Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Emekliliğin Psikososyal Boyutu(6)

image002

İKİNCİ BÖLÜM 

EMEKLİLİK SÜRECİNİN İNCELENMESİ 

1. Emeklilik Süreci

Emeklilik bir dönüm noktası olup yaşamsal bir dönüşümün başlangıcıdır. Emeklilik süreci çalışmakta iken emekli olmaya karar verildiği andan başlayıp, hazırlık dönemini ve emekliliğin gerçekleşmesini içine alan ve yaşamın sonuna kadar devam eden bir süreç olarak görülmelidir. Emeklilik için en doğru zamanın ne olacağı, bireyin yaşı, cinsiyeti gibi demografik faktörler; benlik algısı, sağlığıyla ilgili algılamaları gibi sosyal psikolojik faktörler; meslek, ekonomik statü, toplumdaki istihdam olanakları ve emeklilikle ilgili sosyal güvenlik ödeme ve yardımları gibi ekonomik ve sosyal yapıya ilişki faktörlere bağlı olarak değişmektedir (Shanas, 1972:233-234). Yeni statüye hazırlanılmasını ve statü, değişikliğinin getirdiği yeniden toplumsallaşmayı içeren emeklilik için önceden yeniden sosyalleşme de denilmektedir (Sevim ve Şahin,2007:188). 

Emeklilik bir süreç olarak değerlendirildiğinde belirli aşamaları içerdiği görülür. Atchley (1976) emeklilik sürecini uzak ve yakın evreler olarak ikiye ayırmıştır. Uzak evre, emeklilik düşüncesinden bireyin uzak olduğu, emekliliğe ilişkin tutumların olumlu olduğu aşamadır. Yakın evre ise emekliliğin yaklaştığını fark eden bireyin emekliliğe ilişkin olumsuz tutumlar kazanmaya başladığı aşamadır. Emekliliğe karar verildikten sonraki ilk evre “balayı evresi” olarak adlandırılmıştır. Emekliliğin ilk günleri yeni aktivitelere ve ilgi duyulan uğraşılara yönelmeyi içerir, ancak ardından gelen aşamada birey depresyon riski ile karşılaşır. Bu evrede “depresyon evresi” olarak ifade edilmiştir. Ardından birey “yeniden uyum evresi”ne girer ve emeklilik yaşamının yeniden biçimlendirerek yeni bir düzen kurar. “Denge evresinde” emeklilik rolü benimsenmiş, emeklilik yaşamı düzene girmiş, birey emekliliğe alışmıştır. Bitiş evresi bireyin ileri yaşlara gelmesi, hastalık veya özür gibi nedenlerde toplumdaki baskın rolü emeklilikten “hasta, düşkün veya özürlü rolleri”ne geçişini içerir. Atchley’in emeklilik sürecine ilişkin ortaya koyduğu bu evreler arasındaki geçiş keskin ve birden bire değildir. Bu yaklaşımda emekliliğe uzak evrede olumlu ancak yakın evrede olumsuz tutum sergilendiği iddia edilmektedir. Ancak uzak evre de bireyin
emekliliğe ilişkin olumsuz tutumları olabileceği gibi emekliliğin yaklaştığı yakın evrede de emekliliğin zorunlu veya gönüllü olarak gerçekleştirilmesine bağlı olarak tutumlar değişebilecektir. Ayrıca bütün bireylerin balayı ve depresyon evrelerinden geçmeleri de beklenemez. Çünkü kimileri emekliliği ilk günden itibaren bekledikleri biçimde yaşamaya başlayarak bunu sürdürebilir, kimileri de balayı evresini geçirmeden depresyon evresine girebilir. Bütün bunlar, her evre içerisinde olumlu ve olumsuz algılama ve tutumlar olabileceğini gösterir. 

 Price (2000), emeklilik sürecini emeklilik kararı, mesleki kimlikten vazgeçme, yaşamı yeniden düzenleme ve emeklilik yaşamı olarak dört aşamada gerçekleştiğini belirtmiştir. Repass (2002) ise profesyonel mesleklerde çalışan kadınlar açısından emekliliğine ilişkin süreci beş aşamaya ayırmıştır: 

(1) Aktif mesleki yaşamın devam ettiği, emekliliğe ilişkin bir düşüncenin henüz ortaya çıkmadığı aşama,

(2) Emekliliğin bir gerçek olarak fark edildiği aşama,

(3) Kişinin emekli olup olmayacağı ve ne zaman emekli olacağını sorgulamaya başladığı aşama,

(4) Planlama aşaması

(5) Emeklilik aşaması. 

Bu beş aşamadan ilki çalışma yaşamının başından emeklilik düşüncesinin doğuşuna kadarki süreci içermektedir. Asıl emeklilikle doğrudan ilişki olanlar diğer dört aşamadır. Bu aşamaların ne kadar süreceği ve emeklilik kararı üzerinde bireyin yaşından çok sağlık durumu, eşin emekliliği ve diğer kişisel ihtiyaç ve özelliklerin etkili olduğu belirtilmiştir (Repass,. 2002, akratan: Mortimer: 12). 

Nicholson’un (1990) bireylerin iş değiştirerek yeni bir işe girmelerine ilişkin olarak ortaya koyduğu dönüşüm aşamaları emeklilik süreci için de geçerli bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Buna göre emeklilik süreci aşağıdaki dört aşamada incelenebilir. 

1.1. Hazırlık Aşaması

Bireyin adım adım emekliliğe yaklaştığı hazırlık aşamasında henüz karar verilmemiş ancak emeklilik kararına götüren koşullar oluşmaya başlamıştır. Atchley (1976) yakın ve uzak aşama olarak iki bölüme ayırdığı emeklilik öncesi dönemde uzak aşama, emekliliğin oldukça ileri zamanda gerçekleşecek olumlu bir sonuç olarak algılandığı, bireyin kariyerinin başlangıç dönemlerinde olduğu zamanlardır. Hazırlık aşaması daha çok Atchley’in (1976) ifade ettiği yakın aşamayla ilgilidir. Çünkü yakın aşamada birey emeklilik rolünü yakın bir zamanda üstleneceğini fark etmeye başlar. Emeklilik yaşamıyla ilgili bilgiler çevredeki diğer emeklilerden gözlem yoluyla edinilir, kişinin yaşamına özgü koşullar içerisinde kendisini nasıl bir yaşam dönemi beklediğine dair öngörüler yapılır. Birey emeklilikten sonraki yaşamıyla ilgili yüksek beklentilere sahiptir ancak aynı zamanda geleceğe ilişkin kaygıların da yoğunlaştığı görülür. Emekliliğin zamanının gelip gelmediğine ilişkin düşüncelerin yoğunlaştığı bu dönemde birey ya emekli olmaya karar vermekte ya da emekliliği bir süre daha ertelemektedir. Emeklilik zamanı ile ilgili olarak ekonomik koşullar, sağlık durumu, çalışma istekliliği, sosyal ve çevresel koşullar etkili olmaktadır. Örneğin ilgili yasalar elveriyorsa genç yaşta emeklilik kararı daha düşük düzeyde bir emekli aylığı anlamına gelecek, ancak aynı zamanda birey iş baskı ve stresinden kurtularak sağlığını koruma ve emeklilik yaşamında daha aktif olabilme fırsatını yakalayabilecektir. Öte yandan ertelenmiş bir emeklilik kararı yüksek düzeyde emeklilik aylığı sunacak, ancak birey sağlığının bozulması, seyahat ve diğer aktivitelere daha az katılım gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşabileceği bir yaşa gelmiş olacaktır.

Hazırlık aşaması bireyin emekliliği planladığı dönem olarak değerlendirilebilir. Emeklilik dönemini nasıl, nerede ve ne gibi faaliyetlerle geçireceğini planlama konusunda aile ve iş çevresi ile yapılan görüşmeler, planlamanın önemli bir kaynağıdır. Tınar’ a göre bir ülkede emekliler nasıl bir yaşam sürüyorlarsa, henüz çalışmakta olan birinin emeklilik hayalleri de önemli ölçüde bu kalıba uygunluk gösterir (Tınar, 1996: 101). Emekliliğin planlaması finansal ve psikolojik boyutlar taşımaktadır. Finansal hazırlık emeklilik döneminde belirli bir yaşam düzeyini sürdürebilme olanaklarının sağlanması amaçlanmaktadır. Ülkemizde ücret seviyelerinin düşüklüğü nedeniyle bireylerin emeklilik dönemleri için kişisel tasarruflarını biriktirme ve emekliliğe finansal bir hazırlık yapmaları mümkün olmamaktadır. Psikolojik hazırlık emeklilik ile ilgili konuşma, düşünme ve ilgili yayınları okuma ve izleme gibi faaliyetlerle gerçekleşmekte, emeklilik yaşamına ilişkin hayaller ve beklentileri şekillendirmektedir. 

1.2. Emeklilik Gerçeği İle Yüzleşme-Karşılaşma Aşaması

Emeklilik kararının verildiği, resmi işlemlerin başlatıldığı, kişinin artık işe gitmediği ilk günleri içeren aşamada birey yeni durumla yüzleşmektedir. Emeklilik yaşamının birey açısından avantajlı ve dezavantajlı yönleri altı ay ile bir yıl arasındaki süreçte ortaya çıkmaktadır (Mottimer, 2008: 45). Her ne kadar beklenen bir süreç olsa da bireyler genellikle emeklilikle gelen değişimlere tam olarak hazırlıklı değildirler. Çünkü henüz yaşanmamış bir deneyim söz konusudur. Yeni durumla birlikte yeni rollerin, ilişkilerin, beklenti ve davranışların belirmeye başladığı bir aşamadır. Birey çalışan rolünden çalışmayan rolüne geçiş yaparak, emekli rolünü öğrenmeye başlamaktadır. Artık işe gitmek, erken kalkmak veya geç saatte eve dönmek, eve iş getirmek, işgününün yorgunluğu ve stresini yaşamak gibi sorun ve zorunlulukları olmayan birey emekli rolüne ilişkin avantaj ve dezavantajları algılamaya başlar. Boş zamanının olması bir taraftan istenilen faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için olanak yaratırken, diğer taraftan zamanı iyi yönetememe sorununa neden olabilir. Hazırlık aşamasında planladıklarını ve oluşturduğu beklentileri gerçekleştirme konusunda oldukça hevesli olan emekli kişi, bu planlamanın ve beklentilerin ne derece gerçekçi olup olmadığını anlamaya başlamaktadır. Bu durum hayal kırıklığına neden olabilir. Bu aşamada çalışırken zaman ayrılamayan faaliyetlere ilgiyle yaklaşılır. Umut ettiği gibi gerçekleştirebildiği amaçlardan zevk alan emekli için bu aşamada daha az sorun ortaya çıkarken, ekonomik yetersizlik, sağlık sorunları, torun ya da yaşlı aile üyelerine bakım gibi aile içi diğer roller nedeniyle yaşamları kısıtlanan emekliler açısından sorunlu geçer. 

1.3. Emekliliğe Uyum Aşaması

Emeklilikle ilgili doyum veya doyumsuzluk belirtilerinin baş gösterdiği, kişinin belirli tercihlerde bulunduğu ve bu tercihlere ilişkin olarak yaşamını yeniden düzenlemeye çaba gösterdiği. Aşamadır. Bireylerin bir kısmının emekliliğe uyum sağladığı bu aşamada bir kısmı uyumsuzluk sorunları yaşayabilir. Uyum sağlayabilenler ve uyumsuz olanlar arasındaki bu farkı yaratan, emekli olunan yaş, cinsiyet, kişilik yapısı, kişilerin boş zamanları değerlendirme tercihleri, çalışmanın ve işin birey açısından yaşamdaki merkeziliği, bir önceki aşamada yaşanan hayal kırıklığının uzun sürmesi, sosyal destek düzeyi gibi pek çok faktör etkili olabilir. Emeklilikle birlikte azalan gelir, sosyal statüdeki düşme, ikamet edilen yerdeki değişiklik gibi unsurlar emekliliğe uyumu zorlaştırmaktadır (Tınar, 1996: 100). Herhangi bir nedenle beklenen veya planlanan emeklilik yaşından önce çalışma yaşamı sona eren kişiler için emekliliğe hazırlık aşaması yaşanmamış olacağından doğrudan emeklilik yaşamının başlaması söz konusudur. Bu doğrudan geçiş yeni yaşam biçimine uyum sağlamada zorlukları artıracaktır. Gönüllü biçimde emekli olup emekliliğe iyi bir hazırlık dönemi geçirmiş olanlar, yaşamlarında belirli ilgi alanları bulunanlar, boş zamanlarını iyi değerlendirenler, değişime açık olanlar açısından uyum sağlamak daha kolay olurken, çalışma isteği devam edenler, emeklilikle birlikte düşen gelir seviyesinden daha olumsuz etkilenenler, işin sağladığı statü ve diğer kazançları kaybetme duygusu içinde olanlar için uyumsuzluk kaçınılmazdır. 

1.4. Emeklilikte İstikrar Aşaması

Uyum aşamasından sonra emeklinin yeni yaşam biçimini şekillendirdiği, emeklilik yaşamının belirli bir istikrar kazandığı, emekliliğin bir statü olarak kabullenildiği ve bu statüye bağlı rollerin üstlenildiği, yeni doyum ve doyumsuzluk alanlarının ortaya çıktığı son aşamadır. Emekli olarak sorumluluklar, ilgi alanları, dinlenme ve boş zaman faaliyetleri, sosyal çevre açısından belirli bir yaşam düzeninin oluştuğu görülür. Uyum aşamasında yapılan tercihler doğrultusunda emekli yaşadığı yer, ev, komşuluk ilişkileri, aile ve yakın arkadaşlar, sivil toplum kuruluşlarındaki roller içerisinde bireyin “emekli” kimliğiyle yaşam biçiminin bütünleştiği görülür. 

Emeklilik kararı, emekliliğe hazırlık, emekliliğe uyum ve emeklilik yaşamı kişisel ve çevresel faktörlerin etkisindedir (Beehr, 1986, ). Bunlar arasında biyolojik (yaş ve sağlık), sosyo-ekonomik (sosyal ilişkiler ağı, ekonomik kaynaklar vs .. ),kişiler arası ilişkiler (aile ilişkileri, iş arkadaşları ile ilişkiler) ve psikolojik faktörlerin (benlik algısı, öz-güven, öz yeterlilik vs .. ) (Kloep ve Hendry, 2006: 571) yanı sıra, çalışma ortamına ilişkin faktörler de yer almaktadır (Hanzes ve Bertrand, 2007, 3-4) 

Çalışma yaşamındaki faktörler açısından bireyleri emeklilik kararına götüren üç temel etki söz konusudur (Delay, 1999, aktaran: Hanzes ve Bertrand, 2007: 4):       

          (a) Çalışma koşulları ve işin niteliği nedeniyle fiziksel ve psikolojik yıpranma,

          (b) Çalıştığı kurum veya şirkette kariyeri ile ilgili hayal kırıklığı ve adaletsizlik duygusuna kapılmak ve kişisel motivasyonunu kaybetmek,

          (c) Çözümü olmadığı düşünülen sorunlar. Tüm bu faktörler emekliliğin, kişi açısından da çok boyutlu ve karmaşık bir süreç olduğunu göstermektedir. 

2. Emeklilik Sürecinde Tutum ve Davranışları Etkileyen Faktörler

Emekli olmakla ilgili algılama ve tutumlar kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bu farklılığın temelinde emekliliğin uzun çalışma yıllarına karşılık verilen bir “ödül” mü yoksa artık yaşlandığı için bireyin aktif çalışma yaşamından ayrılması zorunluluğu biçiminde kendisine verilen bir “uyarı veya ceza” mı olduğuna ilişkin algılama yatmaktadır. Ödül algılaması, çalıştığı yıllar boyunca verdiği emeğin, topluma, çalıştığı kuruma ve ailesine verdiği hizmetin karşılığı olarak artık çalışmasına gerek kalmadan, dinlenmesine ve yaşamın çalışma dışındaki diğer yönlerine daha çok vakit ayırabilmesine olanak tanıyan bir sürecin başlamasını içerir. Ayrıca ödül algılaması içerisinde, geçimini başkalarına muhtaç olmadan ve çalışmadan sağlayabilmesi için emeklilik gelirinin sağlanması biçiminde ekonomik bir boyut da bulunmaktadır. Emekliliği olumsuz bir durum olarak algılama ise kişinin kendisini verimsiz, işte faydalı olamayanlar kategorisinde görmesiyle, aile ve toplum içinde pasif bir varlık olarak yaşamını sürdüreceğine yönelik düşüncelerden doğmaktadır. Olumlu ve olumsuz algılama biçimi bireyin emekliliğe ilişkin tutumunu belirleyerek, gerek emekliliğe karar vermesinde gerekse bu süreci nasıl geçireceğine ilişkin karar ve tercihlerinde etkili olacak zemini belirlemektedir. Aşağıda bireylerin emeklilik sürecine ilişkin tutum ve davranışlarının temelinde etkili olabilecek faktörler bireysel, mesleki/örgütsel ve sosyo-ekonomik faktörler başlıkları altında irdelenecektir. 

2.1. Bireysel Faktörler

Cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum ve emekli eş, değer yargıları, emeklilik sürecinin algılanışı ve bu dönemin nasıl geçirileceği üzerinde etkili olan faktörlerdir. 

Cinsiyet: Emekliliğe bakış ve yüklenen anlamda etkili olan faktörlerden biri cinsiyettir. Emeklilik deneyimleri kadın ve erkek açısından farklı içerik ve boyutlara sahiptir. Çalışma yaşamlarındaki deneyimler, istihdam fırsatları, genel yaşam deneyimleri ve toplumsal cinsiyet anlayışı kadınların emekliliğe uyum süreçlerini ve emeklilik yaşamlarını erkeklerden farklı kılmaktadır. Kadın ve erkek arasında emeklilikle ilgili tutum ve davranışların nasıl farklılaştığını araştıran pek çok araştırma söz konusudur. Bu araştırmalardan bazıları emekliliğin kadın açısından daha olumlu bir süreç olarak değerlendirildiğini saptarken, bazıları ise kadınların, çalışma yaşamındaki ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet anlayışı kaynaklı olumsuz tutum ve davranışlarına neden olduğunu göstermektedir. Richardson (1999) kadınların emekliliğinin toplumsal cinsiyet ve çoklu rolleri açısından erkeklerin emekliliğinden ayrı bir anlayışla değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir. Çünkü ataerkil toplum yapısı kadının ne zaman emekli olacağı konusunda da etkili olmaktadır. Richardson’a (1999) göre cinsiyet eşitsizliği emeklilikten sonra özellikle yaşamın ilerleyen yıllarında daha da şiddetlenmektedir. Çalışma yaşamına girişte ve çalışma yaşamı boyunca ücret ayrımcılığına maruz kalan kadın, emekliliğinde bu olumsuz durumu yansımalarını yaşamaktadır. Yaşlılık döneminde kadın yoksulluğu, genellikle emekli aylığından yoksunluk ya da düşük emekli aylığından kaynaklanmakta, emekli kadınların yaşam kalitesini düşürmektedir.

Kadın ve erkeğin emeklilik biçimlerindeki farklılık, tutum ve davranışlarını da etkilemektedir. Kadınlarda küçük aile fertlerine ve aile büyüklerine bakım ihtiyacı nedeniyle emekli olma durumuna erkeklerden daha fazla rastlanılmaktadır. Bu emeklilik nedeni kişinin gönüllü olarak değil istemeyerek emekli olmasıyla sonuçlandığında emekliliğe uyum sorunlarına, düşük moral, düşük yaşam doyumu ve gönüllü emekli olanlara göre mutsuz bir emeklilik dönemi gibi sonuçlara neden olabilmektedir (Richardson: 1999: 57). Mortimer de (2008), işlerini sağlık sorunları veya ailevi sorumluluklar gibi nedenlerle ani bir kararla işi bırakıp emekli olan kadınların yeni yaşamlarına uyum süreçlerinde psikolojik zorluklarla karşılaştıklarını tespit etmiştir. Bazı araştırmalarda kadınların emekliliğe daha olumsuz tutumlar sergilediği ve emekliliğin kadınlar için erkeklerde olduğundan daha fazla yalnızlık duygusu ve depresyon eğilimi yarattığı yönünde bulgular söz konusudur (Kim ve Moen, 2002:217). Heyman’a (1970) göre ise, emekli olan kişiler açısından çalışma yaşamındaki rolünde, verimliliklerinde ve yetişkin hayatı boyunca merkezi bir konumda olmalarını sağlayan ilişkilerinde belirli kayıplar ortaya çıkar. Söz konusu kayıpların etkileri erkek emeklilerde daha fazla hissedilir. Evde yeterince zaman geçirilecek etkinliği bulunan çalışan kadınlar için ise, emeklilik çok fazla bir zorluk çıkartmaz, hatta bir lütuf gibi görülür. Bu durumdaki kadınlar için asıl sorun kendilerinin emekli olması değil, kocalarının emekliliğidir. Emekli eşin etkisi aşağıda ele alınacaktır. 

Eğitim düzeyi: Bireylerin eğitim düzeyleri de emekliliğe yükledikleri anlamı etkileyen bir değişkendir. Araştırmalarda gönüllü olarak emekli olanların eğitim düzeyinin diğerlerinden daha yüksek olduğu, daha yüksek gelire sahip oldukları, yönetim kademelerinden veya profesyonel mesleklerden emekli oldukları
bulgularına da ulaşılmıştır (Shultz vd., 1998: 50). 

Medeni Durum ve Eşin Emekliliği: Eşleri emekli olduğunda, kendilerinin de emekli olma isteği ve buna karar verme eğilimi kadınlarda daha fazladır. Pek çok araştırmada kadınların,’ eşlerinin emekli olduğu zamanın kendileri için de doğru emeklilik zamanı olduğunu düşündükleri saptanmıştır (Matthews and Brown, 1987; Arber and Ginn, 1995, Aktaran: Richardson, 1999). Bu araştırmalara göre birlikte alınmış bir karar olduğu ifade edilse de, kadınlar eşleri tarafından emeklilik zamanı konusunda yönlendirilmektedirler. 562 emekli ile gerçekleştirilen bir araştırma bulgusuna göre erkeklerin emeklilik nedenleri arasında eşin emekliliği % 9 iken, kadınların emeklilik nedenleri arasında ise bu oran % 33 olarak saptanmıştır (Moen vd.,2000: 5). Bu durumun eşi halen çalışan emekli bir erkeğin eşi olmadan evde yalnız kalmaktan hoşlanmamasından, gelir farklılığından, eşler arasında gerilim ve çatışma ile ailevi sorunların artmasından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Kim ve Moen’ in (2001) araştırmasında eşi de emekli olan erkek emeklilerin depresif belirtilerinin, eşi halen kısmi ya da tam süreli çalışan emeklilerden daha düşük olduğu saptanmıştır (s.218). Bu bulguya göre çalışmayan eş, erkekler açısından depresyon eğilimini azaltan bir etki yaratmaktadır. Kadın açısından ise emekli olmaya hazır olup olmadığını sorgulamadan eşinin çalışma hayatından çekilmesiyle birlikte kendisinin de eve dönmesi gerektiği yönünde bir zorunluluk duygusu ile hareket edildiği söylenebilir. Kadının eşinden önce emekli olması ise yadırganan bir durum değildir. Çünkü kadın ev içi faaliyetlerle, çocuk veya yaşlı bakımıyla ve sosyal çevresi ile zamanının çoğunu verimli biçimde geçirme şansına daha çok sahiptir. Emekli eş birlikte organize edilemeyen bu tür faaliyetler erkek açısından ev içi yalnızlığa dönüşebilmekte, kadın için ise emekli eşin evde olması faaliyetleri ve ev işlerinin yürütülmesinde engel olarak görülmeye başlanmaktadır. Oysa olması gereken eşlerin çalıştıkları döneme göre birlikte ve ayrı olarak değerlendirebilecekleri zamana daha çok sahip olduklarının farkına varmalarıdır. 

Değer oryantasyonu kişinin karakterinin bir parçasıdır. Kişinin kendisini ve başkalarını algılamasında ve davranışlarına yön veren bu değerler bütünü emeklilik tutum ve davranışlarını da etkiler (Sussman, 1972: 59). Antropologlar kişisel değer oryantasyonunu üç kategoriye ayırmaktadır. Bunlardan ilki bireyin bencil değerlere mi yoksa diğer insanları düşünen değer yapısına mı sahip olduğu ile ilgili ayrımdır. Diğer insanları düşünen bir değer oryantasyonu eğilimi kişilerin emeklilik kararında ve emeklilik yaşantısında aile ve etrafındaki diğer insanlara daha faydalı olabileceği yönündeki düşünceler yoluyla etkili olabilmektedir. İkincisi kaderci mi yoksa çevresini denetimi altına alabildiğini düşünen bir değer sistemine sahip olmamasıyla ilgilidir. Kaderci değer sistemine sahip olanlar, olayların kendileri dışındaki güç ve etkilere bağlı olduğuna inanırlar. Rotter (1966) tarafından tanımlanan kontrol odağı bu değer sistemine uygun psikolojik özelliği ifade eder. İçsel kontrol odağına sahip olan bireyler başlarına gelen olaylarda daha çok kendilerini sorumlu tutarken, dışsal kontrol odağına sahip olanlar kaderci yaklaşımı benimserler. İçsel kontrol odağı yaşamın daha çok kendi kontrolünde olduğunu ve karar ve sonuçlarından kişinin kendisinin sorumlu olduğu algısını ortaya koymaktadır. Böyle bir özelliğe sahip bireyin emeklilik kararı ve bu dönemi nasıl geçireceği dış etkenlerle değil kişinin kendi arzusu ile kendisi için belirlediği seçeneklerden oluşur. Bir başka araştırmada emeklilik öncesi dönemde kontrol duygusunun daha yüksek olduğu ve emekli olanların yaşamları üzerindeki kontrol duygusuna çalışanlardan daha az sahip oldukları tespit edilmiştir.

Araştırmada işsizlerin, kısmi süreli çalışanların ve ev kadınlarının da emekliler gibi yaşamlarını üzerindeki kontrol algılarının düşük olduğu bulgusuna daha büyük oranda rastlanmıştır (Drentea, 2002: 169). Değer oryantasyonunda üçüncü kategori bireyin gelecek, şimdi veya geçmiş odaklı düşünce yapısını ortaya koyar. Gelecek odaklı bireyler bugün yaşanan olayların sonuçlarından gelecek günler, gelecek aylar ve gelecek yıllar için tahminlerde bulunurlar, gelecek kaygıları daha fazladır. Emekli olmadan önce başlayan gelecek kaygısı, emeklilikten sonra da yine geleceğin nasıl şekilleneceği ve yaşamın sonuna ilişkin kaygılarla sürer. Şimdiki zamandaki ve geçmişteki olaylara odaklı bireyler geleceklerinden çok mevcut durum ve koşullarla ilgili kaygılara sahiptirler. Söz konusu kaygılar emeklilik yaşamına ilişkin tercihlerde ve yeni kariyer olanaklarını değerlendirmede etkili olmaktadır (Kluckhohn ve Strodtbeck, 1961, aktaran Sussman, 1971: 59).