Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur

Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur

Roketsan Dergisi Mart – 2001 sayısından alınmıştır.

Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı sonra “Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz” dedi. Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu. Döndüm.. Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu. “ben rose” dedi “Benim adım Rose 87 yaşındayım. “Bu kadar genç yaşta üniversiteye niye geldin” diye şaka yaptım… Minik bir kahkaha ile yanıtladı. “Buraya üniversiteyi bitirmeye geldim. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım…”

Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü kahve içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık… Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyorum. Sömestr boyunca Rose kampüsün ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. rose hayatını yaşıyordu. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu…

Sömestr sonunda, “Futbol Balosuna” davet ettik, Rose’u… Konuşma yapması için… Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok… Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, birazda utanmış mikrofona doğru eğildi… “Ne kadar beceriksizim, değil mi?… Özür dilerim… Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble attım. Sonucu görüyorsunuz… Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil… Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?… “Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı.

“Yaşlandığımız için, eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz… Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır… Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak… Bir rüyanız olmalı mutlak… Rüyalarınızı kaybettiniz mi ölürsünüz. Etrafınızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok.

Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır.. Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırt üstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz.. Ben 87 yaşındayım ve bende bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın.. Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü.. Ölümden korkan insanlar pişman olanlardır.. Pişman olmaktan korktukları için hiçbirşey yapmayanlardır.

Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi. Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı. “Yapabileceğimiz herşeyi yapmak için asla geç olmayacağını” hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu.

Roseu’un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:

“Çok geç diye bir zaman yoktur…”