Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Bir Velinin Menkıbe Hayatı

 

BİR VELİNİN MENKİBE HAYATI

 

ş.nail atalay

Şükrü Nail ATALAY

(E)1. Sınıf Emniyet Müdürü

Bazen söylerler. Kadından evliya olmaz diye. Çok yanlış bir söz. Kişi, kadın olsun, erkek olsun, cesedini, cismini, tenini, bedenini cana çevirmiş ise, yani nereden geldiğini, nereye gideceğinin farkında ise, eninde sonunda gaflet perdesini yırtar, evliya sınıfına dâhil olur. Yani gerçek insan olursa, mümin olur. Virani Baba şöyle diyor:

         Hem dem ol ehli dert ile, tenini can ede gör,

         Gâfil olma, gözün aç sen, seni insan ede gör.

         İşte kendisini gerçek insan yapan, yani mümin yapan bir takım sırlara erişir, kurtuluşa erer. Müminun Süresinin birinci ayetinde Müminler kurtuluşa ermiştir.Buyruluyor.

                                    RABİA ADEVİYE

Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Tahminen Miladi 700 yılında doğmuştur. Nerede doğduğu da bilinmiyor. Çocukluğunda çalındığı veya cariye olarak satıldığı söylenir. Âzad edildikten sonra dünya işlerinden el çekerek kendini tasavvufa verdiğini biliyoruz. Basra da yerleşmiş ve kısa bir zamanda çevresinde büyük bir kalabalık toplanmıştır. Kendine inananlar arasında, Malik Bin Dinar, Zahit Rebah el-KaysSüfyan-ı Servi ve Sufi Şakik el-Belhi vardı. İnsanın içine kapanmakla Allah sırlarına ulaşılacağını savunurdu. O’na göre bütün varlık türleri Allah’ta birliğe ulaşır. Var olan yalnız Allah’tır. Evren ve varlık türleri, Allah’ın değişik nitelikler içinde görünüş alanına çıkmasıdır. Allah’a varmanın tek yolu sevgidir.

Rabia, İslam Tarihinde insanın dünya işlerinden el çekerek, içine kapanmasıyla, olgunlaşacağına inanan ilk sofidir.’

         Babası İsmail’in üç kızı vardı.Bir kızı daha olunca adını Rabia(dördüncü) koydu. Babası çok fakirdi. Rabia doğduğunda, evde ihtiyaç olan şeylerden hiç biri yoktu. Bu durumda annesi çok ağlayıp mahzûn oldu. Efendisine” komşuya gidip bir miktar kandil yağı isteyebilir misin?” dedi. Rabia’nın babası Allah’tan başka hiç kimseden hiç bir şey istememeye söz vermişti. Bununla beraber hanımını üzmemek için komşuya gitti. Komşunun kapısına elini sürdü ve geri gelip, kapı açılmadı,deyince, hanımı ağladı. Kocasıda çok üzüldü ve başını dizine dayadı ve öylece uykuya daldı. Rüyasında Peygamber Efendimizi gördü.

Peygamberimiz kendisine buyurdu ki: Hiç üzülme, Bu kızın öyle bir hanım o0lacak ki, ümmetimden yetmiş bin kişiye şefaat edecek. Yarın bir kağıda şöyle yaz  “ Sen her gece Peygamber Efendimize yüz selâvât-ı şerife,Cuma geceleri de, dört yüz selâvât gönderirdin. Bu Cuma gecesi unuttun. Bunun kefareti olarak bu yazıyı sana getiren zâta, dört yüz altını helâl parandan ver “ sonra Basra Valisi İsa ZADAN’a git o yazıyı ver. Rabia’nın babası uyandığında, Peygamberimizi görmenin şevkiyle ağlıyordu. Hemen kalktı. Denileni yaptı ve Valinin yanına gitti. Vali, mektubu alınca Resulullah’ın kendisini hatırlamasının şükrü için, binlerce altını fakirlere sadaka olarak verdi. Rabia’nın babasına da mektupta yazılı olan ve ilave olarak pek çok altın da sadaka verdi.Bir ihtiyacı olursa tekrar gelmesini tembih etti.

Böylece geçimleri rahatlamış olarak, çocuklarını edep ve terbiye ile büyüttüler. Rabia biraz büyümüştü ki, annesi ve babası vefat ettiler. Üstelik Basra da kıtlık ve fevkalade pahallılık oldu. Bu hengamede Rabia’nın ablaları dağıldılar.Kimsesiz kalan Rabia’yı zâlim bir kişi yakaladı ve hizmetçi olarak iş gördürdü. Daha sonra köle olarak altı gümüş karşılığı bir ihtiyara sattı. Sabırla ihtiyarın hizmetinde çalıştı. Sıkıntılı günler geçirdi. Zahmetler çekti. Fakat isyan etmedi. Bir gün karşısına bir yabancı çıktı, ondan sakınmak için koşunca düşüp kolunu kırdı. Acz içinde mahzun bir kalp ile Allah’a yalvardı.” Ya Rabbi, garip ve kimsesizim. Bir de kolum kırıldı. Lâkin ben bunların hiç birine üzülmüyor, yalnız Senin rızanı istiyorum. Bilemiyorum ki; acaba benden razı mısın? “Birden bir ses duydu. “Üzülme, sen, âhirette meleklerin bile imreneceği bir makamda bulunacaksın.” Tekrar efendisinin evine döndü. Hizmet eder, ayakta durur, her gün oruçlu olur, geceleri de, uzun uzun ibadet ederdi. Bir gece Rabia’nın odasından sesler gelince, efendisi odayı dinledi. Rabia şöyle diyordu: Ey Rabbim, biliyorsun ki, benim arzum, Senin emrine uymaktır. Benim saadetim Senin huzurunda bulunmaktır. Eğer elimden gelse, Sana bir an ibadetten geri kalmam. Fakat ev sahibimin hizmetindeyim. Bu yüzden Sana gerektiği gibi ibadet edemiyorum. Ev sahibi bunları duydu. Pencereden bakınca Rabia’nın secde de olduğunu ve başının üzerinde bir kandilin, asılı olmadan havada durduğunu gördü. Sabaha kadar uyuyamadı. Sabahleyin Rabia’ya, “Artık serbestsin. Dilediğini yap. İstediğin yere gidebilirsin. Ama, burada kalırsan ben sana hizmet ederim.” Dedi. Rabia, gideyim deyip oradan ayrıldı. Küçük bir eve yerleşti. Bütün vakitlerini ibadetle geçirir, kefenini yanında taşır, namazda onu serer, üzerinde secde ederdi.

Süfyan-ı Servi Rabia Hatundan, Rabia’da Hasan Basri’den feyz alırdı.

Bir gün Hasan Basri, Rabia’nın kulübesine geldi. Kapıda birinin ağladığını gördü. Sorunca; oldukça zengin olan bu kişi şöyle dedi : Zühd ve kerem sahibi bu hatun olmasa bu halk mahvolur. O, zamanın bereketidir. Allah bizi bir çok belâ ve sıkıntılardan onun hürmetine muhafaza etmektedir. Ona yardım etmek için şu altın dolu keseyi getirdim. Fakat kabul etmez diye korkuyorum. Onun için ağlıyorum. Siz bunu ona verirseniz, belki, sizin hatırınız için alır. Hasan Basri, içeriye girdi.Anlattı. Rabia” Ben bu dünyalıkları, bunların hakiki sahibi olan Allah’tan istemeye utanır iken, başkasından nasıl alırım? Allah, bu dünyada kendisini inkar edenlerin dahi rızkını vermekte iken, kalbi onun muhabbetiyle yanan birinin rızkını vermez mi zannediyorsunuz? O kimseye selamımızı söyleyin kalbi mahzun olmasın. Biz Allah’tan başkasından bir şey almamaya ahdettik. Hiçbir kimseden bir şey beklemiyoruz. Geleni kabul etmiyoruz. Bir defasında Devlete ait bir kandilin ışığından istifade ederek gömleğimi yamadım da, kalbim öyle dağıldı ki, o diktiğimi sökünceye kadar kalbimi toparlayamadım.” Dedi.

          Kendisine neden evlenmiyorsun diyenlere “Benim üç büyük derdim var. Bunlardan kurtulmamı garanti ederseniz evlenirim.

  • Acaba son nefesimde imanımı kurtarabilecek miyim?

  • Kıyamet gününde âmel defterimi, sağ tarafımdan mı, yoksa sol tarafımdan mı verecekler?

  • Herkesin hesabı görüldükten sonra, bir grup cehenneme, bir grup cennete gidecek.Ben hangi grupta olacağım?”

O kimseler “Biz bunların cevabını vermekten aciziz” dediler. Rabia “ O halde önümde böyle dehşetli günler varken, ve o günlere hazırlanmam gerekirken, evlenmeyi nasıl düşünebilirim?” dedi.

Bir gün kendisine gelen misafire yemek ikram ettiğinde Misafir: Hayatımda bu kadar lezzetli bir yemek yememiştim.dedi.

         Bir kimse cebinden çıkardığı parayı Rabia’ya vermek istedi.Rabia, elini havaya doğru uzattı. Avucu altıla doldu.ve” Sen cebinden alıyorsun, bize böyle veriyorlar “ dedi.

Bir gün ekmeği helâldir diyerek çok aç bir vaziyette Rabia’ya geldiler. Rabia’nın iki ekmeği vardı. O anda kapıya bir fakir geldi ve çok aç olduğunu söyledi. Rabia, iki ekmeğini de fakire verdi.Akabinde kapıya küfe içinde birçok ekmek olan birisi geldi.Efendim bu ekmekleri size gönderdi,dedi.Rabia’ya verdi. Rabia: Burada on sekiz ekmek var.İki ekmek eksik. Dedi. Ekmekleri getiren şahıs sakladığı iki ekmeği çıkarıp Rabia’ya verdi. Misafirler Rabia’ya nasıl iki ekmek eksik diye bildiniz? Dediler. Rabia: Yüce Allah Kur’an’da Enam Suresi 160. ayette, bire on veririm. Buyuruyor. İki ekmeği fakire verdim. On misli yirmi ekmek olması gerektiğini düşündüm. Onun için iki ekmek eksik dedim.

         Bir gece Rabia’nın evine giren hırsız,Rabia’yı uyuyor gördü. Evin her tarafını aradı. Bir şey bulamayınca, Rabia’nın dışarı çıkarken giydiği tek elbisesini aldı. Fakat kapıyı bir türlü bulamadı. Elbiseyi bıraktı. Kapıyı buldu. Tekrar aldı, yine kapıyı bulamadı.Bu hal yedi defa cereyan etti. Bir ses duydu.” Ey kişi kendini yorma.O, yıllardır kendini bize ısmarladı.Şeytanın ona yaklaşma gücü yok iken, hırsızın onun örtüsüne yaklaşması mümkün değildir. Git, yorulma, boşuna uğraşma.O uyuyorsa, dostu uyanıktır ve onu korumaktadır. Hırsız  korku ile dışarı çıktı ve tövbe edip bu kötü huyundan vazgeçti.

Kendisine yokluğu nasıl bulduğunu sordular.Rabia : Kendimi Allah’a teslim ve işlerimi O’na havale ettim. Dedi.

Dua eden birinin”Ey Rabbim bana rahmet kapısını aç” dediğini duydu. O kişiye é Allah’ın rahmet kapısı daima açıktır. Ancak giriş kapısı olan kalpler herkeste açık değildir.dedi.

Tevekkülü o dereceye ulaşmıştı ki “ Gök tunç olsa, yer demir kesilse, gökten bir damla yağmur düşmese, yerden bir bitki bitmese ve dünyadaki bütün insanlar benim çocuğum olsa, Allah’a yemin ederim ki, onlara nasıl bakacağım düşüncesi kalbime gelmez. Çünkü Allah, hepsinin rızkını vereceğini bildirmiş ve üzerine almıştır.

Ölüm arzuluyor musun? Sorusu na “ İnsanlardan birine karşı bir kabahat işlemiş olsam, onunla karşılaşmaktan utanırım. Allah’a karşı olan kabahatlerim o kadar çok ki, huzuruna varmak için, ölümü nasıl arzularım?”

         Kudüs’te Hakk’a yürüdü. Vasiyeti üzere, yanında taşıdığı kefene sardılar ve Tur Dağı üzerine defnettiler.

         İşlediğiniz günahları gizlediğiniz gibi, yaptığınız iyiliği de gizleyin.

         Marifetin alameti, her an Allah’ı hatırlamaktır.

         Kul, Allah’ın sevgisini tadınca, Allah o kulunun kusurlarını kendisine gösterir. Böylece o, başkasının kusurlarını görmez olur. Demiştir. Ruhu şad olsun.