kadar hassas ve müdakkik olmasıyla mümkündür.
Çemberli taş–10 Şubat 329 (1913) İ.F”
SONUÇ
Hizmetin yürütülmesinde emir- komuta, ast- üst, amir-memur ilişkisi önemlidir. Verilen emirlerin yerine getirilip getirilmediği denetlenmelidir. Bir hizmetin yapılması için, birisine bir emir verilecekse, o hizmeti yapacak kişinin bilgi ve becerisinden emin olmak da gerekir. Eğer o kişi bilgisiz, beceriksiz, duyarsız biri ise, bırakın o hizmeti yapmayı, işleri içinden çıkılmaz bir duruma getirdiği gibi o kurumun görevlileri hakkında olumsuz bir kanı oluşmasına da sebep olabilir. Sonuç olarak Polis, görev yaptığı mıntıkayla ilgili bilmediklerini öğrenmeli, yani iyi bir tetkikçi (araştırmacı) olmalıdır.
Kaynakça
Feridun, İbrahim, (1913:İstanbul)“Fikri Tetkik”, Emniyet-İ Umumiye Müdüriyeti Polis Mecmuası, Y:1, S:15, Ss: 340–341
3. Sınıf Emniyet Müdürü, Türk Polis Tarihi Araştırma Merkezi Araştırma Görevlisi, etanik@egm.gov.tr