Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Behzat Ç. Ankara Yanıyor

polis_dergi_aralik_2013_int_033 polis_dergi_aralik_2013_int_034         Her mesleğin kendine has zorlukları vardır… Bazı meslekler vardır ki gerçekten çok zordur. Bu zor olan mesleklerden birisi de polislik mesleğidir… Polis her zaman göz önündedir… Toplumun huzuru için, kanunların kendisine verdiği yetkiye dayanarak yaptığı görev bir tarafı memnun ederken diğer tarafı memnun etmez… Bu nedenle de hak etmediği bir şekilde sürekli eleştirilir… Hani bir atasözü vardır ya  “ Ağzınla Kuş Tutsan Nafile” diye. Gerçekten de öyledir. Ne yapsa mutlaka birileri bu durumdan memnun olmaz… Onun içinde işine geldiği gibi konuşur durur…

Bu nedenle; polislik mesleği, sohbetlere, haberlere, karikatürcülere, dizilere ve filmlere konu olur ve gündemden hiç düşmez… Film demişken şu an yenivizyona giren Behzat Ç. “Ankara Yanıyor” filmini seyredenler, filmin konusunun baştan sona polislere ilgili olduğunu görmüşlerdir… Televizyonda da yayınlanan polislerle ilgili dizilerden birisi olan “Bir Ankara Polisiyesi “dizisi vardı. Fakat ben polisin hep olumsuz yanlarını gösteren haberler ve filmler olduğu önyargısı ile hiç seyretmedim… Ama gerçekten “Ankara Yanıyor” filminde polisler her yönü ile anlatılmaya çalışılmış…

Mesela; kanunların kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, genelde toplumsal olaylara müdahale sırasında kullanmak zorunda oldukları biber gazını kullandıklarında, kendilerinin de oradaki kişiler gibi nasıl etkilendikleri, seyircilere gerçekten kahkaha attıracak şekilde anlatılmış. Bunun yanında polislerin diğer sorunları da aynı biber gazı gibi komedi şeklinde anlatılıyor. İş yoğunluğu, ekonomik sorunları, özel hayatları, haberleri olmadan istemedikleri bir göreve atanmaları, başarılı olanların başarısızlar tarafından kıskançlığa maruz kalarak bazı arkadaşları tarafından üst makamlara gammazlanmaları ya da yaptıkları işi kendileri yapmış gibi göstermeleri sorunları da anlatılmış.

Her işte olduğu gibi takım çalışmasının ne kadar önemli olduğu vurgulanmış… Başarının bir ekip çalışması olduğu, kişiye bağlı olmadığı polislik mesleğinde de bunun çok daha gerekli olduğunu her kes tarafından bilinen bir gerçektir… Bir kişi ne kadar donanımlı ve kabiliyetli olursa olsun onun uyumlu bir ekibi yok ise onun başarısından söz etmenin mümkün olmadığı, ekip çalışmasındaki başarının ekibin tüm elemanlarına ait olduğu da işlenen konular arasında görülmektedir.

Görevini çok iyi yapan bir ekibin bir anda başka birimlere atanmaları ile gittikleri birimlerde uyum sağlayıp sağlamayacakları, onlardan boşalan bir göreve gelenlerin ise o görevi yapıp yapamayacaklarının göz önüne alınmadığı da konu edilmiş…

Evet, Polis teşkilatı bir bütündür. Her kes birbirinin işini yapabilecek vasıftadır… Aslında görev verirken liyakat bakılması gerekir ama bakılmasa da olur… Çünkü aynı şartlarda alınmışlardır… Yeni bir göreve atanan birisi aynı gün uyum sağlarken diğeri bir haftada sonrada uyum sağlayabilir… Bence, her ne kadar aynı şartlarda alınsalar da, bazı kişisel özellikleri ve kabiliyetleri farklılık gösterebilir. Bu nedenle de olaylara bakış açıları, yaklaşımları, çözüm şekilleri gibi durumları aynı değildir. Birde o işi sevip sevmemesi de çok önemlidir. Bunlar o kişinin başarısını etkiler.

Mesela Liyakat göz önüne alınarak göreve atanan kişi işine odaklanarak olayın oluşundan itibaren sabırla çalışarak sonuç bölümünü ortaya çıkarırken, liyakat göz önüne alınmadan göreve atanan birisi diğerini gözlem altına alarak onun izlediği yolu kopya etme eğiliminde oluyor. Nedeni ise o işi yapacak vasfının olmadığıdır… Görevini severek ve isteyerek yapan birisi için hiçbir şey engel olmaz iken, sevmeyen birisi için her şey engel olur…

Polislerin maaşlarının iyileştirilmesi zaman zaman gündeme getirilir ama bir türlü iyileştirme yapılmaz… Yetkililer açıklar, basın haber yapar ama netice yoktur… Ama vatandaş bu tür haberler karşısında polisin maaşının iyileştirildiğini zanneder… Bu haberlerden dolayı polis zam almadığını bırakın çevreye ailesine bile inandırmak da zorlanır ve hatta yemin bile eder. Artık bu asılsız iyileştirme haberleri her kes tarafından anlaşılmış olacak ki, söz konusu filmde de polisin maaşına yapılacak zam açıklamasıyla ilgili sonuçsuz bir bölüm ve polisin ekonomik sorunları da komedi şeklinde konu edilmiş… Amirleriyle olan iletişim sorunları da… Aralarında doğrudan yapmaları gereken iletişimi yüz yüze yapmak yerine ispiyoncular aracılığıyla doğru ya da yanlış anlaşılır şekilde yapmak…

Evet, polisin bütün sorunlarının yanında diğer sorunlarda anlatılmış… Orantısız güç kullanımı, biber gazının kullanımı ve dilim uzanmıyor buna benzer diğer sorunlarda… Görevini yaparken farkında olmadan yapmış olduğu bir hatanın orada olduğunu fark edemediği birisinin yaşamını kin ve intikam hissine kapılarak nasıl suç makine sına dönüştüğü şeklinde yönlendirdiği ile polislerin ona insancıl yaklaşımı da duygusallık içinde anlatılıyor.

       SONUÇ OLARAK;  Ankara Yanıyor, biber gazının kullanımı, müstehcen küfürlerin edildiği, ekip çalışması, gammazlık, duygusallık, ikiyüzlülük, bütünlük, gibi konuların işlendiği, başarı için hiçbir şeyin engel olmadığı, polislerin ekonomik sorunlarının, görev aşkının ve diğer sorunlarının komedi şeklinde işlendiği ve seyircilere kahkaha attırarak güldüren bir filmdir. Seyirciye kahkaha attırarak güldüren bu filme konu olan polisin bu filme ve seyirciye de önemli katkısı olmuştur. Aslında bu filmden çıkarılacak birçok ders vardır… Komedi şeklinde olsa da konular gerçeği olduğu gibi yansıtıcı şekilde çok güzel işlenmiş… İzlendiğinde her kesin üzerine düşen görevi almış olacağını düşünmekteyim…