Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Sigara Bağımlılığı İle Mücadelede Ailenin Önemi

polis_dergi_ocak_2014_046 polis_dergi_ocak_2014_047 polis_dergi_ocak_2014_048Sigara; Dünyada ve ülkemizde tek başına en önemli ölüm nedeni olup; tüketicisine hayati zararlar veren yegâne yasal bağımlılık yapıcı bir ürün olarak dünyada ve ülkemizde en yaygın olarak kullanılan bağımlılık yapıcı bir maddedir. Sigara bağımlılığı ve sigara dumanına maruz kalma dünya ülkeleri ve ülkemiz açısından son derece büyük bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmakta hedef kitle olarak kendisine genç kuşakları seçmektedir. Amerikan Kanser Derneği ile Dünya Akciğer Derneği tarafından her yıl dünya kamuoyuna sunulan Dünya Tütün Atlasının 2012 yılı baskısında, Ülkemizde 13-15 yaş arasındaki erkek çocuklarında sigara içme oranı % 9,4; aynı yaş aralığındaki kız çocuklarında % 3,5’, 13-15 yaş arasındaki çocukların % 6, 9’unun sigara tükettiği bilgisine yer verilmektedir.

Tütün mamulleri ve alkollü içkilerin satışına ve sunumuna ilişkin usul ve esaslar hakkında yönetmelikte yer verilen “genç” kavramı “15 ile 24 yaş arası dönem içinde bulunan kişiyi” atfetmektedir (Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, 2011:1). Bu bağlamda yerel ölçekli yapılan bir alan araştırmasında sigara bağımlısı kişilerin % 16,0’ı 7-10 yaş arasında, % 37,2’si ilk sigaraya başladıkları yaşın 11-14 yaş arasında olduğunu yani çocuk yaşta oluştuğu, % 16,0’ı 19 yaş ve üstü olduğu yani gençlerin olduğu görülerek yerel anlamda ve paralelinde ülke genelinde geleceğimiz olarak görülen çocuk ve gençlerin ne büyük bir tehlike ve tehdit altında oldukları görülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO); düzenli olarak günde en az bir adet sigara içmeyi sigara bağımlılığı olarak tanımlamaktadır. Sigara kullanımı; akciğer kanseri, kalp hastalıkları ve diğer nedenlere bağlı olarak Dünya’da her yıl 5,4 milyon kişinin ölümüne neden olmaktadır. Geçmişten günümüze kadar sigara ve zararlarına karşı bir takım yasal düzenlemelere gidilmesine karşın tarihi seyir içerisinde devletler ve hükümetlerin sigaraya karşı alınan kısıtlayıcı tedbirlere ekonomik gerekçelerle geri adım attıkları görülmektedir. Ancak günümüzde Sigara bağımlılığının diğer yasal ve yasal olmayan bağımlılık yapıcı maddelere geçiş sürecinde ilk basamağı oluşturması sonuçları itibarı ile başta sağlık, ekonomik, sosyal tahribatları ile dünya ülkelerini ortak mücadele ve tedbir alma gereği duyurmuştur.

Sigara bağımlılığı ile mücadele sürecinde ilk basamağı aile oluşturmaktadır. Aile; çocuğun kişisel-duygusal gelişiminde ilk rol model alındığı, güncel yaşam kuralları ile sevginin harmanlandığı, karşılıklı iletişim ve saygının egemen olduğu, özellikle tüm fertlerin aile içi iletişim ve anlayış içerisinde oldukları bir sistem bütünü olmalıdır. Bu sistem bozulduğu takdirde bireyin başta madde bağımlılığı olmak üzere başka arayışlara yönelmesi kuvvetle muhtemeldir. Bilhassa anne ve babaların çocuklarda karşılaşabilecekleri başta sigara ve tütün mamullerinin ilk deneyimi ile kullanımı gibi durumları basit ve önemsiz olarak görmeyip, gerektiğinde alanında uzman desteği almaları önem arz etmektedir. İlk etapta basit ve önemsiz gibi görülebilecek ilk deneyimler, şartlanma, alışkanlık ve sonrasında önü alınamayacak bağımlılık olgusu ile karşı karşıya bırakabilecektir.

 Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi 2012, U Formu verilerine göre; ülkemiz genelinde başlama sırasına göre kullanıcıların ilk sırada % 75,6 ile yasal bağımlılık yapıcı madde sigara gelmekte olup, yasa dışı bağımlılık yapıcı madde kullanıcılarının % 94,85’inin sigara kullanıyor olması, sigaranın bağımlılık yapıcı yasa dışı madde kullanımına geçişte ilk basamağı oluşturduğu, madde kullanımı ve bağımlılığının bir süreç olduğu ve bu sürecin başlangıcının sigara olduğunu göstermektedir(Türkiye Uyuşturucu Raporu, 2012:133).

Sigaranın insana keyif ve haz verdiği görüşünün doğruluk payı olmakla beraber, sigaradan alınan keyif ve haz fizyolojik bir ihtiyacın karşılanmasından alınan keyif ve haz ile eşdeğerde olmayıp bir şartlanma olarak görülebilir. Günlük yaşam akışı içerisinde bedenimizin gerçekte hiç de ihtiyaç duyulmayan bir maddeyi uzun ısrarcı zorlamalar sonrasında bağımlı hale gelinmesidir. Netice itibarı ile hayat akışımız içerisinde, önce biz alışkanlıklarımızı oluşturup; sonrasında alışkanlıklarımız kontrolümüzden çıkar ve bizi sımsıkı sararak hayat akışımızı yönlendirmeye başlar kendisinden vazgeçilmez bir yer edinirler ki bir bakmışız bağımlılık olgusu ile yüz yüzeyizdir. “Eğer kişi alışkanlığı değil, alışkanlık kişiyi yönlendirmeye başlamışsa bağımlılık meydana gelmiştir” demektir(Bacanlı, 2012:10).

Aileyi oluşturan tüm fertlerin aile içi iletişim ve anlayış içerisinde olmaları özellikle çocukların ve ergenliğe geçiş döneminde bulunan genç bireylerin; öfke, hakaret ve şiddetten uzak, duygu ve düşüncelerinin saygı ile paylaşılması, dinlenmesi, önemsenmesi kendine özgüvenli ve sağlıklı bireyler adına yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocuk ve Gençler; duygusal açıdan sevgi, ilgi, yakınlık, kabul görme, saygı görme, önem verilme, övgü alma, cesaretlendirilme, kendini özgürce anlatabilme, belli sınırlar içerisinde bağımsız olabilme, sağlıklı bir ortamda büyüyüp gelişme, uygun bir eğitim alma, umut ve beklentilerinin aile içinde anne ve babaları tarafından desteklenmesi beklerler.

Unutulmamalıdır ki; çocuk ve gençlere verilecek öz güven ve sorumluluk duygusu madde kullanımı ve bağımlılığından uzak kalabilmede önemli bir nedendir. Yapılan araştırmalarda; farklı türlerde madde bağımlısı ve kullanıcısının ortak çıkış noktası olan sigara kullanımı ve bağımlılığında; bireylerin; % 29,0’ının madde bağımlısı olduğunu ailesine veya bir yakınına söylediğinde verdiği ilk tepkide birinci sırada çok kızdıklarını (öfke, hakaret), ikici sırada ise % 21,0’lık oranla önemsemediklerini belirtmişlerdir (Çetin, 2013:140). Bireyin madde bağımlısı olduğunu ailesine veya bir yakınına söylediğinde verdiği ilk tepkide ikici sırada yer alan % 21, 0’lık oranla önemsemediklerini belirtmeleri gerçekten endişe verici bir o kadar da düşündürücüdür.

Görüldüğü üzere anne ve babaların çocuklarda başta sigara ve tütün mamullerinin ilk deneyimi ile kullanımı gibi durumları ilk tanık oldukları yâda öğrendiklerinde basit ve önemsiz olarak görmeleri, kızma, öfke, hakaret vb. şeklindeki tepkileri bugün ülke geleceğimiz olan çocuklarımızı, gençlerimizi karşımıza bağımlılık hastalığı ile karşımıza çıkarmaktadır. Bu tür bir durumla karşılaşıldığında aileler; panik ve öfkeye kapılmadan sorunun varlığının önemine kavrayıp iyi bir durum gözlemi ile çocuğun sosyal çevresini inceleyip sorunun kaynağını tespit etmeye çalışılmalıdır. Çocuk ve gençleri bu tür zararlı alışkanlıklara iten sebepler arasında anne baba olarak kendimizin de eksik ve yanlışlık davranışlarımızın olabileceğini göz ardı etmeyerek ilk başta öz eleştiri yapmalı çocuk ve gençlerimize karşı ön yargılı, suçlayıcı yaklaşımlar sergilememeye özen gösterilmelidir. Kesinlikle alanında uzman veya hekim tavsiye ve desteği alınmalıdır. Ebeveynler olarak çocuk ve gençleri sıkmadan, sevgi ve şefkatli bir yaklaşımla aile içi ilişkileri gözden geçirerek çocuk ve gençlerin arkadaş çevresine içine alan sosyal çevresi ile ilişki içerisinde olunmalıdır.

Madde kullanımı ve bağımlılığı ile mücadele sürecinde ailelerin bilmesi gereken en önemli hususların başında; çocuk ve gençlerin madde kullanımına başlamadaki nedenlerin ve bu konuda alınması gereken önlemlerin bilinmesi gerçeğidir. Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi 2012 verileri ışığında 2011 yılında 1.963 kişiyi kapsayan “Bağımlılık Yapıcı madde Suçlarında Kullanıcı Profili Anketi-U Formu verileri değerlendirmesinde; Türkiye’de bağımlı kişilerin bağımlılık yapıcı madde kullanımına başlama nedenleri olarak ilk beş sırada % 40,3 merak duygusu, % 23,89 arkadaş etkisi, % 15,23 kişisel sorunlar, % 14,31 aile sorunları, % 2,65 eğlence amaçlı kullanımı neden olarak belirtmişlerdir (Türkiye Uyuşturucu Raporu, 2012:130). Aile içi iletişimin yetersiz ya da yok olduğu durumlarda, çocuk ya da genç bireylerde basit ve önemsiz görülebilen madde kullanımına dair ilk deneyimlerin, davranışa, alışkanlık haline gelerek neticesinde önü alınamayacak bağımlılık olgusu ile karşı karşıya kalındığı gerçeğidir. İletişimin kopuk olduğu ortamlarda soruna dair nedenlerin bilinmemesi sonuç üzerinde istenen tesiri sağlamda yetersiz kalacaktır.

Toplum içersinde bazı çevrelerce bağımlılık geliştikten sonra nedenlerin anlamı kalmıyor gibi görüşler ile karşılaşılabilmektedir. Ancak bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğu; ömür boyu süren şeker hastalığı gibi, tansiyon gibi kronik bir hastalık olduğu dikkatlerden kaçmaktadır (Evren, 2012:10-16). Bağımlılık hastalığına ilişkin toplumda var olan yanlış ve ön yargılı düşüncelerin terk edilerek öncelikle bağımlılığın tedavi edilebilir bir beyin hastalığı olduğu bilincini yerleştirmek gerekmektedir. Bağımlılık hastalığının tedavi sürecinde hedeflenen başarının sağlanabilmesi için; öncelikli olarak nedenlerin tespiti ile onlardan uzaklaşılması kaçınılmaz bir gerçektir.

Bu gün Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip Türk Toplumunda, toplumsal yapı sadece çocuk ve gençlerden oluşmamakta olup yarının toplumunun bugünkü çocuk ve gençlerden oluşacaktır. Sigara bağımlılığının 20’li yaşlardan önce başladığı ve geliştiği bilimsel gerçeği doğrultusunda; gençliğimiz üzerinde koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmasını zorunlu kıldığı sonucuna ulaşılmaktadır.