Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Feridun Hoca ile Ceza Muhakemesi Hukuku – 20

polis_dergi_agustos_2013_baski_006 polis_dergi_agustos_2013_baski_007 polis_dergi_agustos_2013_baski_008Kolluk hâkimden zorla getirme kararı olmadan bir şüpheli veya sanığı zorla getiremez. Hâkimin zorla getirme kararı verebilmesi için ise, ilgili hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunması veya CMK 145 e göre çağırıldığı halde, gelmemesi gereklidir. (CMK 146/1).

     III – TANIĞIN ZORLA GETİRİLMESİ.

          Kolluk hâkimden karar alınmadan tanığı da zorla getiremez. Tanığın zorla getirilmesi, kişi özgürlüğünü kısıtlayan bir işlem olması nedeniyle yargılama makamı tarafından karar verilmesi gereklidir. İstisna olarak savcıya da tanık çağırma (CMK 43/5, 49, 54/2, 61/1) ve gelmeyen tanığı zorla getirme yetkisi verilmiştir (CMK 146/7).

     IV – BİLİRKİŞİNİN ZORLA GETİRTİLMESİ.

Çağırıya rağmen gelmeyen bilirkişi ile ilgili olarak, zorla getirme kararı verilebilir (CMK “2006-5560” 146/7). Ayrıca, usulünce çağırıldığı halde gelmeyen veya gelip de yeminden ve görüş bildirmekten çekinen bilirkişiler hakkında, doğan giderlere hükmedilmekle birlikte, üç ayı geçmemek üzere disiplin hapsi öngören CMK 60/1 uygulanabilir (CMK 71).

 

          E – OLAY YERİ İNCELEME, KEŞİF, YER GÖSTERME, TEŞHİS

     I – OLAY YERİ İNCELEME.

    Suç kamuya açık bir alanda işlenmiş ise, olay yeri incelemesi kolluğun yetkisi içindedir ve kendiliğinden yapılabilir. Fakat, suç konutta veya iş yerinde işlenmişse, olay yeri incelemesi arama niteliği kazandığı için, ancak hakim kararı veya C. savcısının emri ile yapılabilir.

     “Olay yeri inceleme” yani “yer ve eşyanın teftişi”, belli bir yerin, belli bir eşyanın, özellikle suç yerinin ve orada bulunan eşyanın durumunun esaslı surette araştırılmasıdır. Teftiş organları, savcı, adli kolluk âmir ve memurları, savcılar ve teftiş ile yetkili kılınan kimseler, özellikle adli kolluk memurları yani müfettişlerdir. Konusuna göre iki çeşit teftiş vardır: olay yeri inceleme ve insan vücudu inceleme. Ancak, hâkim, hattâ savcı olay yerine derhal gelip, „keşif“ yapabilecekse, kolluk durumu olduğu gibi muhafaza etmekle yetinmelidir.

    Olay yeri inceleme adli bir işlemdir. Bu nedenle ancak C. savcısının vereceği emir üzerine adli kolluk tarafından yapılabilir (CMK 160, 161). Kolluk C. savcısından emir almadan adli araştırma yapamaz. Suçun işlendiğini kolluk ihbar vs yolu ile öğrendiğinde kendiliğinden harekete geçemez. Sadece olay yerinde gerekli incelemeleri ve teknik araştırmaları yapar, delil tespit etmesi, muhafaza altına alabilir, fakat incelenmek üzere ilgili yerlere gönderebilir için, “Cumhuriyet savcısının” emrini alması gerekir (PVSK “2007–5681” Ek 6/7).

    Olay yeri herkesin girip çıkabileceği kamuya açık alanlardansa, adli kolluk kendiliğinden, emir veya karar gerekmeden inceleme yapabilir (AramaY 9/1). “Olay yeri” konut, işyeri ve kamuya açık olmayan bir alan ise, PVSK “2007–5681” Ek 6/7 deki, “Cumhuriyet savcısının emri ile” araştırma yapma genel yetkisi uygulanır; fakat olay yeri özel hayat alanları ise”, CMK nın arama ve el koymaya ilişkin genel hükümleri uygulanır (PVSK “2007–5681” Ek 6/8).

     II – KEŞİF.

    Keşif bir hâkim işlemidir. İstisnai hallerde savcı tarafından da yapılabilir ama kolluk tarafından yapılamaz. Keşif, bilirkişi incelemesi gibi, delil muhtevasının öğrenilmesine ve tecrübe kaidesinin bulunmasına ve dolayısı ile mevcut delillerin değerlendirilmesine meselâ bir tanığın doğru söyleyip söylemediğinin öğrenilmesine yarar. Keşif, muhakemenin gayesi olan maddi gerçeğe erişmek için, hâkimin beş duyusu vasıtası ile yaptığı teftiştir, yani meydanda olanı dikkatle incelemesidir.

    Keşif için yer şartı yoktur. Olay yerinde olduğu gibi meselâ duruşma salonunda da, şahıs üzerinde de yapılabilir. Şahıs üzerindeki keşfe “hâkim muayenesi”(examen judiciarie) denilir. Mağdurun yaralarının hâkim tarafından incelenmesinde durum böyledir.

    Keşif, bir kararla yapılır. Keşif kararını yargılama makamları verir. Keşif, olayın yer, zaman, hava gibi şartlarına uygun olarak yapılmalıdır. Kanunumuza göre, gecikmede sakınca varsa, savcı da keşif yapabilmektedir (CMK 83).

    Keşifte, zabıt kâtibi de bulundurulur. Önsoruşturmada acele hallerde, hariçten bir kimse de zabıt kâtipliği yapabilir (CMK 169).

    Keşif sonunda, bir tutanak düzenlenir (CMK 169) ve bunda mevcut olan hal ve vaziyet ile olayın özel mahiyetine göre bulunması düşünülen eser ve izlerden hangilerinin mevcut bulunmadığı yazılır (CMK 83/2. Tutanak, keşifte hazır bulunan sair kimselerce de imzalanır (CMK 169).

 

     III – YER GÖSTERME.

    Şüphelinin olay yerine veya delilin bulunduğu sanılan yere götürülmesine, “yer gösterme” denilir (CMK 85, YakalamaY 28).

    Yer gösterme Cumhuriyet savcısı tarafından yaptırılır. Adli Kolluk kendiliğinden yapamaz. TMK 10 da düzenlenen örgüt suçlarında ise adli kolluk amiri de yetkilidir.  Cumhuriyet savcısının yer gösterme yaptırabilmesi için de şüphelinin kendisine yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmuş olması şarttır.

    Yer göstermede müdafi hazır bulunabilir (CMK “2005–5353” 85/2).

    Fiili işlediği zaman on iki yaşını doldurmamış olanlar hiç bir suretle suç tespitinde kullanılamaz (YakalamaY 19).

 

          IV – TEŞHİS.

    Teşhis (PVSK “2007-5681” Ek 6/9) dolayısı ile araştırmanın ikinci çeşididir. Özellikle sanığın fert olarak bilinmesi demek olan “belli olma”sı için başvurulur.

    Kanun (PVSK Ek 6/9) sadece gözaltındaki şüphelinin olay yerindeki fail olup olmadığının belirlenmesi için “zorunlu” ise, teşhise katılmasına izin verir.

    “Yer göstermede” ise, durum farklıdır. Yer göstermede, olay yerine gitmek şeklinde, şüphelinin “aktif bir katkısı” bulunduğu için, özgür iradesi ile yer göstermeyi kabul etmiş olması önşarttır.

    Sanığın mağdur tarafından teşhis edilebilmesi için, gelişigüzel seçilmiş bir kaç kişi ile birlikte durması kendisi aleyhine delil verme niteliği taşımaz.

    C. savcısının talimatı alındıktan sonra, teşhiste bulunacak kişinin faili tarif eden beyanı tutanağa bağlanacak (PVSK ek m. 6/11), birden fazla ve aynı cinsten, birbirlerine benzeyen kişilere birer numara verilerek (PVSK ek m. 6/12), birbirlerini görmeyecek şekilde tertibat aldıktan sonra, teşhis işlemi yaptırılacaktır. Bu işlem en az iki defa tekrarlanacak ve bu işlem fotoğraf veya görüntü kaydı ile kayda alınacaktır (fıkra 15). Şüphelinin olay anındaki durumuna benzemesi için, görünüşü ile ilgili değişiklikler yapılması, mesela şapka giydirilmesi vs kabul edilmiştir. Teşhis sırasında denekler arasında şüpheliye yer verilmemesi de mümkündür (PVSK Ek 6).

    Suç işlediğinden şüphelenilerek “hakları kısıtlayan bir işlem” yapıldığı andan itibaren şüphelinin müdafiin yardımından yararlanma hakkı doğar. PVSK Ek 6/9daki teşhisin en önemli eksikliği budur: müdafiin konumu düzenlenmemiştir. Ancak, teşhis işlemi şüphelinin hazır bulunacağı bir araştırma işlemi olduğu için, CMK 144 deki kuralların burada da uygulanması tabiidir. Bu nedenle, müdafiine haber verilmeden şüphelinin veya sanığın teşhis edilmesi amacıyla tanıklara gösterilmemesi gerekir. Bizce, teşhis sırasında müdafiin hazır bulunması gereklidir. Teşhis işlemi ceza muhakemesindeki isnad ile ilgili olarak büyük bir değer taşıdığından, sanığın bu sırada müdafiin yardımından yararlanması gereklidir.

    Şüphelinin fotoğraf üzerinden de teşhis yaptırılabilir (PVSK “2007–5681” Ek 6/16). Değişik kişilerin aynı büyüklükte ve özellikte fotoğraflarının arasına şüphelininki de yerleştirilir. Tek bir fotoğraf veya aynı kişinin farklı fotoğrafları üzerinden teşhis yapılamaz.

    Kanunda el ile çizilmiş resimden veya video filminden bahis yoktur. Bizce, şüphelinin teşhis edilmesi amacıyla, önceden çizilmiş resimler veya çekilmiş video filmleri de kullanılabilir.

 

     V – YÜZLEŞTİRME.

    İfadeleri birbirini tutmayan kimselerin karşı karşıya getirilmesinin sebebi, onların beyanlarından yeni ipuçları elde etmek ve hangisine değer verileceğini tâyinetmektir. Bu muamelenin de nezaketi açıktır. Yüzleştirilen kimselerin psikolojik tesirler altında kalmaları mümkündür. Onun için bu muamele de kaide olarak bizdeki (CMK 52/2) gibi, birçok memleket kanunlarında hâkimlere verilmiştir. Kanunlarımızda tanıkların ve sanıkların yüzleştirilmesi hakkında hüküm vardır. Bu muamele kaide olarak kovuşturma evresinde yapılacaktır. Gecikmede tehlike varsa veya hüviyetin tespiti için gerekiyorsa kovuşturma evresine kadar da tanıklar birbirleri ile veya sanık ile yüzleştirilebilecektir (CMK 52/2).

    Yüzleştirme, iki kişiyi karşı karşıya getirmek demektir. Teşhiste ise, teşhiste bulunan kişi ile, teşhis işlemine tabi tutulan kişilerin birbirini görmemeleri gerekir (PVSK Ek 6/13).

    Şüphelinin yüzleştirmeyi serbest iradesi ile, önceden kabul etmiş olması gerekir, zira hiç kimse kendisi aleyhine delil vermek mecburiyetinde değildir. Bu noktada da, yüzleştirme ve teşhis farklıdır: teşhiste gönüllülük kabul edilmemiştir.

    İfade verenlere gönüllü olarak „yer gösterme“ (CMK 85) yaptırılması hakkında hüküm bulunduğu halde, ifade verenlerin yüzleştirilmesi hakkında bir hüküm olmadığından, araştırma için gecikmeden yapılması zarurî olan hallerin gayrısında, kolluğun yüzleştirme yapması kabul edilmemelidir. Teşhiste şüpheli ile tanık veya mağdurun yüz yüze getirilmemesi gerektiği unutulmamalıdır.

    İlerde hâkimin, hattâ duruşmada yapacağı ve psikolojik hükümler çıkaracağı bu işlem önceden yapılırsa, ilerde hâkim bu imkândan mahrum edilmiş olacaktır. Gerçekten, yüzleştirmenin psikolojik değeri, ancak ilk defa yapıldığı zaman vardır.