Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Çapkın Olmak!

image002 (1)1990’lı yıllardı. Mesleğe girmeden önce Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde başladığım ve devamsızlık nedeniyle atıldığım Yüksek Lisans eğitimime ‘aftan’ yararlanarak yeniden devam ediyordum. Benimle birlikte derslere devam eden Türk Dili ve Edebiyatı dersi okutmanlarından Fatma Munzur Hanımefendi ders arasında bana; “Sizin kurumunuzda gelecek kuşakların örnek alacağı ve kendisi gibi olmak isteyeceği idoller var mı?” diye sormuştu. Kısa bir düşünceden sonra ‘yok’ cevabını verdiğimde bana; “Bakın gelişmiş toplumlarda bu hep vardır. Ya gerçek kişi olarak vardır ya da hayali olarak üretilmiş birileri vardır. Bence siz de iyi yöneticilerinizi bu şekilde idol olarak gelecek kuşaklara tanıtmalı, böyle birileri yoksa da kurgusal olarak üretmelisiniz. Aksi takdirde gelecek kuşaklar kiminle özdeşim kuracaklarını bilemezler, siz de kurum olarak iyi bir yönetici profili oluşturamazsınız” içerikli sözler söylemişti.

O sıralar Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde başarılı bir Türk Dili ve Edebiyatı okutmanı olan Fatma Hanımın bu tavsiyesi yıllardır hiç aklımdan çıkmadı. Birlikte çalıştığım yöneticilere hep bu gözle baktım. Rahmetli Taner Arda’nın ölümünden sonra yazdığım “Tanıdığım Taner Arda” başlıklı yazımı da bu düşüncelerle kaleme almıştım. Her ne kadar bu yazıdan sonra bazı büyüklerimden olumsuz eleştiriler alsam da bunlara takılmamış, gelen olumlu değerlendirmelerle mutlu olmuştum. Bunlardan en anlamlıları; iki değerli müdürümüzden birinin “Çok vefalı bir davranışta bulundun.” demesi, diğerinin ise “Çok beğendim, böyle bir yazıyı ancak sen yazabilirdin.” demesiydi.

Bu idol olgusunu Emniyet yöneticilerinin demokratik tutumlarının belirlenmesine yönelik hazırladığım doktora tezimde de kullanmış ve tezimin öneriler bölümünün 16. maddesinde “Demokratik tutumu, çalışkanlığı, başarısı ve insani özellikleriyle herkesin beğenisini kazanan polis yöneticilerinin başarıları öyküleştirilmeli ve bu kişiler yeni yetişen kuşaklara kendisiyle özdeşim kuracakları, onun gibi olmak isteyecekleri bir kahraman olarak sunulmalıdır. Böyle bir kahramanın bulunamaması durumunda, kurgusal kahramanlar oluşturulmalıdır.” ifadelerine yer vermiştim. Hatta önerinin ilk halinde idol tabiri bulunmasından ve bu kelimenin Türkçe olmamasından dolayı danışman hocam Sayın Cahit Kavcar Beyefendi, idol yerine Türkçe bir ifade kullanmamı önermiş, ben de ‘kahraman’ kelimesini kullanmıştım.1

Biliyorum yazının burasına kadar başlıkla ilgisini kuramadınız, hatta ‘ne alaka!’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Haklısınız, buraya kadar yazının başlıkla ilgisi yok. Biz de zaten çapkınlığı kelime anlamında kullanmadık. Üstelik kelime anlamındaki çapkınlığı da tasvip etmeyiz. Bizi tanıyanlar, kelime anlamındaki çapkınlıkla ilgili yazı yazıp da vaktimizi heba etmeyeceğimizi az çok bilirler. Şimdi gelelim yazının başlığıyla ilgili kısmına.

İl Emniyet Müdürleri ataması yeni yapılmıştı. Müdürlerimize Ankara’da iki günlük bilgi paylaşımı toplantısı düzenlenecekti. Toplantı programında Anıtkabir ziyareti de vardı. Zamanın Emniyet Genel Müdürü en kıdemli Müdürün başkanlığında Anıtkabirin ziyaret edilmesi talimatı vermişti. En kıdemli Müdürümüz ise Hüseyin Çapkın Müdürümüzdü.

Yıllardır devlet büyüklerinin bu tür toplantılara katılma ihtimaline binaen, her birisi için günlerce çalışarak defalarca yazboz, oldu olmadı, yeniden yaz mücadelesinden sonra örnek konuşma metinleri hazırlardık. Hatta kendisi de o sıralar Genel Müdürlük çalışanı olan bir Müdürümüzün özeleştirel ifadesiyle, sanki polislik mesleği sadece yazı yazmaktan ibaretmiş gibi her birimiz bir ‘yazı manyağı’ olmuştuk. Bu toplantı öncesinde de yine aynısı olmuştu. Ayrıca bu toplantı için yukarıdaki benzer sıkıntıların yanında ilgili kurumlarla görüşerek ve daha önceki yazı örneklerine bakarak Anıtkabir Defterine yazılacak zar zor iki örnek yazı çıkarabilmiş, seminer başladığında aynı birimde beraber çalıştığımız bir Emniyet Amiri arkadaşımızı da örnek yazıları Hüseyin Çapkın Müdürümüze arz etmesi için görevlendirmiştik.

Toplantı günü geldiğinde, Emniyet Amiri arkadaşımız bir fırsatını bulup yazıları Hüseyin Çapkın Müdürümüze arz etmiş. O da okuduktan sonra, ‘birinci yazının giriş bölümünü, ikinci yazının gelişme bölümünü, yine ilkyazının sonuç bölümünü beğendiğini belirterek buna uygun yeni bir yazı çıkartıp getirmesini’ istemiş. Emniyet Amiri hemen denileni yapmış ve hazırladığı yeni yazının çıktısını alarak götürmüş. Müdürümüz kontrol ettikten sonra teşekkür etmiş ve yazıyı katlayarak ceketinin cebine koymuş. Emniyet Amiri; “Sayın Müdürüm, ben buralarda olacağım, eğer bir değişiklik emriniz olursa, hemen gereğini yaparım” demiş. Müdürümüz; “Oğlum karar verdik ya ne değiştirmesi! Haaa duuur, sen Genel Müdürlükte çalışıyorsun, ben de yıllar önce Genel Müdürlükte çalışmıştım, burada yazılar yazılır yazılır bir daha yazılır, bir türlü karar verilemez, evladım ben eğer hızlı karar veremeseydim, yıllardır yönetemezdim, karar verdik mi o iş bitmiştir, bir daha geri dönüşü olmaz. Sen sadece Anıtkabir ziyareti esnasında yanında o yazıdan bir nüsha bulundur, ola ki ceketimi değiştirir yazıyı yanıma almayı unutabilirim, böyle bir durum olursa yanındaki yazıyı bana uzatırsın.” demiş.

Bu diyalogdan sonra, hazırlık sürecinde yaşananlardan benim gibi o da çok bunalanlardan biri olduğu için Emniyet Amiri arkadaşımız koşarak yanıma geldi. Yüzü gülüyordu. “Müdürüm, size çok hoşunuza gidecek bir şey anlatacağım.” dedi ve yukarıdaki diyalogu anlattı. Ben de “Çapkın olmak böyle bir şey herhalde.” dedim. Daha sonra bu diyalogu birlikte çalıştığımız müdürlere anlattığımda, onlardan birisi bana, “Sen şimdi bundan bir makale çıkartırsın.” demişti. Ben de “adını koydum bile, Çapkın Olmak” demiştim. O günden beri bu konuyu birkaç kez yazmaya teşebbüs etmiş, ama her defasında değişik mülahazalarla yazmaktan vazgeçmiştim! Yeni yetişen kuşaklara ders mahiyetindeki bu anekdotu yazmamaya daha fazla vicdanım razı gelmediği için, şimdi zamanıdır dedim ve yazdım.

İşte o Çapkın Müdürümüz, aradan geçen süre zarfında değişik illerde çok başarılı bir şekilde İl Emniyet Müdürlükleri dönemi yaşadı. Kendine has yönetim ve temsil becerisi sayesinde hem Emniyet Teşkilatının yüz akı oldu hem de Valilik unvanı alarak kısa bir süre Valilik yaptıktan sonra, Vali Emniyet Müdürü olarak yeniden İstanbul’a atandı ve hala başarılı bir şekilde bu görevini yürütmeye devam etmektedir.

Kendisini tanıyanlardan öğrendiğim kadarıyla Hüseyin Çapkın Müdürümüz; ilkeli, cesur ve kararlı bir şekilde kendine özgü polis yöneticiliği yapıyor. Kendisiyle birlikte çalışmadım, çalışsaydım herhalde yazacak daha birçok yönünü bulur ve yazardım.

Şimdi Profesör olan Fatma Munzur Hanımefendinin telkinleri doğrultusunda, kurguya gerek kalmaksızın gerçek yöneticiler ‘rol model’ olarak gelecek kuşaklara anlatılacaksa, herhalde onlardan ilk akla geleceklerden birisi Hüseyin Çapkın Müdürümüz olacaktır. İleride eli kalem tutan birileri tarafından biyografisinin yazılmasının yararlı olacağını düşündüğüm; polisliği, şairliği derken çok yönlü kişiliğiyle saçlarını ağartan2 Sayın Müdürümüzün hayatında, gelecek kuşaklara örnek olacak çokça malzeme olduğunu zannediyorum.

Ben mezuniyetten şark görevine gidene kadar Emniyet Genel Müdürlüğünde değişik birimlerde 16 yıl çalışmıştım. İllerden merkeze yapılan eleştirilere karşı tam bir fanatizm havası içerisinde; “biz burada kafa patlatıyoruz, bu, bedeni yorgunluktan daha ağır bir iş” der, adeta cansiperane göğüs gererdim. İllerdeki hızlı düşünme, hızlı karar verme, hemen uygulamaya koyma, alınan sonuçlara göre süreçte gerekli iyileştirmeleri süratle yapma mekanizmasını bizzat yaşayarak gördükten sonra, bakış açım gerçekten çok değişti. Hele deprem sonrası Van ili Erciş ilçesinde koordinatör müdür olarak görev yapmış, bu süre içerisinde bizzat risk alarak yukarıda anlatılanları uygulamış ve olumlu neticelerini almış birisi olarak, şimdi Hüseyin Çapkın Müdürüme daha çok hak veriyorum.

Uzun yıllar Genel Müdürlükte çalıştığım halde, bazı konularda “bizim oğlan bina okur, döner döner bidaha okur” anlayışının ortadan kaldırılarak hızlı karar verip uygulamaya koyma sürecine yeterince katkı sunamadığım için en büyük suçlu olarak da kendimi görüyorum. Umuyorum; dünyadaki gelişmeler hakkında bilgili, donanımlı, gelecek endişesi taşımayan, risk alabilen, hızlı düşünen, hızlı karar veren, alınan kararları kısa sürede uygulamaya koyarak özellikle illerin önünü açan ve onlara daha rahat çalışma imkânı sağlayan yönetim kademesindeki insanların sayısının artmasıyla, Merkeze yönelik bu tür eleştiriler de zamanla azalacaktır. Son dönemlerde bunun sinyallerini alıyor olmak bizi sınırsız memnun ediyor…

___________________

1 Son zamanlarda “idol” yerine “rol model” kullanılmaktadır.

2Radyo ve Televizyonlarda şarkı olarak söylenen “Ağar Saçlarım Ağar” adlı şiirine gönderme yapmak için bu tabir kullanılmıştır.