Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Kurtuluş Savaşı Polisinin Durumu; Adana Örneği

polis_dergi_kasim_2013_034 polis_dergi_kasim_2013_035 polis_dergi_kasim_2013_036 polis_dergi_kasim_2013_037 polis_dergi_kasim_2013_038 polis_dergi_kasim_2013_039Petrol, siyah yağ uğruna başlatılan Dünya Savaşı’nın sonu görünmeden, henüz 1916 yılında iken, Fransa ve İngiltere, Osmanlı Devleti’nin güney kısmında kalan topraklarını kendi aralarında paylaşmışlardı. 1918 yılında, Mondros Mütarekesi ile savaş son bulduğunda bu yayılmacı devletler, hiç vakit kaybetmeksizin planlarını uygulamaya başladılar. Bu doğrultuda Fransızlar, Fransız askeri üniforması giymiş çoğu yerli kaçkın Ermeni militanları ile beraber Dörtyol’dan başlamak üzere işgale koyuldular. Tarihler, 21 Aralık 1918’i gösterdiğinde Klikya’nın merkezini, pamuk ambarı Adana’yı işgal ettiler ve akabinde de yani 9 Ocak 1919 tarihinde, Albay Bremond’u genel valiliğe getirdiler. Sancak ve ilçelere Gouverneur olarak subaylar tayin ettiler ve bu suretle Osmanlı idari yönetiminin üzerinde bir Fransız kontrol idaresi kurdular. Polis Teşkilatı hizmeti gibi demiryolu, posta vs. gibi önemli hizmetlerde daha çok tercihlerini Ermeni kimselerden yana kullandılar.[1] İşgal üzerine Adana’da bulunan Polis Teşkilatı, mülkiye ile beraber Pozantı’ya taşındı. Ancak, kimi polis memurları Pozantı’ya gelmeyerek ya görevlerinden ayrıldılar ya da İstanbul’a payitahta giderek açıkta beklemeye koyuldular.

Pozantı’ya taşınan Adana Polisinin esaret yılları, 20 Ekim 1921 tarihine kadar devam etti. Bu tarihte Fransa Hükümeti ve TBMM arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile Fransa’nın Hititlerin kurduğu Adana’dan çekilmesi ve şehrin idaresinin Türk idaresine bırakması, Adana Polisinin esaretinin bittiği ve eski yuvasına geri döneceği manasına geliyordu.

20 Ekim 1921 tarihinden sonra Adana artık TBMM idaresine bağlıdır ve burada tesis edilecek idare, diğer bölgelere örnek teşkil edecektir. Ayrıca, asayiş ve güvenliğe dair titiz çalışmalar ve başarılar, hem içeriye hem de dışarıya güçlü mesajlar niteliği taşıyacaktır. TBMM Hükümeti bunun bilincindedir. Ayrıca, Adana örneğinde TBMM Hükümeti, işgalden kurtulan yerleri idare edebilme yeteneğine sahip olup olmadığını herkese ispat edecektir.

Pozantı Polis Teşkilatı, Adana vilayeti merkezine çekilince, yani eski yerlerine geri dönünce, Adana Polis Teşkilatı, bir tane serkomiser ve iki tane ikinci komisere ihtiyaç duymuştur. Bu ihtiyaç doğrultusundaki talep, 1 Kasım 1921 tarihinde Büyük Millet Meclisine iletilmiştir. Talepten anlaşıldığı üzere Adana vilayeti polis kadrosu artırılmak istenmekte ve bu nedenle o yılki bütçede Emniyeti Umumiye Müdürlüğüne ayrılan kaynağa zam yapılması istenmektedir. İstenilen zam miktarı otuz bin dört yüz kırk liradır.[2]

Hükümetin kadro ve zam ile ilgili Büyük Millet Meclisine sunduğu kanun tasarısı, Meclis gündemine gelince, Konya Milletvekili Vehbi Efendi, kanun tasarısının içeriği ile ilgili olarak, Dâhiliye Vekili ve Emniyet Umum Müdürünün izahat vermesini istemiştir. Konuşmasında şunları söylemiştir: “Efendim bunu kabul etmek için Dâhiliye Vekili ve Emniyeti Umumiye Müdürü tarafından bir iyi izahat verilmeli; mevcut polislerin maaşını mı artırıyor! Onların inciğine mi kuvvet verecekler”? Yoksa mevcut polis kâfi gelmiyor da polislerin adedini mi artırıyorlar? Ve polislerin adedini artırıyorlarsa başka vilâyetlerle Adana vilâyeti arasında ne nispette attırıyorlar? Ve artırım için icab eden sebep nedir? Buraları izah etsinler ki, biz de rey verelim. Böyle düşünmeksizin okunup rey verilemez. İzahat versinler ondan sonra, reyimizi verelim.[3]

Dönemin Dâhiliye Vekili Ali Fethi Bey, bu sözlere karşılık olarak, Adana Polis Teşkilatı’nın lüzumuna değinerek konuşmasını şöyle devam etmiştir: “… Efendiler bugün Adana’daki idaremiz; idaresiyle meşgul olduğumuz memlekette ilerde uygulayacağımız idare hususuna bir örnek olacaktır. Siyaseten de fevkalâde nazik bir hususta ve öneme sahip bir vaziyette bulunduğumuz için Meclisi Âlinin bu ciheti de nazarı dikkate alarak, Emniyeti Umumiye bütçesini kabul edeceğine inanırım… işgal ettiğimiz yerlerde ilk defa nazarı dikkate aldığımız mesele; polisleri ve jandarmaları derhal oraya göndermektir. Çünkü polissiz ve jandarmasız mülki idare tesis etmek olağan dışıdır. Onun için bu memurların bir kısmı tayin olunmuş ve mahalli memuriyetlerine azimet etmişler ve şuan vazifelerini ifa etmektedirler.”[4] İfadelerden anlaşıldığı üzere, Adana’da öngörülen teşkilat daha öncesinden oluşturulmuş bile. İhtiyaca binaen gerekli alımlar olmuş ve ilgili boş kadrolara atamalar yapılmıştır. Bu kimseler görevlerine başlamışlardır bile… Meclise sunulan kanun tasarısı bir nevi protokol işlemidir. Ancak, bu kanun tasarısının görüşülmesindeki vekiller arasındaki konuşmalar bu gün bizlere, Kurtuluş Savaşı’nın ortasında kalmış polis teşkilatı hakkında muazzam bilgiler vermektedir.

Hükümet, bu kanun tasarısını meclise sunarken en azından Adana vilayeti polis sayısının Fransız işgalinden önceki sayısına çıkarılması gerektiği fikri üzerinde önemle durmuştur. Ancak, bu kanun tasarısı ile Adana vilayeti polis sayısının artırıma gidilmesi, kimi vekillerin tepkisine neden olmuş ve Hükümet, genel itibarıyla şu sözlerle eleştirilmiştir: “… Eski kadronun aynı olsa zamlar istenmez bir kere… Hâlbuki buna zammiyat deniyor. Zammiyat tabiri eski kadrodan fazla bir kadro olduğuna delâlet eder.”[5]

 

Kanuna muhalif vekillerden Vehbi Efendi, polis sayısının artırılmasından ziyade mevcut sayının etkin kullanılması gerektiğini ifade etmiş ve hükümet tarafından polisin etkin bir şekilde kullanılması halinde mevcut polis sayısının yeterli olduğunu savunmuştur.  Ayrıca Vehbi Bey, Hükümetin, şimdiye kadar olan polisiye uygulamalarını şiddetle eleştirmiştir. Vehbi Bey şunları söylemiştir: “… Ben bu hususta hükümetimize şaşıyorum. Kasabalara polis tayin ediyor, bekletiyoruz. Köyleri kiminle bekletiyoruz? Sonra beyefendiler, polisin bidayeti teşekkülünde ve teşekkülünden evvelki istatistiklere bakın, her ne kadar olursa olsun vukuat şimdi olan vukuatın yüzde beşini teşkil etmez. Demek oluyor ki, polis teşkilâtı memleketi muhafaza etmiyor. Onun için ben Dâhiliye Vekili Beyefendiden rica ederim ki, yüz polis tayin etmekten ise bir kere icraya dikkat etmek daha evlâdır (öncedir). Binaenaleyh icraya dikkat etsinler. Memurun adedini artırmakla memleket muhafaza olunmayacağını anladık… İcra olursa şimdiki kadronun yüzde beşi kâfidir. İcra olmadıkça, şimdiki kadronun miktarını ne kadar artırsanız paralar boşa gider. Bundan dolayı rica ederim ki, icraya dikkat olunsun. Memur adedinin artırılmasına dikkat olunmasın.”[6] Hükümet, savaş zamanı dahi olsa görüldüğü üzere kasabalara dahi polis tayin etmektedir. Kasabaların dahi asayiş ve güvenliğine önem vermektedir.

 

Kanuna muhalif vekiller, Adana için yeni bir kadro açılmasından ziyade buraya, Anadolu’nun güvenli bölgelerinden polis aktarılmasını isterler. Bu fikri ilk defa gündeme getiren Sivas Vekili Emir Paşa’dır. Kendisi, Sivas’ta bulunan polislerin Adana’ya tayin edilmesini ister. Böylece Adana için yeni bir kadro açılmayacak ve hazineye yeni bir yük getirilmeyecektir. İfadesine göre, o gün itibarıyla Sivas merkezinde komiser ve polis olmak üzere yüz kadar kişi vardır. Bu yüz kadar polis ve komiser oradan kaldırılırsa Sivas’ta asayiş bozulmayacaktır. Ayrıca Emir Paşa ve sözlerine şöyle devam etmiştir: “… Şimdi polislerin lüzum ve lüzumsuzluğu meselesi başkadır. Meselâ Adana meselesi başkadır… Bendeniz diyorum ki, oraya ilâve polis komiseri göndermekten ise, başka yerlerde mevcut olan polis kadrosundan en müstenit ve muktedirlerinden olanları seçip oraya gönderelim… Tanınmamış, tecrübe edilmemiş bir kimseyi bugün Adana vilâyetine ne polis, ne komiser ve ne de memur olarak göndermek caiz değildir… Bendeniz Dâhiliye Vekili Beyefendiye bu ciheti söylerim ki, Sivas muhitinin vekili olduğumdan o muhitin polislerini kaldırsın. Sivas’ta ne fazla asayiş ve ne de noksan asayiş olur… Bundan dolayı Adana vilâyetine tayin edilecek polisler kadro haricinde değil, kadro dâhilinde ve en ziyade muktedir ve en emniyetli bildikleri zevattan olmalı. Adana’nın polis ve komiserini bu suretle tamamlasınlar… Kendi muhitimde bulunan polislerin kaldırılıp oraya gönderilmesini kendi muhitim için teklif ediyorum.” Bu teklife karşılık ise Dâhiliye Vekili Ali Fethi Bey; “… Emir Paşa; Hazretleri diğer yerlerdeki muktedir memurların oraya tayini mütalâasını ileri sürdüler. Hale göre Adana vilâyetine göndereceğimiz gerek polis olsun, gerek diğer memurlar olsun, son derecede itina ile seçilmiştir. Mevcutlar arasında en muktedirlerini seçtik, gönderdik. Fakat bu ancak vilâyetin ihtiyaçlarına yeterli gelecek bir kadrodur. Fazla bir şey değildir.”[7] demiştir.

 

Emir Paşa gibi aynı fikirde olan Erzurum Vekili Hüseyin Avni Bey’de Erzurum’da bulunan polis kadrosuna lüzum olmadığından bahisle burada bulunan polislerin Adana’ya gönderilerek meselenin çözülmesini istemiştir. O’na göre Erzurum’da polisliğin ehemmiyeti kalmamıştır. Sözlerine şöyle devam etmiştir: “… Meselâ bugün Erzurum gibi bir memlekette on polis bile fazladır. Çünkü oranın bunları iaşeye bile imkânı kalmamıştır. Hâlbuki buraya lâzımdır. Böyle yerlere lüzumu olmayan yerlerden gönderilse daha iyi isabet ederler. Polisleri fazla olan pek çok yerler vardır. Kadroyu muhafaza edeceğiz, diye lüzumsuz yere polis istihdamı caiz değildir. Her halde istirham ederiz, diğer vilâyetlerde fazla bulunan polisleri alsınlar, oraya versinler…”[8] Görüldüğü üzere doğu illeri vekilleri, bölgelerinde polise lüzum kalmadığından bahsetmektedirler. Ermeniler ile yapılan 1920 tarihli Gümrü Antlaşması, dış güvenlikte olduğu kadar iç güvenlikte de huzur ve sükûnun yerleşmesine katkı sağlamıştır. Bu nedenledir ki doğu illerinde bulunan polislerin, ihtiyaca hâsıl olan yerlere gönderilmesini rahatlıkla teklif etmişlerdir. Aynen asker ve cephane sevkiyatında olduğu gibi burada bulunan polis memurlarının Adana gibi vilayetlere atanması teklifi söz konusudur. Ancak, Dâhiliye Vekili Ali Fethi Bey, bu tür tekliflerin doğru olmadığını şu sözleri ile ortaya koymuştur: “… hiçbir yerde polis teşkilâtımızın fazlalığından ve bunların ihtiyaçtan fazla olduğundan dolayı hiçbir şikâyet işitmedim, (Gürültüler) müsaade buyurunuz. İşittim şikâyetler; bütün kaymakamlar ve valiler; polis kadrosunun bu ıslahat ve düzenleme dolayısıyla… Mevcut kadronun idare için yeterli olmadığından şikâyet ediyorlar… Gerek dâhilden ve gerek hariçten süregelen propagandalara karşı koyabilmek için polis kuvveti lâzımdır, efendiler; ahali kendi kendine bunları müdafaa edemez ve yapamaz. Eğer Paşa Hazretlerinin buyurdukları gibi polis teşkilâtını lâğvedecek olursak, o zaman en müessir tehlikelere karşı, memleketimizin kapılarını açmış oluruz. Binaenaleyh, bendeniz bu mesuliyete iştirak edemem ve polis mevcudunu da, Hüseyin Avni Bey biraderimizin dediği gibi; diğer vilâyet ve sancaklardan azaltamam. Çünkü oralar polisin artırımını her vakit talep ediyorlar…”[9]

 

Ali Fethi Bey’e göre, mülki amirler, vekillerin aksine polisin noksan olmasından şikâyet etmektedirler. Onlar, Dâhiliye Vekâletinden sürekli olarak polis artırımını talep etmektedirler. Ayrıca görülüyor ki Dâhiliye Vekili Ali Fethi Bey, hiçbir yerde polis sayısını azaltmaktan yana değildir. Bir yerde polis sayısı azaltılır veya ortadan kaldırılırsa oranın tehlikeye maruz kalacağını düşünmektedir. Ali Fethi Bey’in başka bir bölgeden polis kaydırılması fikrine karşı çıkmasına rağmen kimi vekillerin bu fikirde ısrarlı olduğu görülmektedir. Bunlardan birisi Çankırı Vekili Behçet Bey’dir. Behçet Bey şunları söylemektedir: “Bugün bendeniz 150 bin nüfus olan bir memleketin vekili bulunuyorum. Memleketin içerisinde mevcut olan polisin tümünü alsınlar, vereyim, razıyım. Fakat bugün esası kaldırmak istemiyorum. Bir komiser ve onun maiyetinde iki tane polis denilen şahsiyet mevcut olmak şartıyla, kalmasını kabul edebilirim… Bugünkü mevcudu da bir işe yaramaz. Alsınlar, Adana’ya hepsini göndersinler… Ahalice polis teşkilâtından tam otuz senedir hiçbir fayda görülmüş değildir, bilâkis zararlar görülmüştür. Fakat bunun kalkması gerekmez, bunu da itiraf ederim. Şu sureti arz etmek istiyorum; polis teşkilâtı sonradan artırıldı ve bundan intizam arzu edildi. Fakat teşkilât arasında öyle şahsiyetler hâsıl oldu ki, bugün onlara memleketin asayişini emanet edenler hakikaten zararlı kimselerdir… Polisler bugün öyle vazifeler görüyorlar ki, mutasarrıf ve kaymakamların ve belediye reislerinin ve diğerlerin özel hizmetlerinde bulunuyorlar. Yahut (Şu evrakı filân yere götür, filâna tevdi et) veyahut (Git şunu çağır gel) gibi… Bugün mevcut olan polisler içerisinde polisten istenilen ve ümit edilen iktidar ve ehliyetin yüzde biri bile mevcut değildir.”[10]

 

Behçet Bey’in ifadeleri, son otuz yılın polis portresini çizdiği gibi ayrıca, Ankara iktidarının ilk yıllarındaki polisinin tiplemesini de ortaya koymaktadır. O’na göre şu an için polisin hizmetçiden farkı yoktur. Kendisi, polisin kimileri tarafından uşak gibi kullanılmasından rahatsızdır. Polis, kendisinden ümit edilen tavrı ahaliye gösterememektedir. Ayrıca polisler, ehliyet sahibi kimseler arasından seçilmemektedir. Tüm bunlar Anadolu Polisinin ilk yıllarında öne çıkan eksiklikleri olarak görülebilir.

 

Sivas, Erzurum ve Çankırı gibi yerlerden Adana’ya polis nakledilmesi fikrinden sonra işgal altında bulunan Bursa, Eskişehir, Kütahya ve Afyon illeri kadrolarında görevli polislerin Adana’ya nakledilmesi gündeme gelmiştir. İfadelere göre, yukarıda adı geçen vilayetler işgal edildikten sonra açıkta kalan bu yerlerin polisleri pekâlâ Adana’ya gönderilebilirdi. Böylece Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti bütçesine zam yapılması gerekmezdi. Nasıl olsa işgal edilen yerlerin kaynağı bütçeden ayrılmıştı. Bu fikri ilk ortaya atan Aydın Vekili Tahsin Bey olmuştur. Bu konu ile ilgili şunları söylemiştir: “Binaenaleyh diğer vilayetlerden iktisat edilecek birtakım polislerle, yeni bir kanun tanzimine hacet bırakmaksızın, bütçenin tasdikine kadar işi idare etmeniz lâzımdır. (öyle sesleri) bu, böyledir. Bundan dolayı bize daima emrivakilerle gelen Heyeti Vekilenin bundan böyle olsun, böyle hareket etmesi imkânını zorlamak için, bu bütçeyi reddedelim. Eğer hakikaten Dâhiliye Vekâletinin Adana’da polis teşkilâtına ihtiyacı varsa, Afyon Karahisar’ından, Eskişehir’den ve sairden kaçıp gelmiş plan ve hala tahsisatları bütçemiz dâhilinde bulunan polisleri oraya gönderip idare etmesi mümkündür. İnşallah oraları da alınınca başka çare düşünürüz. Bundan dolayı Dâhiliye Vekâleti bu şartlar dâhilinde vazifesini ifa ederse eder, edemezse izharı aczeder, çekilir.[11]

 

Tahsin Bey ile aynı fikirde olan Siverek Vekili Lütfi Bey, Ağustos 1921 yılından şimdiye kadar ki geçen sürede Yunanlılar tarafından işgal edilen Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar ve diğer yerlerden boşalan polis kadrosunun Adana vilayetine gönderilmesini teklif etmiştir. Bunun üzerine Dâhiliye Vekili Ali Fethi Bey söz alarak, mevcut vilayetlerde fazladan polis memuru olmadığını, fakat şu sırada açıkta bekleyen polis memurları olduğunu kabul etmiştir. Buna karşın Siverek Vekili Mustafa Lütfi Bey, Eskişehir, Kütahya, Afyon polislerinin nerede olduğunu sormuştur. Ali Fethi Bey cevapla; Eskişehir livasının bugün mevcut olduğunu ve mutasarrıfının var olduğunu söylemiştir. Afyon vilayetinin de Eskişehir gibi olduğunu belirtmiştir. Bunun devamında Siverek Vekili Lütfi Bey’in teklifine geçilmiş ve teklif reddedilmiştir.[12]

 

Bu sırada Konya Vekili Vehbi Efendi’de sair vilayetlerden üçer, beşer polis memurunun Adana’ya gönderilmesini teklif etmiştir. Buna karşın ise Dâhiliye Vekili Ali Fethi Bey, kendi seçim bölgelerinden Adana’ya polis takviyesini isteyenlerin kendi bölgelerinde asayiş ile ilgili bir konu ortaya çıkması halinde mesuliyet alıp alamayacaklarını sormuştur. Devamında da şunları söylemiştir: “… böyle lâkırdı ile ben mesuliyeti üzerime alamam. Polissiz memleket idare olunmaz. Yok, eğerteşkilâtı değiştirmek istiyorsanız o başka meseledir. Polisin kısımlara ayrılması, düzenlenmesi gibi vesairesi ayrıca düşünülecek bir meseledir. «Bizim livada polise lüzum yoktur, kaldırın» diyorlar. Yarın o livada mühim bir hâdise zuhur eder, sonra Dâhiliye Vekilini çağırırsınız mesul edersiniz. Ben de diyemem ki; «Behçed (Beyefendi veyahut diğer bir mebus bey bu fikirde bulundu diye bunu yaptım.» Onun için mevcut olan kadro belki ihtiyaca kâfidir, belki de noksandır. Hiçbir yerden polis alıp oraya gönderemem. Ardından Vehbi Efendi’nin teklifi oylanmış ve teklif ret olunmuştur.[13] Ali Fethi Bey yukarıda da değinildiği üzere herhangi bir yerin polis sayısının azaltılıp, o sayının Adana’ya gönderilmesini istememektedir.

 

Sonuç olarak, Adana vilayeti polis sayısının artırılması ile ilgili kanun tasarısına karşılık ileri sürülen teklifler şöyledir:

1- Güvenliği sağlanmış illerdeki polisler, Adana’ya kaydırılsın.

2- İşgal altında kalmış olan yerlerin polisleri Adana’ya kaydırılsın.

3- Bazı vilayetlerden üçer beşer polis Adana’ya kaydırılsın.

Bu tekliflerin hiç birisi kabul görmemiştir.

İlgili kanun tasarısının görüşülmesinin sonuna doğru, TBMM idaresinin ilk Emniyet Umum Müdürü Erzurum Vekili Durak Bey söz alarak, polisliğin ince bir sanat olduğunu belirtmiş ve çatma adam toplamakla Adana gibi hassas bir yerin idare edilemeyeceğini ifade etmiştir. Polisi, asker kadar ülke savunmasında mühim bir kuvvet olarak gören Durak Bey, asker ve polisi iki kardeşe benzetmiştir. Biri hariçte, biri içtedir. Konuşmasının devamında şunları söylemiştir: “… bizim polis teşkilâtımızda bazı noksanlar vardır. Bunu kabul edelim… Buna diyecek yok. Fakat polis olmasın, filân yerden polis kalksın, filân yerden polisin yirmisi kalksın deniyor. Efendiler memleketin hangi tarafında hangi kazasında taburlarla, bölüklerle, alaylarla polis mi vardır? Herkes gece… yattığı zaman, onlar da karda, çamurda soğuk demez, kar demez devriyesini, vazifesini ifa eder. Seni, beni rahat uyutmak için. Yeter ki onların başına iyi adam gönderelim… Polis memuru burada nöbet beklerken, Dâhiliye Vekiline buradan geçmeyeceksin der ve emrine itaat ettirir… Fakat buradaki polisler sizi bekliyorlar, yeter ki bunu iyi bir şekle koyalım. Efendiler, memlekette askeri toplayan polis, tahsildara muavenet eden polistir, Hükümetin kuvveti polistir, adliyenin kuvveti polistir. Bunları küçük görmeyiniz bunlardan bir şey esirgemeyiniz. Fakat yeter ki, iyi teşkilât yapınız. Bendenizin polislik mesleğim olduğu için ve bu meslekte de on iki senelik emektar bulunduğum için söz söylemek salâhiyetini kendimde görüyorum… bence yirmi bin lira param olsa beş yüz bin liram olsa veririm…”[14]

 

Durak Bey, polislik mesleğini çok iyi bilmektedir. Kendisinin de ifade ettiği üzere on iki yıl kadar hizmeti olmuştur. Bu nedenle söylediklerinin son derece ehil biri olması nedeniyle önemli olduğunu düşünmekteyim. Ona göre, mevcut polisin en büyük noksanı idaresidir. Polisin mutlaka iyi idare edilmesi gerekmektedir. O halde Durak Bey, o an itibarıyla polis idarecilerini yeterli düzeyde bulmamaktadır. Bunun yanı sıra polisin o günlerde önemli bir görev üstlendiğinden bahsetmiştir. Bahsi geçen konu polisin asker toplamasıdır. Bununla birlikte maliyeye, mülkiyeye ve adliyeye dair görevler icra etmektedir. Bu görevlerin kimi vekiller tarafından küçük görülmemesini istemektedir. Oylamaya geçilmeden son söz olarak da, “Selâmet bundadır, efendiler iyi bir jandarma, polis vücuda getirin. Selâmet bundadır.”demiştir. Ardından oylamaya geçilmiş ve Adana vilayetine polis takviyesini öngören Emniyet-i Umumiye Bütçesi’ne zam öngören madde kabul edilmiştir.[15]



[1] Yahya Akyüz. Türk Kurtuluş Savaşı, s. 181.

[2] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 142

[3] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 142

[4] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 143

[5] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 143

[6] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 143

[7] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 144

[8] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 144

[9] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 144-145

[10] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 145

[11] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 146

[12] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 147

[13] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 147-148

[14] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 148-149

[15] TBMM. ZC. İçtima: 62, İctima Senesi: 2, C. 15, s. 149