Maddi Delillerin
Elde Edilmesi Ve Hukuka Uygunluğu
Şevket KÜMÜŞTAŞ*
Nereye bassa, nereye dokunsa, arkada ne
bıraksa, farkında olmasa bile kendisi aleyhine sessiz bir tanıktır. Yalnızca
parmak izleri, ayak izleri değil saçları, elbisenin lifleri, kırdığı bardağın
parçaları, kullandığı aletin izi, sıyırdığı boya, bıraktığı ya da üstüne
bulaştırdığı kan ve artıklar, bütün bunlar ve dahası…
Aleyhine
dilsiz birer tanıktır. Bunlar unutulmayan tanıklardır. Heyecan anında aklı
karışmayan tanıklardır. İnsan tanıkların varlığı bile onları yok edemez. Bunlar
fiziksel delillerdir. Fiziksel delil yanılmaz. Yalan söylemez. Belki yalnızca
yanlış yorumlanabilir. Ancak ve ancak insanlar tarafından aranırken,
incelenirken, ne olduğu anlaşılmaya çalışılırken yapılan hatalar yüzünden
değerlerinden kaybedebilirler.
E. LOCARD (Kriminalist)
Giriş
Kriminalist LOCARD’a ait olan yukarıdaki ifadeler, suç/suçlar ve suçlunun/suçluların ortaya çıkarılmasında kolluk kuvvetlerine çok önemli faydalar sağlayan maddi delil kavramının doğru bir şekilde anlaşılması adına bir kilometre taşı özelliğindedir. Bununla birlikte, günümüzde LOCARD TEOREMİ olarak bilinen bu teoremin Değişim Prensibine göre, bir ortamı terk eden bir kişinin orada bulunduğuna dair iz bırakması, ya da üstünde o ortamdan bir şeyler alıp götürmemesi mümkün değildir. Olay yeri incelemesi ile elde edeceğimiz en önemli şey maddi delillerdir. Bu tür deliller şüphelinin aleyhine dilsiz birer tanıktır. İnsan tanıklarının(şahitlerin) varlığı bile onları yok edemez.
Maddi delil kavramı dar bir anlatımla[1] , itiraf ve şahadet dışında kalan suç veya suç sanıklarıyla ilgili maddi (fiziki) bir yapıya sahip, canlı veya cansız, dokunulabilen şeyleri ifade etmektedir. Genişçe bir tanımı Kaygısız tarafından yapılmıştır. Bu tanıma göre maddi delil, “işlenen suçun yeniden canlandırılmasına, failin kimliğinin ve fail-mağdur-olay yeri arasındaki ilişkinin tespitine yarayacak, laboratuarlarda işlem gördükten sonra soruşturma sırasında ya da mahkemede delil olarak kullanılabilecek, maddi (fiziki) bir yapıya sahip, canlı veya cansız, dokunulabilen herhangi bir nesne ya da ize denmektedir.”[2]
Aşağıdaki ifadelerde sırasıyla maddi delillerin önemi, olaya müdahale eden ilk ekibin neler yapması gerektiği, maddi delillerin toplanmadan önce, toplanırken ve toplandıktan sonra dikkat edilmesi gereken kuralların yanı sıra ambalajlanması, laboratuara gönderilmesi ve gönderilen delillerin muhafazası sırasında uyulması gerekli olan kurallara değinilmiştir. Ayrıca, maddi delillerin hukuka uygun bir şekilde toplanmasının gerekliliği gazete haberleriyle desteklenmiştir.
MADDİ DELİLLER
Hızlı bir
şekilde gelişen teknoloji ve globalleşen dünya değerleri karşısında yeni
yapılanma çalışmalarına önem veren teşkilatımızda suçun aydınlatılması ve
suçluların tespitinde olay yerinin teknik ve bilimsel yönden incelenip, suç
delillerine ulaşılarak olayın çözümünün gerçekleştirilmesi vazgeçilmez bir
ilkedir. İşlenen her suç, toplum hayatında büyük yaralar açmaktadır. Ancak
devlet, toplum hayatında açılan bu yarayı kapatmak için sağlıklı bir şekilde
adaleti dağıtmadıkça kendi bütünlüğünün devamı mümkün değildir. Adaletin
sağlıklı işlemesini sağlayan en önemli faktör; işlenen suçtaki karanlık
noktaların maddi delilleri ile aydınlatılması ve suç teşkil eden olayların
çözülmesinde bilimsel ve teknik yöntemlerin kullanılmasıdır.[3]
Bu bağlamda her işlenen suç neticesinde olay yerinde veya failin/faillerin üzerinde mutlaka maddi delil kalmakta, “suçun sessiz tanıkları” olarak nitelendirilen maddi delillerin suçların çözülmesindeki ve faillerin yakalanmasındaki etkin rolü çağın gelişen teknolojik imkânları sayesinde her geçen gün biraz daha artmaktadır.[4]
Bu nedenle suç soruşturmasında görev alan kolluk güçlerinin suç ve suçlular ile etkin bir mücadele gerçekleştirebilmek için olay yerinde nelerin maddi delil olabileceğini ve tespit edilen maddi deliller vasıtasıyla suçlulara nasıl ulaşabileceğini bilmesinin önemi büyüktür. [5] Bununla birlikte kolluk güçleri, suç haberinin alınmasıyla birlikte Polisin Adli Görevlerinin Yerine Getirilmesinde Delillerin Toplanması, Muhafazası Ve İlgili Yerlere Gönderilmesi Hakkında Yönetmelik uyarınca yapılması gerekenleri yerine getirmek zorundadır. Bu yönetmeliğe göre öncelikle olay yerine gelen ilk görevlilerce şunlara dikkat edilmelidir:
a) Yaralılara ilk müdahale ve tahliye işlemleri yapılır.
b) Seyirci kalabalığı uzaklaştırır.
c) Olay yeri giriş ve çıkışları kontrol altında tutulur.
d) Trafik akışının devamı sağlanır.
e) Olay yeri yakınında bulunan şahıslar kontrol edilir.
f) Delillerin bozulması, değişmesi kaybolması önlenir.
g) Mevcut oldukları takdirde sanıklar muhafaza altına alınır.
h) Şahitlerin ifadeleri alınmadan olay yerinden uzaklaşmaları önlenir.
ı) Sanıkların şahitlerle ve şahitlerin birbirleriyle konuşmaları önlenir.
Daha sonra olay yerinin sistematik incelenmesine geçilir: Bu da ilk incelemenin olay yerinin gözlem yoluyla incelenmesi şeklinde yerine getirilir. Bu gözlemde suç sanıklarının;
a) Giriş yeri ile bu yere nasıl girildiğinin
b) Asıl saldırı hedefinin,
c) Giriş yeri ile asıl saldırı hedefi arasında izlediği yolun,
d) Çıkış yerinin,
e) Asıl saldırı hedefi ile çıkış yeri arasında izlediği yolun,
f) Uğrayabileceği diğer yerlerin tespiti yapılır.
Bu tespitten sonra şeritler halinde araştırma, ızgara(yatay-dikey şeritler halinde araştırma), spiral (dairesel), alan(bölgeler halinde araştırma), tekerlek method[6] ve yöntemleri kullanılarak olay yerinin ayrıntılı incelenmesine geçilir. Bu inceleme sırasında olay yerinde;
a) Suç sanıklarının veya mağdurun bedeninden düşebilen veya akabilen madde ve parçalar (kıl, kan, tırnak... gibi)
b) Suç sanıklarının veya mağdurun üzerinden düşebilen parçalar (düğme, mendil, kravat, not defteri... gibi)
c) Suç sanıklarına ait ve suçu işlemeye elverişli vasıtalar. (Ateşli veya ateşsiz silahlar, mermi çekirdeği, kovan, maymuncuk, kalıp... gibi)
d) Suç sanıklarının veya mağdurun ve ilgililerin mekân itibariyle bıraktıkları izler, (parmak, izi, ayak izi, diş izi, beden izi, boğuşma izleri... gibi)
e) Olayın aydınlatılmasına ve suç sanıklarının belirlenmesine yarayacak diğer hususlar, (suç unsuru taşıyan bildiri, broşür, dergi, afiş, kitap vb. ile bunların yazım ve basımında kullanılan daktilo, teksir makinesi... gibi) belirlenir, etiketlenir ve not edilir.
Bu işlem sırasında delillerin kaybolmamasına, bozulmamasına, yerlerinin değiştirilmemesine dikkat edilir. Olay yeri incelemesinde, olay yerinde soruşturma grubundan başkasının girmesine izin verilmez. Olay yeri krokisinin çizimi yapılır ve işin uzmanlarınca fotoğraf çekimi, olay yeri planı, tutanak düzenlenmesi gibi işlemler yapılır.
Yukarıda belirtilen kurallara azami riayet ve suç kaynağının araştırılması sayesinde; suçta, aramalarda, kontrollerde ele geçirilen silahların, uyuşturucu maddelerin, suç unsuru taşıyan her türlü yayınlar ve bu yayınların yazım ve basımında kullanılan malzemenin ve suçun kaynağına inilerek irtibatlı tüm delillerin ve suç sanıklarının ele geçirilmesi sağlanır. Ayrıca, olay yerinin incelenmesi sırasında bulunan tüm maddi deliller, bulundukları yerlerde etiketlenerek numaralanır. Etiketlerin üzerine; delillerin bulunduğu yer, olay dosya numarası, tarih, delillerin izahı, kimden alındığı, emniyet birimin adı, soruşturmacının kimliği ve lüzumlu görülen diğer hususlar yazılır.
Olay yeri incelemesi bittikten sonra, bulunan delillerin toplanmasına geçilir. Deliller toplanırken, bozulmalarına, değişmelerine, kaybolmalarına, meydan verilmeyecek tedbirler alınır. Örneğin; kenarlarından tutma, eldiven takma, kıskaç kullanma gibi tedbirler bunlar içinde yer alır. Bu şekilde toplanan deliller geçici ve basit ambalajlarına konur. Delillerin muhafazası, suç sayılan olayın meydana geldiği andan itibaren başlar. Olay yerinin açık veya kapalı saha oluşu, hava durumu, delillerin kimyasal ve fiziksel özellikleri göz önünde bulundurularak gerekli koruyucu tedbirler alınır. Olay yerinde kalması zaruri görülen deliller, soruşturma veya inceleme sonuçlanıncaya kadar görevlendirilecek nöbetçilerle korunur.
Diğer deliller, ilgili yerlere gönderilmek üzere soruşturmayı yapan emniyet biriminde, kilitli ve mahsus odalarında veya çelik dolaplarda muhafaza edilir. İlgililerden başkasının herhangi bir sebeple bu yerlere girmelerine veya dolapları açmalarına müsaade edilmez. Polis laboratuarlarına gönderilen delillerin muhafazası, laboratuar görevlilerince sağlanır. Olay yerinde bulunan maddi delillerin bilimsel yöntemlerle inceleme ve değerlendirmeleri gerekli görülenleri en yakın polis laboratuarlarına gönderilmek üzere aşağıda gösterildiği şekilde tam ambalajlanmaları yapılır;
a) Deliller, sıcağa, soğuğa, sarsıntılara, her türlü kimyasal ve fiziksel etkenlere veya çalınmaya karşı korunacak şekilde ambalajlanır.
b) Deliller, kimyasal ve fiziksel özelliklerine göre ve ayrı ayrı ambalajlanır.
c) Deliller, ambalajlarına sarsıntı ve sallantılara meydan vermeyecek şekilde yerleştirilir ve araları doldurularak boşluk bırakılmaz.
Bununla birlikte, ambalajlama malzemesi olarak; muhtelif naylon ve bez torbalar, mukavva, teneke, plastik ve tahtadan mamül kutular, cam şişeler, çeşitli büyüklükte hazır etiketler, zamk ve selebant çeşitleri, ambalaj yapımına yardımcı el aletleri, kırmızı mum, sicim, iplik, kurşun, mühür ve sıkma makinesi, pens ve cımbız gibi tutucu aletler, sünger, parça kumaş, pamuk, talaş, mantar tıpa ve uygun görülecek diğer malzeme kullanılır.
Ambalaja konulacak evraklarla ilgili olarak ise şunlar söylenebilir. Ambalajlara delillerle ilgili düzenlenen tutanaktan iki nüsha, olay yerinde yazılan etiket ve gönderilen yere hitaben yazılan yazı da yerleştirilir. Tutanakta; delillerin cinsi, miktarı, özellikleri, üzerindeki işaret, yazı ve numaraları, huzurda bulunanların kimlikleri, tarih, yer, saat ve imzalar bulunur. Yazılan yazıda, istenen husus açıkça belirtilir.
Ayrıca olay yerlerinde elde edilen deliller, incelenmek üzere ilgili birimlere gönderilirken uygun şekilde ambalajlandıktan sonra ambalajın ebadına, delillerin mahiyet ve önemine göre tel, sicim, ip veya uygun görülen benzerleri ile bağlanıp, plastik kelepçe, açıldığında yeniden kullanılamayacak derecede deforme olan ve açıldığı belli olan mühür bandı, kendinden yapışkanlı güvenlik poşeti, üzerinde seri numarası bulunan tek kullanımlık hazır mühür, kurşun veya mumla mühürlenir.
Deliller ilgili yerlere, PTT kanalı ile veya kurye ile gönderilir.
a) PTT kanalı ile gönderilenler "DEĞERLİ KOLİ" muamelesine tabi tutulur.
b) Polis Laboratuarlarına gönderilen kolilerin teslimi ve geri alınması "Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuarları Teknik Hizmet Yönetmeliği" hükümlerine göre yapılır.
c) C. Savcılıklarına gönderilen kolilerde ise "Suç Eşyası Yönetmeliği" hükümleri tatbik edilir.
Özetleyecek olursak, soruşturmanın ve adaletin sağlıklı işlemesi için delilden sanığa gidecek olan polisin öncelikli yapacağı iş; olay yerinin korunması olacaktır. Şüphesiz soruşturmanın neticesi, olay yerinde yapılacak araştırmanın başarısına bağlıdır. Gerçek şudur ki polisin suçu aydınlatmadaki başarısı, olay yerinin korunması ile doğru orantılıdır. Bu nedenle sizin için önemsiz olan bir saç kılı, bir sigara izmariti, bir kandamlasının büyük olayları aydınlattıkları gerçektir. Çünkü bunlar maddi delillerdir. “Maddi suç delilleri suçluların aleyhine birer dilsiz tanıktırlar. İnsan tanıklarının varlığı bile onları yok edemez.”
HUKUKA UYGUNLUK AÇISINDAN DELİLLERİN ELDE EDİLMESİ
Önleyici zabıta tedbirleriyle engel olunamaması sonucu bir suçun işlenmesi durumunda, kanunlarla polise tevdi olunan suç ve suç sanıkları ile bunlara ait delillerin tespiti, suç sanıklarının yakalanması ve adli mercilere teslimi, safhalarında polisin yaptığı çalışmalar polisin adli görevleri içerisinde yer almaktadır[7]. Polis maddi delil/delilleri toplarken hukuka uygun olarak hareket etmelidir. Eğer hukuk normlarına riayet söz konusu olmaz ise mahkeme veya hüküm verildikten sonra bu karara yapılan itiraz neticesinde ortaya çıkan temyiz sürecinde bu delilerin hiçbir hükmü bulunmamaktadır. Şöyle ki, CMK md. 272/2 fıkrasında; “yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” hükmünü içermektedir. Benzer şekilde, CMK 206. maddesi, kanuna aykırı olarak elde edilen delillerin reddolunacağı hükmünü içermektedir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu da, pozitif hukuk normları ve yargısal kararlar karşısında hukuka aykırı biçimde elde edilen delillerin, Türk Ceza Yargılaması Hukuk sisteminde dikkate alınamayacağını vurgulamaktadır. Bu bağlamda 02.22.2006 tarihinde SABAH Gazetesinde çıkan haber[8] yukarıda belirtilenleri doğrulayıcı niteliktedir. Haberi ve haberde kullanılan ifadeleri aynen aktaracak olursak;
Yargıtay: Hukuka aykırı delil dikkate
alınmaz
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, pozitif hukuk normları ve yargısal kararlar karşısında hukuka aykırı biçimde elde edilen delillerin, Türk Ceza Yargılaması Hukuk sisteminde dikkate alınamayacağını vurguladı.
Genel Kurul, ancak özgür iradeye dayalı ''ikrarın'' diğer tüm deliller gibi yargıç tarafından serbestçe takdir edilip değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu kararına dayanak teşkil eden dava, Genel Kurul'a, izinsiz hintkeneviri ekmek suçundan yargılanan ve para cezasına mahkûm olan bir kişi hakkında verilen kararın Yargıtay 7. Ceza Dairesi tarafından bozulması üzerine geldi. Daire, sanığın suça konu hintkenevirinin hâkim kararı olmadan evinde yapılan aramada elde edildiğini belirterek, hukuka aykırı şekilde elde edildiği ve başkaca delille de desteklenmediği için yerel mahkemenin mahkûmiyet kararını bozdu.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu karara itiraz ederek, yasak sorgu yöntemleriyle toplanan kanıtlara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamayacağına, ancak somut olayda sanığın hâkim önünde tüm aşamalarda ikrarı bulunduğuna işaret etti. Sanığın suçunun sübuta erdiğini, dosyadaki mevcut delillerin mahkûmiyet için yeterli olduğunu vurgulayan Başsavcılık, ikrarın başkasının suçunu üstlenmeye yönelik olduğunun ileri sürülmemesi karşısında delil niteliği taşıdığını, bu nedenlerle daire kararının kaldırılarak, yerel mahkeme kararının bozulmasını istedi. Başsavcılık ayrıca, yeni TCK’ ya göre değerlendirme yapılmasını da itirazına gerekçe yaptı.
Genel Kurul'un Kararı
İtirazı karara bağlayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararının gerekçesi tamamlandı. Genel Kurul'un kararında, somut olayda zanlının, evinin damında hintkeneviri yetiştirdiği yolunda duyum alınması üzerine, eşinin rızasıyla hâkim kararı olmaksızın arama yapıldığı hatırlatıldı. Somut olayda aramanın hukuka aykırılığını saptayan Genel Kurul, hukuka aykırı biçimde elde edilen delilin, ceza yargılamasında kullanılıp kullanılamayacağını irdeledi. Bu konudaki Anayasa Mahkemesi kararlarına atıfta bulunulan ve ilgili yasa hükümleri hatırlatılan kararda, şu tespitler yapıldı:
''Açıklanan pozitif hukuk normları ve uygulamayı yansıtan yargısal kararlar karşısında belirtmek gerekir ki, hukuka aykırı biçimde elde edilen deliller, Türk ceza yargılaması hukuku sisteminde dikkate alınamaz. Bu itibarla, sanığın konutunda hukuka aykırı gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen maddi delil ile buna ilişkin düzenlenen ekspertiz raporlarının yerel mahkemece hükme esas alınmasında isabet bulunmamaktadır. Esasen somut olayda aramanın hukuka aykırı olduğu ve sonucunda elde edilen delilin hükme esas alınmayacağı konusunda Yargıtay 7. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında bir görüş farklılığı söz konusu değildir. Çözümü gereken uyuşmazlık hukuka aykırı aramada elde edilen maddi delil dışındaki diğer delilerin bu bağlamda hakkındaki ihbar ile sanığın mevcut ikrarının somut olayda mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı hususunda toplanmaktadır.''
Bununla birlikte, ilgili haberde kolluk güçleri için suç ve suçlunun ortaya çıkarılmasında çok önemli bir yere sahip olan ikrarın delil olup olmadığına değinilmiştir. Haberin devamında;
“Ceza Genel Kurul kararında, sanığın ikrarının ceza yargılamasında delil olarak kabul edilip edilemeyeceği de tartışıldı. Yürürlükten kaldırılan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) ve yeni Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK), hâkim önündeki ikrarın delil niteliği bulunduğunu kabul ettiği belirtilen kararda, ''Vicdani delil sisteminin geçerli bulunduğu ceza yargılaması hukukumuzda, özgür iradeye dayalı olan ikrarın da dosyada varlığını koruyan tüm deliller gibi yargıç tarafından serbestçe takdir edilip değerlendirilmesi gerekecektir'' denildi. Bir kimsenin suçlu olmadığı halde kendisini suçlu sayması veya bir başkasının suçunu kabullenmesinin mümkün olmadığı belirtilen kararda, ''İkrarın hangi aşamada gerçekleştiği, özgür iradeye dayalı olup olmadığı, ikrarda bulunanın beyanının ciddiyeti, bundan doğacak sonuçları bilip bilmediği ve ikrarın başkaca deliller veya emarelerle desteklenip desteklenmediği konularının'' da önemli olduğu vurgulandı.
''İstikrarlı Biçimde İkrarı Var''
Somut olayda sanığın, gerek sulh ceza hâkimince, gerekse mahkemece tüm yasal hakları hatırlatıldıktan sonra sorgulandığı belirtilen kararda, ''sanığın 25 yıldır uyuşturucu kullandığını, esrar elde etmek için evinin damında hintkeneviri yetiştirdiğini ikrar ettiği kaydedildi. Kararda, sanığın temyiz dilekçesine dahi hintkeneviri bitkisi yetiştirdiğini, ancak bunların cüzi miktarda olduğunu belirttiği'' anlatıldı. Sanığın bu anlatımlarının adli sicil kaydıyla da doğrulandığı, başkası adına suç üstlendiği iddia edilmediği, böyle davranmasını gerektirecek bir neden de bulunmadığı ifade edilen kararda, sanığın başlangıçtaki ikrarını tüm aşamalarda istikrarlı biçimde sürdürdüğü kaydedildi.
Genel Kurul, sanığın durumunun tüm bu nedenler ve yeni TCK’ ya göre değerlendirilmesini isteyerek, 7. Ceza Dairesi'nin bozma kararını kaldırdı ve yerel mahkemenin kararını bu gerekçelerle bozdu.
''Zehirli Ağacın Meyvesi De Zehirlidir''
Karara katılmayan 2 üye, karşı oy yazılarında ''hukuka aykırı şekilde elde edilen delil dolayısıyla ulaşılan delillerin, ister hukuka aykırı, isterse uygun yolla elde edilsin, hukuka aykırı deliller olacağını'' savundular. Öğretideki baskın görüşün de bu yönde olduğunu belirten 2 üye, ''Bu duruma 'hukuka aykırı delillerin dolaylı etkisi, uzak etkisi' ya da 'zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir' denilmektedir'' tespitinde bulundular. Bu üyeler, aramanın rızayla bile olsa yine de hukuka aykırı olduğunu savundular.
Sanığın ikrarının geçerli olmadığını ifade eden iki üye, sanığın ifade, sorgu ve savunmasının alındığını, her üç aşamada da hukuk kurallarına uyulmadan yapılan arama sonucu hintkenevirlerinin bulunduğuna dair arama zabıtlarının önüne konulduğunu ve ''köşeye sıkıştırıldığını hisseden sanığın bu baskı altında itirafta bulunmak zorunda kaldığını'' ileri sürdüler.”
Yukarıda verilen gazete haberinden de anlaşılacağı gibi bilimsel olarak desteklenmeyen, somut olarak ortaya konmayan kanıtlar, hukuksal yönden havada kalır ve bu bağlamda herhangi bir anlam ifade etmedikleri[9] gibi masum insanların haksız yere gözaltına alınmasına veya hapse mahkûm edilmesine neden olmaktadır. Nitekim böyle bir olay Zonguldak ilinde yaşanmış ve masum dört kişi kolluk yetkilileri tarafından tutuklanmış ve Ağır Ceza Mahkemesinde yargılamaya başlanmıştır. Olayın gelişme süreci şu şekildedir;
“Zonguldak’ ta (1996) 5 yıl önce Kubilay ÖZTAŞ’ ın katil zanlısı olarak dört erkek şahıs tutuklanır yargılamaya başlanır. Olayla ilgili elde edilen delillere göre suçlanır. Ama suçlarını kabul etmezler. Öldürmeleri gereken bir durumun olmadığını tekrarlarlar. Ağır Ceza Mahkemesinde olayla ilgili yargılama devam ederken Avukatları olayla ilgili tüm ayrıntıları incelemesi sonucu video kasetlerinde 5 yıldır sanıkların lehine olup değerlendirilmeyen özel kayıtlara rastlanır. Sanıkların yüzleştirme ve yer göstermelerinin video kayıtlarında özel konuşmaların kaydedildiği, bu konuşmaların bir bölümünde; Jandarma Komutanı’ nın kayıtlardaki konuşması şöyle:
‘Adam kafa karıştırmak için sağdan soldan bizim bilmediğimiz; hiç duymadığımız isimler söylüyor. Halen ben değilim diyor, o kadar profesyonel. 8 gündür aç yatıyor efendim. İlk defa size söylüyorum. Bizim alaydan gelen sorgucuları bile kandırdı. Sorgucular, ‘Bu işi yapanlar bunlar değil, bizim attığımız dayağı yiyen adam bülbül gibi şakırdı.’ diyorlar.’ Olayla ilgili elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu için mahkeme heyeti sanıkların tahliyesine karar verdi.”(www.aksam.com.tr 2001)[10]
Böylesi bir durumun ülkemizde meydana geldiği hasebiyle; bu türlü olayların meydana gelmemesi için dikkatli olunmalı, gerekli önem gösterilmeli ve ülkemizin dolayısıyla da teşkilatımızın gerek ulusal, gerekse uluslararası platformlarda zor duruma düşmemesi sağlanmalıdır. Bununla birlikte, hukuk sisteminde polis, soruşturma süreci içerisinde yaptığı tüm faaliyetlerden dolayı kendisine mahkemede doğrudan soru yöneltileceğinden yapmış olduğu tüm çalışmaları hukuk kuralları çerçevesinde yerine getirmek zorundadır.[11] Diğer yönden "polisin karalanması" ve "inkâr müessesesi" unsurlarını göz önüne aldığımızda hukuk normlarına uygun olarak delil toplama ve elde etmenin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Sonuç
Bir olay meydana geldikten sonra, suçun aydınlatılması ve sanıklarının yakalanması amacıyla olay yerindeki tüm maddi delilleri tespit etmek, bu delilleri usulüne uygun olarak toplamak, ambalajlamak ve değerlendirilmek üzere ilgili birimlere göndermek gibi adli görevlerimiz bulunmaktadır. Globalleşen dünya değerleri karşısında yeni yapılanma çalışmalarına önem veren teşkilatımızda suçun aydınlatılması ve suçluların tespitinde olay yerinin teknik ve bilimsel yönden incelenip, suç delillerine ulaşılarak olayın çözümünün gerçekleştirilmesi vazgeçilmez bir ilkedir.
Bu bağlamda maddi deliller suç/suçlar ve suçlunun/suçluların kolluk güçleri tarafından ortaya çıkarılmasında önemli bir ispat aracıdır. Maddi delillerin tanımını yapmak gerekirse; “işlenen suçun yeniden canlandırılmasına, failin kimliğinin ve fail-mağdur-olay yeri arasındaki ilişkinin tespitine yarayacak, laboratuarlarda işlem gördükten sonra soruşturma sırasında ya da mahkemede delil olarak kullanılabilecek, maddi (fiziki) bir yapıya sahip, canlı veya cansız, dokunulabilen herhangi bir nesne ya da ize maddi delil denmektedir.”
Ayrıca, bilimsel olarak desteklenmeyen, somut olarak ortaya konmayan kanıtlar, hukuksal yönden havada kalır ve bu bağlamda herhangi bir anlam ifade etmedikleri gibi masum insanların haksız yere gözaltına alınmasına veya hapse mahkûm edilmesine neden olmaktadır. Bu açıdan polis maddi delil/delilleri toplarken hukuka uygun olarak hareket etmelidir. Eğer hukuk normlarına riayet söz konusu olmaz ise mahkeme veya hüküm verildikten sonra bu karara yapılan itiraz neticesinde ortaya çıkan temyiz sürecinde bu delilerin hiçbir hükmünün olmayacağı akıldan çıkarılmamalıdır.
KAYNAKÇA
1. Kaygısız, Mustafa (2003) Adli Bilimler, Seçkin
Yayınları, Ankara
2. Bal, Ramazan (2005) Soruşturma ve Yazışma Kuralları,
Adalet Yayınevi, Ankara
3. Kaygısız, Mustafa (2006) Suç Analizi–1, Adalet
Yayınevi, Ankara
4. Şafak, Ali- Bıçak, Vahit (2005) Ceza Muhakemesi Hukuku
ve Polis, Roma Yayınları, Ankara
5. Sönmez, Nevzat (2005) Polis Mevzuatı, Seçkin
Yayınları, Ankara
6. Polisin Adli Görevlerinin Yerine Getirilmesinde
Delillerin Toplanması, Muhafazası Ve İlgili Yerlere Gönderilmesi Hakkında
Yönetmelik
* Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Son Sınıf Öğrencisi, Adli Bilimler Topluluğu Üyesi
[1] Polisin Adli Görevlerinin Yerine Getirilmesinde Delillerin Toplanması, Muhafazası Ve İlgili Yerlere Gönderilmesi Hakkında Yönetmelik
[2] Kaygısız, Mustafa (2003) Adli Bilimler, s. 90, Seçkin Yayınları, Ankara
[3] http://www.balikesiremniyet.gov.tr/Html/olay_yeri/indeks.htm,
Erişim Tarihi: 12.12.2006
[4] Kaygısız, Mustafa (2003) Adli Bilimler, s. 89, Seçkin Yayınları, Ankara
[5] A.g.e, s.89
[6] A.g.e ss. 63–65
[7] Polisin Adli Görevlerinin Yerine Getirilmesinde Delillerin Toplanması, Muhafazası Ve İlgili Yerlere Gönderilmesi Hakkında Yönetmelik, md 3.
[8] http://arsiv.sabah.com.tr/2006/02/22/gnd98.html
Erişim Tarihi: 12.12.2006
[9] http://www.egm.gov.tr/daire.kriminal.asp Erişim Tarihi: 12.12.2006
[10] Kaygısız, Mustafa (2006) Suç Analizi–1, ss.208–209, Adalet Yayınevi, Ankara
[11] http://www.sucanalizi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=231&Itemid=9
Erişim Tarihi: 12.12.2006