Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Hz. Peygamber Tarafından Övülen Yedi Sınıf İnsan

image002

          İdeal bir insan olarak toplumda yer alabilmek için yapılması gereken pek çok gereklilik söz konusudur. Bunun için derin bir tefekkür moduna girip, kendimizi terazinin bir kefesine, Kur’an ve hadislerde övülen insan tiplerini bir kefesine koyarak tartmalıyız. O tür bir insan tipine ne kadar yakınız ya da uzağız bunu ölçmeye çalışmalıyız.

          Hz. Peygamber (sav) her Müslüman’ın  gıpta etmesi ve onlardan biri olmak için gayret etmesi için şöyle bir hadis irad buyurmuştur: “Yedi sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ onları hiçbir gölge bulunmayan günde Arş’ın gölgesinde gölgelendirecektir:

          1. Adaletli devlet başkanı,

          2. Allah’a ibadetle büyüyen genç,

          3. Kalbi mescitlere bağlı kimse,

          4. Allah için birbirini seven ve bu uğurda birleşip bu sevgi ile ayrılan iki kişi,

          5. Tenha yerde Allah’ı zikrederek gözleri yaşaran kimse,

          6. Mevkî sahibi güzel bir kadın tarafından zina için çağırıldığı zaman “ben

Allah’tan korkarım” cevabı ile bundan uzak duran kimse,

          7. Sağ elinin verdiği sadakayı sol eli fark etmeyecek surette gizli sadaka veren kimse” (Buhari, Zekat, 16, Müslim, Zekat, 30).

          Yukarıdaki hadis-i şerifte örnek gösterilen insan tiplerinin her biri toplumun sağlam bir şekilde ayakta kalabilmesi için olması gereken özellikler taşımaktadır. Bu yazımızda ilk ikisini ele alalım, sonraki yazılarda diğerlerini açıklamaya devam ederiz.

          Adaletli devlet başkanı: Adalet mülkün temelidir ve olmadığı yerde zulüm vardır. Her şeyi lâyık olduğu yere koymak, doğru hüküm vermek; haksızlıktan ve taraflı davranmaktan sakınmaktır. Adâletin egemen olduğu yerde huzur vardır, güzellik vardır. Bu husus bir de devlet başkanı gibi sorumluluk sıralamasında ilk sırada olan bir insan için söz konusuysa önemi daha da artmaktadır.

          Tarihe baktığımızda adaletiyle meşhur olmuş devlet idarecileri hâlâ hayırla yadedilmekte, onun döneminde yaşayan insanların ne kadar şanslı oldukları dile getirilmektedir. Başta Allah Rasulü (sav) olmak üzere hulefe-i raşidin ve daha sonraki halifelerden bazıları. Bunlar arasından Hz. Ömer’in isminin başına “âdil” sıfatı getirilerek adeta onunla özdeşleştirilmiştir. Devlet işlerinde devletin mumunu, kendi özel işlerinde kendi mumunu yakacak kadar ince düşünüp, emri altında bulunanların haklarını korumak için titreyen Ömer “âdil” sıfatını öyle hak etmişti ki, tarihe altın harflerle yazılsa yeriydi. Halkının nasıl yaşadığını, aç mı, açıkta mı, yiyeceği, giyeceği var mı, yok mu araştırmak için çıktığı anlardan birisinde açlıktan ağlayan çocuklarını susturmak için tencerenin içinde taş karıştıran kadını görüp koşarak şehre gidip yiyecek alıp un çuvalını sırtlayarak kadına getiren, yemek pişirip çocukların yediğini ve doyduğunu gördükten sonra görevine dönen Ömeru’l- Adil Müslümanlar için, hayır sadece Müslümanlar için değil tüm insanlık için ne büyük bir örnektir. İslam öncesi zalimliği ile meşhur olmuş Ömer müslüman olduktan sonra Allah Rasulü’nün rahle-i tedrisinde nasıl da yetişmiş ve adaletiyle, fârukluğu (hakkı bâtıldan ayıran) ile meşhur olmuştu. İşte onun gibi adaletli devlet başkanları ve idareciler Arş’ın gölgesinde gölgeleneceklerdir. Bize düşen bu gibi örnek şahsiyetlerimizi kitaplar, çizgi filmler, dizi ve sinema filmleriyle çocuklarımıza anlatmak, tanıtmak, değer yargılarının oluşmasında onların üstün vasıflarından faydalanmaktır.

          Arş’ın gölgesinde gölgelenecek ikinci insan tipi “Allah’a ibadetle büyüyen genç”

başlığı altında ele alınmaktadır. Günümüzde gençlerin Allah’a ibadeti hayatının bir parçası olarak görüp yaşamasına vesile olacak böyle bir büyüme şekline ne kadar da muhtacız. Zor işler başarıldığı takdirde mükafatları da büyük olmaktadır. Hadis-i şerifteki müjdenin büyüklüğü de buradan kaynaklanmaktadır. Böyle bir büyüme şeklinin zorluğunu ortadan kaldırmanın sırrı Allah Rasulü’nün vermiş olduğu çocuk eğitimi metotlarında gizlidir. En önemli metotlardan biri “öğretiniz, kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz” hadisinde dile getirilmiştir. Yine çocuklara yedi yaşına kadar namazın öğretilmesi ve on yaşından itibaren de kılmaları için teşvik edilmesi gerektiği Allah Rasulü tarafından vurgulanmaktadır.

          Ancak bütün bunlardan önemlisi eğer çocuğumuzun ibadetle büyüyen bir genç

olmasını istiyorsak, onun karşısında ibadeti hayatının bir parçası haline getirmiş anne, baba, abi, abla vs. olmalıyız. Bu sebeple “terbiyede ya da iletişimde temsil mi önce gelir takdim mi?” sorusunun cevabı bence “temsil”dir. Öyle güzel yaşamalı ki, çocuk, büyüklerinin namaz kıldıklarını, oruç tuttuklarını, yalandan, dolandan uzak dürüst bir  çizgide bulunduklarını göre göre büyümelidir. Okula gidinceye kadar çocuğun gözünde dünyanın en iyi, en güzel, en ideal insanları anne-babasıdır. Okula gittikten sonra anne-babanın yerini öğretmen alır. Öyleyse anne-baba ve öğretmenlerin mesuliyetleri  son derece ağır ve önemlidir.

          Değer yargılarımız gittikçe aşınmakta, bize ait olmayan değerler gün geçtikçe en mahremimiz olan ailemizde dahi yayılma istidadı göstermektedir. Dolayısıyla topluma yansımaktadır. Batı’nın şiddete, ateşe, vurmaya, kırmaya, öldürmeye dayalı çizgi filmleri çocuklarımızın körpecik beyinlerini sürekli tahrip etmekte, muhteşem medeniyetimizin ulvi değerlerine yabancılaştırılmaktadır. Bunların yerine ahlakı, merhameti, sevgiyi, cömertliği, barışı, kardeşliği, tevazuyu, hoşgörüyü, inceliği, nezaketi, yumuşak huyluluğu, ibadetle geçen hayatı, özetle değerlerimize ait tüm erdemleri anlatan çizgi filmler ve dizi filmler yapmalıyız. Başta peygamberimiz olmak üzere diğer peygamberlerden, alimlerden, ariflerden, Allah dostlarından medeniyetimizde iz bırakmış olan büyük insanlarımızın hayatlarını yazılı ve görsel basın yoluyla onlara tanıtmalıyız.

          İyi ve güzel temsilin insan hayatında ne kadar etkili olduğunu asla unutmamak gerekir. On kere anlatmaktan, bir kere iyi temsil daha etkilidir. Güzellikleri hayatının bir parçası haline getirmiş bir kimsenin yürüyüşü bile derstir. Eğer çocuklarımızın “Allah’a ibadetle büyüyen gençler” olmasını istiyorsak önce kendi yaşantımıza çeki düzen vermeli ve sonra da diğer tedbirleri almalıyız. Esasında Sezai Karakoç “Ey Müslüman! İslam’ı öyle yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin” sözüyle bir mütefekkir olarak söylenilmesi gerekenin en güzelini söylemiştir.