Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Bir Velinin Menkıbe Hayatı

BİR VELİNİN MENKİBE HAYATI

 

ş.nail atalay

Şükrü Nail ATALAY

(E)1. Sınıf Emniyet Müdürü

Çağın Polisi Dergisinin değerli okuyucuları, velilerin, ermişlerin hayatlarını incelediğimizde, kendisinin bir başka ermişin sohbetlerine devam ederek manevi alemde yol aldığını ve bazı kerametlere eriştiğini görmüş oluyoruz. Bu sohbetlerde manevi ilim yanında diğer ilimleri de yeri geldiğinde öğrendiklerini tespit ediyoruz.

Bizde gücümüz yettiği kadar her sayıda Bir Velinin Menkibe
Hayatı’nı yazmağa çalışacağız.

HABİB ACEMİ

Evliyanın büyüklerindendir. Hasan Basri’nin talebesi, Davud-i Tai’nin hocasıdır. Künyesi Ebu Muhammed’tir. Önceleri çok zengindi. Faizle para verirdi. Her gün para verdiklerine uğrar, paranın faizini alırdı. Şayet faizi ödeyemezler ise gidişini boşa çıkarmamak için bir miktar ayak teri ismi altında para alırdı.

Bir gün para verdiği birinin evine gitti. Adamı bulamadı.

Eşi: Erkeğim evde değil, bende de hiç para yoktur. Evde bir koyun boynuzu var. Onu vereyim dedi. Aldı evine gitti. Hatununa pişir dedi. Hatun pişirdi. Kapıya bir fakir geldi. Habib kapıyı açtı. Fakirin yüzüne kapattı. Fakir Derviş çok üzüldü. Habib yemeğinin başına geldi. Kabın içini kanla dolmuş gördü. Korktu. Benzi sarardı.”Birinin kötü nazarına uğradık” dedi. Habib’in canına od düştü. Evden çıktı. Hasan-ı Basri’ye gitti. Giderken yolda oynayan çocuklar onu gördü. “Kaçın Ribohor (faiz yiyici) Habib geliyor. Sakının ondan. Ayağının tozu bile değmesin. Bizde onun gibi bedbaht oluruz” dediler. Habib bu sözleri işitti. Kendisine çok ağır geldi. Yüreğine bir dağ gibi oturdu. Hasan-ı Basri’nin huzuruna geldi. EI öptü. Tövbe etti. Doğru yolu, Hak yolunu seçti. Eve dönerken borçlu biri kendisini gördü. Kaçmak istedi. Habib: “Ne kaçıyorsun, bundan sonra ben senden kaçarım”dedi.

Oynayan çocuklar yine gördüler. Habib geliyor. Tövbekâr olmuş. Kaçalım. Ayağımızın tozu üzerine bulaşmasın. Allah’a asi oluruz. Dediler. Çocukların bu sözleri üzerine çok duygulandı. Yüreği sızladı. Hemen duaya başladı. “Ya Rabbi, ben çok günahkârım. Fakat Senin mağfiretin sonsuzdur. Beni affet. Senin her şeye gücün yeter. Kudretin sonsuzdur. Dilediğini yaparsın Sen öyle büyüksün ki; benim dermanım ancak sendedir. Sana sığınırım. Ya Rabbi fermanına boyun eğdim ve Sana teslim oldum. Beni affet ve suçumu bağışla. Benden hâtâ, Senden âtâ. Beni günahsız bir kul olarak kabul eyle. Dedi. (Bakara Suresi 160.ayette Yüce Allah” Ancak tövbe edip, durumlarını düzeltenler ve doğruyu söyleyenler başka. Onları bağışlarım. Biz tövbeleri kabul edici
ve merhametliyiz. Buyuruyor. Keza Nisa Suresi 17 ve 18. ayetlerde de Allah’ın kabul edebileceği Tövbeler açıkça bellidir.)

Sonra şehirde tellallar dolaştırarak “Her kimin Habib’e borcu var ise, Habib alacağından vazgeçti. Aldığı faizleri de geri verecektir. Diye bağırttı. Dediğini yaptı. Paraları dağıttı. Fırat Nehri kenarında bir kulübe yaptı. İbadete başladı. Akşam eve geldi. Hatunu yiyecek bir şeyler getirmesini istedi. Yarın getiririm. Dedi. Ertesi günü “Bir yerde çalışıyorum On gün sonra bana bir şeyler vereceğine inanıyorum. Çok cömert birinin yanında çalışıyorum” dedi. Onuncu gün öğle namazında yine ağlayarak Yüce Allah’a yalvardı. Bir taraftan da akşama hatuna ne diyeceğim diye düşünüyordu. Öğleden sonra beyaz elbiseler giyinmiş kimseler Habib’in kapısına gelerek, getirdikleri yiyecekleri ve 300 gümüş parayı Hatununa teslim ederek: Bunları efendinizin çalıştığı yerin sahibi gönderdi. işini artırırsa bizde ücretini artırırız. Diyerek gittiler. Habib akşam eve dönünce daha kapıda içeriden ekmek ve et kokuları gelmeye başladı. Hatunu Habib’i karşıladı. “Efendi, kime çalışıyorsun Hakikaten çok iyi biriymiş. İkram ve ihsan sahibi bir zatmış. Eğer işini artırırsa bizde ücretini artırırız” demiş. Habib hayretle: Allah, Allah, on gün çalışmakla bana bunları ihsan eden demek daha çalışırsam neler verecek. Dedi sadakatle ibadetlerine ve dualarına devam ederken bir taraftan da Hasan-ı Basri’nin kalplere tesir eden sohbetlerine katılıyordu.

Bir gün yaşlı bir kadın Habib’e gelerek: Oğlum kayboldu. Epey zamandır ondan haber alamıyorum. Allah’a dua ediniz, Oğlumu bana göndersin. Habib kadına: Paran var mı? Dedi. Kadıncağız: iki gümüşüm var. Dedi. Habib de o parayı fakir olanlara ver dedi. Kadın parayı fakirlere verdi. Eve gelince oğlunu evde gördü. Oğlunu alıp Habib Acemi’ye geldiler. Habib çocuğa nerede idin? Nasıl geldin? Anlat dedi. Çocuk: Kirman ilinde idim. Ey rüzgar Habib’in duası hürmetine, iki gümüş akçenin bereketiyle bu çocuğu kendi evine bırak. Diye bir ses duydum. Rüzgâr beni aldı. Eve getirdi dedi.

Habib’in ne zaman yanında Kur’an okunsa inleyerek ağlardı. Sen acemlisin (iranlı) Farisi konuşuyorsun. Arabi bilmediğin haldebu ağlamana sebep nedir? Diye sordular.Cevaben: Evet, Iisanım Farisidir.Fakat kalbim arabidir dedi daha sonra Arapçayı da öğrendi. Dervişin biri kalbinden Habib Farisi olduğu halde nasıl bu mertebeye yükseldi. Diye geçirdi. Hatiften bir ses: “Evet, Farisidir ama sevgili ve âşıktır.”diye duydu

İmam Şafii ile İmam Ahmed bin Hanbel oturuyorlardı. Habib yanlarına geliyordu. İmam Hanbel: Buna bir soru soracağım dedi. İmam Şafii: Bunlar Hal Ehlidir. Acayip kimselerdirler. Pek sual sorulmaz. Dedi ise de, İmam Hanbel sordu “Bir kimse beş vakit namazdan birini kaçırsa, ama hangisini kaçırdığını, kılmadığını bilemez ise, ne yapmalıdır? Habib: Bu Allahü Tealadan gafil olan bir kalbin işidir. O kimse kendine ceza olarak beş vaktin hepsini kaza etmelidir. Dedi. Her iki imam bu cevaptan hayrete düştüler.

Haccac-ı Zalimin adamları Hasan-ı Basri’yi arıyorlardı. O’da Habib’in Kulübesine girdi. Habib’e dışarıda sordular, kulübede dedi. Aradılar, göremediler. Hasan-ı Basri neden beni göremediler? Dedi. Habib: Ayetelkürsi ve İhlas okudum ve “Ya Rabbi, üstadımı Sana emanet ediyorum. Sen koru. Dedim” dedi.

Allah’ın rızası hangi şeydedir dediler.”İçinde nifak tozu bulunmayan kalpte” dedi. Bir gece elindeki iğneyi düşürdü. Çok karanlık idi. içerisi birden aydınlandı. Hemen ellerini yüzüne kapattı. “Hayır, hayır, biz düşürdüğümüz iğneyi çıra ile bulmaktan başka bir şey bilmeyiz, fevkalade haller istemeyiz.” dedi.

Ya Rabbi, kalbi seninle hoş olmayanın gözü asla parlayıp, ışıldamaz.

Ya Rabbi, Seninle ünsü olmayan, hiçbir fertle ünsü olamaz. Nazarı eğri olanların işi, her iki alemde de ihmal olunmuş, bırakılmıştır.

Dünya ya çok meyledenlerle senli-benli olanların nefsinde, Şeytan, oyun arkadaşlığı yapmaktadır. Süphan-i sırlara aşina olan, gerçek insanlık yolunu tutmuştur.

Mana ehli ile dost olan, menzile çabuk ulaşır. Demiştir.

Hangi tarihte ve nerede doğduğu pek bilinmeyen Habib Acemi, Miladi 739 yılında Basra da Hakka yürümüştür. Ruhu şad olsun.