Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Kutlu Doğum Haftasının Ardından

          1989 yılından beri ülkemizin her köşesinde ve millet varlığımızın bulunduğu yurt dışındaki ülkelerde Yüce Peygamberimizin doğum yıl dönümüne rastlayan Nisan ayı onun insanlığa kazandırdığı değerlerden birisinin ana tema olarak seçilip detaylı olarak anlatılmasına vesile olmaktadır. Bu yıl da Kutlu doğum haftası ana teması olarak “Hz. Peygamber ve İnsan Onuru” konusu seçilmiş, eskiden yüzlerce diyorduk ama şimdi Diyanet İşleri Başkanlığının dışında başta Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullar ve belediyeler olmak üzere pek çok kurum da kutlu doğum etkinlikleri yaptıkları için konuyla ilgili binlerce etkinlik yapılmıştır. Sadece ben Türkiye’de 11, Kanada’da 2 konferansla bu kervan içerisinde yer aldım.

          Bu yıl seçtiğimiz ana temanın “Hz. Peygamber ve insan onuru” olması tesadüfi değildir. 1400 sene önce kan davaları, kabile savaşları, kız çocuklarının diri diritoprağa gömülmesi, kadın erkek mazlum ve muhtaç insanların pazarlarda köle olarak para karşılığı alınıp satılması, ırkçılığın, faizin, rüşvetin, tefeciliğin, karaborsacılığın sömürü aracı olarak kullanılması, helvadan yapılan putların acıkınca yenilmesi vs yollarla insan onuru nasıl ayaklar altına alınmış ve bu yüzden onurunu kurtarmak isteyen insan Kurtarıcı’sını bekliyor idiyse, 21. asır dediğimiz bu asırda da aynı karanlık ve cehaletin şu veya bu şekilde yaşanarak yine insan onurunun zedelenmesi sebebiyle sevgili peygamberimizin kurtarıcı mesajlarını hatırlamaya ve hatırlatmaya ihtiyacımız vardır.

       Bugün de yeryüzünde kan ve gözyaşı vardır, bugün de ırkçılık, haksızlık, açlık,  zulüm, ayırımcılık, faizcilik, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık vs insan onuruna yakışmayan davranışlar coğrafyanın her yerinde hüküm sürmektedir. Allah’ın eşref-i mahlukat olarak yarattığı insan, onurunun zedelenmesine sebep olacak bu kötülüklere maruz bırakılmamalıdır. Sanki bütün peygamberler bunun mücadelesini vermek için görevlendirilmişlerdir desek yeridir. Zira Allah “biz insanı en güzel bir surette yarattık” buyururken onun ahsen-i takvim özelliğine, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” buyururken de onun kendi adına yeryüzünü huzur ve barışa kavuşturacak yüce varlık olduğuna işaret etmektedir. Allah’a halife olmak gibi onurlu bir unvan insandan başka bir varlığa verilmemiştir. Bu yüzden Kur’an’ınmerkezinde insan vardır. Şeyh Galib’in dediği gibi: Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” (yani kendine saygıyla bak, çünkü âlemin özü sensin; sen Kâinat’ın göz bebeği olan insansın”.

       İşte bunun için İslam geldi, kan davalarını yasakladı. İslam geldi, ırkçılığı, faizi, rüşveti, hırsızlığı, soygunu, vurgunu, köleliği, sevgisizliği, yalanı, emanete ihaneti, sözünde durmamayı, insanları kandırmayı, kız çocukları aleyhine ayırımcılık yapmayı, zenginin fakiri ezmesini, gıybeti, dedikoduyu, hasedi, arkadan çekiştirmeyi, kin beslemeyi, kibri, hor görmeyi vb. insan onurunu zedeleyen şeyleri yasakladı, yüce Peygamberimizin Veda Hutbesi’ndeki ifadesiyle “ayakları altına” aldı. Yani insanın ayaklar altında olan onurunu kurtarmak için bu kötülükleri ayakları altına aldı. Esasında Hz. Peygamber’in mesajının merkezinde insanın onur ve haysiyetinin korunması olduğu hususunu zihinlerimizde canlı tutmak ve hayata geçirmek için Veda hutbesini sık sık okumamız gerekir. Zira Veda hutbesi neredeyse Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in 23 yıllık peygamberlik hayatının özetidir. İlk insan hakları evrensel beyannamesidir.