Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Polis-Politikacı İlişkisi Üzerine Bir Araştırmanın Düşündürdükleri

Polis-Politikacı İlişkisi Üzerine Bir Araştırmanın Düşündürdükleri

 

A. Gani Yıldırım

Bilgi İşlem Daire Başkanı

Giriş

“Bu çalışmanın en iddialı yanı herkesin bildiği ama şimdiye kadar ilmi çalışmalarda gösterilmeyen politikacı etkisini göstermeyi amaçlamış olmasıdır. Bu amaç doğrultusunda polis amirlerine en negatif etkinin kimden geldiği soruldu ve baskı gruplarının isimleri verilerek önem sırasına göre dizmeleri istendi. Yanıtlarda, politikacılar yüzde 69’la ilk sırada yer alırken insan hakları yüzde 17 ile ikinci sırada, medya yüzde 13 ile üçüncü sırada yer almaktadır. Buradan hareketle şunu söylemek mümkündür. Polis teşkilatını ve çalışmalarını en fazla olumsuz etkileyen grup politikacılardır. Bu sonuç çalışmanın en önemli bulgusudur ve politikacılara atfedilen rolü doğrulamaktadır. Tayin ve terfilerde sergilenmeye çalışılan düzensizlik ve kuralsızlıkların en önemli nedeni polis amirlerinin yüzde 70’i tarafından politikacılar olarak görülmektedir.”1

“Yukarıda sayılan baskı grupları sizin tayin veya terfinizde etkili oldu mu? şeklinde yöneltilen soruya amirlerin yüzde 35’i evet yanıtını vermişlerdir. Sorunun cevaplayan açısından hassasiyeti ve korkutuculuğu düşünülürse gerçek sayının yüzde 35’in çok üzerine olduğu varsayılabilir. Polis amirlerinin yüzde 35’inin açıkça terfilerinde baskı gruplarının etkilerini kabul etmeleri teşkilat açısından üzerinde çok dikkatle durulması gereken bir nokta olmaktadır.”2

“Dr. GÜLTEKİN ve Doç. Dr. ÖZCAN’ın”3 Türk Polis Teşkilatında, özellikle Emniyet Müdürlerinin tayin ve terfilerindeki politik müdahalelerin boyutlarını tespit etmek amacıyla yaptıkları bir araştırmadan alınan yukarıdaki satırlar ve yazımızın ilerleyen bölümlerinde aynı araştırmadan sunacağımız diğer değerlendirmelerin ışığında, kamu kuruluşlarının günlük siyasetle ve kısa vadeli beklentilerle yönetilmesinin Emniyet Genel Müdürlüğününün tayin ve terfi uygulamalarına ne derecede yansıdığını, son derece çarpıcı ve aynı oranda da düşündürücü sonuçları ile birlikte incelemeye çalışacağız.

 

Baskı Grupları ve Polis

Güvenlik duygusununun tarihin hemen her döneminde insanlar için son derece önemli olduğu bilinmektedir. Esasen insanların ilk örgütlenme çabaları ve bunun devlete dönüşmesinin ardında da bu duygu motivasyonunun çok önemli rolü bulunmaktadır. Ancak, hürriyetçi fikirlerin, düzenli toplumsal yaşamın ve dolayısıyla insan kültürünün hızlı bir süreçte gelişmesi, insanlardaki güvenlik duygusunun ve onun doğurduğu ihtiyacın zaman zaman daha az hissedilmesi gibi bir sonucu beraberinde getirmiştir. Bunda, kültürlü ve gelişmiş insan yapısının ve gelişen insan haklarının kişisel ve toplumsal ilişkilerde yarattığı güvenin yanı sıra, güvenlik kuvvetlerinin iktidarı ellerinde bulunduranlar tarafından bazen keyfi olarak kullanımının yarattığı güvensizliğin de rol oynadığı söylenebilir. Totaliter rejimlerde polisin yönetenler tarafından güvenlik ihtiyacından öteye baskı unsuru olarak kullanılması sonucu toplumsal beklentilerin hiçbir şekilde dikkate alınmamasına karşın, demokrasi ile yönetilen toplumlarda da polisin bir başka şekilde kullanılır olmasına tanık olmaktayız. Bu da, böyle toplumlarda sıkça görülen baskı gruplarının, çıkarlarını toplumun güvenlik ihtiyacının önünde görmeleri ve güvenlik kuvvetlerini çıkarları doğrultusunda yönlendirmek istemeleridir. Öyle ki bu gruplar için toplum güvenliğinin en üst derecede sağlanır olmasından ziyade, bunun kendilerine ne kadar yakın birileri tarafından sağlanır olduğu daha önemli olmaktadır.

Polis teşkilatları, içerisinde yer aldıkları toplumların sosyal ve kültürel yapısını doğal olarak yansıtırken, devletin örgütlenme biçiminden de direk olarak etkilenmektedirler. Özellikle siyasallaşmış merkezi idare ile yönetilmekte olan ülkelerde bu yönetim şeklinin getirdiği bir dizi olumsuzluk, iç güvenlik uygulamalarında ciddi sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarının genel olarak kayıtsız ve şartsız merkezi otoriteye bağlı kılınması, merkezin ise siyasal otoriteyi ve dolayısıyla bir siyasal partiyi temsil etmesi, siyasallaşmış kamu yönetimi anlayışını yaygınlaştırmaktadır. bu durumda polis teşkilatlarının iktidardaki siyasal partinin emrinde olduğunu ifade etmek abartılı bir değerlendirme olmayacaktır. Hiç şüphesiz ki demokrasi, halkın özgür iradesince seçtikleri tarafından yönetilmesidir. Devletin yönetilmesi de halkın beklentilerinin karşılanması doğrultusunda olacaktır. Ancak, halkın kısa vadeli beklentilerinin karşılanmasının seçilme açısından daha fazla pirim yaptığının popülist politikacılarca görülmesi, halkın uzun vadeli çıkarlarını korumakla görevli son derece önemli kurumların bu beklentilerin karşılanması uğruna yanlış bir şekilde kullanılmasına yol açmaktadır. Halbuki başta ABD olmak üzere batı ülkeleri popülizmin kamu düzeninde yarattığı tahribatı en aza indirebilmek için kurumlar demokrasisini geliştirmişlerdir. Bu ülkelerde halka ait olması ve halkla bütünleşmesi gereken kurumlar özelleşme veya yerelleşme yolu ile halka devredilerek daha demokrat bir yapıya geçilirken, halkın genel menfaatlerini ve uzun vadeli çıkarlarını korumakla görevli kurumlar kurumsallaştırılarak günlük siyasetin dışına alınmıştır. Ne yazık ki Türkiye’nin, batı ülkelerindeki bu gelişmeleri yeterince kavrayamadığını ve son derece önemli sorunlar yaratan merkezi yönetim uygulamalarını ısrarla sürdürmekte olduğunu görmekteyiz. Yerel olarak yapılabilecek bir çok hizmetin merkezden planlanması, halkın ihtiyaç ve önerilerinin belirlenememesi, halkın istekleri doğrultusunda etkili bir programlama yapılamaması, karar verme ve uygulamada gecikme, duyarsızlık ve kırtasiyecilik gibi idari etkinliği ve verimliliği olumsuz etkileyen sorunları yaratan bu durum, asıl önemlisi devlet ile vatandaş ilişkilerinden soğukluğa, kopukluğa neden olmakta ve dolayısıyla devlet toplum bütünleşmesinde önemli sorunlar yaratmaktadır.4 Bu gelişim sonrası iradenin siyasallaşması merkezi idarenin siyasallaşmasını getirmekte, siyasi yandaşların devletin organlarıyla bütünleşmesiyle yandaş olmayanların devletten kopuş süreci başlamaktadır.

Polis Teşkilatımıza Politikacı Etkisi ve Sonuçları

Asıl konumuz olan Emniyet Genel Müdürlüğü de devletin genel örgütlenmesine uygun bir yapıdadır. Bu yapılanma, en üstte siyasal iktidarın temsilcisi İçişleri Bakanı, bakanın teklifi ve üçlü kararname ile atanan Emniyet Genel Müdürü, aynı usulle atanan 80 il emniyet müdürü, merkezde sadece bakan imzası ile görevlendirilen veya görevden alınabilen daire başkanları, şube müdürlerinden oluşmaktadır. “Polisin merkeziyetçi bir idari yapıya sahip olması burada incelenecek konu için son derece önemlidir. Polisin, seçilmiş sivil bir bakana karşı sorumlu olması, onun İçişleri Bakanının üyesi olduğu hükümetteki partinin tamamen kontrolü altında bulunması demektir… Demokrasi prensiplerinin tam olarak yerleşmediği bir ülkede bu durum gerçekte kendi bölgelerinde değişik politik menfaatlerini polis teşkilatı vasıtasıyla icra etmek isteyen hükümet partisinin politikacılarına bir davetiyedir. Her hükümet değişikliğinde teşkilatta üst düzey amirler arasında yapılan büyük çaplı tayin ve terfiler bu görüşü doğrulamaktadır.”5

Polisin politize olmuş merkezi idareye tam bağımlı bir organ olarak çalışması, başta politikacılar olmak üzere güç odaklarının, teşkilatın atama ve terfilerinde son derece etkili bir rol oynamalarına yol açmaktadır. Sade vatandaşın genel güvenlik ihtiyacı dışında polisle fazla bir ilgisinin olmaması nedeniyle genelde gözden kaçan bu durum, olumsuz bazı sonuçları itibariyle emniyet teşkilatının kamu oyunda tartışılır hale gelmesinin başlıca nedenleri arasındadır. İsteklerini yapabilecek kişilerin atanmasında ve istediklerini yaptırmada son derece hareketli olan menfaat gruplarının polis teşkilatına olumsuz müdahaleleri ve her siyasi dönemin kendi tercihi ile çalışmak istemesiyle müdürlük rütbesinde önemli sayıda birikme olmuştur. “Bu durum özellikle birinci sınıf emniyet müdürleri için vahim hale gelmiştir. Terfileri geldiği halde bir üst rütbeye atanamayan ikinci sınıf emniyet müdürleri ile terfi ettikleri halde daha aktif görevlerde vazife almak isteyen birinci sınıf emniyet müdürleri kendilerine uygun pozisyonlara gelebilmek için ya mahkemelere ya da baskı gruplarına (politikacı, medya, mafya v.s.) başvurmaktadırlar.”6 Şüphesiz ki tayin ve terfilerde kurallara bağlı kalmaksızın Ankara’daki merkezi otoritenin yetkili olması ve merkezi otoriteyi de iktidardaki siyasal partinin temsil etmesi güç odaklarının Ankara’da oluşmasını ve bunun doğal sonucu olarak terfilerin genel olarak bu ilde çalışanlardan yapılır olması sonucunu getirmiştir. “Dördüncü sınıftan birinci sınıfa kadar bütün emniyet müdürlerinin %38 inin Ankara’da terfi ettikleri gözlenmektedir. Bu oran İstanbul için %8, İzmir için ise %4 dür. Eğer sadece birinci sınıf emniyet müdürleri ele alınacak olursa bu oran %38 den %43 e yükselmektedir. Amirlerin terfi ettikleri il ve birime bakarak teşkilattaki terfi sistemi hakkında bazı temel noktaları saptamak mümkündür. Terfi yeri ile ilgili olarak her rütbedeki bütün amirlerin üçte birinden fazlasının terfilerini Ankara’da aldıkları söylenebilir. Amirlerin Ankara’da yoğunlaşması ne Ankara’nın nüfusuna ne de buradaki olay ve suç sayılarına göre orantılı değildir.”7 Güç odaklarına ve karar mekanizmalarına yakın ollmak arzusu ile izah edilebilecek bu durum aslında tayin ve terfilerde politikacıların etkisini ve sistemdeki kuralsızlıkları göstermesi açısından son derece önemlidir.

“Üst rütbeli müdürler için Ankara’da bulunmak işgal ettiği kadroya bağlı olarak iki anlama gelebilir; eğer pasif görevde ise Ankara, politikacılardan yardım almak veya teşkilat içinde politika yaparak aktif bir göreve yeniden atanmak için bulunmaz bir imkan sağlar. Fakat aktif görevde ise amir kendisini politikanın ortasında bulur.”8 Tüm bu verilerin en çarpıcı sonucu özellikle amir sınıfında olan kurallara ve devlete olan güvensizliktir. Çünkü aynı araştırmaya göre, “Bütün rütbelerdeki amirler teşkilattaki tayin ve terfi uygulamalarının kurallara uymadığını düşünmektedirler… Amirlerin yüzde 73’ü kendi terfilerinde kural dışı bir uygulama beklediklerini belirtmişlerdir.”9 Kendileri kuralsızlıklara muhatap olan polis amirlerinin topluma karşı kanunları uygulamakla veya uygulanmasını denetlemekle görevli olduklarını düşünürsek ortaya çıkabilecek tahribatın ürkütücü boyutlarını tahmin edebilmek güç olmayacaktır. “Şurası bir gerçektir ki terfilerdeki herhangi bir problem, sadece ilgili amirin moral ve verimini düşürmeyecek aynı zamanda genel olarak teşkilatın kendisi ve bizzat başındaki amire karşı olumsuz hisler bilmesine yol açacaktır. Kendilerine kuralların öngördüğü şekilde adaletli uygulama yapılmayacağına inanan amirler, hakkettiklerine inandıkları özlük haklarını elde etmek için teşkilat dışı faktörleri zorlayacaklardır. Bu durum, teşkilat dışı unsurların polis teşkilatına müdahale etmesine davetiye çıkarmak anlamına gelir.”10

Aslında Emniyet Teşkilatındaki terfi sisteminin işe dönük değil sadece yükselmeye dönük düşünceyi geliştirdiğini, politikacılara davetiye çıkardığını ve mutsuz insanlar yarattığını söylemek genel ve yaygın bir kanaat haline gelmiştir. Başkomiser rütbesi ile birlikte idareci sınıfa geçmek durumunda kalınan bir örgütte tecrübeye dayalı uzmanlara sahip olabilmek hayaldir. Nerede bilim yirmi yılını cinayet çözmeye vermiş uzmanlarımıznerede yıllarını organize suç örgütleri ile müdahalelere adamış uzman polislerimiz? göreve başladığı gün bir üst rütbe ve makamı düşünmek zorunda bırakılan ve ne yazık ki buna ulaşmanın başta politikacılar olmak üzere baskı grupları ile ilişki kurmaktan geçtiğini bilen insanlardan oluşan bir idari yapılanma, eski sosyalist blok ülkeleri haricinde ihtimaldir ki bir tek bizde sürdürülmektedir. Siyasetçinin ve yöneticinin o günkü düşüncesine göre değişen terfi ettirme -doğrudan APK uzmanı olarak terfi herhalde sadece bizde uygulanmaktadır. Bu şekilde terfi eden veya mevcut sisteme göre zamanı geldiği halde rütbelerini alamayan insanların mutlu olduğunu iddia etmek mümkün müdür? peki bu insanlar nasıl huzur ve mutluluk dağıtacaklardır?

Diğer taraftan terfi sisteminin göreve değil yükselmeye dönük olması ve siyasi irade ile aşırı bütünleşmesi sonucu, örgüt yapısını bozan, örgüt içi dengeleri, görev ve kadro dağılımını dejenere eden bir yapılanma ile karşı karşıya kalınmaktadır. Bu yapılanmanın doğal sonucu olarak müdürlük rütbesinde birikme meydana gelmekte bunca rütbeliye yer bulma düşüncesiyle merkez teşkilatı ve il teşkilatlarının merkez yapıları ihtiyaçtan fazla genişlemektedir. Bu düzende daire başkanlıklarının görev alanları o derece daraltılmıştır ki, kamu yönetimi anlayışı içerisinde bir daire başkanlığının yetkisinde olması gereken bir hizmetin, bölümler halinde daire başkanlıklarına dönüştürülerek, birkaç daire başkanlığının görev sahasına alındığı görülmektedir. Doğaldır ki bu durumda hizmet koordinasyonu olumsuz etkilenmekte ve bir bütünün parçası olmak hizmette şevk ve heyecanı azaltmaktadır.

Merkez teşkilatı ve il merkez teşkilatlarındaki kadro genişlemesi örgütlenmeyi statik hale getirerek sistemin işleyişini aksatmakla kalmamış, fiziki genişleme sonucu kullanılan oda sayısı artmış, binalar büyümüş ve bu binalar neredeyse teşkilatın yüzde yetmişini yutmuş, sokakta görev yapması gereken personel içeride istihdam edilmiş, ısıtma, aydınlanma, bakım giderleri artarak, güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçe imkanları, bu şişirilmiş kadroları barındıran binaların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılır olmuştur. Ve daha da kötüsü koordinasyonunda zorluk çekilen, ağır, hantal, statik bir örgüt yapısı ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan genel polis ile örgütlü suçlar ve devlete yönelik faaliyetlerle görevli polisin, hizmet birimleri arasında geçişin kolaylıkla sağlanabildiği aynı sistem içerisinde yer alması önemli sorunlar yaratmaktadır. Bu sistemde personelin eğitilmesi ve donatılmasında, sosyal haklar ve ücret politikalarında görev niteliğine göre farklı uygulamalara gidilmesinde sorunlarla karşılaşılmaktadır. İç güvenlik hizmetini aynı örgütlenme yapısı içerisinde yer alan kadrolarla yürütme durumundaysanız, gerek ücret politikaları gerekse sosyal haklar yönünde farklı bir uygulama yapamazsınız. Hem kuralsız geçişler nedeniyle, daha iyi ücretin uygulandığı birimlerde personel yürütülmesi gereken birimlere kuralsız etkilerini kısıtlayamazsınız. Polisin sistemli tayine tabi olması, tayin olayının genel kadro ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra cezalandırma olarakta, polis-politikacı ilişkisi açısından yeni olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Tüm bu olumsuzluklar özellikle polis amirlerinde ve kademe kademe aşağılara daha büyük olumsuzluklar şeklinde dalga dalga yansımaktadır. “Polis amirlerine hiç meslekten ayrılmayı düşünüp düşünmedikleri soruldu. Şaşırtıcı şekilde soruya, yüzde 56 gibi büyük bir kesimin olumlu yanıt verdikleri gözlendi… Polis Akademisi öğrencileri arasında yapılan bir araştırmakda (Özcan ve Çağlar, 1994) öğrencilerin yüzde 46’sı Akademi yerine başka bir yüksek okulda olmayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir.”11 

Sonuç

Emniyet teşkilatındaki yapılanma sorunlarını sadece tayin ve terfi sistemindeki kuralsızlıklarla izah etmenin mevcut durumu tam olarak yansıtmayacağını düşünüyoruz. Bu yazının konusu içerisinde değinemediğimiz, çözümlenmesi gereken önemli sorunlar bulunmakla birlikte, sadece emniyet teşkilatını yenidne organize etmeyi amaçlayan bir düzenleme, genel idari sorunların varlığı nedeni ile yeterli olmayacaktır. Her şeyden önce Türkiye de genel bir siyasi ve idari yapılanma reformunun gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, Türkiye’de yaşayan insanların ve onların oluşturdukları kurumların düzeyi ortadayken sadece polis camiasının kamu oyunda her vesile ile tartışılır olmasını da kabul edilir bullmak mümkün değildir. Bilinmelidir ki her kuruluş o toplumun gelişim ve kültür değerlerini yansıtır. İnsanlarımız bireysel olarak dünyada olan bitenleri ne kadar geniş ve bilimsel algılayabiliyorsa, sorun çözme yeteneğimiz, ufkumuz ne kadar genişse, ne kadar koordinasyon ve organizasyon içinde olabiliyorsak polislerimiz de o kadar algılayabiliyor ve olaylara yorumlar getirebiliyor demektir. Türkiye’de parlamento ne kadar sağlıklı ve içerik açısından dolu işliyorsa,başta medyamız olmak üzere diğer kurumlarımız toplumun beklentilerine ne ölçüde cevap verebiliyorsa, başarılıysa, polis o kadar başarılıdır. Fazlasını beklemek sadece hayalciliktir. Sorunları, sistemin genelini ele almadan birey veya birkaç kurum düzeyinde ele almak büyük bir hatadır. Yani ağaçlara bakarken ormanı gözden kaçırmak gibi bir şeydir.