Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Coptan Biber Gazına Yatay Geçiş

polis_dergi_kasim_2013_024 polis_dergi_kasim_2013_025Cop, polisle özdeşleşen en önemli unsurlardan biridir. Bir o kadar da polise kötü unvan kazandırır. Aslında karşı taraf en az zararı coptan görmektedir. Fakat medyaya yansımasından da görmekteyiz ki “Coplandı” travması, bazen copun tende yarattığı ekimozdan daha derin tesir bırakabilmektedir. Düşene de, kaçana da vurulması bu hezeyanı daha da artırmaktadır.

Bu nedenle cop; hem polis için, hem de vatandaş için çok hassas bir konumda bulunmaktadır. Hatta kişisel polis hataları dışında, coplatan devlet sayıldığı için ülkemiz uluslararası arenada zarar görmektedir.

Fakat son toplumsal olaylarda polis, copla birlikte tazyikli su ve biber gazı kullandı. Böylece copun tahtı sallanmaya başladı. Hatta görev alanı biraz daha daraldı.

Polisin işi kolaylaştı. Copla kas gücü kullanma yerine tek bir düğme ile göstericiler dağıtılabildi. Üstelik coptan edinilen kötü imaj azaldı.

Kendisine emir verilen polis; tazyikli su ve biber gazı kullanarak hem teknolojik gelişmelere ayak uydurduğunu gösterdi, hem de daha büyük kalabalıkları etkisiz hale getirdi.

Ne var ki gözlemlerimize göre tazyikli su ve biber gazı da toplumdan ciddi tepkiler gördü. Yaygın olarak kullanıldığı için cop en sabıkalı silahken, şimdi sabıkalı sayısı üçe yükseldi. Hâlbuki üçü de topluluğun dağıtılması için kanunların izin verdiği unsurlardır.

Aslında polis, mülki idare amirinin verdiği dağıtma emrini yasal olan bu silahlarla ve yasal ölçüler içinde yaparsa toplumdan hiç tepki almaması gerekir.

Kendisi yasal bir kuruluştur. Çalışanları bu ülkenin insanları arasından seçilir.

Dağıtma emri, bu ülkenin valisinden gelmektedir.

Kullanılan silahlar, yasaların öngördükleridir.

Dağıtma yöntemi de yasalarca belirlendiği gibi yapılmaktadır. (Hislerine mani olamayan az sayıdaki polisler, amirleri tarafından bu tür görevlere çıkarılmamalıdırlar.)

Fakat bu tür görevlerin sonunda olumsuz faturalar hep polise çıkarılır.

Oysa polis görevini yapmak için oradadır. Kızılay’da ya da Taksim’de insanlar özgür bir şekilde, rahat kıyafetlerle dilediği gibi hareket ederken üniformalı polisin belli disiplin kuralları içerisinde günlerce görev yapmasının zorluğu kamuoyumuzca bilinmektedir.

Biz burada polis olarak toplumsal olaylarda kötü unvan sahibi olmamıza yol açtığına inandığımız iki önemli sebep üzerinde duracağız:

Birincisi; dağıtma eylemi öncesi topluluğa hitap eksikliği…

İkincisi; topluluk içine sızan kötü niyetlilerin profesyonel sivil polislerle etkisiz hale getirilmesi…

Yalnız bu iki hususu biraz açmamız gerekir. Zira topluluğa yapılacak sıradan bir hitabın hiçbir faydası olmaz. Aksine biraz sonraki hengâmenin felaket tellallığı gibi algılanmasına yol açabilir ve topluluğu sakinleştirme yerine daha da gergin duruma sokabilir. Bu nedenle topluluğa hitap edecek kişi, sosyal hizmet uzmanı kadar bilgili olmalıdır. İnsan psikolojisini iyi bilmelidir. Kalabalığın toplanmasına yol açan nedenlerin tahlilini yapabilecek düzeyde altyapıya sahip olmalıdır. Kişilerarası iletişim uzmanlarından eğitim almalıdır. Türkiye, 1960’lı yıllardan beri toplumsal olayları yaşayan bir ülkedir. Fakat bugüne kadar bir topluluğun olaysız dağılışını sağlayan tek bir konuşma metni örneği bile yoktur. Bu nedenle polis, muhtelif senaryolar yaratarak bu konuda ön çalışmalar yapmalıdır.

İkinci husus da çok önemlidir. Kalabalığın dağıtılması emri mutlaka mülki idare amirinden gelmelidir. Böyle bir emir gelmeden polis tarafından yapılan müdahale; yetki aşımıdır ve suç oluşturur. Gelen dağıtma emri, orada bulunan en üst polis yetkilisi tarafından kalabalık önünde personele iletilir. İşte polis teşkilatı için en hassas durum bu anda başlamıştır. Çünkü toplumsal olaylara müdahale eden teşkilat mensuplarımız en genç olanlardır ve topluluk içindeki provokatörleri tanıma şansları azdır. Ancak ilgili şube müdürlüklerinde daha tecrübeli polislerimiz, kalabalık toplanmaya başladıktan itibaren sivil kıyafetli olarak kalabalığın arasındadırlar. Bu onların, onlarca kez görev aldıkları sıradan görevlerdir. Herkesi potansiyel suçlu görmezler. Masumane duygularla toplantıya katılanları kollarlar. Topluluk içinde hangilerinin kötü niyetle davranacağını çok iyi bilirler. Kendi aralarında bu insanları paylaştırırlar. Dağıtma emri verildiğinde genç çevik kuvvet polisleriyle göz göze gelerek kötü niyetli şahısları yakalayıp etkisiz duruma getirirler. Şunu da belirtmeliyiz ki bunları gerçekleştirebilmek için olay olmadığı zamanlarda tecrübeli personelin, çevik kuvvet polisleriyle senaryolu tatbikatlar yapmaları gerekmektedir. Toplumsal olaylar sonrasında çıkacak durum, tecrübeli sivil polislere bağlıdır. Eğer başarısızlık varsa sivil polislerin “tecrübe”lerine yeniden bakmak gerekir. Aksi takdirde başarısızlık kaçınılmazdır.

Böylece bu iki husustan birincinin uygulanmasıyla yani iyi bir hitapla birçok grubun polis müdahalesi olmaksızın kendiliğinden dağılmasını sağlamak mümkün olabilecektir. Ya da en azından grubun gerginliği azalacaktır.

İkinci hususun uygulanmasıyla da masum insanlar en az zarar görecek. Gerçek suçlular yakalanmış olacak. Görüntülü kayıt desteğiyle yapılacak adil yargılanmalar caydırıcılıkta önemli rol oynayacaktır.

Bütün bunların bir sonucu olarak copa, tazyikli suya ve biber gazına daha az ihtiyaç duyulacaktır.

Toplumdaki kötü polis imajı en aza inecektir.

Devlete, polis devleti yakıştırması yapılamayacaktır.

İnsan hakları ve demokrasi kavramları örselenmeyecektir.

Turizm, olumsuz etkilenmeyecektir.

Ülkemiz, uluslararası ilişkilerde itibar kaybetmeyecektir.

Cop ya da biber gazı deyip geçmemek gerekir.