Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Irkçılık ve Zararları

polis_dergi_haziran_2013_011 polis_dergi_haziran_2013_012 polis_dergi_haziran_2013_013Bu kelimeyi her kullandığımda yüce Allah’ın mucize kitabı Kur’an’daki şu ayet-i kerime zihnimde dolaşmaya başlıyor: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışıp, bilişesiniz diye sizi kabileler, şu’beler kıldık. Allah nezdinde en üstününüz en müttekî olanlarınızdır” (Hucurat, 13).  Yine bu kelimeyi her işittiğimde sevgili Peygamberimizin Veda Hutbesi’ndeki şu unutulmaz sözü hatırıma geliyor: “İnsanlar! Hepiniz Adem’densiniz; Adem de topraktan. Arab’ın Arab olmayana, Arab olmayanın Arab’a, beyaz tenlinin siyah tenliye, siyah tenlinin beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır”.

Dikkat ederseniz hem ayette ve hem de peygamberimizin ifadesinde ırkın, rengin, dilin, kabilenin, sülalenin, zenginliğin vs değil, takvanın üstünlük sebebi olduğu vurucu bir üslupla belirtiliyor. Takva, en kısa tanımıyla Allah’ın emirlerine sıkı sıkıya bağlı, nehiylerinden titizlikle kaçınmak. Bu vasıftaki kişiye de müttekî denmektedir.

Peygamberimizin geldiği dönemde bu ayetler ve hadisler toplumların başındaki en büyük belalara ilaç gibi gelmişti. Irkçılık belası da bunlardan birisiydi. Onlarca yıl süren kabile savaşları, kadın erkek demeden pazarlarda alınıp satılan köleler, beyaz renklilerin siyah renkliler üzerindeki akla hayale gelmedik zulümleri, zenginlerin fakir fukara ve garip gurebayı hepezmesi, ve nihayet kast sistemiye çılgınlık derecesine ulaşmış olan sınıflar arası farklılıklar. Sanmayın ki bu karanlık dönem sadece Mekke’li müşrikler arasında yaşanıyordu. Hindistan’dan Roma’ya, Bizans’tan Sasanilere kadar Dünyanın her yeri cehaletin dibine kadar batmış, yeryüzünün her noktasında güçlü olan zayıfı eziyor, tüm ezilenlerin ortak ismini taşıyan mazlumlarKur’an ile insanlığı aydınlatacak yüce peygamberin geleceği anı bekliyorlardı.

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un ifadesiyle:

On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi! 
Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler; 
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! 
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî’î:
Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi; 
Bir kere de, ma’mure-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta; 
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi! 
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin
Salgındı, bugün Şark’ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi! 
Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma’sum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi! 
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi; 
Zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi! 
Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep; 
Medyûn ona cem’iyyeti, medyûn ona ferdi.
Medyûndur o ma’sûma bütün bir beşeriyyet…
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

 

İşte bu yüzden Bilali Habeşî gibi simsiyah renklilerin sırf renklerinden dolayı horlanmaları, itilip kakılmaları son bulmuştu. Bir gün aralarında geçen bir tartışmadan sonra Ebu Zer ona “siyah kadının oğlu” diye küçümseyici bir ifade kullanınca Bilal durumu peygamberimize şikayet etmiş, peygamberimiz “ey Ebu Zer! Sende hâlâ cahiliye ruhu var” Ebu Zer’i azarlamıştır. Ebu Zer de başını Bilal’in evinin kapısının eşiğine koyarak, “başıma basıp geçmeden buradan kalkmam” diyerek özür dilemiştir.

Allah rasulü Hz. Muhammed (sav) sırf akrabamdır diye hiçbir akrabasına imtiyaz sağlamamış, hırsızlıktan yakalanan şehrin önde gelenlerden birisinin bağışlanması için araya girenlere “kızım Fatıma da olsa elini keserdim” diyerek kanun ne ise bunun karşısında herkesin eşit olduğunu söylemiştir. Arap olmayan Selman-ı Farisi ve benzeri yabancılara karşı ırkçılık yapılmasını önlemiş, yeri geldiğinde onları en yakınında bulundurmuştur. Kur’an-ı Kerim “Ve O’nun ayetlerindendir ki, gökleri ve yeri yaratmıştır ve lisanlarınız ve renkleriniz (birbirinden) farklıdır. Muhakkak ki bunda, bilenler için mutlaka âyetler (deliller) vardır” dediği için dilleri, renkleri ve ırkları farklı da olsa, hepsini eşit görmüştür. Bu tür farklılıkları kesinlikle üstünlük sebebi saymamıştır.

O günden bugüne ırkçılığın insanlığın başına açtığı belalar tarih kitaplarının sayfalarında yerini almıştır. Geçmişte sadece Amerika’da Kızılderililere, Avusturalya’da Aborjinlere ya da yerlilere yapılan katliamlar değil, bugün de toplumlarda ırkçılık yüzünden çıkan kavgalar, cinayetler, hatta savaşlar yine insanlığın başına bela olmuştur. Bu hastalık Bosna’da daha dün kapı komşu Sırp ile Boşnak’ı birbirine düşürmüş, binlerce masumun katline sebep olmuştur. 30 yıldır içerdeki ve dışarıdaki Türkiye düşmanlarının başımıza sardığı PKK belasının Müslüman birkürt kardeşimizin Ahmet isimli oğlunu dağa çıkardığı ve asker olan Mehmet isimli diğer oğluyla nasıl karşı karşıya getirdiği ne büyük bir ibrettir. Hiçbir hak talebi bir kardeşin diğerine kurşun sıkmasını gerektirir mi? Irkçılığı ön plana çıkarıp insanları tahrik etmek maalesef ne ocaklar yıktı ve bu arada kimlerin ekmeğine yağ sürdü.

Bu bela ile biz 90–100 sene önce de karşılaşmıştık ve dedelerimizin hissiyatına yine büyük şairimiz Mehmet Akif tercüman olmuştu. Yine onun derdimize ilaç gibi gelecek şu beyitleriyle yazımızı bitirelim:

 

“Hani milliyetin İslâm idi, kavmiyet de ne..

Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine

Arnavutluk ne demek var mı şeriatta yeri

Küfr olur başka değil, kavmini sürmek ileri

Arabın, Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd’e

Acem’in Çinliye rüçhanı mı varmış nerde.

İslâmiyette anasır mı olurmuş ne gezer

Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber

En büyük düşmanıdır ruh-u Nebi tefrikanın

Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın.”

Ne Araplık, ne Türklük kalacak, aç gözünü!

Dinle peygamber-i Zişan’ın ilahi sözünü

Türk Arapsız yaşayamaz. Kim ki “yaşar” der, delidir!

Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.

 

Bugün nasıl Türk-Kürt kavgası çıkarmak ve bu milletin fertleri arasına fitne tohumları ekmek isteyenler varsa, Akif’in bu beyitleri kaleme aldığı sırada da aynı şekilde Türk-Arap-Arnavut vs ırkları öne sürerek kavga çıkarmak istemişlerdi ve hem de nasıl başarılı olmuşlardı. Bütün Araplara “Türkler toptan Hıristiyan oldu, zaten sizi hep sömürdüler, şunu yaptılar, bunu ettiler vs, vurun onları” demişlerdi. Türklere ise köpeklerine Arap ismi verdirecek kadar onlardan nefret etmeleri için zemin hazırlamışlar ve Lawrance ve ekibinin bütün Arap toplumlarını dolaşarak yaktığı bu fitne ateşi sonuç vermiş, bizim içimizdeki İttihad Terakki ve benzeri tertipler de ateşe körükle giderek yangını büyüttükleri için bu bela koca Devlet-i Âli Osmânî’ninsonunun gelmesinin sebeplerinden birisi olmuştu. Yakın tarihimizde ibret alacağımız böyle büyük bir örnek varken, dinimiz, inancımız, medeniyetimiz ve kültürümüzle taban tabana zıt ırkçılık hastalığına pirim vermemiz bize yakışır mı?