Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

İbadetler Konusunda Ezber Bozan Araştırmalar ve Pratikteki Yeri

polis_dergi_subat_2014_int_019 polis_dergi_subat_2014_int_020 polis_dergi_subat_2014_int_021 polis_dergi_subat_2014_int_022       Bu konunun başına, hemen her Müslüman’ı ilgilendiren abdest uygulamasını koymak istedik. Zira abdest sırasında ayakların yıkanması veya mesh edilmesi konusunda yekdiğerini nakzeder mahiyette ciddi tartışmalar mevcuttur. Kimine göre yıkamak sünnet, mesh etmek farz; kimine göre de yıkamak farz ancak mest denen bir giysinin ayağa giyilmesi halinde bunun üzerine mesh etmek mümkündür şeklinde kafa karıştırıcı tespitlerin varlığı söz konusudur. Bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığının bu husustaki kabulü, ayakların yıkanmasının farz, ancak mest giyildiği takdirde meshin mümkün olacağı noktasında kesinlik kazanmış gibidir. Zira bu konuda hem yazılı, hem de şifahi olarak yaptığım müracaatlarda aldığım cevap bu doğrultuda olmuştur.

          Abdest kelimesi Türkçe olmayıp Farsçadır. Birçoğumuzun bildiği üzere âb, su demektir. Dest de el demektir. Demek oluyor ki abdest “el suyu veya eli yıkamada kullanılan su” demektir.  Arapçası ise gasl/yıkamak veya vudû/temizlik şeklindedir. (Yaşar Nuri Öztürk, Kur’ân’ın Temel Kavramları, Gasl maddesi, s.139).

          Abdest emri, sadece namaz kılmak için gerekli görülen bir ön hazırlık ve İlahî huzura, maddi kirlerden arınmış olarak çıkmayı ön gören ve ibadete hazırlanmanın ön ve kaçınılmaz şartı olarak Maide/Sofra/ Sûresinin 6.Ayetinde yer almaktadır. Başta Diyanet İşleri Başkanlığına ait olanları olmak üzere hemen tüm Meallerde ayakların yıkanması şeklinde çevirilerin yapıldığı söz konusudur.

          Ancak son zamanlara ait olmak üzere belli bazı otoritelerin bunun zıddını ifade ettiklerine tanık olunmaktadır ki; bunların başında, 30 ciltten oluşan Kur’ân Ansiklopedisi ve 12 ciltten oluşan Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri adlı birer eser vücuda getiren ve bir o kadar daha başka önemli eserleri bulunan ve bir dönem de Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Prof. Dr. Süleyman Ateş gelmektedir. Diğer bir sima da Hayat Kitabı Kur’an, Gerekçeli Meal-Tefsir adıyla fevkalade yararlı bir eser ortaya koyan Mustafa İslamoğlu’dur. Bir başka sima ise, ortaya çıktığı ilk günden beri birçok ezberi bozduğu için birçok kişinin adeta ateş püskürttüğü Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk gelmektedir ki bu zat ilâhiyatçılığının yanında hem hukukçu hem de felsefecidir.

Bozulan ezberleri bu ilahiyatçıların kaynaklarından aktarmaya çalışacağız.

Bir zamanlar Vatan Gazetesindeki köşesinde dinî konuları cevaplayan ve daha sonra bu soru ve cevapları üç cilt halinde “Kur’ân Işığında Soru ve Cevaplarla İslâm” adıyla kitaplaştırarak insanların faydasına sunan Süleyman Ateş hocanın bu kitabının birinci cildinde, sorulan soru üzerine abdestte ayak yıkama veya mesh etme konusundaki tespiti şöyledir. Aynen alıntılıyoruz:

 

Soru: Camide abdest alırken ayakları kurulamadan çorap giyiliyor. Namaz sırasında hoş olmayan görüntü ve koku oluyor. Bunu düzeltmek mümkün müdür?  Cevap: Kur’ân, abdestte yüzün ve dirseklere kadar el-kolun yıkanmasını; başın ve aşıklara kadar da ayakların meshedilmesini emreder. Ayet Şöyledir: “ Ey inananlar, namaz kılacağınız zaman yıkayınız: yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi; meshediniz: başınızı ve aşıklara kadar ayaklarınızı” Maide:6)” 

 

“Dikkat edilirse yıkanması emredilen temel organlardan birincisi (yüz) tek, ikincisi (eller) çifttir. Meshedilmesi emredilen uç organlardan da birincisi (baş) tek, ikincisi (ayaklar) çifttir. Kur’ân’ın  emir ve ifadesinde tam bir simetri mevcuttur.

 

“Özetle, bu ayete göre farz olan, ayakları yıkamak değil, meshetmektir. Meshetmek, ıslak el ile ayağın üstünü sıvazlamaktır. Bunu yapan, Kur’ân’ın emrini yerine getirmiş olur. Kur’ân’ın emri böyle olmakla beraber Hz.Peygamber bazen ayaklarını meshetmiş, bazen de tamamen yıkamıştır. Ayakları yıkamak abdestin farzı değil, sünnetidir. Dinde zorluk yoktur. Islak ayakların, koku yapacağından kuşkulanan veya her hangi bir özrü olan kimse, ayaklarını sadece mesheder. Eğer ayaklar üzerinde çorap varsa çorap üzerine de meshedilebilir. Konunun ayrıntısı “Kur’ân Ansiklopedisi” adlı eserimizin 1’inci cildinde açıklanmıştır. Ayrıntı isteyen oraya bakabilir.”. (Süleyman Ateş, Kur’an Işığında Soru ve Cevaplarla İslam,1.c. s. 10).

Aynı konuda sorulan bir başka soru ve verilen cevap ise şöyledir:

Soru: çorap üzerine meshedilir mi? Cevap: İki okurumuz, çorap üzerine meshedilebileceğini belirten yazımıza takılarak bize sitem etmekte, bu görüşün atalardan gelen geleneklere aykırı olduğunu belirtmekte, birisi ise Müslümanların hakkının (daha doğrusu vebalinin) üzerimde kalacağını belirtmektedir.

 

Önce belirteyim ki biz bu sütunda ayrıntıya girmeden, öz olarak Kur’ân’ın getirdiği arı duru, kolay, sade İslâmı anlatmaya çalışıyoruz; gelenekleri değil. Biz eğer Kur’ân’ın doğrularını anlatmaz da gelenekleri Kur’ân’ın üstüne çıkarırsak işte o zaman Kur’ân’ın hakkı üzerimizde kalır, bundan Allah’a sığınırız.    

 

Hz.Peygamber’e on yıl hizmet etmiş olan Enes ibn Malik, Peygamber’in, yalın ayaklarına veya eğer ayağında bir giysi varsa onun üzerine meshettiğini söylüyor. Peygamber’in Ehl-i Beyti (Hanesi Halkı) de böyle yapmıştır. Peygamber’in dördüncü göbekten torunu olan Ca’fer-i Sadık da bu görüştedir.

 

Yüce Allah, Maide Suresi’nin altıncı ayetinde, vücudun iki temel uzvunun yıkanmasını emretmiştir ki bunlar yüz ve kollardır. İki uç uzvunun da meshedilmesini emretmiştir ki bunlar da baş ve ayaklardır. “Yıkayınız” fiilinden sonra iki tümleç gelir. Bunlar yüz ve ellerdir. Demek ki yüz ve eller yıkanacaktır. ”Meshediniz” fiilinden sonra da iki tümleç gelir, bunlar da baş ile ayaklardır. Demek ki bunlar da meshedilecek uzuvlardır. Âyette bu manayı son derece güçlendiren ince bir nokta vardır: Kur’ân’ı Kerim’de her kelime biribiriyle son derece uyumludur. Şimdi “yıkayınız” filinden sonra gelen iki tümleçten ilki nasıl bir tek uzvu, ikincisi iki uzvu (yani iki eli) gösteriyorsa; “meshediniz” fiilinden sonra gelen iki tümleçten de birincisi bir tek uzvu, ikincisi iki uzvu (iki ayağı) göstermektedir. Eğer “arculikum: ayaklarınızı” tümleci, “vücuhekum:yüzleriniz”e bağlanmış olsa bu ahenk ve tenâsüb bozulur ki bu, kur’ân’ın bilinen mucizevi uslubuna aykırı olur.

 

Abdullah ibn Abbas, Peygamberimizin iki torunu: Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Peygamberimizin Medine’deki hayatı boyunca on yıl kendisine hizmet etmiş bulunan Enes ibn Mâlik, Medine’nin ünlü kari’i ( Kur’ân okuyucusu) Ebu CaferYezid ibn Kâ’kâ, Şâ’bi, İkrime, Katâde, Alkâme, Hasan-ı BasrîÂ’meş, Mücâhid ve Dâhhak hep ayakların meshedileceği görüşündedirler.

 

Bilindiği üzere su bulunmadığı takdirde abdest, sembolik bir temizleme olan teyemmüme dönüşür. Teyemmümde yıkama organlarının üzeri meshedilir, mesih organları düşer. Eğer ayaklar yıkama organı olsaydı, bunların teyemmümde meshedilmesi gerekirdi.

 

Yıkanacak organların üstünde giysi varsa giysi açılıp organ yıkanır, giysinin üzerine meshedilmez. Ama mesih organlarının üstünde giysi varsa giysinin üzerine meshedilir. Bunun için baştaki sarığın, türbanın, eşarbın ve ayaktaki çorabın veya ayakkabının üzerine meshedilebilir.

 

Bizdeki özellikle yaşlıların giydikleri mest ise 50 derece sıcağın hüküm sürdüğü Hicaz’da asla giyilmez. Hz. Peygamber öyle bir mest giymiş değildir. Orada esasen insanlar pek çorap da giymezler. Çünkü sıcak insanı bunaltır.

 

Atalardan görülenlere gelince, gelenek Kur’ân’ın üstüne çıkarılamaz. Ayakları yıkamanın zararı yok, hatta yıkamak daha iyidir. Çünkü ayakları yıkamak yaz günlerinde insanı ferahlatır. Ama suhunetin eksi 20, 30 dereceye indiği Erzurum, Kars gibi yerlerde çorapları çıkarıp ayakları yıkamak, soğuk alıp hasta olmaya; herkesin yaş yaş giydiği takunyaları giyip abdest almak da mantar hastalığının sirayetine sebep olabilir. Din her şeyden önce insanın maddi ve manevi sağlığına özen gösterir.

 

Çorap ve mest üzerine meshetmenin caiz olması da ayağın mesih organı olduğunu, ayette ayakların meshedilmesinin emredildiğini kanıtlar. Hz. Peygamber’in ayaklarını yıkaması, onun abdestteki farza kendiliğinden yaptığı ilavedir. Kâsımi’nin dediği gibi Peygamber, nasıl farz namazlardan ayrı nafile namazlar da kılmış ise, farz olan meshe de ilave olarak ayaklarını yıkamıştır. Ayakları meshetmek farz, yıkamak sünnettir”. (Ateş; a.g.e.s.12) 

 

“Taberi’nin, tefsirinde ayrıntı ile zikrettiği üzere Allah Elçisi’nin, hem ayaklarını meshettiğine, hem de yıkadığına dair rivayetler vardır. Bunları, Allah Elçisi’nin, bazen ayaklarını yıkayıp, bazen de meshettiği şeklinde bağdaştırmak mümkündür. Hiç şüphe yok ki Kur’ân’ın emri mesihtir. Farz olan budur. Mesih, ıslak eli bir uzva hafifçe sürmek demektir. Bu, hafif yıkama sayılır. Mesih yapmakla Kur’ân’ın emri yerine gelmiş olur. Ancak Allah’ın Elçisi, Kur’ân’ın emrinden fazlasını da yapmış, her zaman olmasa da çoğu kez ayaklarını yıkamıştır. Sıcak yerlerde ayakları yıkamak, vücudu dinlendirir. Ayakları yıkamak farz değil, Peygamber’in sünnetidir. Böyle yapılırsa abdest daha mükemmel olur. Çünkü ayak yıkanmakla, mesihten daha iyisi yapılmış olur. Allah’ın emri yerine gelir. Soğuk, su azlığı gibi bir sebeple ayakları meshetmekle de yetinilebilir. Ama normal zamanlarda ayakları yıkamak sünnete daha uygun olur.

 

Ebu Dâvud şöyle diyor: “Ali ibn Tâlib, ibn Mesud, Berâ ibn Azib, Enes ibn Mâlik, Ebu Umâme, Sehl ibn Sâ’d ve Âmr ibn Hureys çorapları üzerine meshetmişlerdir”.

 

İbn Kudâme’nin el-Muğni’de ayrıntı ile açıkladığı delillerden, başa sarılan sarık üzerine de meshin caiz olduğu anlaşılır. Özellikle kadınların, erkeklerin bulunduğu umumi yerlerde başörtülerini ve çoraplarını çıkarmalarına gerek yoktur. Onlar, başörtüleri ve çorapları üzerine meshedebilirler. Sarığa veya sarık gibi başa takılan bir şeye meshedenin, bunları çıkarınca abdesti bozulur. Gusülde ise bunlar üzerine meshetmek caiz olmaz, bunları çıkarmak şarttır. Çünkü gusülde bütün bedeni yıkamak farzdır.” (Ateş; a.g.e. s.13).        

Bu konuda yukarıdaki tespitleri yaptığımız eserden kısa bir alıntı daha yaparak, yukarıda sözünü ettiğimiz diğer iki müellifin konuya dair tespitlerini de kaydettikten sonra sözü bağlayacağız.

 

“ Soru: Çorabı çıkarmadan abdest alınabilir mi?” Cevap: Abdestte başın ve ayakların meshedilmesi emredilmiştir. Meshedilecek organların üstünde giysi varsa, o giysi çıkarılmadan üstüne meshedilebilir. Mesela başta bulunan sargı çıkarılmadan üstüne meshedilebilir ve ayaktaki çorap üzerine de meshedilebilir. Bu uygulama bir temizlik sembolüdür, ruhu temizleme operasyonu olan namaza yönelme eylemidir. Abdest almak suretiyle bedenini temizleyen, ruhunu temizlemeye hazır hale gelir. Asıl olan ruhu temizlemektir.

 

Peygamberimiz, ayaklarında bulunan pabuçlar üzerine veya çorap üzerine meshetmiştir. Dinde zorluk yoktur. Önemli olan kişinin, gönlünü Allah’a yöneltmesidir. Özellikle yolculuklarda lavaboda abdest almak isteyen kadınların, eşarplarını çözmelerine veya çoraplarını çıkarmalarına gerek yoktur. Eşarplarının ve çoraplarının üzerine meshedebilirler. Erkekler de öyle, çoraplarının üzerine meshedebilirler. Bu konuda çorabın cinsi, inceliği veya kalınlığı önemli değildir. Biz bu sütunda mezheplerin görüş ayrılıklarını değil, kur’ân’ın emrini, Hz. Peygamber’in uygulamasını anlatıyoruz. Din Kur’ân’dır. Peygamberimizin, Kur’ân’a uygun sünnetidir. İnsanların görüş ayrılıkları, içtihat farkları, bağlayıcı din değildir. Bunun böyle bilinmesi gerekir.” (Ateş; a.g.e.s.15).

Müellif Mustafa İslamoğlu, abdest ayeti olarak da söylenen Maide Sûresi’ nin 6.ayetini şu şekilde meallendirmiştir: “Siz ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzünüzü, ellerinizi ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın ve (ıslak) ellerinizle başınızı meshedin ve bileklere kadar ayaklarınızı da (yıkayın ve/veya meshedin).”.  Adı geçen, ayakları yıkama veya meshetme konusu ile ilgili olarak ayetin açıklamasını yaptığı dipnot 1’de ise: Ehli Sünnet okuluna mensup âlimlerin çoğunluğu ayakları yıkamayı; Ehl-i Beyt okulu mensupları ise ayakların meshedilmesi gerektiğini kabul etmişlerdir şeklinde tespitte bulunmuştur. Bilindiği üzere Ehl-i Beyt, Hz. Peygamber’in “Hane Halkı” demektir. (Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, Gerekçeli Meal-Tefsir, s.192). 

Müellif Sayın Yaşar Nuri Öztürk ise Kur’ân’ın Temel Kavramları adlı eserinin 144.sayfasında konuyla ilgili olarak şöyle bir tespitte bulunmuştur: “…Bu konuda, Kur’ân’ın hedefini en iyi yakalayan, bize göre, Hasan el-Basrî (ölm.110/728) ve müfessir Taberî (ölm.310/922) olmuştur. İslâm din âlimlerinin tümünde birerâbide olan bu zatlar, üzerinde olduğumuz konuda, kulun Allah tarafından serbest bırakıldığını; ayağını dilediğinde yıkayıp, dilediğinde meshedebileceğini söylemişlerdir ki biz bunu yukarıda, azimet-ruhsat boyutları adıyla verdik.(abdest konusunda geniş bilgiler için bk. Ateş; Tefsir,2/474-484).”. 

Bundan sonrası sözün bittiği sınır olsa gerek. Tekrar edelim ki halkın ibadet bekçiliğine soyunmanın hiç mi hiç gereği ve dahi anlamı yok.

Sade dinin mensubu sade insanlara selam olsun.

KAYNAKÇA:

1)    Süleyman Ateş; Kur’ân Işığında Soru ve Cevaplarla İslâm, Yeni Ufuk Neşriyat, Bağlarbaşı-Üsküdar İstanbul.

2)    Mustafa İslamoğlu; Hayat Kitabı Kur’ân, Gerekçeli Meal-Tefsir, Düşün Yayıncılık, Yayın No:165, Haziran 2011, İstanbul.

3)    Yaşar Nuri Öztürk; Kur’ân’ın Temel Kavramları, Yeni Boyut, 15.Baskı, İstanbul,1998.